Ertesi gün Defne, uyandığı andan beri kendisini garip hissediyordu.
Ortada henüz adı konmuş bir ilişki yoktu.
Emre ona sevgilim dememişti.
Defne de Emre’ye sevgilim dememişti.
Ama ikisi de bir önceki akşamın ardından hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu.
Defne yatağında doğrulup telefonunu eline aldı.
Mesaj yoktu.
Ekranın üst kısmında Emre’nin adı görünmüyordu.
Bir süre bekledi.
Sonra kendi kendine kızdı.
“Daha sabah.”
Telefonu yatağın üzerine bıraktı.
Birkaç saniye sonra tekrar aldı.
Tam ekranı açmıştı ki bildirim geldi.
Emre: Günaydın.
Defne’nin yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Defne: Günaydın.
Emre: Uyudun mu bari?
Defne: Evet.
Emre: Ben uyuyamadım.
Defne kaşlarını çattı.
Defne: Neden?
Cevap birkaç saniye sonra geldi.
Emre: Dün seni düşünüyordum.
Defne mesajı tekrar okudu.
Bir kez.
İki kez.
Sonra telefonu göğsünün üzerine bıraktı.
Kalbinin hızlandığını hissediyordu.
Bir süre tavana baktı.
Dün gece konuşulanları düşündü.
Sevgili olsak?
Bu cümlenin ardından ikisi de gülmüş, konuyu tam olarak kapatmamıştı.
Ama şimdi Emre’nin mesajı her şeyi yeniden önüne getiriyordu.
Defne tekrar telefonu eline aldı.
Defne: Neyi düşündün?
Bu kez cevap daha geç geldi.
Emre: Bizi.
Defne’nin parmakları klavyenin üzerinde kaldı.
Bizi.
Tek bir kelime.
Ama Defne’nin içinde uzun zamandır hissetmediği bir heyecan yarattı.
Defne: Biz diye bir şey var mı?
Emre’nin cevabı hemen gelmedi.
Defne ekrana bakarak bekledi.
Sonunda:
Emre: Bence var.
Defne gülümsedi.
Defne: Bence de.
O gün buluştuklarında ikisi de farklı davranıyordu.
Sanki aralarında görünmeyen bir şey vardı.
Daha önce yan yana yürümek normaldi.
Şimdi ise Emre’nin omzunun Defne’nin omzuna hafifçe değmesi bile farklı hissettiriyordu.
Bir süre sessizce yürüdüler.
Sonunda Emre konuştu.
“Dün gece söylediklerimi düşündün mü?”
Defne başını ona çevirdi.
“Hangilerini?”
“Biliyorsun.”
“Belki.”
Emre gülümsedi.
“Senin bu ‘belki’lerinden kurtulmamız lazım.”
“Niye?”
“Çünkü bazen gerçekten ne düşündüğünü anlamıyorum.”
Defne hafifçe güldü.
“Sen de beni anlamak zorunda değilsin.”
“İstiyorum.”
Bu cevap Defne’yi susturdu.
Emre devam etti.
“Senin ne düşündüğünü bilmek istiyorum.”
Defne gözlerini önüne çevirdi.
“Beni gerçekten istiyor musun?”
Emre hiç düşünmeden cevap verdi.
“Evet.”
Defne tekrar ona baktı.
“Emin misin?”
“Evet.”
“Benden hoşlandığın için mi?”
“Hayır.”
“Peki?”
Emre birkaç saniye sustu.
“Seni sevdiğim için.”
Defne’nin adımları yavaşladı.
Emre de durdu.
Defne ona baktı.
“Bunu ilk defa söylüyorsun.”
“Biliyorum.”
“Ne zamandır böyle hissediyorsun?”
“Bilmiyorum.”
Defne gülümsedi.
“Yine mi?”
Emre de gülümsedi.
“Tam olarak ne zaman olduğunu bilmiyorum. Ama artık senden hoşlanmanın ötesinde olduğunu biliyorum.”
Defne’nin gözleri dolmadı.
Ağlamadı.
Sadece sessizce baktı.
Çünkü bu cümleyi duymayı ne kadar beklediğini kendisi bile bilmiyordu.
Hayatında ilk defa birinin ona sahip oldukları için değil, kendisi olduğu için değer verdiğini hissediyordu.
“Ben de seni seviyorum,” dedi.
Emre’nin yüzündeki ifade bir anda değişti.
Sanki o cümleyi duymayı beklemiyormuş gibi.
“Gerçekten mi?”
Defne güldü.
“Az önce sen söyledin.”
“Sen söyleyince başka.”
Defne başını eğdi.
“Evet. Gerçekten.”
Emre birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra elini Defne’ye doğru uzattı.
Defne önce eline baktı.
Sonra Emre’ye.
