İçeriğe geç

Kendimden sonra

Bölüm 19 · 4 dk okuma

Kendimden sonra

Bölüm 19

Konuşabilir miyiz?

Telefon ekranına birkaç saniye daha baktım. “Konuşabilir miyiz?” yazısının altında başka hiçbir şey yoktu. Normalde Emre’nin böyle bir mesaj atması beni hemen aramasına sebep olurdu. Ne olduğunu düşünür, kötü bir şey olmuş gibi hisseder, hatta bazen daha telefonu açmadan kafamın içinde onlarca ihtimal kurardım. O geceyse yalnızca yatağın kenarında oturup ekrana baktım. İçimde garip bir sakinlik vardı. Belki de artık her şeyi eskisi kadar büyütmüyordum.

“Konuşalım,” yazdım.

Telefon birkaç saniye sonra çaldı.

“Efendim?”

“Ne yapıyorsun?”

“Evdeyim.”

“Uyumadın mı?”

“Hayır.”

Bir süre ikimiz de sustuk. Telefonda onun nefes alışını duyabiliyordum. Sonra Emre, “Bugün buluşalım dedim, gelmedin,” dedi.

“Arkadaşlarımla çıktım.”

“Biliyorum.”

Kaşlarımı çattım. “Nereden biliyorsun?”

“Birinden gördüm.”

“Kimden?”

“Boş ver.”

Bu cevap hoşuma gitmedi ama üstüne gitmedim. “Ne oldu?”

“Bir şey olmadı.”

“Emre, bir şey söylemek için aradın. Ne oldu?”

Yine sustu. Sonra sesi biraz daha yumuşadı. “Seni özledim.”

Gözlerimi kapattım. Bazen çok basit bir cümle, insanın bütün savunmasını indirebiliyordu. “Daha dün gördün beni.”

“Biliyorum.”

“E o zaman?”

“Yine de özledim.”

İstemeden güldüm. “Saçmalıyorsun.”

“Belki.”

Konuşma birkaç dakika daha böyle devam etti. Büyük bir mesele yoktu. Sadece birbirimizi özlediğimizi, son zamanlarda daha fazla görüşmek istediğimizi konuştuk. Telefonu kapattığımda içimde hafif bir sıcaklık vardı. Emre’yle aramızdaki şeyin hâlâ güzel olduğunu düşünüyordum. Bazen onunla konuşmak kolaydı. Bazen de dünyanın geri kalanından uzaklaşıp sadece ikimizin olduğu bir yere çekilmiş gibi hissediyordum.

Ertesi gün okulda Doğa ve Ada beni bekliyordu. Yanlarına oturduğumda Ada yüzüme bakıp hemen sırıttı.

“Dün gece kim aradı?”

“Emre.”

“Kaç saat?”

“Ne bileyim.”

“Sen kesin saati kontrol etmişsindir.”

“Etmedim.”

Doğa araya girdi. “Yalan söylüyor.”

“Niye?”

“Çünkü yüzünden belli.”

“Ne belli oluyor?”

“Mutlu olduğun.”

Bir an sustum. Sonra gülümsememi saklamaya çalışmadan, “Evet, mutluyum,” dedim.

Ada koluma hafifçe vurdu. “Aşk kadını.”

“Sus.”

“Ne susacağım?”

Doğa da gülmeye başladı. “Bırak kız mutlu olsun.”

“Ben bir şey demiyorum ki.”

“Sen zaten hiçbir şey demeden çok şey diyorsun.”

Üçümüz gülerken koridorun diğer tarafından Yusuf geçti. Bu kez yanında Yaren vardı. Yaren’i daha önce uzaktan görmüştük ama yakınında hiç bulunmamıştık. Yusuf bir şey anlatıyordu, Yaren de gülüyordu. Doğa’nın yüzündeki ifade bir anda değişti. Çok kısa sürdü ama yine de fark ettim.

Bakışları ikisine kaydı.

Sonra hemen önüne döndü.

Ada da bunu fark etmişti. Ama hiçbirimiz konuşmadık.

Doğa çantasından kalemini çıkarıp masaya koydu. “Bugün Enes arayacak.”

Sesi normaldi.

“Ne zaman?” diye sordum.

“Akşam.”

Ada başını salladı. “Özledin mi?”

Doğa hafifçe gülümsedi. “Çok.”

Bunu söylerken gözleri gerçekten parlıyordu. Enes’le arasındaki bağın farklı olduğunu biliyordum. Uzakta olmak kolay değildi ama Doğa onunla konuştuğunda bütün yüzü değişiyordu. Belki de bazı ilişkilerde mesafe sadece kilometreydi. Bazılarında ise insanın içine giriyordu.

Öğle arasında üçümüz bahçeye çıktık. Hava biraz daha ısınmıştı. Ada Deniz’le mesajlaşıyordu. Telefonuna bakıp durmadan gülümsüyordu.

