Tatlı okumalar :)
🍁🍁🍁
"Kuzey kalk hadi işe geç kalıcaksın" dedim üstündeki örtüyü çekerek. Her sabah bununla mı uğraşıcaktım?
"Ben işe filan gitmiyeceğim. Elim, kolum, bacağım her yerim ağrıyor" saate baktığımda yediyi geçmişti. İşi sekizde başlıyordu.
"Işık kalkmış bile" dedim. Işık ile konuşmuştum erkenciydi hanımefendi "O süslemek için iki saat önceden kalkmıştır" diye mırıldandı Kuzey kafasını yastığın içine gömerek.
"İşe geç kalırsan fazladan mesai yaparsın" odadan çıktım. Kuzey sadece fazla efor kaybettiriyordu.
Bu sabah altıda kalkıp koşumu yapmıştım. Akşam üzeri spor salonuna gidicektim. Spor hocamlada tanışıcak ve egzersizler yapıcaktım.
Bugün hava güneşliydi ama yinede soğuk hava kendini koruyordu. Kapı çaldığında elimde ki telefonumu bırakıp kapıya ulaştım. Açtığımda Işık'ı beklemiyordum.
"Günaydın Çağla" enerjik sesiyle gülümsedim "Günaydın" bakışlar ardımdan içeriye kaydı "Kuzey nerede? İşe geç kalıcağız" üstünde ki elbiseden giydiği topuklu ayakkabıya kaydı gözlerim. Yüzünde abartılı ama ona yakışan makyajda gözlerim uzun durmuş olucak ki açıklama yaptı "Garsonlukta yapsam bu şık olmam gerektiğini değiştirmez" haklı bulduğum için bir şey demedim.
Arkamdan gelen Kuzey dirseğini başının yanında duvara yasladı. Gözlerinden uyku akarken elleriyle saçlarını karıştırdı "Bir insan çalışmaya bu kadar hevesli olamaz" uyuşukluğunu konuşturdu yine. "Ne yapıyorsam en iyisi olsun isterim. Cezada olsa sonuçta bir hafta yapıcağız. Ve bu süreçte geç kalmak istemiyorum sen daha hazırlanmamışsın bile. Git ve hazırlan Kuzey" Işık'ın uyarısıyla başını koluna gömdü "Yeter" diye mırıldandı.
Ama zorunlu olduğu için odasına giyinmeye gitti "Kahven var mı?" sorusuna başımla onaylayarak cevap verdim. Ben mutfağa geçerken o da ardımdan geldi.
Tezgahın yanında ki bar sandelyelerinden birine otururken bende dolabın kapağını açtım. Ama kahvenin bittiğini görmemle dudağımı büzdüm. Kahve almayı unutmuş olmalıydım "Maalesef kahve yok" dediğimde yüzündeki gülümsemeyi bozmadı "Sorun yok ben seninle bir şey konuşacaktım" yanına ilerleyip oturdum.
"Neymiş konuşacağın şey?" bir kaşım havaya kalktığında yüzüne en tatlı gülümsemesini yerleştirdi "Şu bir haftada indirime mi gitsek. Çok değil mi?" lütfen dercesine bakan bakışlarına baktım "Işık'cım bu hayatta benim iki kırmızı çizgim var" dikkatle beni incelemeye başladı "Birincisi benim olan, ikincisi ise fiziğim" benim olan şeylere çok sahiplenirdim. Fiziğime gelirsek kendimden ödün vermeksizin güzelliğimi ve bedenimi seviyordum.
"Ve siz ilk kuralı ihlal ettiniz, benim olana zarar verdiniz" bu işi bir savaşa çevirmem onu şaşırtsada inadıma karşı yenilgiyle omuzlarını büktü. "Çağla bu kafamda tabaklarını kırdı. Parasını al ondan" dedi Kuzey şikayet ederek mutfağa girdi.
Işık hemen savunmaya geçti "Bu da kafama kaşıkları attı" ikiside birbirini şikayet etmeye başladılar "Bunu sen başlattın" Işık yenilgiyi kabul etmez bakışlarını Kuzey'e dikti "Beni sen sinirlendirdin" diyerek ayağa kalktı tam Kuzey'in karşısındayken boy farkını azaltan Işık'ın topuklularıydı.
"Sen sinirlendiğin herkese tabak mı atarsın?" Kuzey çattığı kaşlarını yeşil gözlerden çekmedi "Beni tahrik etmediğin sürece zararım yok" Işık'ın masum görüntüsü inandırıcıydı.
"Seni tanımasam melek olduğuna inanıyordum Fener" Işık'ın Kaşları çatıldı aniden "Adım Işık ve eğer benimle inatlaşmaya devam edersen bunu akşama kadar sürdürebilirim" gözleri bunu doğrular bakıyordu.
Kuzey bir adım geri çekilerek yolu açtı "Gidelim süslü fener" Kuzey yenilgisini kabul etmişti. Bunu sadece benim inadıma karşı yapardı ama anlaşılan Işık'ın inadına karşıda yenilgisini gösteriyordu.
Kuzey'in açtığı yoldan yürüyüp giden Işık bilerek Kuzey'in omzuna çarparak gitti. Yanlış görmediğime emin olamadığım şekilde Kuzey onun kokusunu içine çekti çok kısa birkaç saniye.