Ve elini onun eline bıraktı.
Parmakları birbirine geçti.
Defne’nin içinden bir ürperti geçti.
Bu çok küçük bir hareketti.
Ama onun için büyük bir anlam taşıyordu.
Artık Emre’nin elini tutuyordu.
Ve ilk defa bunu kimsenin görüp görmediğini umursamıyordu.
Birlikte oturduklarında Emre, Defne’nin elini bırakmadı.
Defne bir süre sonra ona baktı.
“Böyle mi olacak?”
“Nasıl?”
“Böyle elimi tutup duracak mısın?”
“Rahatsız mı oldun?”
Defne başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“E o zaman?”
“Alışık değilim.”
Emre hafifçe gülümsedi.
“Alışırsın.”
Defne ona baktı.
“Senin yanında çok şeye alışıyorum.”
“Mesela?”
“Seninle konuşmaya.”
“Başka?”
“Seni özlemeye.”
Emre’nin yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
“Başka?”
Defne bir an düşündü.
“Sana güvenmeye.”
Emre’nin yüzü ciddileşti.
“Güven.”
“Evet.”
“Bana güven.”
Defne başını salladı.
“Güveniyorum.”
Bu cümle Defne’nin ağzından çıktığı anda içinde garip bir rahatlama hissetti.
Emre’nin elini biraz daha sıkı tuttu.
“Bir şey soracağım.”
“Sor.”
“Biz şimdi sevgili miyiz?”
Emre güldü.
“Sen söyle.”
“Ben mi?”
“Evet.”
Defne kaşlarını kaldırdı.
“Dün bana sevgili olsak diyen sendin.”
“Evet.”
“E o zaman?”
“Bugün sen cevap ver.”
Defne birkaç saniye düşündü.
Sonra ona doğru biraz yaklaştı.
“Tamam.”
“Tamam ne?”
“Sevgilinim.”
Emre gülümsedi.
“Ben de senin sevgilinim.”
Defne başını onun omzuna yasladı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
İlk kez bir ilişkinin başlangıcını böyle hayal etmişti belki.
Büyük sözler yoktu.
Gösterişli bir teklif yoktu.
Kimsenin alkışlamasına gerek yoktu.
Sadece iki insan vardı.
Birbirlerinin yanında duran.
Birbirlerini seçen.
Ve o an Defne’nin dünyasında bundan daha önemli hiçbir şey yoktu.
Akşam eve döndüğünde Doğa ve Ada’ya söylemek için sabırsızlanıyordu.
Telefonunu açtı ve görüntülü arama başlattı.
Doğa açar açmaz:
“Ne oldu?”
Defne gülümsedi.
Ada da kadraja girdi.
“Bir şey olmuş.”
Defne birkaç saniye sustu.
Sonra:
“Sevgili olduk.”
Doğa’nın çığlığı odanın içinde yankılandı.
“BEN DEMİŞTİM!”
Ada gülerek ekrana yaklaştı.
“Gerçekten mi?”
Defne başını salladı.
“Gerçekten.”
“Nasıl söyledi?”
Defne gülümsedi.
“Öyle çok bir şey olmadı.”
“Nasıl yani?”
“Konuşuyorduk.”
“Sonra?”
“Bana beni sevdiğini söyledi.”
Ada ellerini yüzüne götürdü.
“Sonra?”
“Ben de onu sevdiğimi söyledim.”
Doğa gözlerini kıstı.
“Sonra?”
Defne gülümseyerek:
“Sevgilim oldu.”
Doğa kahkaha attı.
“Sen bittin.”
Defne’nin yüzündeki gülümseme hafifçe değişti.
“Ne demek o?”
“Senin gibi biri birine bu kadar bağlanırsa…”
Doğa cümlesini tamamlamadı.
Defne de sormadı.
Çünkü o an duymak istediği şey uyarı değildi.
Sadece mutluluktu.
Telefonunu kapattıktan sonra yatağına uzandı.
Emre’den mesaj geldi.
Emre: İyi geceler sevgilim.
Defne o kelimeyi görünce uzun süre ekrana baktı.
Sevgilim.
İçinden tekrar etti.
Sonra cevap yazdı.
Defne: İyi geceler sevgilim.
Telefonu göğsünün üzerine bıraktı.
Gözlerini kapattı.
Yüzünde hâlâ küçük bir gülümseme vardı.
O gece Defne, hayatında ilk kez birine ait olmayı istemedi.
Sadece birinin yanında olmayı istedi.
Ve bunun aynı şey olmadığını henüz bilmiyordu.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza girdiklerinde bizi değiştirmez.
Bize, kendimizi değiştirmek isteyecek kadar çok şey hissettirirler.
Defne’nin hikâyesinde de asıl değişim şimdi başlayacaktı.