İçeriğe geç

Kendimden sonra

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Kendimden sonra

Bölüm 5

Senin yüzünden

Defne, Emre’nin söylediği son cümleyi eve dönene kadar düşünmüştü. “Belki de ilgilenmeye başladığım içindir.” Cümle basit görünüyordu ama Defne’nin zihninde gereğinden fazla yer kaplamıştı. Ne zaman hatırlasa yüzünde istemsiz bir gülümseme beliriyor, ardından kendine kızıp bu gülümsemeyi silmeye çalışıyordu. Daha birkaç gün önce Emre’nin kim olduğunu bile bilmiyordu. Şimdi ise onun ne düşündüğünü, neden baktığını, neden konuştuğunu merak ediyordu. Üstelik bu merak, Defne’nin alışık olduğu türden değildi. Birinin hayatında ne yaptığını bilmek istemekle, birinin kendisi hakkında ne düşündüğünü önemsemek arasında büyük bir fark vardı. Defne o farkı henüz kabul etmiyordu.

Ertesi sabah telefonu eline aldığında ilk baktığı şey bildirimler oldu. Emre’den mesaj yoktu. Defne birkaç saniye ekrana baktıktan sonra telefonu kapattı. Sonra tekrar açtı. Sanki ikinci kez baktığında bir mesaj belirecekmiş gibi. Belirmedi.

“Ne bekliyorsun?” diye kendi kendine söylendi.

Telefonu yatağın üzerine bıraktı ve hazırlanmak için ayağa kalktı.

O gün Doğa ve Ada’yla buluştuğunda ikisi de Defne’nin normalden sessiz olduğunu fark etti. Ada kahvesini karıştırırken gözlerini Defne’den ayırmadan sordu.

“Bir şey mi oldu?”

“Hayır.”

“Emre?”

Defne kaşlarını kaldırdı.

“Her şeyi Emre’ye bağlamayın.”

Doğa güldü.

“Biz bağlamıyoruz. Sen bağlıyorsun.”

“Bağlamıyorum.”

Ada telefonunu masaya bıraktı.

“Dün çocukla konuştuğundan beri üçüncü kez telefonuna bakıyorsun.”

Defne hemen telefonunu masadan aldı.

“Telefonuma bakamaz mıyım?”

“Bakabilirsin.”

“E?”

“Hiç. Sadece komik.”

Defne gözlerini devirdi.

“Çok komiksiniz gerçekten.”

Doğa gülümseyerek ona baktı.

“Sen galiba gerçekten hoşlanmaya başladın.”

Defne’nin yüzündeki ifade bir anda değişti.

“Hayır.”

Cevabı bu kez fazla hızlı çıkmıştı.

Ada bunu fark etmişti.

“Tamam, sakin.”

“Ben sakinim.”

“Kimse bir şey demedi.”

Defne iç çekti. Birkaç saniye sessiz kaldı.

“Hoşlanmıyorum,” dedi bu kez daha sakin. “Sadece…”

“Evet?”

Defne kelimeyi bulmakta zorlandı.

“Bilmiyorum.”

Doğa’nın yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı.

“İşte bu daha dürüst.”

Defne bardağındaki içeceğe baktı. “Onun yanında nasıl davranacağımı bilmiyorum.”

Ada şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

“Sen mi?”

“Evet, ben.”

“Sen herkesin yanında ne yapacağını bilen insansın.”

Defne başını kaldırdı.

“Emre’nin yanında değilim.”

Bu kez ikisi de sustu.

Defne söylediği cümleyi kendi de duyunca bir an durdu. Belki de ilk kez bunu açıkça ifade etmişti.

Emre’nin yanında kendisi gibi davranmak kolay değildi.

Çünkü Emre, Defne’nin alıştığı insanlardan değildi.

Onu etkilemek için ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Hangi kıyafetin dikkatini çekeceğini, hangi sözün onu güldüreceğini, hangi davranışın onu kendisine yaklaştıracağını bilmiyordu.

Ve Defne hayatında ilk defa kontrolün tamamen kendisinde olmadığını hissediyordu.

Öğleden sonra Emre’yle yeniden karşılaştılar. Defne onu uzaktan gördüğünde önce bakışlarını başka tarafa çevirdi. Birkaç saniye sonra tekrar baktığında Emre’nin de ona baktığını fark etti.

Bu kez Emre önce gülümsedi.

Defne de karşılık verdi.

Emre yanlarına geldiğinde Doğa ile Ada birbirlerine anlamlı bir bakış attılar.

“Selam,” dedi Emre.

“Selam.”

“Bugün sessizsin.”

Defne hafifçe güldü.

“Ben hep konuşuyorum diye şikâyet ediyordun.”

“Şikâyet etmiyordum.”

“Öyle demiştin.”

“Yok. Sadece çok konuştuğunu söylemiştim.”

Defne kaşlarını kaldırdı.

“Arada fark mı var?”

“Var.”

“Ne?”

Emre bir an düşündü.