Onlar evden giderken ben odama girdim. Üstüme spor yarım atletlerimden birini giyerken altıma siyah tayt giymiştim. Bu sırada Aras'a mesajımı atmıştım. "üstüne rahat kıyafetler giy, benim eve gel" mesajıma cevap vermemişti ama görmüştü.
İnce bir çeket giydikten sonra yoga matlarımı alıp salona geçtim. Önce salonu inceledikten sonra camın yan tarafındaki boş kısma yoga matlarını yan yana koydum.
Camın açılmasıyla Aras'a döndüm. Üstünde beyaz bir tişört altında ise gri bir eşofman vardı. Bu adamın dolabında kışlık var mıydı acaba?
Sırıtarak yanıma geldiğinde dudaklarıma öpücüğünü kondurdu. "Ee ne için çağırmıştın beni?" çapkın bakışlarını tutup yoga matlarını gösterdim "Yoga yapıcağız" dediğimde yüzündeki değişimi zevkle izledim.
"Neden?" yüzünü buruşturup bana baktı "Sabah yogası, sakinleşmemizi ve iyi hissetmemizi sağlayacak" ondan ayrılıp yoga matının üzerine oturdum. Bana boş bakışlar atmaya devam etti "Ben zaten sakin bir insanım sevgilim, ne gerek var şimdi yogaya filan" başını hafif omzuna büktüğünde güldüm "Otur Aras" sözümle yanımdaki matta yerini aldı.
"Ne yapıcağız ohm filan mı?" bütün keyfinin kaçtığını o kadar belli ediyordu ki "Onuda yaparız sevgilim" dedim son kelimeyi bastırarak söyledim. Sevgilim sözünü duyduğunda yüzünde yumuşaklık oldu.
"Şimdi benim yaptığım haraketleri yapıcağız. İyi gelicek emin ol" ona güven verircesine gülümsedim "Ben bunun için gelmemiştim" dedi mırıltıyla ama ben duymuştum "Ne için gelmiştiniz Aras bey?" gözleri bedenimde dolaştı "Bundan daha güzel haraketler yaparız, hem çok rahatliyacağına söz verebilirim" kafasını bana doğru yaklaştırdığında bende başımı hemen dibine getirdim "Yaptığım haraketleri yap Aras" uyarımla önüme döndüm.
Dizlerimin üzerine oturdum, yapması için ona bakarken keyifsizce yaptı. Öne doğru eğilip başımı yere yaklaştırdım ellerimi ise önde uzatarak birleştirdim.
Bir süre böyle bekledikten sonra ellerimi ve ayaklarımı yerde bırakarak kalçamı yukarı kaldırdım. Bir üçgeni oluştururken Aras'da yaptıklarımı yapmaya devam etti.
Bir süre haraketlerimi takip ederek bana uyum sağladı. Şınav çeken bir pozisyona geldiğimizde dirseklerim yerle temas içindeydi. Bir süre öylece durduk. Aras telefonunun çalamsıyla pozisyonunu bozmadan cebinde ki telefonu hoparlöre alıp kafa hizasında yere koydu.
"Ne var Asır?" sesi tahmülsüz çıkarken derin nefes alıp veriyordu "Bezdim başkomiserim" dedi Asır. "Bu Miraç yine hanımcılığını gösterip Zehra'yı alarak gezmeye gitmiş. Merve'nin aileside köyden gelicekmiş sürekli beni arıyor, yok bu eksik yok şu eksik. Asır alıp getir lütfen" Merve'yi bize çekiştirmeye devam ederken Aras araya girdi "Telefon hoparlörde Çağla burada."
"Çağla naber?" sesi daha iyi çıkarken "İyilik Asır senden?" dedim bedenimi gevşeterek dizlerimin üzerine oturdum. "Bende işte Merve'nin elemanlığını yapıyorum. Şimdi aradı tuz eksikmiş. Ya bir evde tuz biter mi?" bu sorunun yanıtı bende yoktu çünkü mutfak benlik değildi.
"Merve'nin ailesi damat adayı getirecekti bu yüzden bu kadar uğraşıyordur" dedi Aras. Kaşlarım çatılırken soru Asır'dan çıktı "Damat adayı ne ya?" cevabı almak için Aras'ın çatılmış kaşlarının yer aldığı yüzüne baktım. "Ailesi tutturmuş işte biri varmış diye bir gör eğer sevmezsen olmaz. Merve'de ailesinden kurtulmak için kabul etti. Adı Murat galiba. Bugün o da gelicek, Merve onlar için yemek hazırlıyor baya özeniyor olmalı" bundan benim haberim yoktu.
"Siz bunu nereden biliyorsunuz?" dedi Asır o da benim gibi hiçbir şeyden haberi yok olmalı "Merve bahsetmişti" Asır'dan bir sessizlik gelirken bacaklarımı bağdaş kurarak oturdum.
"Ee bir düğün yaparız artık. Bizim içinde güzel olur. Ekipten biri evlenir" dedi Aras karşı tarafdan ses gelmediğinde. "Ne alaka başkomiserim? Hem Merve öyle her erkeği Sevecek biri değil. Dik başlı bir kere. O sözünü dinleticek bir adam sever. Öyle adamda mahlum ülkemizde çok az var" dedi gülerek.
Aras'ın yüzünde sırıtış olduğunda bu sefer benim kaşlarım çatıldı "Kısmet işleri bu Asır. Bir bakmışsın bahsettiğin gibi bir adamdır. Bizede mutluluklar dilemek düşer" ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum.
