İçeriğe geç

KENDİ KADERİNİ KENDİN YAZ

Bölüm 2 · 6 dk okuma

KENDİ KADERİNİ KENDİN YAZ

Bölüm 2

ELEMENT OYUNU (HAZEL)

Eve geldiğimde günün yorgunluğu ile üstümü değiştirdiğim gibi kendimi yatağa bıraktım. “Hazel hemen buraya gelmelisin.” Diye içeriden bir bağırış kopunca hızlıca ayağa kalktım ve uykulu gözlerle Alya’yı ve önündeki iki muhafızı görünce hemen kapıya doğru gidip “Ne oldu, adam mı topluyorsunuz evden bu saatte ne işiniz var.” Diye bağırınca Alya kolumu cimciklemeye başladı. “Hazel Hanım sizi meydana almamız gerek kendiniz mi gelmek istersiniz, biz mi götürelim?” diye sorunca “Sıkıyorsa deneyin.” dedim ve kapıyı üzerlerine kapattım. “Alya bu adamlar niye burada?” diye sordum. Alya ise bilmiyorum dermişçesine kafasını salladı. “Gel meydana gidelim ne varmış bu kadar önemli.” Dedim ve üzerimi değiştirmek için odama gittim. Dolabımı açtığımda ise iç karartacak kadar siyah giysilerimden bir tanesini aradan çekip üzerime geçirdim. Ben odamdan çıktığımda Alya pembe kazağını ve mavi pantolonunu giymişti. “Hadi gel çıkalım.” Dedim ve kapıyı açtığımda adamlar ve daha önce görmediğim göçmen bir muhafız vardı. “Biz gidiyoruz, başımızda koruma gibi gezmenize gerek yok.” Dedi Alya ve ben önünden çekilince yeni biri daha olduğunu oda fark etti. “Sizi götürmek üzere emir aldım Alya Hanım zorluk çıkarmadan lütfen arabaya binin.” Dedi göçmen. “Biz kendimizde gidebiliriz.” Dedim. “Gidebileceğini biliyorum, ayakların var değil mi?” Dedi gülerken. “Bak göçmen sinirimi bozma gidiyorum diyorsam kendim giderim.” Dedim fakat o an merdivenden biri çıktı. Annem. “Mara Hanım, kızınızı getiremedik.” Dedi mahcup bir şekilde. Alya ve ben ise şaşkın bir şekilde onlara bakıyorduk. “Hadi benim kızlarım sizi bir yere götürmem gerek.” Dedi annem. Annem bana ve Alya’yı kollarının arasına alarak yürümeye koyuldu. At arabasının içine bindiğimde içerisinin ne kadar lüks olduğunu fark etmiştim. Annem bizi niye götürüyordu? Alya “Nereye gidiyoruz, Mara Teyze?” diye sordu. “Evet nereye gidiyoruz?” dedim. Annem dudaklarını araladı ve “Kızlar biliyorsun, Kristal diyarında ateş ve su kraliçesi yok. Bu yüzden şu an varislerin olması gereken yaşlardaki herkesi eleme oyununa sokuyorlar.” Dedi. “Biz ne alaka anne?” diye sordum. “Kızlar her şeyi anlatacağım, ilk olarak oyunları kazanmanız lazım.” “Ne oyunları?” dedi Alya “Element Oyunları, sizin çocukken oynadığınız oyunlar gibi.” Dedi annem. “O zaman çok kolay değil mi?” diye sordum. “Hayır, Hazel. Asırlar önce beş kız bu oyunlardan geçerek beş elementi kurdu, şimdi siz oyunları geçerek ateş ve su elementine kavuşacaksınız.” “Beş element mi, dört tane yok mu?” dedi Alya. İkimizde şaşkın ve korkmuştuk. “Mor element, doğanın dengesi. Kendisi istediği zaman her şeyi yapabilirdi, çok tehlikeli olduğu için Nisha öldüğü an ateş ve su kendi elementleri birleşince oluşan bir güç haline getirdiler.” Dedi ve devam etti “Çok vaktimiz yok, siz beş oyundan geçeceksiniz