“Sen konuşurken dinlemek sıkıcı gelmiyor.”

Defne’nin yüzündeki ifade değişti.

Bu, Emre’nin şimdiye kadar söylediği en küçük ama en etkili iltifattı.

Defne ne diyeceğini bilemedi.

Ada bunu fark edip gülümsememek için başını çevirdi.

Emre birkaç dakika daha onlarla kaldı. Sonra arkadaşlarının yanına gitmek için dönerken Defne’ye baktı.

“Akşam görüşürüz.”

Defne şaşırdı.

“Akşam mı?”

“Evet.”

“Nerede?”

“Bilmem. Bir yerde.”

Defne güldü.

“Çok açıklayıcı.”

“Sen bulursun.”

“Niye ben?”

Emre omuz silkti.

“Her şeyi senin seçtiğini sanıyordum.”

Defne gözlerini kıstı.

“Benimle dalga mı geçiyorsun?”

“Biraz.”

Emre giderken Defne onun arkasından baktı.

Ada hemen yanına yaklaştı.

“Bence çocuk senden hoşlanıyor.”

Defne cevap vermedi.

Doğa da başını salladı.

“Bence de.”

Defne gözlerini Emre’den ayırmadan konuştu.

“Daha değil.”

Ada güldü.

“Sen hâlâ o ‘henüz’ kelimesine takılı kaldın.”

Defne hafifçe gülümsedi.

“Belki.”

Akşam olduğunda Defne telefonunun başında oturuyordu. Emre’den hâlâ mesaj gelmemişti. Saat ilerledikçe merakı arttı. Birkaç kez yazmayı düşündü ama her seferinde vazgeçti.

Sonunda telefon titredi.

Emre: Uyudun mu?

Defne mesajı gördüğü anda yüzünde bir gülümseme oluştu.

Birkaç saniye bekledi. Hemen cevap vermek istemiyordu.

Sonra yazdı.

Defne: Hayır.

Mesajın ardından birkaç saniye geçti.

Emre: Ne yapıyorsun?

Defne yatağına uzandı.

Defne: Seni bekliyorum.

Gönder tuşuna bastığı anda pişman oldu.

Mesaj görüldü.

Cevap gelmedi.

Bir dakika.

İki dakika.

Üç dakika.

Defne telefonu elinden bırakmak üzereyken yeni mesaj geldi.

Emre: Ciddi misin?

Defne gülümsedi.

Defne: Belki.

Emre: Sen hep böyle misin?

Defne: Nasıl?

Emre: Ne düşündüğünü belli edip sonra belli etmemiş gibi yapan.

Defne birkaç saniye düşündü.

Defne: Sen de hep böyle misin?

Emre: Nasıl?

Defne: Birini merak edip sonra hiçbir şey olmamış gibi davranan.

Bu kez cevap biraz daha uzun sürdü.

Emre: Belki seni merak ediyorumdur.

Defne’nin kalbi hızlandı.

Telefonu göğsünün üzerine bıraktı. Tavana baktı.

Bir süre hiçbir şey yapmadan öylece kaldı.

Sonra tekrar telefonu eline aldı.

Defne: Belki ben de seni merak ediyorumdur.

Gönderdi.

Bu kez cevap hemen geldi.

Emre: Bence sen benden daha çok merak ediyorsun.

Defne güldü.

Defne: Kendine fazla güveniyorsun.

Emre: Senin yüzünden.

Defne’nin gülümsemesi yavaşça kayboldu.

Mesajı bir kez daha okudu.

Sonra tekrar.

Senin yüzünden.

Bir insanın tek bir cümlesi neden bu kadar etkili olabilirdi?

Defne o gece telefonunu elinden bırakmakta zorlandı. Konuşmaları uzadıkça Emre hakkında daha fazla şey öğrendi. Sevdiği müziklerden, arkadaşlarından, gelecekle ilgili düşüncelerinden, sevmediği insanlardan bahsettiler. Bazen saçma şeylere güldüler, bazen birkaç dakika hiç yazmadılar.

Defne konuşmanın sonunda telefonu kapattığında odanın karanlığına baktı.

Bir süre önce Emre’yi yalnızca bir meydan okuma olarak görmüştü.

Onu kendisine âşık etmek, kendi içinde küçük bir zafer kazanmak gibi gelmişti.

Ama şimdi durum değişiyordu.

Çünkü Defne ilk kez onun mesajını beklerken kendisini iyi hissediyordu.

İlk kez biri ona güzel söz söylediğinde bunu yalnızca egosunu beslediği için değil, o kişinin söylemesini istediği için önemsiyordu.

Ve bunun tehlikeli bir başlangıç olduğunu henüz bilmiyordu.

Çünkü insan bazen birine yaklaşırken kendini kaybetmeye başladığını fark etmez.

Önce sadece biraz daha yakın olmak istersin.

Sonra biraz daha.

Sonra bir gün dönüp baktığında, kendinden ne kadar uzaklaştığını anlaman gerekir.

Bölüm sonu

1 yorum