"Sizin nefesiniz niye böyle hızlı geliyor? Spor mu yapıyorsunuz?" Asır'ın konuyu değiştirmesi üzerine Aras'ın gözleri benimle buluştu "Yoga yapıyoruz. Çağla hanımın sabah sabah yoga yapası geldi" dedi iğneleyeci sözlerle.
"Neden?"
Omuzlarımı gererken onların konuşmasını dinlemeye devam ettim "Sakinleşmek içinmiş. Ben sakinleşecekmişim. Ben zaten sakin biri değil miyim Asır?" sözleri gittikçe sertleşirken Asır'ın gülüşü kulaklarıma ulaştı "Eskiden sakindinizde artık değil gibisiniz başkomiserim" gözlerimi sinirli kıstım.
"Siz ne anlarsınız yogadan" ayağa kalkıp mutfağa gittim arkamdan Aras'ın kızgın sesini duymuştum "Kapa çeneni Asır" sesi öncekinden daha sinirli çıkmıştı "Emredersiniz başkomiserim" bardağıma suyu koyduğumda kafama diktim.
Mutfağa ardımdan giren Aras'a ters bakışlar attım. Benimle yaptığı şeyi boş ve gereksiz bulduğunu söylemişti resmen. Yoga yapmaya başladığımızdan beri suratını asıp söylenmişti. Bir daha da onunla hiçbir zaman bir şey yapmiyacaktım. Benimle yaptığı şey onu sinirlendiriyormuş vay be öyle olsun.
"Sevgilim" tatlı tutmaya çalıştığı sesine aldırmadan yanından omuz atarak geçtim. Ardımdan gelirken konuşmaya devam ediyordu "Güzelim yapma ama böyle niye trip atıyorsun ki?" sözüyle hızla ona dönmemle adımları bana çarpmadan durdu.
"Benimle vakit geçirmekten memnun değilsen evine gidebilirsin Aras" sözümle ellerimi göğüsümde birleştirdim "Ne alakası var? Ben sadece daha farklı şeyler yapabiliriz diyorum" anlaşmaya çalışan sesi beni hiç etkilemiyordu "Benim istediğim bir şeyi yapmak bu kadar mı zor?" dedim. Beraber yoga yapmak istemiştim sadece.
Gerçekten bütün erkekler odundu.
Elleri yine belimi bulduğunda bedenini bedenime yapıştırdı. Ondan uzaklaşmamam için yapmıştı özellikle. Aras temas bağımlısıydı resmen özelliklede benimi sarıp kendine çekmeye bayılıyordu. Bazen yanyanayken o farketmese bile sürekli elleri belimi buluyordu. Karşılıklı konuşurken sanki kendini daha iyi anlatabiliyormuş gibi belimi sarıp göğsüne dayıyordu bedenimi.
"Ben o anlamda söylemedim ki, sadece yoga pek bana göre değilmiş onu anladım. Hem ben Bir şey demedim hepsini Asır söyledi onunla uğraş" kendisi yırtmaya çalıştıkça sesi yumuşuyordu.
"İyi öyle olsun" dedim. Yanağıma ulaşan dudakları uzun süre oradaki varlığını korurken içimin ısındığını hissettim.
Telefonumun çalmasıyla benden ayrılmak zorunda kaldı. Masanın üzerindeki telefonumu alıp Kuzey'in aramasına kaşılık verdim "Kuzen" kafamı kaldırıp televizyonun karşısına geçmiş olan Aras'a baktım "Söyle kuzen" dedim.
"Beni şirketten aradılar oraya geçiyorum, işim bittiğinde geri gelirim" bir kaşım havaya kalktı "Şirkette olucağına nasıl emin olucağım?" dedim şüpheci bir tavırla "Ara öğren istersen. Ben çıkıyorum" telefonu yüzüme kapattı.
Yüzümde oluşan sinsi sırıtışla telefon ekranıma baktım. Bana yaptığı ölüm şakasının bir karşılığı elbette olucaktı. Öldüğünü düşündürüp beni korkutmuştu şimdi ona yapıcaklarımı biliyordum.
Koltukta oturan Aras'ın arkasından kollarımı sardığımda başı hafif bana döndü "Benim dışarı çıkmam gerekiyor, acil bir işim var" dedim güldü "Akşam boş musun?" dediğinde dudağımı büzdüm "Hayır."
Tamamen bana döndü "Neden?" kahvelerine diktim bakışlarımı "Akşam spor salonuna gidiceğim ama yarın boşum" dedim. Bir süre sessiz kalsada tamam anlamında başını salladı.
Ben hemen yatak odasına geçerken Aras kahvaltı yapmak için evine gitmişti. Benim işim acil olduğu için ona eşlik edemiyecektim.
Üstüme şirkete gitmek için güzel bir takımı giyerken makyajımı eksik etmedim.

Arabada güzel bir şarkı açarken şirkete gidiyordum. Kuzey Beye bir sürprizim vardı. Şirketin ön tarafındaki otoparkına arabayı bırakıp şirkete ilerledim.
Giriş kısmında çalışan ve şirketin bu kısmında çalıştığını bildiğim kadın ayağa kalktı "Günaydın Çağla hanım" ona gülümserken asansöre ilerledim.
Kuzey şirketten çıkmadan bu işi halletmem gerekiyordu. Yoldayken Arzu'yu aradığım için her şeyden haberi vardı. Bana yardım ediceklerdi bu uğurda patronlarını satmış olsalarda.