körebe, saklambaç, yerden yüksek, kovalamaca ve yakantop.” Dedi. Bunlar cidden çocuk oyunlarıydı ama çocuk oyuncağı mıydı bilemezdim. “Peki bu oyunlardan en zoru ne?” dedik aynı anda “Hepsi birbirinden zor ama en zoru takım olmak, rakiplerinizle ortaklık kurmak ve en sonunda yenmek. Hatırlıyor musunuz Detineze diye bir kitap vardı, oradaki oyunlardan bahsediyorum.” At durdu. “Geldik, bu dediklerimi unutmayın.” Dedi ve attan çıkarak uzaklaştı. Muhtemelen krallığa bağlı olarak çalıştığı için gitmişti. “Hazel hatırlıyorum, Detineze’de ki oyunlar çok zor değil miydi?” diye sordu “Evet, özellikle yerden yüksek.” Dedim. “İsminiz ve soyunuzu söyler misiniz?” diye sordu önümdeki kadın. “Ben Hazel, Kuzgunlar soyundan.” Dedim. “Alya, sadece Alya.” Dedi. Sesi üzgündü. Kendisi yetimdi ve ne soyunu nede ailesini biliyordu. Ona sarılıp yürümeye başladım. Sırada binlerce kadın vardı. Hepsi olmasa da çoğunluğu zengin kesimin kızıydı. “Hazel bizle elementlerin ne alakası var?” dedi Alya “Bir şey biliyorsam oda hiçbir şey bilmediğim.” Dedim ve güldüm. O sırada gür bir ses duydum. “Bayanlar ve Baylar, element seçmelerine öncelikle hoş geldiniz.” Dedi ve devam etti “Biliyorsunuz ki buradan ateş ve su elementinin gerçek sahipleri bulunacak. Bu nedenle kızlarınızdan vazgeçtiniz. İlk olarak bilmeniz gerekir ki bazıları sağ çıkamayacak. Ayrılmak isteyen kişiler onlara vereceklerimiz çantanın içindeki fişeği patlatmaları yetecek.” Dedi. “Şimdi hanımlar bizi takip edin.” Dedi ve yürümeye koyulduk. “Kaç saattir yürüyoruz?” diye sordum. Bitmiştim, susamıştım. “Sanırım en az iki saat oldu.” Dedi Alya. Oda en az benim kadar yorulmuştu. “İyi haber, geldik sanırım. Bu otelin içine gideceğiz.” Dedi. “Şükürler olsun.” Dedim ve bu otele doğru hızlıca yürüdüm. “Herkese çift kişilik odalar veriyorlardı. “Siz on beşinci odaya.” Dedi adını bilmediğim adam. Alya’ya doğru bir anahtar uzatarak “Bol şanslar.” Dedi ve biz son kişi olduğumuz için adamda hızlıca gitti. Merdivenleri çıkarken buranın tam bir saray olduğunu düşünüyordum ki Alya’nın sesiyle irkildim. “Bu oda.” dedi. Anahtarı çevirip içeri girdik. Kendimi yatağa attığımda ilk defa bu kadar yumuşak bir yerde kaldığımın düşüncesiyle bunun tadını bolca çıkarmak için kendimi yorgana sardım. Alya yatağının kenarına oturup “Hazel ya ölürsek?” dedi. “Ölmeyeceğiz, o zenginlerin kazanamayacağı kadar soğuktur.” Dedim gülerek. “Öyledir ama korkuyorum Hazel, kendime bir şey olacağından değil. Ya sana bir şey olursa. Ya seni öldürmeye çalışırlarsa?” dedi “Bana hiçbir şey yapmayacaklar, aynı şekilde sana da. Hadi uyuman lazım, yoksa yarın ormanda ne yapacaksın?” dedim ve kendimi uykuya hapsetmeden önce Alya’ya “İyi geceler melek.” Dedim ve o ise “İyi geceler böcük.” Dedi melodik sesiyle. Yıllar Önce “Burada ne yapıyorsun Hazel?” dedi. Bu ses Alya’nın olmalıydı. Ağaçtan aşağı doğru bakarak “Böceklere bakıyorum.” Dedim. O ise gülerek, bende meleklerle ilgilenecektim.” Dedi. Ormanda