İçeriğe geç

Kendimden sonra

Bölüm 12 · 7 dk okuma

Kendimden sonra

Bölüm 12

Bizimkiler

Defne, o sabah okula girdiğinde ilk gördüğü şey Doğa’nın uzaktan ona el sallaması oldu.

— Defne!

Defne çantasını omzundan biraz düzelterek yanlarına yürüdü.

Ada da Doğa’nın yanında duruyordu. Elinde kahve vardı ve daha Defne yanlarına gelir gelmez bardağı ona uzattı.

— Al.

Defne şaşkınlıkla bardağa baktı.

— Bu ne?

— Kahve.

— Onu görüyorum. Benim neden haberim yok?

Ada omuz silkti.

— Çünkü sen artık sevgilinle meşgulsün.

Doğa hemen güldü.

— Sabah yedi buçukta “Emre uyandı mı?” diye mesaj atan kız konuşuyor.

Defne’nin yüzü düştü.

— Ben öyle bir şey yazmadım.

— Yazdın.

— Kanıtla.

Doğa telefonunu çıkardı.

— Mesajı sileyim mi?

Defne hemen telefonu elinden almaya çalıştı.

— Ver şunu!

Üçü koridorun ortasında birbirlerini itip kakarken Ada kahkahaya başladı.

— İnsanlar bize bakıyor!

Doğa güldü.

— Baksınlar.

Defne sonunda telefonu Doğa’nın elinden aldı.

— Sizinle arkadaş olduğum güne lanet olsun.

Ada başını eğip ciddi bir ifadeyle:

— Ama yine de bizi seviyorsun.

Defne cevap vermedi.

Sadece gülümsedi.

— Evet.

Bu kadar basit söylemesi ikisini de bir an susturdu.

Doğa birkaç saniye Defne’ye baktıktan sonra kolunu onun omzuna attı.

— Biz de seni seviyoruz.

Defne gözlerini devirdi.

— Duygusala bağlamayın sabah sabah.

— Ağlayacaktım, bozuyorsun.

— Sen ağlamazsın.

— Doğru.

Üçü aynı anda gülmeye başladı.

Öğle arasında yine aynı masaya oturdular.

Bir süre okulda olan biten her şeyi konuştular.

Kim kiminle kavga etmişti, hangi öğretmen kime kızmıştı, kim yeni biriyle konuşmaya başlamıştı…

Defne normalde böyle şeylerle ilgilenmezmiş gibi davranırdı.

Ama aslında dinlemeyi seviyordu.

Ada bir anda sesini alçalttı.

— Bu arada size bir şey söyleyeceğim.

Doğa kaşlarını kaldırdı.

— Ne?

Ada gözlerini masanın diğer tarafına çevirdi.

— Yusuf.

Doğa’nın yüzü anında değişti.

— Yine mi?

Defne gülmeye başladı.

— Ne yaptı bu sefer?

Ada fısıldadı:

— Sabah Doğa’nın geçtiği koridorda üç kere dolaştı.

Doğa kaşlarını çattı.

— Tesadüf.

Defne:

— Üç kere mi?

— Evet.

— Aynı koridor mu?

— Evet.

Ada başını salladı.

— Mercimek iş başında.

Doğa peçeteyi Ada’ya doğru fırlattı.

— Kesin şunu!

Defne kahkahasını tutamadı.

— Bence konuş onunla.

— Asla.

— Neden?

— Çünkü utanırım.

Ada hemen araya girdi.

— Sen mi utanırsın?

Doğa cevap veremedi.

Defne masaya doğru eğildi.

— Bence Yusuf senden hoşlanıyor.

Doğa birkaç saniye sessiz kaldı.

— Bilmiyorum.

Defne gülümsedi.

— O zaman öğren.

— Nasıl?

Defne omuz silkti.

— Konuş.

Doğa başını iki yana salladı.

— Çok kolay söylüyorsun.

— Çünkü ben yaptım.

Ada hemen Defne’ye baktı.

— Emre’yi sen mi ayarladın yani?

Defne güldü.

— Hayır.

— Ama ilk adımı sen attın.

Defne birkaç saniye sustu.

Sonra hafifçe gülümsedi.

— Evet.

Doğa dirseğini masaya koydu.

— Peki pişman mısın?

Defne’nin yüzündeki ifade değişti.

— Hayır.

Ada gülümsedi.

— O zaman güzel.