Asansöre bindiğimde katın numarasına bastım. Aynadaki görüntüme bakarken yüzümde bir gülümseme oluştu.
Ben şirkete pek gelmezdim zaten Hakkari'de olduğum için buraya İstanbul'a uğradım zamanlar gelirdim, yinede buradaki herkes beni tanırdı. Amcam buraya bakardı fakat son yıllarda buranın yönetimi Kuzey'e aitti. Gerçi son zamanlarda şirketin durumu hiç iyi gitmiyordu.
Asansörden indiğimde koridorda yürüdüm. Köşeyi geçtiğimde yan yana endişe içinde dikilmiş olan Arzu, Pelin, Fırat vardı. Onlar Kuzey'in en yakın çalışanlarıydılar aynı zamandada benim deli kuzenimin bütün çilemesini çekiyorlardı. Onlar için bazen üzülmüyor değildim.
Yanlarına geldiğimde üçüde bana döndü "Her şey hazır mı?" dedim gözlerim tek tek üçünde dolaştı. "Kuzey Bey odasında ve sizin verdiğiniz fotoğrafı dediğiniz gibi ayarladık" istediğimi almanın verdiği hazla gülümsedim.
Fırat tedirginlik içinde bana baktı "Çağla hanım acaba yapmasanız mı? Kuzey beyin imajına ne kadar değer verdiğini biliyorsunuz" elbetteki biliyordum. Onu en iyi ben tanıyordum. Ama bu intikam meselesine kimse karışamazdı.
Pelin hızle nereden bulduğunu bilmediğim kolonyayı çıkarıp havaya kaldırdı "Kolonya hazır" dediğinde Arzu elinde iki yelpazeyi havaya kaldırdı "Yelpazeler hazır" dedi.
Fırat tedirgin ve bunu yapıp başlarını yaktığım için ters bakışlarla arkadaki masasına ilerledi elindeki bardakla geri döndü "İçeçek hazır" Kuzey'e o kadar alışmışlardıki birazdan olacakları bildikleri için kendilerini hazırlamışlardı.
Arzu elinde ki telefondan birine mesaj attı. Dört beş saniye geçmişti ki dördümüzün telefonuna bildirim düştü. Sadece bize değil etrafımızda çalışan herkesin telefonuna bildirim gittiği için herkes anlamayan bakışlar atıyordu.
Telefonumu ben açarken diğer üçü buna yürek yemiyerek telefonlarını açmadılar. Ekranda ki küçük Kuzey'i gördüğümde güldüm. Kuzey'in sünnet kıyafetleri içinde ki fotoğraf benim kahkaha atmama neden oldu.
Kuzey imajına değer veren biriydi. Bu sünnet kıyafetleri içindeki bütün fotoğrafları yakmıştı ama bir tanesi bende vardı ve o bunu hiç bilmiyordu. Biraz önceye kadar.
"TELEFONUYLA TEMAS İÇİNDE OLAN HERKES KOVULDU"
Bir insan neden şirkette hoparlör bağlardı. Kuzey'in sinirli çıkan sesiyle herkes telefonunu bir yerlere fırlatmaya başladı. Bazıları masasına atarken bazıları çantasına sıkıştırıyordu. Hepsi Kuzey'in ne kadar deli ve dediğini yapıcak bir kişi olduğunu bildiği için tedirgin olmuştu.
Fırat elindeki bardağa bir kılıçmış gibi sıkıca tuttu "Kızlar hazırmısınız. Gazamız mübarek olsun" dedi sanki savaşa gidiyordu.
"FIRAT! ARZU! PELİN!"
Kuzey'in cırtlak sesi yine bütün ofisi doldurdu. Üçüde güç almak için birbirine baktılar, bana ise yaktınız bizi der gibi.
"ÇABUK ODAMA!"
Üçüde bir ördek sürüsü gibi sırayla Kuzey'in odasına ilerlerken diğerleri buna alışık oldukları için fazla üzerinde durmadılar. Zaten hepsi Kuzey'in korkusundan fotoğrafa bakamamışlardı. Fotoğraf çoktan herkesten silindiği için sorun olacak bir şey de yoktu.
Bu korku Kuzey'e yeterliydi. Bana şaka yapmaması gerektiğini bilmeliydi. Ölme numarasından sonra bu hafif bile kalırdı.
Bir süre dışarıda kalıp sakinleşmesini bekledim. Ardından kapıyı tıklatmadan girdiğimde gördüğüm manzara beni şaşırtmadı.
Kuzey koltuğunda yayılarak otururken yüzü sirke satıyordu. Sağ tarafında Arzu yelpaze ile onu serinletmeye çalışırken Fırat ara ara pipetle içeceği içiriyordu. Diğer tarafındaki Pelin kolonyanın yarısını Kuzey'in üzerine döktüğü için bütün oda kokmuştu. "Ah bunu kim yapar. Ağağağaks"
Garip sesler çıkarmaya devam ederken sarhoş gibiydi. "Ne oldu Kuzey?" dediğimde beni yeni farketmiş gibi bakışlarını tavandan bana çevirdi.
Baktı, baktı, baktı ve anladı.
"Ölme şakasından daha kötü olamaz" dediğimde yüzündeki depresif ifade kendini sinire bıraktı. Bilerek kapıya yakın ve ona uzak dururken bana mavi gözlerin kısarak baktı.
"Sen yaptın! Bittin kızım sen!"
