İçeriğe geç

KELEPÇE

Bölüm 26 · 20 dk okuma

KELEPÇE

Bölüm 26

26. Bölüm

🍁🍁🍁

Saçımı kurutmam bittiğinde tarağım ile saçımı taradım. Yatağa doğru ilerlediğimde üstümde ki havludan kurtulup yatağın üstünde ki kıyafetlerimi giydim. Dün yeterince yoğun geçmişken bugün sabah erken kalkıp koşumu yapmıştım. Spor salonu ile konuştuğumda benim için bir spor hocası ayarlayacaklardı.

Yaşadığım hastanelik olma durumu, bedenimde izini koruyan yaralarımdan dolayı sporlarımı işini iyi bilen bir spor hocası ile yapıcaktım. Yanlış bir haraket yada durum olmamasına dikkat etmeliydim.

Odamdan çıktığımda salona geçmeden önce Kuzey'in odasına ilerledim. Kapıyı açtığımda mışıl mışıl uyuyordu yüz üstü yatmış.

Yatağın yanına ilerlediğimde önce elimle dürttüm ama uyanmadı şaşırtmayarak. Bende klasik yöntemi kullanıp bardaktaki suyu yüzüne döktüm.

Mırıltılar çıkartarak sırt üstü yatmaya başladı "Kalk köle" dedim eğlenen bir sesle.

"Ne diyorsun ya" dedi gözlerini açmasken "Kalk hadi sabah oldu" dedim elini uzatıp komidinde ki telefonuna uzandı "Saat daha yedi, git başımdan kızım. Ben bu saatte tuvalet için bile kalkmam" dedi yüzüne örtüyü çekerek kapattı.

Örtüyü tutup açtım "Artık bir hafta boyunca erken kalkmaya alışacaksın" dedim. Hâlâ uyuyordu "Kalkmıyorsan bende Aras'ımın yanına giderim. O sabah senin gibi dağınık olmak yerine dinç ve yakışıklıdır. Günümü aydınlatmam gerekiyor" dedim cilveli tuttuğum sesimle Kuzey yatakta fırlar gibi kalkıp oturdu "Bulduğun her boşlukta şunun yanına gitme! Ve ben ondan daha yakışıklıyım" uyandığı için hemen yanına oturdum.

"Günaydın Kuzey bey" sinsi bir gülüş oluştu dudaklarımda "Sen ne karıştırıyorsun?" dedi gözleri gözlerime ne yaptığımı anlamaya çalışır gibi bakıyordu.

"Sizin şu evimi dağıtma olayını bir açıklığa kavuşturuyorum" dedim kıstığı gözlerle beni anlamaya çalıştı "Işık'ı ara saat dokuz olmadan attığım konuma gidin" dedim. Yataktan kalktım "Ne yapıcaksın?" gülümsedim "Son uykularının keyfini çıkar" odadan çıkıp salona geçtim.

Evimi dağıtmak neymiş gösterecektim ben onlara.

Daha erken olduğu için bir süre daha burada olucaktım. Mutfağa geçtiğimde çayımı yaptım, çayımı bardağıma koyduğumda tekrar salona geçip televizyonun karşısındaki koltuğa oturdum.

Kanalları değiştirirken haberlerden birinde kaldım. Çayımı içerken Kuzey'den ses soluk yoktu anlaşılan tekrar uyumuştu. Uyusun bakalım bundan sonra ona uyku yok.

Çayımı içip biraz zaman geçirirken çalan telefonumu masadan aldım. Arayan Asır'dı, sabahların düşkünü omuştu. "Sabahların hayır olsun" dediğimde tersçe güldü "Bir polisin özelliklede cinayet masada çalışan birisinin sabahı hayır olur mu?" dedi sıkıntılı bir sesle "Yine bir ceset mi bulundu?" yerimden doğruldum.

"Bu sefer parkta" dedi "Bu katil durmiyacak, her gün yeni birini ekliyor kurbanlarının arasına" dedim rahatsız edici bir tonlamayla. Evden çıktım merdivenleri inerken Asır'ı dinlemeye devam ediyordum "Evet, artık pilinin çekilmesi gerekiyor" arbaya binerken kaşlarım çatıldı.

