Defne, Emre’yle konuşmaya başladığından beri günlerinin birbirine benzediğini fark etmişti.
Sabah uyandığında telefonuna bakıyor, gün içinde onunla birkaç kez konuşuyor, akşam olduğunda ise günün en uzun konuşmasını yapıyordu.
Bunun ne zaman alışkanlığa dönüştüğünü bilmiyordu.
Hatta bazen telefonu eline almasının sebebinin bir mesaj beklemek olduğunu bile kendine itiraf etmiyordu.
Ama artık Emre’nin hayatında küçük de olsa bir yeri vardı.
Ve daha önemlisi, Emre de Defne’nin hayatında bir yer edinmişti.
O sabah Defne gözlerini açtığında telefonunda üç cevapsız arama gördü.
Üçü de Emre’dendi.
Defne yatağından doğruldu.
Saat henüz dokuzu bile geçmemişti.
Hemen geri aradı.
Telefon iki kez çaldıktan sonra açıldı.
“Uyandırdım mı?”
Defne sesini toparlamaya çalıştı.
“Hayır.”
“Yalan.”
Defne gülümsedi.
“Belki biraz.”
“Üç kere aradım.”
“Gördüm.”
“Niye açmadın?”
“Uyuyordum.”
“Tamam.”
“Niye aradın?”
Emre birkaç saniye sustu.
“Sesini duymak istedim.”
Defne’nin gülümsemesi bir anda durdu.
“Ne?”
“Bir şey yok.”
“Hayır, az önce ne dedin?”
“Duymadın mı?”
“Duydum.”
“E o zaman?”
Defne yatağın kenarına oturdu.
Kalbinin hızlandığını hissediyordu.
“Bir daha söyle.”
Emre güldü.
“Yok.”
“Emre.”
“Ne?”
“Bir daha söyle.”
“Sesini duymak istedim dedim.”
Defne başını öne eğdi.
Bunu duymak, tahmin ettiğinden daha güzeldi.
“Niye?”
“Bilmiyorum.”
Defne hemen güldü.
“Yine bilmiyorum.”
“Bazen bilmiyorum demek daha kolay.”
“Bence biliyorsun.”
“Belki.”
İkisi de sustu.
Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Aksine, ikisinin de söylemediği bir şeyi taşıyordu.
Sonraki günlerde Emre’nin davranışları değişmeye başladı.
Bunu ilk fark eden Defne değildi.
Doğa fark etmişti.
Üçü birlikte otururken Defne’nin telefonu masanın üzerinde titredi.
Doğa ekrana baktı.
“Emre.”
Defne telefonu aldı.
“Ne olmuş?”
“Her beş dakikada bir yazıyor.”
“Öyle değil.”
“Sabah seni aramış.”
“Evet.”
“Dün gece iki saat konuşmuşsunuz.”
Defne kaşlarını kaldırdı.
“Sen nereden biliyorsun?”
“Sen anlattın.”
Ada güldü.
“Üstelik anlatırken farkında olmadan gülümsüyorsun.”
Defne hemen ciddileşti.
“Gülümsemiyorum.”
Doğa başını salladı.
“Gülümsüyorsun.”
Defne cevap vermedi.
Çünkü artık inkâr etmenin anlamı kalmamıştı.
Emre gerçekten hayatının içine giriyordu.
Ama bu kez farklı bir şey vardı.
Sadece Defne onu merak etmiyordu.
Emre de Defne’yi arıyordu.
Gün içinde ne yaptığını soruyor, nerede olduğunu öğrenmek istiyor, bazen hiçbir sebep olmadan mesaj atıyordu.
Bir gün Defne arkadaşlarıyla dışarıdayken telefonuna mesaj geldi.
Emre: Neredesin?
Defne cevap verdi.
Defne: Dışarıdayım.
Emre: Kimlerle?
Defne birkaç saniye bekledi.
Defne: Doğa ve Ada.
Emre: Tamam.
Defne gülümsedi.
Defne: Ne oldu?
Emre: Bir şey olmadı.
Defne: O zaman niye sordun?
Emre: Merak ettim.
Defne ekranı kapatacakken yeni bir mesaj geldi.
Emre: Seni görmeyince gün eksik gibi geliyor.
Defne’nin parmakları hareketsiz kaldı.
Bu kez cevap yazmadı.
Çünkü o cümlenin ağırlığını hissediyordu.
Başını kaldırdığında Doğa ona bakıyordu.
“Ne dedi?”
Defne telefonu masaya bıraktı.
“Bir şey.”
“Defne.”
“Cidden bir şey.”
Doğa telefonu almaya çalıştı.
Defne hemen elini çekti.
“Hayır.”
Ada gülmeye başladı.
“Kesin romantik bir şey.”
Defne cevap vermedi.
Çünkü doğruydu.
O akşam Emre’yle buluştuklarında Defne, onun yüzüne daha dikkatli baktı.
“Bana bir şey söyleyecektin.”
Emre şaşırdı.
“Ne?”
“Mesajda.”
“Hangisinde?”
“Günüm eksik gibi geliyor dediğin.”
Emre hafifçe gülümsedi.
“Evet.”
“Gerçekten öyle mi?”
“Evet.”
“Niye?”