Bir köpek gibi kalkıp üzerime koşmaya başladığında ben bunu bildiğim için kendimi odadan attım. Geniş alanda insanların içinden koşarak geçerken Kuzey bana yetişmeye çalışıyordu.
"Tutun onu" Kuzey bağırdığında bende bağırdım "Bana dokunan olursa kırarım elini" dediğimde şirkettekiler tarafsız kalarak karışmadılar.
Ayağımdaki bu uzun topuklularla koşmak zaten işkenceydi birde beni kovalıyordu hayvan herif.
"Bu topuklularla bile beni yakalayamıyorsun" dedim arkadan çıldırmış gibi kovalayan Kuzey'e.
İnsanların içinde özellikle koştuğum için herkesi atlatıp bana ulaşamıyordu "O saçlarını yolucağım" dediğinde elim at kuyruğu yaptığım saçlarıma gitti "Bu saça dokunacak insan daha anasının karnından doğmadı" dedim tehiditkar bir tavırla. O kadar baktığım saçıma dokundurtmazdım.
Yaklaşık on beş dakika boyunca kovalanmanın sonucu beni yakalayamamıştı ama topuklu ayakkabılardan dolayı sızlayan ayağımı hissetmemek elde değildi. Akşam spor salonuna bu ayaklarla mı gidicektim.
Ne kadar onunla anlaşmaya çalışsamda işe yaramamıştı, bir an bile beni kovalamayı bırakmadı pislik.
Burada daha fazla durmayarak ara koridora koştum. Arkamdan esip gürleyerek gelirken başımı omzumdan çevirip maviliklerine baktım "Hakettin!" dediğimde pişmanlık görmediği için daha çok sinirlendi.
Bana çok yaklaştığında artık ayaklarımı kullanabilir bir vaziyette değildim. Hadi ama böyle bir plan yapıp spor ayakkabıyla gelemezdim. Böyle bir intikamdan sonra şıklık yakışırdı bana. Bu yüzden topuklu giydiğim için pişman değilim. Bir süre ayağımdan fedakarlık yapsamda.
Birine çarpmamla kendimi yerde bulduğumda elim alnıma gitti. Kuzey'de birkaç saniye içinde benim gibi yere yapışmıştı. "Ne oluyor?" diyerek kafamı kaldırdığımda gördüğüm adamlarla dudaklarım aralandı.
"Baba" dedim.
"Baba" dedi Kuzey.
Babamda amcamda buradaydı o kadarda değil babamın sağında amcam varken solunda Bige vardı. Babam Bige ile konuştuğu gecenin sabahı Hakkari'ye dönmemiş miydi? Dün Hakkari'ye gittiğini sanıyordum.
Hem bunlar ne ara barıştı. Madem bu kadar çabuk barışıcaktınız bugüne kadar niye beni aranızda işkence gören şahıs olarak kaldım? Bu soruları içimden sorarken babam bize onaylamaz bakışlar attı. Amcam bunlar hiç değişmemiş diyen mistik bakışlar atıyordu. Bige'de sağolsun ifadesizliğini koruyor.
"Şirketi bunlara mı bırakacaksınız" dedi Bige ikimizin haline bakarak.
Duyduğum sözle ışıldayan gözlerle amcama ve babama baktım. Kuzey'inde gözünde akan paralar gördüğüme yemin edebilirdim.
"Zengin oluyoruz" diyerek ikimizde Kuzey'le sevinç nidalar attık hâlâ yerde otururken. Şirket hâlâ amcamın ve babamın üzerinde olduğu için biz sadece para harcamada kullanıyorduk onların izin verdiği miktarda.
Amcam burayı dedemin yardımıyla açtığı için babamı ve halamıda hissedarı yapmıştı. Çoğunluğu amcama ait olsada halam ve babamında hakkı vardı. Gerçi yurt dışlarında gezen halamın pek umurunda olduğunu sanmıyordum. Gerçi Defne'ye hala demiyorduk çünkü hala olamiyacak kadar küçüktü.
Benden bir yaş büyük ve Kuzey'den bir yaş küçüktü. Kuzey sırf bu yüzden babaannemle kavga dahi etmişti senin torunun olmuş sen hâlâ doğruyorsun diyerek tabiki bu kavgayı çocukken yapardı. Defne genç bir hala olmaktan zevk aldığı için bizimle okula gelip arkadaşlarımıza ben onların halasıyım derdi. Sarı afet zaten güzeldi birde bize hala dedirtmeye çalışırdı. Tabiki de Kuzey'le ona hiçbir zaman hâlâ dememiştik, demiyecektik.
Ben 25 yaşındayım, Defne 26, Kuzey ise 27 yaşında. Biz hep beraber olsakta Bige 17 yaşındaydı o bizden hep küçük olduğu için genelde aramızda yerini alamazdı.
"Kalkın ne bu rezillik" dedi babam yanımızdan geçmeden önce "Odaya gelin konuşacaklarımız var" dedi amcam daha insancıl bir tavırla yanımızdan geçti.
Bige'de geçtiğinde arkasından bağırdım "Bige!" cevap geçikmedi "Ne var!" ergen kız ne olucak "Gel bana yardım et" dedim arkama bile dönmeden. Burada ayağımdan olmuşum zaten.
