Odadaki sessizlik kulaklarımı çınlatıyordu.
Mert'in annesi.
Türkiye'nin en güçlü kadınlarından biri olarak bilinen Selin Arslan.
Ve az önce oğlunun ağzından çıkan cümle.
"O zaman buna alışman gerekecek anne."
Kadının yüzü dondu.
Benimki de.
Çünkü bu oyunun bir parçası olsak bile...
Bunu ben bile beklemiyordum.
"Ne dedin sen?"
Selin Hanım'ın sesi alçaktı.
Ama tehlikeli derecede alçaktı.
Mert gözünü kırpmadı.
"Gayet açık konuştum."
"Oğlum."
"Anne."
Kadın birkaç saniye boyunca oğluna baktı.
Sonra bana döndü.
Bakışları sertti.
Soğuktu.
Ve beni odada istemediği çok belliydi.
"İkinizi yalnız bırakayım."
Ayağa kalktım.
Çıkmak istiyordum zaten.
Ama kapıya ulaşamadan Mert konuştu.
"Kal."
Durdum.
Selin Hanım da durdu.
İkimiz de ona baktık.
"Bu konu onu ilgilendiriyor."
Kadının sabrı tükeniyordu.
Benimki de.
"Yeter."
Çantamı omzuma attım.
"Ben gidiyorum."
Mert masadan kalktı.
"Kezz."
"Hayır."
"Dinle."
"Hayır."
İlk kez sesimi yükseltmiştim.
"Ben sizin ailenizin problemi değilim."
Sessizlik.
"Ben sizin itibar savaşınız değilim."
Sessizlik.
"Ve kesinlikle satın alınabilecek biri değilim."
Selin Hanım hafifçe gülümsedi.
Ama bu iyi bir gülümseme değildi.
"Duydun mu?"
Mert'e bakıyordu.
"En azından karakteri var."
İlk kez bana karşı küçümseyici olmayan bir şey söylemişti.
Garip şekilde bu hoşuma gitmedi.
Tam kapıya yönelmiştim ki Mert'in sesi geldi.
"Annen nasıl?"
Olduğum yerde durdum.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye.
Yavaşça ona döndüm.
"Nereden biliyorsun?"
Mert cevap vermedi.
Masadan bir dosya aldı.
Önüme bıraktı.
Dosyada benim hakkımda bilgiler vardı.
Üniversite.
Adres.
Çalıştığım yer.
Eski işim.
Eski fotoğraflarım.
Ailem.
Annem.
Babam.
Hastane kayıtları.
Boğazım düğümlendi.
"Bu..."
"Benim dünyam."
Mert'in sesi sakindi.
"Bir krizin içine giriyorsam önce araştırırım."
İlk kez gerçekten sinirlendim.
Dosyayı masaya fırlattım.
"Bu hasta ruhlu bir davranış."
"Belki."
"Belki mi?"
"Belki."
Yaklaştım.
Gözlerinin içine baktım.
"Senin problemin ne biliyor musun?"
"Hayır."
"Her şeyi satın alabileceğini sanıyorsun."
Bu kez Mert sustu.
Uzun süre sustu.
Sonra beklemediğim bir şey yaptı.
Ceketini çıkardı.
Masanın üzerine bıraktı.
Kravatını gevşetti.
Ve ilk kez Mert Arslan gibi değil...
Sadece yorgun bir adam gibi göründü.
"Hayatım boyunca hiç arkadaşım olmadı."
Kaşlarım çatıldı.
Bu cevabı beklemiyordum.
"Ne?"
"İnsanlar beni değil soyadımı sevdi."
Odadaki hava değişmişti.
"Okulda."
"Dışarıda."
"İş hayatında."
"Herkes."
Başını kaldırdı.
"Bana yaklaşan herkesin bir sebebi vardı."
İlk kez gözlerinde yalnızlık gördüm.
Gerçek yalnızlık.
Benimkine benzeyen türden.
Ve bu beni rahatsız etti.
Çünkü onu sevmek istemiyordum.
Mert masadaki sözleşmeyi bana uzattı.
Bu kez sesi daha sakindi.
"Bu sadece benim için değil."
Dosyaya baktım.
Sonra ona.
"İkimiz için de bir çıkış yolu."
O an cevap veremedim.
Ama ilk kez...
Teklifini tamamen saçma bulmuyordum.
Ve bu çok daha tehlikeliydi.
Tam o sırada kapı açıldı.
Bir görevli içeri girdi.
Yüzü bembeyazdı.
"Pardon efendim..."
Mert döndü.
"Neymiş?"
Görevli yutkundu.
Sonra o cümleyi söyledi.
"Basın binanın önünü tamamen kapattı."
Odadaki herkes sustu.
Görevli devam etti.
"Ve Kezz Hanım'ın burada olduğunu öğrenmişler."
Kalbim sıkıştı.
Çünkü artık kaçacak yer kalmamıştı.