Emre bu kez hemen cevap vermedi.
Yürürken ellerini cebine soktu.
“Bilmiyorum.”
Defne güldü.
“Senin bütün cevapların neden böyle?”
“Çünkü bazı şeyleri açıklamak zor.”
“Denesen?”
Emre ona baktı.
“Seninle konuşmaya başladığımdan beri…”
Cümlesini yarıda bıraktı.
Defne bekledi.
“Ne?”
“Bilmiyorum. Sana alıştım.”
Defne’nin yüzündeki ifade yumuşadı.
“Alışmak kötü bir şey mi?”
“Değil.”
“İyi mi?”
“Çok.”
Defne gözlerini kaçırdı.
Bir süre sessiz yürüdüler.
Sonra Emre durdu.
Defne de durdu.
“Ne oldu?”
Emre ona baktı.
“Bir şey soracağım.”
“Tamam.”
“Sen beni neden bu kadar seviyorsun?”
Defne şaşırdı.
“Seviyorum mu?”
Emre hafifçe gülümsedi.
“Bilmiyorum. Öyle mi?”
Defne cevap vermek istedi.
Ama boğazında kelimeler düğümlendi.
Çünkü bu soru daha önce hiç bu kadar ciddi sorulmamıştı.
“Bilmiyorum,” dedi sonunda.
Emre güldü.
“Benden öğrendin.”
Defne de gülümsedi.
“Belki senden hoşlanıyorumdur.”
Emre’nin yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
“Ben de senden hoşlanıyorum.”
Bu kadar basit söyledi.
Ne büyük bir açıklama yaptı, ne de ortamı değiştirecek bir cümle kurdu.
Ama Defne’nin içindeki her şey değişti.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Ne zamandır?”
Emre başını eğdi.
“Bir süredir.”
“Ne kadar?”
“Bilmiyorum.”
Defne güldü.
“Yine.”
“Tamam, anlatayım.”
Emre birkaç saniye düşündü.
“İlk başta sadece farklı geliyordun.”
Defne onu dinliyordu.
“Sonra seninle konuşmak hoşuma gitmeye başladı.”
“Sonra?”
“Sonra seni görmediğim günlerde seni düşünmeye başladım.”
Defne’nin kalbi hızlandı.
“Sonra?”
Emre bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı.
“Sonra da seni görmek için bahane aramaya başladım.”
Defne hiçbir şey söylemedi.
Emre bir adım yaklaştı.
“Sanırım sana bağlanıyorum.”
Defne’nin gözleri bir anlığına onun gözlerinde kaldı.
İlk kez Emre’nin bu kadar açık olduğunu görüyordu.
Ne oyun vardı cümlelerinde ne de kaçış.
Sadece dürüstlük.
Defne’nin içinden ona sarılmak geldi.
Ama yapmadı.
Henüz.
“Ben de,” dedi sadece.
Emre hafifçe gülümsedi.
“Sen de ne?”
Defne başını kaldırdı.
“Sana bağlanıyorum.”
İkisi birkaç saniye boyunca sessizce birbirlerine baktılar.
Sonra Emre’nin yüzündeki ifade değişti.
“Defne…”
“Efendim?”
“Biz şu an neyiz?”
Defne’nin kalbi hızlandı.
“Bilmiyorum.”
“Arkadaş değiliz artık.”
“Değiliz.”
“Başka bir şey de var.”
“Evet.”
“Peki ne?”
Defne dudaklarını birbirine bastırdı.
Bir süre düşündü.
“Sen söyle.”
Emre güldü.
“Niye ben?”
“Çünkü bunu soran sensin.”
“Peki.”
Emre birkaç saniye sustu.
“Sevgili olsak?”
Defne’nin gözleri onun yüzünde kaldı.
Cümle çok basitti.
Ama Defne için dünyanın en büyük sorularından biri gibi geldi.
Sevgili olsak?
Bir zamanlar insanların onunla birlikte olmak istemesi sıradan bir şeydi.
Şimdi ise tek bir insanın bunu istemesi her şeyden önemliydi.
Defne gülümsedi.
“Olur.”
Emre de gülümsedi.
“Ama böyle mi sevgili olunur?”
Defne şaşırdı.
“Nasıl yani?”
“Bilmiyorum. Sanki bir şey eksik.”
Defne hafifçe güldü.
“Ne eksik?”
Emre birkaç saniye ona baktı.
“Bilmiyorum.”
Defne başını salladı.
“Sen gerçekten çok sinir bozucusun.”
“Biliyorum.”
Sonra ikisi de güldü.
Henüz birbirlerine sevgili olduklarını söylememişlerdi.
Ama ikisi de kararını vermişti.
Artık aralarında bir isim konulmayı bekleyen bir şey vardı.
Ve Defne, eve dönerken telefonundaki Emre’nin adına baktı.
Parmağını ekranın üzerinde gezdirdi.
Sonra kendi kendine fısıldadı:
“Galiba bu sefer gerçekten oldu.”
Henüz bilmiyordu.
Bir insanın hayatına girmesiyle, insanın kendi hayatını ona göre değiştirmeye başlaması arasında ne kadar ince bir çizgi olduğunu.
O gece o çizgiyi geçmedi.
Sadece yaklaştı.