Bige tekrar geri geldiğinde elimi tutarak benim kalkmama yardım etti "Burada ablan ne hallere düşmüş sen öyle çek git zaten" dediğimde kolumu ona atarak destek aldım, odaya doğru yürüdüm "Ben başkasının ablasıyım zaten sana ne ki?" söylenirken yan bakışlarla ona bakıyordum "Eşim benzerim yok benim, böyle ablan olduğu için çok şanslısın" kendimi överek odaya girdim.
Ben Kuzey'in yanına otururken karşımızda sandalye çeken amcam, babam ve Bige bizi sorguya çeker bir ifadeye sahiplerdi.
"Ee şirketi kimin üzerine yapıyorsunuz?" dedi Bige merakla babamlara baktı "Tabiki de ben. Bu şirketin en çok hissesi babama ait olduğuna göre sıradaki sahibi benim" diyen Kuzey'e burun kıvırdım.
"Hayır tabiki de ben. Sen buraya ayda bir uğruyorsun resmen. Arslan ailesinin tek aklı başında üyesi olarak bu şirket benim olmalı" dedim babama bakarak.
Hâlâ kendimi övmemden bir şey eksilmediğini gören babam gülüşünü saklıyamadı. Ama tabikide hemen ifadesini toplayayıp bize döndü"Şirketi resmen batırmışsınız? Durumu hiç iyi değil" dediğinde bir anda ayağa kalktım "Ne fakir mi kaldık?" dedim sızlanarak.
Kuzey bir anda ayağa kalkıp "Ben fakir hayatına alışamam baba" dedi abartılı tonlamayla. Bige bunu düşünmemiş gibi ayağa kalktı "Bana fakir kaldığımızı söylemediniz. Bütün paraları bugüne kadar onlar yedi. Artık tam ben yiyecekken fakir kalamazsınız" bencil kardeş! Koynumda yılan beslemişim.
Kuzey'le ona onaylamaz bakışlar atarken omuz silkti "Hainliğin böylesi ben arabalarımın derdine düşmüşüm bu kız para yiyemedim diye zırlıyor" dediğinde Kuzey'i amcam böldü "Oturun!" babam çok ciddi biri olsada amcam onun aksine sakin biriydi. Amcam bile ciddiyse baya sorunumuz büyüktü.
Arkama yaslandım "Ben dedemin yanına Ordu'ya taşınıyorum. O bana bakar hem parasıda var" dediğimde Bige beni doğru bulmuş gibi başını onaylayarak salladı "Bencede Dedemin parası bize yeter, hem o bize kıyamaz istediğimizi yapar" Kuzey hiç beklemeden onayladı planımızı "Biz kalıcak yerimizi bulduk siz artık nerede kalıcağınıza karar verin" dediğinde bir an üzüldüm. Aras artık benim komşum olamiyacak mıydı?
Üzgünüm Aras ama ben fakir olarak yaşayacağıma Ordu'da zengin kalmayı tercih ediyorum. Bir memur maaşı bana yetmezdi.
Amcam ters ters bakarak babama döndü "Gördün mü abi? Bir durumuz kötüleşti hemen bizi sattılar. Çocuk değil ihanet toğumları şunlara bak. Yaşlandığımızda sırf masrafız diye bizi huzur evine kapatırlar" kınar bakışlarımı amcama çevirdim. Ben fakir kalmalarını söylemedim.
Kuzey telefonu kulağına götürdüğünde hepimiz şaşkınlıkla ona döndük "Dedem canım dedem" dedemi aramıştı yok artık ben bile bu kadar çabuk ihanet etmedim.
"Biz üç torunun sana geliyoruz. Evet evet bize yetecek kadar paran var mı?" dediğinde gülmemek için kendimi zor tuttum. Babam ve amcam şok içinde Kuzey'e bakıyordu.
Hemen elimle Kuzey'i dürttüm "Söyle misafirlerimizde var" amcam ve babam bana döndü "Bu siz değilsiniz önce burada kalıp fakirlikten kurtulun" diyip Kuzey'e döndüm. Onlar gidemezlerdi önce zenginliklerine kavuşmalıydılar.
Kuzey "Dedecim Çağla'nın misafirleri olucakmış" dedikten sonra bana döndü "Babaannem kaç kişi diye soruyor ona göre hazırlık yapıcakmış" önce düşündüm ama sonra "Ben onu arar söylerim" dedim. Kuzey telefon konuşması bittiğinde arkasına rahatça yaslandı "Hâlâ zenginiz kızlar" dedi bize bakarak.
"Şirketi siz batırnız zaten birde bizemi suç buluyorsunuz lan!" babama döndüm "Pardonda İstanbul'a geleli birkaç ay olmuş ne yapmamı bekliyorsunuz" dediğimde amcam bir kaşını kaldırdı "Zaten ne olduysa sen geldikten sonra oldu. Kuzey işi gücü bırakıp seninleydi hep. İşler aksadı" dediğinde Kuzey konuşacaktıki Bige araya girdi.
"Bu sizin hatanız. Eğer onlara şirketi emanet ederseniz böyle olur. Malınıza sahip çıksaydınız fakir kalmicaktık." Bige'yi ikimizde onayladık.
Babam hiddetle ayağa kalktı "Yeter!" Amcamda onun ardındna kalktı "Seni mirastan men ediyorum" diyen amcamla Kuzey ayağa ışınlandı "Bende sizi mirastan men ediyorum" diyen babamla Bige ile aynı anda ayağa kalktık.