“Sen de telefonundan kafanı kaldır,” dedim.

“Ne var?”

“Beş dakikadır çocuğa bakıyorsun.”

“Mesajlaşıyoruz.”

“Gözlerin mesajlaşıyor resmen.”

Ada kahkaha attı. “Kıskandın.”

“Denyo seni değiştirmiş.”

“Denyo deme artık.”

“Niye?”

“Çünkü sevgilim.”

“Tam da bu yüzden diyorum.”

Doğa gülmeye başladı. Ada ona dönüp, “Sen de gülme,” dedi.

“Ben bir şey demedim.”

“Senin de başına gelecek.”

Doğa’nın yüzü bir anda ciddileşti. “Ne gelecek?”

“Bilmiyorum.”

“Ne demek bilmiyorum?”

Ada omuz silkti. “Bir gün biri çıkacak.”

Doğa gözlerini devirdi. “Benim zaten biri var.”

“Enes’i demiyorum.”

Bu kez Doğa sustu.

Ben de sustum.

Ada söylediği şeyi fark etmiş olacak ki hemen konuyu değiştirdi. “Neyse, boş ver.”

Doğa birkaç saniye boyunca yere baktı. Sonra gülümsemeye çalıştı. “Boş ver.”

O an hiçbirimiz devam etmedik.

Bazı şeylerin üzerine gidince arkadaşlığın içinde gereksiz bir ağırlık oluşuyordu. Biz birbirimizin sırlarını zorla öğrenmek yerine, anlatılmasını beklemeyi seçiyorduk. Belki de bizi birbirimize bağlayan şeylerden biri buydu.

O gün okul çıkışında Emre beni bekliyordu. Kapının yanında duruyordu. Beni görünce gülümsedi.

“Geldin.”

“Geldim.”

“Bir şey yapalım mı?”

“Ne yapacağız?”

“Bilmiyorum. Yürürüz.”

Yanına gittim. Birlikte yürümeye başladık. Konuşacak çok şeyimiz yoktu ama sessizlik de rahatsız etmiyordu. Bir süre sonra Emre elimi tuttu. Ben de bırakmadım.

“Bugün nasılsın?” diye sordu.

“İyiyim.”

“Gerçekten?”

“Evet.”

“Son zamanlarda biraz dalgınsın.”

“Yok ya.”

“Var.”

Ona baktım. “Belki biraz.”

“Benden dolayı mı?”

“Hayır.”

“Emin misin?”

Başımı salladım. “Eminim.”

Birkaç adım daha attık. Sonra Emre durdu. “Defne.”

“Efendim?”

“Seni kaybetmek istemiyorum.”

Bu cümle beklemediğim bir anda geldi. Birkaç saniye ne diyeceğimi bilemedim.

“Kaybetmezsin,” dedim sonunda.

“Bilmiyorum.”

“Niye bilmiyorsun?”

“Çünkü insanlar değişiyor.”

Bu kez ben sustum.

İçimden geçen ilk şey, Ben değişmem, oldu.

O zamanlar gerçekten buna inanıyordum.

Emre’nin yüzüne bakıp, “Ben seni seviyorum,” dedim.

O da hiçbir şey söylemeden bana sarıldı.

O an dünyanın geri kalanında ne olduğu umurumda değildi.

Ne okul.

Ne insanlar.

Ne arkadaşlar.

Ne ailem.

Sadece onun yanında duruyordum.

Ve insan bazen bir anın içinde o kadar mutlu oluyordu ki, o mutluluğun bir gün canını yakabilecek kadar değerli olduğunu düşünmüyordu.

Akşam eve döndüğümde Doğa’dan mesaj geldi.

“Yarın erken gel.”

“Neden?”

“Bir şey anlatacağım.”

“Ne?”

“Mesajda anlatmam.”

Gülümsedim.

“Tamam.”

Telefonu bırakırken Ada’dan da mesaj geldi.

“Yarın sana bir şey göstereceğim.”

İki mesajı peş peşe okuyunca güldüm.

“İkiniz de niye gizem yapıyorsunuz amk?”

Doğa hemen cevap verdi.

“Yarın görürsün.”

Ada da birkaç saniye sonra yazdı.

“Sabret.”

Telefonu yatağın üzerine bıraktım.

O sırada Emre’den yeni bir mesaj geldi.

“İyi geceler.”

“İyi geceler.”

Telefonu kapatıp yatağa uzandım.

O gece hiçbir şeyin yanlış olduğunu düşünmedim.

Çünkü hayatım, o an bana olması gerektiği gibi görünüyordu.

Emre vardı.

Doğa vardı.

Ada vardı.

Ve ben onların arasında, her şeyin böyle kalacağını sanıyordum.

Bazı dönemler insanın hayatındaki en güzel dönemler değildir. Ama sonradan en çok hatırladığı dönemler olabilir.

Ben henüz bilmiyordum.

Bazı şeyler daha başlamamıştı bile.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.