meleklerin olduğunu o zaman öğrenmiştim. Hızlıca ağaçtan atlayıp “Bende gelebilir miyim?” diye sordum. “Bir dersin yoksa neden olmasın?” diye sordu. “Hayır bugün ilaçlar ve ilk yardım hocası gelmemiş.” Dedim. “O zaman beni takip et.” Dedi ve hızlıca yürümeye başlamıştı. “Sen neden meleklere bakıyorsun?” diye sordum. Alya ile hiç özel olarak konuşmamıştık. Onun hakkında tek bildiğim yetim olmasıydı gerçi benimde babam yoktu. “Melekler insanın içini temizler, hiç duymadın mı bir gün bir şeytan melek kızına aşık olur, onu o kadar sever ve onun için her şeyi yapar ki kötülük yapmaktan uzaklaşır. En sonunda ise şeytanlar onu öldürür.” Dedi. “Zaten hiçbir aşk iyi bitmez.” Dedi. “Bu gibi konuları çok seviyorsun, sanırım. Hiç Detineze okudun mu?” diye sordum. Detineze benimde sevdiğim bir kitap olmakla kalmamış, kristal diyarının kurucularını anlatarak oldukça ilginç bir kitap olmuştu. “Sen de mi biliyorsun?” dedi şaşkın bir şekilde. “Evet ama neden bu kadar şaşırdın hiç anlamadım.” Dedim o ise gülerek “İnsanlar genellikle okumayı boş iş olarak görüyor da senin hiç kitap okuyacağını düşünmemiştim. “ dedi bense sadece güldüm. Biraz daha yürüdükten sonra “Sen neden böceklere bakıyordun?” diye sordu. “Aslında onları besliyordum. Böcekler ve hayvanlar her zaman ilgi alanım olmuştur. İstersen bir gün seni okulun ejderhalarının yanına götürebilirim.” Dedim. “Oraya girmek yasak değil mi?” diye sordu şaşkınca. “Ben orada gönüllü olarak ejderha bakıcılığı yapıyorum.” Dedim. “Geldik.” Dedi. Çok güzel bir kapısı vardı. Sarmaşıklar, çiçekler ve bolca göl vardı. Melekler oradan oraya uçuşuyordu. “Sakin olun, o arkadaşım Hazel.” Dediğinde hepsi sakince Alya’ya doğru yaklaştı. Bir süre hepsiyle konuştu ve “Uğurlama varmış.” Dedi. “Ne uğurlaması?” diye sordum. “Yılda en az iki kere dileklerini göklere uğurlarsın.” Hadi gel sana göstereyim dedi ve hızlıca melekleri takip etmeye başladı. Bir şelalenin yanına geldiğimizde durduk. Birkaç melek bize içi çiçek dolu kaseler verdiler. “Bunlar tam olarak ne oluyor?” diye sordum. “Bunları dileklerimizle beraber suya bırakacağız ve onların göklere ulaşmasını izleyeceğiz.” Dedi. Sıra bize geldiğinde ilk olarak Alya içinden birkaç şey diledi ve suya doğru bıraktı. Bana da yaklaş şeklinde el işareti yaptı ve “Sıra sende. Dileğini içinden dile ki gerçekleşsin.” Dedi. Çiçeği kendime doğru yasladım. Gökler size diliyorum ki bir gün en yakınım ile size ulaşabilelim, kristal diyarına. Çiçeği suya doğru bıraktım. Benimkisi ile birlikte hepsi yukarıya doğru havalandı. “Burada daha işimiz kalmadı, akşam olmadan yurda dönelim.” Dedi bense kafamı tamam anlamında salladım. Yurda geldiğimizde bana hiç beklemediğim anda sarılıp “Bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim böcük.” Dedi. Böcük? Çok tatlıydı. “Bana melekleri gösterdiğin ve dilek dilememe izin verdiğin için teşekkür ederim melek.” Dedim ve odama doğru yürüdüm.

Bölüm sonu

4 yorum