Defne başını salladı.

— Güzel.

Ama konu hemen değişti.

Çünkü Doğa’nın çantasından çıkardığı küçük paket bütün dikkatlerini üzerine çekmişti.

— Ne o? — dedi Defne.

Doğa paketi saklamaya çalıştı.

— Hiç.

Ada hemen uzandı.

— Ver bakayım.

— Hayır.

Defne de meraklanıp paketi çekti.

— Açıyorum.

— Defne!

Üçü aynı anda paketin üzerine saldırınca masadaki herkes onlara dönüp baktı.

Sonunda paket açıldı.

İçinden küçük, komik bir anahtarlık çıktı.

Ada birkaç saniye baktı.

— Bunu neden aldın?

Doğa omuz silkti.

— Hoşuma gitti.

Defne anahtarlığı eline aldı.

— Bence Yusuf’a ver.

Doğa’nın yüzü kızardı.

— Yeter!

Ada kahkaha attı.

— Kesinlikle ver.

Doğa başını masaya koydu.

— Ben neden sizinle arkadaşım?

Defne gülerek:

— Çünkü biz olmasak hayatın çok sıkıcı olur.

Doğa başını kaldırdı.

— Doğru.

Ve yine üçü gülmeye başladı.

Okul çıkışında birlikte yürüdüler.

Hava hafif serindi.

Doğa bir anda:

— Bir yere oturalım mı?

Ada:

— Ben varım.

Defne telefonuna baktı.

Emre’den mesaj vardı.

Emre: Ne yapıyorsun?

Defne ekrana baktı.

Sonra telefonunu cebine koydu.

— Gidelim.

Doğa şaşırdı.

— Emre’ye yazmayacak mısın?

— Sonra yazarım.

Doğa’nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Hiçbir şey söylemedi.

Sadece Defne’nin koluna girdi.

O gün üçü saatlerce birlikte oturdular.

Güldüler.

Fotoğraf çektiler.

Birbirlerinin telefonlarını karıştırdılar.

Eski mesajları okuyup utandılar.

Ada, Doğa’nın eski konuşmalarından birini bulup yüksek sesle okuyunca Doğa neredeyse telefonu elinden almak için masanın üzerinden atlayacaktı.

Defne o kadar çok güldü ki gözlerinden yaş geldi.

O an hiçbirinin aklına gelecek gelmedi.

Kimse ne kadar uzun süre arkadaş kalacaklarını düşünmedi.

Sadece o an vardı.

Ve o an, gerçekten güzeldi.

12. Bölüm —

Kendi Aramızda

Ertesi hafta üçü artık okulda neredeyse ayrılmaz olmuştu.

Sabahları birlikte giriyor, teneffüslerde aynı yerde buluşuyor, öğle arasında aynı masaya oturuyorlardı.

Birbirlerinin ne söyleyeceğini önceden tahmin edecek kadar alışmışlardı.

Defne bazen bir şey anlatmaya başlıyor, Ada cümlenin sonunu tamamlıyordu.

Doğa birine sinirlendiğinde Defne onun kim olduğunu sormadan neden sinirlendiğini anlayabiliyordu.

Ada’nın canı sıkıldığında ise ikisi de bunu yüzünden fark ediyordu.

Aralarında açıklamaya gerek kalmayan bir yakınlık oluşmuştu.

Bir gün Doğa, Defne’nin koluna girdi.

— Bu akşam dışarı çıkalım.

— Nereye?

— Bilmiyorum.

Ada:

— Bu nasıl plan?

— Plansız plan.

Defne güldü.

— Ben varım.

Akşamüstü buluştular.

Önce biraz yürüdüler. Sonra bir dükkâna girdiler. Ada gördüğü her şeyi almak isterken Defne onu durdurmaya çalıştı.

— Bunu alma.

— Neden?

— Çirkin.

— Ben beğendim.

— O zaman al.

Ada hemen kasaya yöneldi.

Doğa Defne’ye baktı.

— Senin insanlara yaklaşımın çok garip.

— Nasıl?

— Önce “çirkin” diyorsun, sonra “al” diyorsun.

— Kararımı değiştirdim.

Doğa güldü.

— Çok zor bir insansın.

— Biliyorum.

Dükkândan çıktıklarında Ada aldığı şeyi poşetten çıkarıp Defne’ye gösterdi.

— Bak.

Defne baktı.

— Hâlâ çirkin.

— Ama aldım.