"Sizin zaten paranız yokki" dedi Kuzey şirketin batmasından bahsederek. "Şirket batmadı hâlâ çalışıyor biz sadece son zamanlarda şireketteki aksaklıklar için uyarmaya ve ilgilenmeye gelmiştik ama anlaşılan çocuklarımız bizi hemen satıyor öyleyse size miras filan yok" başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Kuzey hık diye sandalyeye düştü.
Hepten fakir kaldık ya!
Kuzey ayağa zar zor kalktı "Biz şaka yaptık baba" demişti ki amcam bir elini havaya kaldırdı "Hiç deneme Kuzey bu sefer seni annen bile kurtaramaz. Elinizde ki bütün mal varlığını alıyorum. Paranız, arabanız, banka kartlarını hatta eveleriniz dahi" işte şimdi bayılabilirdim.
"Evimi alamazsınız" dedim orası benim ve Aras'ımın tanışma yeriydi. Biz komşuyduk. Hadi evimi başkasına verirlerse? Aras'ın başka komşusu olursa? bu birde bekar bir kadın olursa? Olasılıklar beni deli etmişti.
"Aldım bile" dedi babam elini arkadan bağlarken. "Hatta sizi evlatlıktan men ediyorum" Bige ile ona döndük "Bunu yapamazsın" dedim güldü "Öyle bir yaparım ki"
Dik bir şekilde durup hemen karşısına geçtim "Bende evlenirim" sözüm ortamda bir sessizlik oluşturdu.
Babamın Kaşları o kadar hızlı çatıldı ki "Davetiyemide yollarım baba aa pardon Çınar Bey" dedim vurgulayarak. "Hele bir evlen nikahta o herifin alnının ortasından vurmassam Çınar değilim" dedi. Biliyordum yapardı.
"Madem senin çocuğun değilim o zaman buna karar veremezsin" dediğimde dip dibeydik resmen "Bana kafa tutan tek kişisin Çağla" bunuda biliyodum. Ona kolay kolay kafa tutulmazdı inatçı keçi.
"İptal ediyorum siz hâlâ benim kızımsınız hele bir herif size yaklaşsın sıkarım kafasına" neyseki Aras'tan haberi yoktu.
İstediğimi alırken geri çekildim "Siz bizi kovmuyorsunuz biz namımızla gidiyoruz" dedim arkama dönerken kapıya ilerledim Bige ve Kuzey'de ardımdan dik bir şekilde geldi. En azından evlat olarak kalmıştık bu da bir şey.
"Durun" babamın sözüyle üçümüzde hevesle onlara döndük. Bize kıyamamışlardı değil mi?
"Anahtarlar, banka kartları, telefonlar... Bizden aldığınız her şeyi koyun" amcanın gösterdiği masaya ve ona aval aval baktım. Yok artık yüzsüzlüğün böylesi.
Çantamdan arabamın anahtarını çıkarıp masaya koydum aynı şekilde Kuzey'de araba anahtarını koyuyordu ama dört tane anahtar koydu. Yanında taşıdığı bile dört araba anahtarıydı. Cüzdanımda ki kartlarımı koyduğumda Kuzey cüzdanını çıkardı ama içi kartlarla dolu olduğu için toptan cüzdanı bıraktı.
"Telefonlar" dediğinde kaşlarımı çattım "Ya ben polisim hadi bana ulaşmak zorunda kalırlarsa, ya ben çalışan bir kadınım" dedim ama vicdansız kardeşler dinlemedi "Madem çalışıyorsun yenisini alırsın" babama ters bakışlar atarken telefonu koymadım. Neyseki bir şey söylemedi.
"Ev anahtarları?"
Bezmiştim resmen evimin güzel anahtarını masaya bıraktım. Kuzey'de çiftliğin anahtarını bıraktı "Çağla'nın evinin anahtarınıda bırak" amcamın sözü ile Kuzey benim evimin anahtarınıda koydu. Kuzey'de evimin anahtarının olması normal bir şey olduğu için tahmin etmeleri kolay olmuştu.
Hepimizin gözleri Bige'ye kaydığında ellerini açtı "Bana hiçbir şey almadınız ki vereyim" yazık hiç miras yiyememişti bu saatten sonra bizim yüzümüzden yiyemiyecekti.
Tamam anlamında başlarını salladıklarında onlar zevkle bizim gidişimizi izlediler. Şirketten çıkıp soğuk havaya geçtiğim an omuzlarım çöktü "Fakiriz Kuzen" dedim ağlamaklı sesimle.
Kuzey perişan bakışlar attı "Vallaha fakir kaldık. Yarın sabah uçağıyla Ordu'ya gidiyoruz dedemin kasasını patlatıcağız orada ki para bize ölene kadar yeter" başımı onaylayarak salladım başka yapacak bir şey yoktu.
Bige inanamayan gözlerle baktı "Siz delirmişsiniz. Dedemle konuşursak bu iki inatçı keçi bizi parasız bırakamaz. Yani bütün parayı geri alabiliriz" bu daha bir haklı olduğu için Bige'nin kafasına attığım elimle saçını dağıttım "Aferin kız arada aklın çalışıyor" dedemle konuşup babalarımızı ikna ettirmeliydik.
Anlamıyorum ki bu yaştan sonra o kadar parayı ne yapıcaksınız. Kaç yaşlarını gelmişler bizim önümüzü açın bari.
