MÜZE — RESTORASYON KANADI (ÖZEL KOLEKSİYON ODASI) — 01:30
Gala sona ermiş, tüm konuklar, basın ve görevliler müzeyi terk etmişti. Dev binanın kapıları kilitlenmiş, sadece ana galerideki loş restorasyon ışıkları açık bırakılmıştı.
Jungkook, içtiği şampanyaların ve galanın yarattığı adrenalinle tarihi restorasyon kanadındaki kilitli özel koleksiyon odasına geçmişti. Odada, yüz yıllık ahşap restorasyon masası ve tarihi taş duvarlar dışında hiçbir şey yoktu.
Arkasındaki ağır ahşap kapı açıldı ve kilitlenme sesi yankılandı.
Jungkook arkasını dönmedi. Kimin geldiğini biliyordu.
Taehyung, smokin ceketini çıkarmış, siyah kravatını gevşetmiş bir şekilde karanlığın içinden süzüldü. Yavaş ve ölçülü adımlarla Jungkook’a doğru yürüdü.
"Projeyi bitirdik Jeon," dedi Taehyung. Sesi gecenin sessizliğinde yankılandı. "Artık bir bahanamiz kalmadı. Bitti."
Jungkook yavaşça döndü. Masaya yaslandı. Bakışlarındaki o hırçınlık, yerini kabullenilmiş bir yangına bırakmıştı.
"Bitti," dedi Jungkook. "Artık ne profesyonel ne de zorunlu bir bağımız var. Birbirimizin yüzünü görmek zorunda değiliz."
"Peki neden gitmedin?" dedi Taehyung, aralarındaki mesafeyi sıfırlayarak. İki elini Jungkook’un arkasındaki tarihi ahşap masaya dayadı. "Neden bu kilitli odada beni bekledin?"
"Sana son kez yenilmediğimi kanıtlamak için," dedi Jungkook, sesindeki hafif titremeyi gizleyemeyerek.
"Biz hiç yenilmedik Jeon," dedi Taehyung, parmaklarını Jungkook’un çenesine yumuşakça ama kaçamayacağı bir sıkılıkta yerleştirerek. "Biz sadece birbirimizi yok etmek isterken birbirimizde kaybolduk."
Taehyung, bu sefer ne alkolün ne de ani bir nefret krizinin arkasına sığınmadan, tamamen kendi iradesi ve bastırılamaz arzusuyla Jungkook’un dudaklarına kapandı.
Öpücük bu sefer bir savaş değil, aylardır biriken o devasa çekimin nihai patlamasıydı. Jungkook hiç duraksamadan Taehyung’un gömleğinin yakasını kavradı ve onu kendine doğru çekti. Dudakları açlıkla, derinlikle ve birbirini yırtarcasına bir tutkuyla birleşti.
Taehyung, Jungkook’u tek hamlede kaldırıp tarihi restorasyon masasının üzerine oturttu. Smokin pantolonunun kemerini ve Jungkook’un kıyafetlerini tek tek, nefes nefese yere attı. İkisinin çıplak teni tarihi odadaki soğuk havada birbirine değdiğinde ikisi de ürperdi.
"Bu son," dedi Jungkook nefes nefese, Taehyung’un omuzlarını kavrayarak. "Eğer beni alacaksan... bu gece beni tamamen yık Taehyung."
"Seni yıkmayacağım Jeon," dedi Taehyung, boğuk ve tutku dolu bir sesle. "Seni bu binanın kalbine kazıyacağım."
Taehyung, masadaki restorasyon vazelinini alıp Jungkook’u parmaklarıyla çıldırtıcı bir hız ve derinlikle hazırladı. Jungkook başını geriye atıp inlerken, tarihi taş duvarlar iniltilerini yankılatıyordu.
Taehyung, kendi devasa ve sertleşmiş organını Jungkook’un arzulayan girişine dayadı. Bu sefer duraksamadı; tek bir uzun, derin ve yakıcı hamlede sonuna kadar gömüldü!
"AHHHHHHHHHH!"
Jungkook’un çığlığı odada çınladı. Bacaklarını Taehyung’un beline doladı, ellerini adamın sırtına geçirip tırnaklarını etine sapladı. Bu birleşme öncekilerden çok farklıydı; nefretin içinden süzülüp gelen, kaçamadıkları o devasa aşkın ve tutkunun beden bulmuş haliydi.
Taehyung, Jungkook’un belini sıkıca kavrayarak masanın üzerinde amansız, sert ve tutkulu bir ritim tutturdu. Her darbede masadan çıkan gıcırtılar, ikisinin birleşen bedenlerinden çıkan ıslak sesler ve boğuk iniltiler odayı doldurdu.
"Taehyung... ahh! Taehyung!" Jungkook adamın adını bir dua gibi sayıklıyordu.
Taehyung eğilip Jungkook’un dudaklarını, boynunu ve göğsünü öpücüklere boğdu. Hamlelerini en üst noktaya çıkararak, Jungkook’un içindeki en hassas noktaya sertçe vurmaya devam etti.
"Benimsin Jeon," diye fısıldadı Taehyung, tutkudan kararmış gözleriyle onun gözlerine bakarak. "Bu proje bitse de, bu şehir yıkılsa de sen benimsin."
"Seninim..." dedi Jungkook, kabullenişin verdiği o muazzam hazla.
Zirve noktasına ulaştıklarında, ikisi de çığlıklar içinde aynı anda patladı. Taehyung sıcak tohumlarını Jungkook’un derinliklerine bırakırken, Jungkook da kendi karnına ve Taehyung’un göğsüne boşaldı.