— Güle güle kullan.

Üçü yine güldü.

Bir süre sonra oturup bir şeyler yerken Doğa’nın telefonu çaldı.

Ekrana baktı.

Yüzündeki ifade değişti.

Ada hemen fark etti.

— Kim?

Doğa telefonu ters çevirdi.

— Kimse.

Defne gözlerini kıstı.

— Yusuf mu?

Doğa sustu.

Ada masaya vurdu.

— Yusuf!

Doğa:

— Bağırma!

Defne gülmeye başladı.

— Ne yazmış?

— Hiçbir şey.

— Göster.

— Hayır.

Ada telefonunu almaya çalıştı.

Doğa telefonu göğsüne bastırdı.

— Dokunmayın!

Defne kahkahasını tutamadı.

— Kızım sevgilin değil, niye bu kadar saklıyorsun?

Doğa bir anda sustu.

— Sevgilim değil zaten.

Ada:

— Henüz.

Doğa ona baktı.

— Ada.

— Tamam.

Bir süre sonra Doğa telefonu açtı.

Yusuf sadece:

“Yarın okuldan sonra müsait misin?”

yazmıştı.

Üçü birden ekrana baktı.

Sessizlik oldu.

Defne yavaşça:

— Bence cevap ver.

Doğa:

— Ne yazacağım?

Ada:

— “Evet.”

Defne:

— Çok kısa.

Ada:

— “Evet, müsaitim.”

Defne:

— Daha kötü.

Doğa gülerek:

— Siz niye benim yerime cevap yazıyorsunuz?

Defne telefonunu aldı.

— Çünkü sen yazamıyorsun.

Doğa hemen telefonu geri çekti.

— Hayır!

Üçü yine gülmeye başladı.

Sonunda Doğa kendi mesajını yazdı.

Doğa: Müsaitim, neden?

Telefonu masaya bıraktı.

Üçü de ekrana bakmaya başladı.

Bir dakika.

İki dakika.

Sonunda cevap geldi.

Yusuf: Bir şey soracaktım.

Ada hemen:

— Kesin senden hoşlanıyor.

Doğa:

— Sus.

Defne:

— Bence de.

Doğa telefonu kapattı.

— Konuyu değiştirin.

Defne gülümsedi.

— Tamam.

Sonra Ada’ya baktı.

— Senin hayatında kimse yok mu?

Ada:

— Hayır.

Doğa:

— Yalan.

Ada kaşlarını kaldırdı.

— Kim var?

Doğa:

— Bilmiyorum. Sen söyle.

Ada güldü.

— Yok.

Defne ikisine bakarken bir an düşündü.

Üçünün de hayatı farklıydı.

Farklı aileleri, farklı hayalleri, farklı korkuları vardı.

Ama yan yana geldiklerinde bunların hiçbirinin önemi kalmıyordu.

Defne, uzun zamandır ilk kez bir yere aitmiş gibi hissediyordu.

Bir aileye değil.

Bir eve değil.

Bir gruba.

Kendi seçtiği insanlara.

Gece eve döndüğünde telefonuna peş peşe mesajlar geldi.

Doğa:

Doğa: Bugün çok güzeldi.

Ada:

Ada: Yarın da görüşüyoruz.

Defne gülümsedi.

Defne: Mecbursunuz artık.

Doğa:

Doğa: Mecburuz.

Ada:

Ada: Kurtuluş yok.

Defne telefonu göğsüne bastırıp yatağına uzandı.

Bir süre tavana baktı.

Sonra Emre’den gelen mesaja geçti.

Emre: Neredesin?

Defne cevap verdi.

Defne: Eve geldim.

Emre: Günün nasıl geçti?

Defne birkaç saniye düşündü.

Defne: Çok güzeldi. Doğa ve Ada’yla çıktık.

Emre:

Emre: Güzel.

Defne telefonunu kapattı.

O gece hiçbir şey eksik değildi.

Emre vardı.

Doğa vardı.

Ada vardı.

Kendisi vardı.

Ve Defne, hayatındaki bu insanların hepsini aynı anda taşıyabileceğine inanıyordu.

Henüz bilmiyordu.

İnsan bazen birini kaybetmek için ondan nefret etmek zorunda değildi.

Bazen sadece ona fazla yaklaşması yeterdi.

Ve Defne’nin önünde, henüz hiçbirinin farkında olmadığı uzun bir yol vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.