İçeriğe geç

Kendimden sonra

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Kendimden sonra

Bölüm 7

Alışmak

Defne ertesi sabah uyandığında, önceki günün sıradan bir gün olmadığını hatırlaması yalnızca birkaç saniyesini aldı.

Gözlerini açtı.

Tavana baktı.

Sonra aklına Emre geldi.

Yarın da görüşelim mi?

Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.

Telefonunu komodinin üzerinden aldı. Ekranı açtı. Saat henüz erkendi. Bildirimlere baktı.

Emre’den mesaj yoktu.

Defne’nin yüzündeki ifade hemen değişti.

Daha birkaç saniye önce gülümseyen kız gitmiş, yerine telefonunu neden açtığını kendi kendine sorgulayan biri gelmişti.

“Daha sabah,” diye mırıldandı.

Telefonu yatağın üzerine bıraktı.

İki dakika sonra tekrar aldı.

Yine mesaj yoktu.

Bu kez telefonu ters çevirdi.

Kalkıp perdeyi açtı. Odanın içine giren ışık gözlerini kısmana neden oldu. Gardırobunun önünde durdu. Bugün ne giyeceğini düşünmeye başladı.

Sonra birden durdu.

Kendi kendine kızdı.

“Ben niye ne giyeceğimi düşünüyorum?”

Dün de aynı şeyi yapmıştı.

Ama dün bunu kabul etmek istememişti.

Şimdi ise durum farklıydı.

Çünkü artık Emre’nin onu görmesini istiyordu.

Sadece görmek değil.

Onu fark etmesini istiyordu.

Defne dolabından birkaç parça çıkardı. Birini yatağın üzerine bıraktı, sonra vazgeçip diğerini aldı. Aynanın karşısında birkaç kez kendine baktı.

En sonunda sade bir kombin seçti.

Tam hazırlanmayı bitirmişti ki telefonu titredi.

Defne’nin kalbi istemsizce hızlandı.

Ekrana baktı.

Emre: Uyandın mı?

Defne birkaç saniye boyunca mesaja cevap vermedi.

Sonra yazdı.

Defne: Uyandım.

Cevap hemen geldi.

Emre: İyi.

Defne kaşlarını çattı.

Defne: İyi?

Emre: Evet.

Defne: Sadece bunu mu yazdın?

Emre: Ne yazmamı bekliyorsun?

Defne düşündü.

Aslında hiçbir şey beklemiyordu.

En azından kendine bunu söylemek istiyordu.

Defne: Bilmiyorum.

Emre: O zaman sorun yok.

Defne ekrana bakıp güldü.

Defne: Çok sinir bozucusun.

Emre: Dün de böyle değildim.

Defne: Dün daha katlanılabilirdin.

Emre: Bugün de görüşürüz, kararını değiştirirsin.

Defne telefonu elinden indirdi.

Bu çocuk bunu nasıl yapıyordu?

Onu kızdırıyor, sonra tek bir cümleyle yüzünü güldürüyordu.

Defne’nin alışık olmadığı şey buydu.

İnsanlar genellikle onun etrafında nasıl davranacaklarını bilirdi. Nerede susacaklarını, ne zaman gülümseyeceklerini, ne zaman hak vereceklerini…

Emre bilmiyordu.

Daha doğrusu biliyor olsa bile umursamıyordu.

Belki de Defne’yi ona çeken şey tam olarak buydu.

Öğleden sonra buluştuklarında Emre, Defne’yi uzaktan gördü.

Bir an durdu.

Sonra yanına geldi.

“Bugün farklısın.”

Defne hemen savunmaya geçti.

“Nesi farklı?”

“Bilmiyorum.”

“Yine mi bilmiyorum?”

Emre güldü.

“Saçın.”

Defne eliyle saçlarına dokundu.

“Ne olmuş?”

“Güzel olmuş.”

Defne’nin yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.

“Teşekkür ederim.”

Emre birkaç saniye ona baktı.

“Bunu duymayı beklemiyordun, değil mi?”

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü sen kolay kolay iltifat etmiyorsun.”

“Demek dikkat ediyorsun.”

Defne bir an sustu.

Yakalanmış gibi hissetti.

“Belki.”

Emre başını salladı.

“Sen de benim kelimelerimi kullanmaya başladın.”

“Senin kelimelerin değil.”

“Öyle mi?”

“Evet.”

“Tamam.”

Yürümeye başladılar.

İlk birkaç dakika konuşmadılar.

Defne sessizliği bozmak için etrafa baktı. İnsanların arasından geçerken Emre’nin yanında yürümek tuhaf biçimde rahat geliyordu.

Bir süre sonra Emre konuştu.

“Dün eve gidince ne yaptın?”

“Uyudum.”

“Bu kadar mı?”

“Evet.”

“Beni hiç düşünmedin mi?”

Defne ona döndü.

Emre’nin yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

“Sen kendini fazla önemsiyorsun.”

“Cevap vermedin.”

“Çünkü soruna cevap vermek istemiyorum.”

“Demek düşündün.”

Defne gözlerini devirdi.

“Belki.”

Emre güldü.

“Tamam. Bunu cevap olarak kabul ediyorum.”

Bir süre daha yürüdüler.

Sonra Defne, hiç planlamadan sordu:

“Sen beni ilk gördüğünde gerçekten ne düşündün?”

Emre’nin yüzündeki gülümseme azaldı.

“İlk gördüğümde mi?”

“Evet.”

“Çok kendinden emindi.”

Defne şaşırdı.

“Bu kötü bir şey mi?”

“Hayır.”

