İçeriğe geç

Kendime Geç Kalan Mektuplar

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Kendime Geç Kalan Mektuplar

Bölüm 3

Sınırın Dışındaki

Lina sabah gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey ışık olmadı, ses de olmadı. Zihninin içinde kalan bir cümleydi: “Beni defalarca gördüm.” Bu cümle uykuyla uyanıklık arasında sıkışmış bir yerden geliyordu, sanki gece boyunca odanın içinde biri yürümüş ama hiçbir şey yerinden oynamamıştı. Lina yatakta bir süre hareketsiz kaldı. Tavana baktı. Odanın köşeleri her zamanki gibiydi ama Lina’nın içi aynı yerde değildi. Bir şey değişmişti ama ne olduğunu bilmiyordu. Bu belirsizlik onu rahatsız etmekten çok çekiyordu; çünkü bazı duygular net olmadığında daha güçlü hissediliyordu.

Yavaşça kalktı. Perdeleri araladığında şehir yine aynıydı: ıslak, sessiz, solgun. Yağmur ince ince yağıyordu ama bu yağmur artık sadece hava durumu gibi değildi. Lina için her damla sanki bir şeyleri hatırlatmaya çalışan küçük işaretler gibiydi. Camın önüne yaklaştı. Elini pencere kenarına koydu. Soğukluk tenine yayıldı. Aşağıya baktı. İlk bakışta hiçbir şey yoktu. Sokağın köşesi boştu, lambalar sönük, yollar ıslaktı. Ama Lina gözlerini biraz daha uzun tuttuğunda, orada bir şeyin “boşluk gibi davranmadığını” fark etti.

Köşede biri vardı.

Lina nefesini fark etmeden tuttu. Adam yağmurun altında duruyordu. Hareket etmiyordu ama donmuş gibi de değildi. Sanki zaman onun etrafında farklı akıyordu. Ne acele ediyordu ne de saklanıyordu. Bu en tuhafıydı. Çünkü bu dünyada insanlar ya hızlıydı ya da görünmez. Ortası yoktu.

Lina perdeyi tamamen açmadı. Sadece araladı. Çünkü tam görmek bazen geri dönüşü olmayan bir şeydi. Adam başını eğmişti, sokağı izliyordu ama aslında hiçbir şeyi izlemiyor gibiydi. Sanki bir noktayı değil, bir anı bekliyordu. Lina’nın kalbi yavaşça hızlandı. Bu hız panik değildi. Bir fark edişti. Sanki beden onun için bir şey anlamaya çalışıyordu ama zihni yetişemiyordu.

Sonra adam başını kaldırdı.

Ve Lina’yı gördü.

O an Lina’nın içinde garip bir boşluk oluştu. Çünkü bu bakış yabancı değildi. Ama tanıdık da değildi. İkisinin arasında sıkışmış, açıklanamayan bir yerden geliyordu. Lina’nın zihni bu hissi tanımlamaya çalıştı ama hiçbir kelime bulamadı. Sadece bir ağırlık hissetti. Sanki biri onu uzun zamandır biliyordu ama o bu bilgiyi unutmuştu.

Adam hareket etmedi. Sadece baktı. Lina ilk kez onun yüzünü bu kadar net gördü. Yağmur damlaları yüzünden aşağı süzülüyordu ama bu görüntü onu gizlemiyordu, aksine daha gerçek yapıyordu. Gözleri Lina’nın gözlerine takılıydı. Kaçmıyordu. Saklamıyordu. Bu bakışta bir şey vardı: beklemek.

Adam bir adım attı. Sonra durdu. Sanki görünmez bir çizgi vardı. Lina’nın dünyası ile onun bulunduğu yer arasında çekilmiş bir çizgi. Lina istemsizce pencereye daha da yaklaştı. Camın soğukluğu alnına değdiğinde hafifçe irkildi ama geri çekilmedi. Çünkü geri çekilmek artık doğal bir refleks gibi değildi. Sanki bir şey onu orada tutuyordu.

