Defne, Emre’yle sevgili olduktan sonra hayatının bir anda değişeceğini düşünmüştü.
Oysa değişen şeyler dışarıdan bakıldığında neredeyse görünmüyordu.
Hâlâ aynı eve gidiyor, aynı insanlarla konuşuyor, aynı koridorlardan geçiyor, aynı aynanın karşısında hazırlanıyordu.
Ama artık bazı şeyleri tek başına yapmıyordu.
Bir yere gideceği zaman Emre’nin ne düşündüğünü merak ediyor, bir şey aldığında ona gösteriyor, gece uyumadan önce gün içinde yaşadığı en küçük şeyi bile anlatmak istiyordu.
Eskiden kimseye hesap vermeyi sevmezdi.
Şimdi ise bunu hesap vermek olarak görmüyordu.
Paylaşmak diyordu.
Bir sabah hazırlanırken telefonuna baktı.
Emre’den mesaj gelmişti.
Emre: Bugün okuldan sonra ne yapıyorsun?
Defne aynadaki yansımasına bakarak yazdı.
Defne: Bilmiyorum. Sen?
Cevap birkaç saniye sonra geldi.
Emre: Arkadaşlarla oturacağız galiba.
Defne: Tamam.
Emre: İstersen sen de gel.
Defne’nin eli telefonun üzerinde durdu.
Normalde böyle bir daveti düşünmeden kabul ederdi.
Ama o gün Doğa ve Ada’yla sözleşmişlerdi.
Telefonu kapattı.
Bir dakika sonra tekrar açtı.
Defne: Doğa ve Ada’yla planımız vardı.
Emre:
Emre: Tamam. Onlarla takıl.
Defne: Kızmadın mı?
Emre: Niye kızayım?
Defne gülümsedi.
Defne: Bilmem.
Emre’nin cevabı kısa oldu.
Emre: Sevgilimsin diye arkadaşlarından vazgeçmen gerekmiyor.
Defne o cümleyi birkaç saniye düşündü.
Sonra:
Defne: İyi ki varsın.
Telefonu cebine koydu.
Fakat günün ilerleyen saatlerinde Doğa ve Ada’yla buluştuğunda bile aklının bir köşesinde Emre vardı.
Doğa bunu hemen fark etti.
— Sen burada mısın gerçekten?
Defne kaşlarını kaldırdı.
— Ne demek o?
— Fiziksel olarak buradasın. Ruhun başka yerde.
Ada güldü.
— Emre’de.
Defne telefonunu masanın üzerine bıraktı.
— Abartmayın.
Doğa telefonu işaret etti.
— Beş dakikada bir bakıyorsun.
— Mesaj bekliyorum.
— Kimden?
Defne cevap vermedi.
Doğa kahkaha attı.
— Tamam, tamam. Söyleme.
Ada da gülerek başını salladı.
— Daha yeni sevgili oldunuz, kızın aklı tamamen gitmiş.
Defne itiraz edecek gibi oldu ama sustu.
Çünkü ikisinin de haklı olduğunu biliyordu.
O gün öğleden sonra Emre’den mesaj gelmedi.
İlk başta önemsemedi.
Sonra yarım saat geçti.
Bir saat.
Defne telefonunu tekrar tekrar kontrol etmeye başladı.
Kendine kızıyordu.
Bir insan neden bu kadar telefona bakardı?
Sonunda dayanamadı.
Defne: Ne yapıyorsun?
Mesaj gönderildi.
Cevap gelmedi.
Defne telefonu masaya bıraktı.
Doğa ona baktı.
— Ne oldu?
— Bir şey yok.
— Emre mi yazmıyor?
Defne gözlerini devirdi.
— Hayır.
Doğa birkaç saniye sustu.
— Defne.
— Ne?
— Daha şimdiden kendini onun mesajlarına göre ayarlama.
Defne’nin yüzündeki ifade değişti.
— Ayarlamıyorum.
— Ayarlıyorsun.
— Hayır.
— Peki.
Doğa konuyu kapattı.
Ama Defne’nin aklına o cümle takılmıştı.
Kendini onun mesajlarına göre ayarlama.
Akşam olduğunda Emre sonunda yazdı.
Emre: Kusura bakma, arkadaşlarla oturuyorduk.
Defne: Sorun değil.
Emre: Kızdın mı?
Defne: Hayır.
Gerçekten kızmamıştı.
Sadece beklemişti.
Belki de aradaki fark buydu.
Ertesi gün okulda Emre’nin yanına gittiğinde onu arkadaşlarıyla konuşurken gördü.
Defne yaklaşınca Emre’nin yüzü aydınlandı.
— Geldin.
— Geldim.
Emre elini tuttu.
— Dün kızdın sandım.
— Hayır.
— Emin misin?
— Eminim.
Emre başını eğip onun yüzüne baktı.
— Çok güzel görünüyorsun.
Defne gülümsedi.
— Bunu dün de söyleyebilirdin.
— Dün görmedim ki.
— Mesaj atabilirdin.
Emre bir an durdu.
Sonra gülerek:
— Tamam. Bir daha atarım.
Defne de güldü.
Küçük bir cümleydi.
Önemli bir şey değildi.
Ama Defne o an fark etmeden bir şey öğrenmişti.