"Yarın sabah havalimanında olun" dedi Kuzey ikimizi uyararak "Ordu'ya gidiyoruz"
"Paramızda kalmadı, nerede kalıcağız" diyen Kuzey'e sırt çevirip yürüdüm "Ben kendime kalacak yer buldum sizde bulsanız iyi olur" dediğimde Bige'nin koluma yapışması ile durmak zorunda kaldım.
"Beni de almak zorundasın. Ben on yedi yaşındayım daha reşit bile değilim bana bakmak zorundasınız" dediğinde gözlerimi kıstım "Sana baban baksın" dediğimde öyle mi dercesine baktı "Sizin sayenizde zengin olduğum günün ertesi günü fakir kaldım. Hem seni anneme söylerim kızın kızına hiç bakmıyor derim" sinirle elimi sıktım "İyi be gel benimle" dram yapıyor birde.
Kuzey'e döndüm "Sadece iki kişilik yerim var sen kalacak yer bul artık" dediğimde yanımda bitti "En azından taksi parası ver yürüyerek mi gidiceğim. Benim bütün paralarım karttaydı. Zaten senin maaşın var" çantamı açıp içinden taksiye yeticek kadar parayı ona verdim. Artık fakirdim paranın hesabını yapmak zorundaydım.
Bige'ye yine kolumu attım "Ayağım hiç iyi durumda değil" dedim mırıltıyla. Öyle koşmayacaktım işte ayağım çıktı resmen. Bütün yükümü Bige'ye verdiğim için mızmızlansada bana yardım etti.
Taksiyle evin önüne geldiğimizde bana baktı "Hani kalacak bir yer bulmuştun" dedi bana dönerek. Bulmuştum zaten. Sevgililer bugünler için vardı, kalacak yerim madem yoktu Aras bana bakmalıydı. Fakirlik şimdiden canımı sıkmıştı.
Çift kapıdan geçip Aras'ın kapısının önüne geldiğimde sekerek yürüyordum. Bir süre ayaklarımı kullanma yetimi kaybetmiş olma olasılığım çoktu. Hâlâ topukluluların içinde olduğum için ağrısı devam ediyordu.
Bir kolum Bige'nin omzundayken yükümü ona veriyordum. Kapı Aras tarafından açıldığında önce bana sonra Bige'ye baktı "Misafirliğe geldim eski komşu" dedim sırıtarak.
Kaşları çatıldı "İçeride anlatırım" dedim Bige önden girerek ben seke seke arkasından ilerledim "Ayağına ne oldu?" enişeli sesini arkamda hissediyordum "Küçük bir kaza" salona girdiğimde Işık ve Kılıç'ı görmeyi beklemiyordum.
Koltuğa kendimi atarken Kılıç ayağa kalktı "Ben gideyim artık" diyerek gitti. Işık oturmaya devam ederken bana ve ortada ki sehpaya attığım ayaklarıma bakıyordu "İyi misin?" dedi endişelendiği sesinden belliydi "Kuzey'i iki tur döversem rahatlarım" dediğimi anlamadı ama bir şey demedi.
Aras yanıma oturduğunda bana bakışları soru işaretleriyle doluydu "Ne oldu Çağla?" ayağımdaki acıyla yüzümü buruşturdum. Topuklularla olimpiyat koşusuna katılmıştım resmen.
"Yarın Ordu'ya gidelim mi?"
Sorumla Aras bakakaldı "N'olur gidelim Aras. Hem yarın emniyette gitmiyoruz, gidelim bir günlüğüne" böyle bir soru sormamı beklemediği için şaşkın gibiydi "Kuzey, Bige, ben ve sen" dedim.
Işık'ın sesiyle ona döndüm "Bende geleyim mi? Ordu'yu hep merak etmişimdir ama hiç gidemedim" yüzünde heyecan çoktan oluşmuştu "Dedem misafirleri çok sever, yarın sabaha hazır ol" dediğimde hemen yerinden fırladı.
Çantasını hazırlamak için gittiğinde ayağımı masadan çekip çizmelerimin fermuarını indirdim. Ayaklarım çizmelerden kurtulduğu için rahatlamıştı ama sızısı hâlâ vardı.
"Daha babanla tanışmadık, dedenle tanışmak sorun olmaz mı?" dediğinde ayağımı sehpaya geri koydum "Sen bakma benim babam ve amcamın barbar olduklarına benim dedem medeniyetli birisidir. Çok kafa dengi mükemmel bir dede seninle tanıştığına çok mutlu olucak" ona güven vermek için gülümsedim.
Bige ayağa kalktı "Ben biraz hava alıcağım" yanımızdan ayrılırken "çok durma üşütürsün" dedim balkona çıktığında Aras'a döndüm "Ee gidiyor muyuz?" dedi elleri bacağımı kavrayıp dizlerinin üzerine koyduğunda şaşkınlık yaşadım bir an.
"Madem çok istiyorsun gidelim bakalım. Başımıza neler gelicek acaba?" dedi ayağıma masaj yapmaya başladığında elleri çok hafifti. "Ben sana olan biten her şeyi anlatıcağım merak etme" dedim.
Sırtıma bir yastık aldım "Babam bizi mirastan men etti. Yani fakir kaldık işte bizde paramıza geri kavuşmak için dedemin yanına gidiceğiz. Babamların hakkından gelir o. Baktık olmadı dememin kasasını patlatıcağız" baştan sona olan her şeyi ona anlatırken sessizce beni dinledi. Bazı yerlerde kahkaha atarken trajıkomik hikayemi özet geçtim.
🍁🍁🍁