Adamın dudakları hafifçe aralandı. Bir şey söyleyecek gibiydi ama söylemedi. Ses yoktu. Ama Lina yine de duydu. Ya da duymadı, anladı. “Buradasın.” Bu bir soru değildi. Bu bir tespitti. Ama Lina’nın içinde bıraktığı his çok daha derindi. Sanki biri onun varlığını ilk kez dışarıdan doğruluyordu.

Lina’nın bileğinde cihaz çok hafif titreşti. Ekran yanmadı, ses çıkmadı. Ama bu sessizlik Lina’yı tedirgin etti. Çünkü sistem bazen uyarmazdı. Sadece izlerdi. Lina bunu biliyordu. Ama ilk kez umursamadı.

Sokaktan uzak bir motor sesi geldi. Lina bunu hemen tanıyamadı ama vücudu tanıdı. Posta Taşıyıcıları değildi. Daha ağırdı. Daha düzenliydi. Daha resmi bir ritmi vardı. Adam sesi duyduğunda bakışını sokaktan ayırdı. Kısa bir an çevreye baktı. Sanki zamanı ölçüyordu. Lina o an fark etti: Adam burada kalmak için değil, burada “kalınmış” gibiydi. Sanki kalması bir tercih değil, geciktirilmiş bir durumdu.

Adam tekrar Lina’ya baktı. Bu bakış artık aynı değildi. İçinde bir karar vardı. Ama bu karar verilmiş değil, ertelenmiş gibiydi. Lina o an ilk kez şunu hissetti: Bu adam gitmek zorunda. Ama gitmek istemiyor.

Lina elini farkında olmadan cama koydu. Camın soğukluğu parmaklarına yayıldı. Adam bunu gördü. Ve çok küçük bir şey yaptı. Elini hafifçe kaldırdı. Aralarında cam vardı, mesafe vardı, sokak vardı ama bu hareket bütün bunları anlamsızlaştırıyordu. Bu bir temas değildi ama temasa en yakın şeydi.

O an Lina’nın zihninde çok kısa bir görüntü belirdi. Aynı bakış. Ama başka bir yerde. Aynı adam. Ama farklı bir ışık. Lina gözlerini kırptı ve görüntü kayboldu. Ama kalbi hızlanmıştı. Çünkü bu bir anı gibi hissettirmişti. Ama hatırlamıyordu.

Adamın yüzünde çok küçük bir değişim oldu. Sanki Lina’nın bu anlık duraksamasını fark etmişti. Başını hafifçe eğdi. Bu bir veda değildi. Bir “sonra”ydı. Lina bunu çok net hissetti. Ve bu “sonra” kelimesi hiçbir yerde yazmıyordu ama aralarında asılı kalmıştı.

Uzak motor sesi daha da yaklaştı. Adam bunu duydu. Bu kez daha net bir şekilde gerildi ama korkmadı. Sadece zamanı kabul eder gibi baktı. Lina bunu gördü. Ve o an anladı: Adam burada kalamazdı. Ama kalmıştı. Ve bu kalış bir hata değil, bir amaçtı.

Adam geri adım attı. Yavaşça. İsteksizce. Ama bakışı kopmadı. Sanki Lina’nın bir şey söylemesini bekliyordu. Lina konuşmadı. Çünkü konuşacak bir şey yoktu. Ama içinde büyüyen bir his vardı. Eksik bir tanıdıklık. Tam olmayan bir hatıra.

Adam arkasını döndü. Yağmur onu hemen içine aldı. Ama Lina onu kaybetmedi. Çünkü bazı insanlar kaybolmaz. Sadece yer değiştirir. Lina pencerenin kenarında kaldı. Elini camdan çekmedi. Çünkü o iz artık sadece bir el izi değildi. Bir bağın ilk izi gibiydi.

Ve Lina ilk kez şunu düşündü:

“Ben onu ilk kez görmüyorum.”

Ama bu düşünce korkutmadı.

Çünkü aynı anda başka bir şey daha hissetti:

“Ve o da beni ilk kez görmüyor.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.