Bir insanı sevdiğinde, onun yaptığı bazı küçük şeyleri değiştirmek istiyordun.
Ve bazen bunun nerede bittiğini anlamıyordun.
Birkaç gün sonra Doğa, Defne’yi sınıfta tek başına yakaladı.
— Bir şey soracağım.
— Sor.
— Sen neden artık bizimle daha az takılıyorsun?
Defne şaşırdı.
— Daha az takılmıyorum.
— Takılıyorsun ama eskisi gibi değilsin.
— Nasıl yani?
Doğa omuz silkti.
— Eskiden bir yere gittiğimizde en son sen kalkardın. Şimdi Emre yazınca gidiyorsun.
Defne cevap vermedi.
Doğa devam etti:
— Emre’yi seviyorsun, tamam. Buna bir şey demiyorum. Ama kendini kaybetme.
Defne kaşlarını çattı.
— Kendimi kaybetmiyorum.
— Umarım.
Doğa bunu söylerken gülümsedi.
Defne de gülümsedi.
— Merak etme. Ben öyle kolay kaybolmam.
Doğa’nın yüzündeki gülümseme biraz büyüdü.
— İşte bunu duymak istiyordum.
Defne o anda gerçekten böyle düşünüyordu.
Kendisinin değiştiğini fark etmiyordu.
Çünkü değişim bazen bir anda olmazdı.
Bir gün arkadaşlarınla gitmek istediğin yere gitmezsin.
Bir gün eskiden yaptığın bir şeyi artık gereksiz bulursun.
Bir gün birinin hoşlanmadığı bir davranışından vazgeçersin.
Sonra bir bakarsın, vazgeçtiğin şeylerin toplamı sen olmuşsun.
O akşam Emre’yle buluştular.
Hava soğuktu.
Bir kafede karşılıklı oturuyorlardı.
Emre kahvesini karıştırırken Defne’ye baktı.
— Sana bir şey söyleyebilir miyim?
— Söyle.
— Son zamanlarda değiştin.
Defne hafifçe gülümsedi.
— Kötü mü?
— Hayır.
Emre elini masanın üzerinde onun elinin üzerine koydu.
— Daha sakin oldun.
Defne ona baktı.
— Senin yüzünden olabilir.
Emre gülümsedi.
— Benim yüzümden mi?
— Evet.
— Nasıl?
Defne birkaç saniye düşündü.
— Eskiden her şeyi kontrol etmek isterdim.
— Şimdi?
— Şimdi bazı şeyleri akışına bırakabiliyorum.
Emre başını salladı.
— Güzel.
Defne elini onun elinin altında tuttu.
— Sen de değiştin.
— Ben mi?
— Evet.
— Nasıl?
— Başta beni hiç sevmiyordun.
Emre güldü.
— Hâlâ bazen sevmiyorum.
Defne gözlerini kıstı.
— Emre!
— Şaka yapıyorum.
İkisi de güldü.
Sonra Emre’nin sesi biraz ciddileşti.
— Ama gerçekten… Seni ilk gördüğümde senden hoşlanacağımı düşünmemiştim.
— Ben de senden hoşlanacağımı düşünmemiştim.
— Sonra ne oldu?
Defne ona baktı.
Cevabı basitti.
— Seni tanıdım.
Emre’nin yüzündeki gülümseme yavaşladı.
— Ben de seni.
Bir süre sessiz kaldılar.
Defne o an Emre’ye bakarken içinden geçen şeyi ilk kez bu kadar net hissetti.
Onu kaybetmek istemiyordu.
Daha önce birçok insan hayatından çıkmıştı.
Bazılarını özlemişti.
Bazılarını hiç düşünmemişti.
Ama Emre farklıydı.
Onun gitme ihtimali Defne’nin içinde başka bir yere dokunuyordu.
Belki de bu yüzden bazı şeylerden vazgeçmek kolay geliyordu.
Çünkü karşılığında Emre’nin yanında kalacağını düşünüyordu.
Gece eve döndüğünde telefonuna baktı.
Doğa’dan mesaj vardı.
Doğa: Yarın bizimle misin?
Defne birkaç saniye düşündü.
Sonra:
Defne: Emre’yle plan yapmışız galiba.
Doğa:
Doğa: “Galiba” ne demek?
Defne gülümsedi.
Defne: Bilmiyorum. Ona soracağım.
Mesajı gönderdikten sonra yatağına uzandı.
Telefonuna Emre’den mesaj geldi.
Emre: Yarın görüşelim mi?
Defne hiç düşünmeden:
Defne: Olur.
Sonra Doğa’ya yazdı.
Defne: Yarın gelemeyeceğim.
Telefonu kenara koydu.
Gözlerini kapattı.
O gece Defne’nin aklından tek bir şey geçti.
Ben değişiyorum.
Ama bundan korkmadı.
Çünkü değiştiği kişinin hâlâ kendisi olduğunu sanıyordu.
Henüz bilmiyordu.
Bazı insanlar hayatımıza girip bizi kendimize yaklaştırırdı.
Bazılarıysa fark ettirmeden bizi kendimizden uzaklaştırırdı.
Ve Defne, Emre’nin hangisi olduğunu anlamak için henüz çok erkendi.
Çünkü şu an tek bildiği şey şuydu:
Onu seviyordu