İçeriğe geç

Kendime Geç Kalan Mektuplar

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kendime Geç Kalan Mektuplar

Bölüm 2

Zarf

Siren sesi şehrin üzerinden çekilip giderken Lina bir süre hareket etmedi. O ses artık onun için bir başlangıç ya da bitiş anlamına gelmiyordu; sadece arka planda duran, silinmeyen bir uğultu gibiydi. Yağmur pencerenin camına ince ince vuruyor, sanki dışarıda değil de odanın içinde yağıyormuş hissi yaratıyordu. Lina elindeki zarfı fark ettiğinde parmaklarının hafifçe titrediğini gördü ama bunun korkudan mı yoksa başka bir şeyden mi olduğunu anlayamadı. Çünkü korku dediğimiz şey bile bu şehirde zamanla şekil değiştiriyordu; insan neye alışırsa, duygular da ona dönüşüyordu.

Zarfı tekrar inceledi. Kâğıt sıradan değildi. Kalın, hafif pürüzlü ve eski bir dokusu vardı. Posta Taşıyıcıları genelde ince, standart kâğıt kullanırdı; sistemin kontrol ettiği her şey gibi bu da standarttı. Ama bu zarf farklıydı. Üzerinde isim yoktu, kod yoktu, damga yoktu. Sadece tek bir cümle yazıyordu: “Teslim edilmemesi gerekenler için.” Lina bu cümleyi birkaç kez içinden tekrar etti. Her tekrarında anlam değişiyordu. Önce tehdit gibi geldi. Sonra hata gibi. En son ise sanki ona özel yazılmış bir çağrıya dönüştü.

Evin içi sessizdi. Bu sessizlik artık rahatsız edici değildi, aksine tanıdık bir örtü gibi her şeyi sarıyordu. Dışarıdan gelen sesler çok azdı; uzak bir motor, yağmurun ritmi, bazen de sokaktan geçenlerin ayak sesleri. Lina zarfı göğsüne yaklaştırdı ve farkında olmadan bir adım geri çekildi. Çünkü bazı şeyler insanın eline geçince ağırlık değil, yön değiştirirdi. Sanki bu zarf onun durduğu yeri değil, gideceği yeri belirliyordu.

Parmakları yavaşça mühüre gitti. Bir an durdu. Bu duruş aslında bir karar anıydı ama Lina bunu o anda fark etmedi. Sadece içinde açıklayamadığı bir baskı hissetti. Sanki biri ona “aç” demiyordu ama “açmazsan bir şey eksik kalacak” diyordu. Sonra mühür kırıldı. O küçük ses, odanın içinde olduğundan daha büyük yankı yaptı. Lina istemsizce etrafına baktı, sanki biri duymuş olabilirdi. Ama ev her zamanki gibi sessizdi.

Zarfın içinden çıkan kâğıt biraz daha inceydi ama daha ağır hissediliyordu. Çünkü kelimeler hafif olduğunda bile bazen insanın üstüne çökerdi. Yazı el yazısıydı, aceleyle ama dikkatli atılmıştı. Sanki yazan kişi hem kaçıyor hem de unutulmak istemiyordu.

“Eğer bunu okuyorsan, hâlâ buradasın.”

Lina’nın nefesi farkında olmadan durdu. Bu cümle basit bir tespit gibi görünüyordu ama içinde tuhaf bir yakınlık vardı. Sanki biri onun varlığını sadece görmemiş, doğrulamıştı. “Hâlâ buradasın.” Bu kelimeler bir tesadüf olamazdı.

Devamını okudu.

“Beni tanımıyorsun. Ama ben seni defalarca gördüm.”

Lina’nın boğazında ince bir düğüm oluştu. Defalarca görülmek… bu dünyada neredeyse imkânsız bir şeydi. İnsanlar birbirine bakmazdı artık. Bakmak bile risk sayılırdı. Sistem, göz temasını bile kayıt altına alırdı. Ama bu cümle, sistemin dışında bir yerden geliyordu. Ya da sistemin hiç bilmediği bir yerden.

Lina yavaşça pencereye doğru döndü. Sanki yazıyı okuyan değil de yazılanı yaşayan oydu. Perdeleri araladı. Sokak her zamanki gibiydi: gri, ıslak, düzenli ve sessiz. Ama o sessizliğin içinde bir şey eksikti ya da fazla. Lina bunu hemen fark etti ama adını koyamadı.

Tam o sırada sokaktan hafif bir motor sesi yükseldi. Önce uzaktı, sonra yaklaştı. Lina’nın bedeni bunu otomatik olarak tanıdı: Posta Taşıyıcıları. Bu ses değişmezdi. Düzenli, ağır ve soğuk. Sanki bir şey teslim etmeye değil de bir şeyi kontrol etmeye geliyorlardı. Lina istemsizce bir adım geri çekildi ama gözlerini sokaktan ayırmadı.

Ve sonra zarfı tekrar eline aldı. Sanki onu bırakırsa cevap da kaybolacakmış gibi hissediyordu. Bu his mantıklı değildi ama gerçekti. Çünkü bazı duygular mantıkla değil, eksiklikle çalışırdı.

O anda Lina’nın zihninde çok kısa bir düşünce belirdi: “Bu zarf bana gelmemeliydi.” Ama hemen ardından başka bir düşünce geldi, daha sessiz ama daha güçlü: “Ama geldi.”

Motor sesi sokağın köşesinden geçti. Lina camdan aşağıya baktı ama araçları göremedi. Sadece varlıklarını hissetti. Sanki şehir onların geçişine izin veriyor ama onları göstermiyordu. Bu bile sistemin ne kadar görünmez çalıştığını hatırlatıyordu.

Lina masaya geri döndü. Oturdu ama rahat değildi. Zarfı önüne koydu. Bir süre sadece baktı. Sanki kâğıt geri konuşacaktı. Sonra dolma kalemi aldı ama yazmadı. Çünkü yazacak bir şey yoktu. Ya da her şey yazılmayı bekliyordu.

Ve tam o anda Lina şunu fark etti: Hayatında ilk kez bir mektup sadece geçmişe değil, geleceğe de hitap ediyordu. Bu düşünce onu ürkütmedi. Aksine, garip bir şekilde içini açtı. Çünkü uzun zamandır ilk kez bir şey “devam edebilir” gibi hissediyordu.

Yağmur biraz daha sertleşti. Ama Lina artık dışarıyı dinlemiyordu. İçeride başlayan bir şey vardı ve bu, dışarıdaki her şeyden daha gürültülüydü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.