“Başka?”

“İnsanların senden çekindiğini düşündüm.”

Defne sustu.

Emre devam etti.

“Sonra sen benim yanıma gelip kendini tanıttın.”

“Evet.”

“Hiç çekinmeden.”

“Çekinmem gerekiyordu?”

“Hayır.”

“Güzel.”

Emre ona baktı.

“Sen herkese böyle misin?”

Defne birkaç saniye düşündü.

“Nasıl?”

“Bu kadar direkt.”

“Hayır.”

“Bana özelsin yani?”

Defne cevap vermeden önce gözlerini kaçırdı.

“Belki.”

Emre bu kez gülmedi.

Sadece ona baktı.

Defne, bakışını üzerinde hissetti.

Ve ilk defa gözlerini kaçıran taraf kendisi oldu.

Akşam olduğunda Defne eve döndüğünde Doğa ve Ada ile görüntülü konuşmaya başladı.

Doğa daha ilk dakikada sordu.

“Görüşmeniz nasıl geçti?”

“Normal.”

Ada kahkaha attı.

“Senin ‘normal’ dediğin şey artık ne?”

“Ne demek istiyorsun?”

“Geçen hafta Emre senin için kimdi?”

Defne sustu.

Doğa cevap verdi.

“Hiç kimse.”

Ada devam etti.

“Şimdi?”

Defne yatağına uzandı.

“Bilmiyorum.”

Doğa gözlerini kıstı.

“Yine ‘bilmiyorum’.”

Defne gülmeye başladı.

“Tamam, tamam.”

“Hoşlanıyorsun.”

“Evet.”

Odadaki sessizlik bir anda değişti.

Doğa ile Ada birbirlerine baktılar.

Defne ise söylediği şeyi fark ettikten sonra gözlerini kapattı.

“Ben bunu gerçekten söyledim mi?”

Ada kahkaha attı.

“Sonunda!”

“Bağırma.”

“Defne Karaca birinden hoşlanıyor!”

“Kesin şunu.”

Doğa gülerek konuştu.

“Peki o senden hoşlanıyor mu?”

Defne tavana baktı.

“Bilmiyorum.”

Ada hemen atıldı.

“Bak yine başladı.”

“Cidden bilmiyorum.”

“Peki sana nasıl davranıyor?”

Defne düşündü.

“Benimle konuşmak için bahane arıyor.”

Doğa’nın yüzündeki gülümseme büyüdü.

“Başka?”

“Beni görmek istiyor.”

“Başka?”

“Bugün saçımı beğendi.”

Ada iki elini yüzüne götürdü.

“Bitti. Çocuk senden hoşlanıyor.”

Defne güldü.

“Belki.”

“Sen artık bunu bilerek yapıyorsun.”

“Evet.”

Üçü de güldü.

Bir süre sonra konuşma başka konulara kaydı. Ama Defne’nin aklı hâlâ Emre’deydi.

Telefonu yatağın yanında duruyordu.

Ekran kapalıydı.

Defne birkaç dakikada bir bakıyordu.

Sonunda dayanamadı.

Telefonu eline aldı.

Tam o sırada ekran aydınlandı.

Emre: Eve geldin mi?

Defne’nin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Defne: Geldim.

Emre: İyi.

Defne: Sen?

Emre: Ben de.

Bir süre mesaj gelmedi.

Defne ekranı kapattı.

Sonra tekrar açtı.

Yeni mesaj vardı.

Emre: Bugün güzeldi.

Defne’nin parmakları klavyenin üzerinde durdu.

Defne: Evet.

Bir süre sonra Emre yazdı.

Emre: Seninle konuşmak da güzel.

Defne bu kez cevap vermekte zorlandı.

Çünkü Emre’nin cümlesi basitti.

Ama Defne için değildi.

Uzun zamandır kimseyle konuşmanın bu kadar kolay olduğunu hissetmemişti.

İnsanların çoğu onunla konuşurken ya bir şey istiyordu ya da ondan çekiniyordu.

Emre ise sadece konuşuyordu.

Defne ilk defa birinin yanında zenginliğiyle, çevresiyle, ailesiyle ya da sahip olduklarıyla değil, sadece kendisi olarak var olabileceğini hissediyordu.

Bu his ona iyi geliyordu.

Belki gereğinden fazla.

Defne: Seninle konuşmak da güzel.

Mesajı gönderdikten sonra telefonu yatağın üzerine bıraktı.

Birkaç saniye sonra tekrar aldı.

Emre cevap vermişti.

Emre: O zaman konuşmaya devam ederiz.

Defne gülümsedi.

Defne: Ederiz.

Telefonu göğsünün üzerine bıraktı.

Gözlerini kapattı.

O gece Defne ilk kez Emre’yi hayatına almak konusunda korkmadı.

Henüz onunla sevgili değildi.

Henüz ona “seni seviyorum” dememişti.

Henüz Emre’nin hayatındaki yerini bile bilmiyordu.

Ama bir şey başlamıştı.

Sessizce.

Yavaşça.

Fark ettirmeden.

Defne, Emre’nin mesajlarını beklemeye alışıyordu.

Sesini duymaya alışıyordu.

Onu görmeye alışıyordu.

Ve en tehlikelisi…

Onun yanında kendisi olmaya alışıyordu.

Defne o gece bunun bir gün kendi benliğinden ne kadar uzaklaşmasına neden olacağını bilmiyordu.

Şimdilik bildiği tek şey vardı.

Telefon ekranında Emre’nin adı göründüğünde yüzünde oluşan gülümsemeyi artık saklamak istemiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.