"Bir şey var?" kemerimi taktım "Bu sefer parktayız yani çevredeki kamera kayıtlarından bir şeyler buluruz" dedi telefonu kapatmadan önce "Katilimiz bu sefer tökezledi" aramayı sonlandırdığımda Asır'ın attığı konuma sürdüm arabayı.

Parka geldiğimde arabayı park ettim. Hava kapalı olduğu için gökyüzünde bize eşlik eden bulutlar vardı. Şeritten geçip Miraç'ın yanına geldiğimde etrafta Çiğdem savcıdan başka kimse yoktu. Ben ise onu es geçip Miraç'ın yanına ilerlemiştim.

"Asır ve Aras nerede?" sırtım Çiğdem'e dönükken gözlerimi Miraç'tan çekmedim. "Onlar etraftaki kamera kayıtları için gittiler biz ise olay yeriyle ilgileniyoruz" dediğinde bakışları üzerimde kalmadı "Başkomiserim size haber vermedi mi?" dediğinde kaşlarım çatıldı "Neyi?"

"Ceset iki saat önce buraya bırakılmış, görgü tanığı gri bir araçta kapüşonlu bir adamın bıraktığını söyledi. Yani bu sefer katilimiz aceleci davrandı bu da onu hataya götürdü" elim telefonuma gittiğinde ekranda hiç arama yoktu "Aras beni hiç aramadı" diye mırıldandım.

Sözlerim yanımda berilen Çiğdem tarafından bölündü "Sen kendinden üsttekilerle ismiyle mi konuşursun?" sesinde sezdiğim sinir kırıntılarında takıldı kalmadım "Hayır, sadece dilim alıştığı için ismiyle söyledim" göğsünde birleştirdiği elleriyle öyle mi dercesine baktı "Çağla, başkomiserimin sevgilisi" dedi Miraç araya girerek.

Çiğdem'in elleri duyduğu sözle iki yana düşerken sinir yerine şaşkınlık vardı yüzünde "De-demek ilişkiniz var" zorlaki çıkan sesi hiç hoşuma gitmemişti ama aramızda bulunan o makamdan dolayı bir şey diyememiştim.

Telelefonum çaldığında arayan Aras'tı, yanlarından uzaklaşırken telefonu açtım "Günaydın" sesi sakin çıksada ardından söyleyecekleri hoş olmicağı belliydi "Katili mi buldunuz?" dedim. "Katilin evinin önündeyiz. Konumu atıyorum, eve girmek için doğru zamanı bekliyoruz" arabama ilerlerken aramayı sonlandırıp konuma gitmek için arabaya bindim.

Bahsettiği yere geldiğimde arabayı biraz geride bırakmıştım. Sivil olduğum için sorun olmicaktı. İlerleyip simitçinin önünde ki Asır ve Aras'ın yanına geldiğimde gözlerim simitlerde kaldı "Durum ne?" elime simitlerden birini aldım "Birazdan eve giriceğiz. Evden sabah çıkmış ama geri girdiğini görmemişler" Asır'a baktım kısa bir süre.

Yanımıza gelen polis memuru ile "İçeri giriyoruz" dedi Aras. Herkes hazır olduğunda apartmanın üçüncü katına çıktık. Elimde ki silahı parmaklarımda daha sıkı tutarken önümüze geçen polis elinde ki anahtarla kapıyı açtı.

Eve girdiğimizde odalardan birinin kapısını açtım içeriyi kontrol ederken elimde ki silahın yönü değişiyordu "Temiz" dedim yatak odasına bakarak. Yatağa ilerlediğimde üstüne gelişi güzel koyulmuş yorganı kaldırıp kenara çektim dikkat ederek.

Gördüğüm şeyle yüzümü buruşturdum.

Kırışmış yatak örtüsünün üstünde kan lekeleri vardı. Komidinin üzerinde büyük bantlardan ve birde makas vardı. Yere baktığımda çözülmüş ipler yerini alıyordu. Beni şaşırtan ise yatağın üstünde iki şeydi. Kahretsin! Meme ucuydu. Psikopat adam! Kızın meme uçlarını kesmişti.

Odadan çıkarken olay yeri inceleme giriyordu. Aras'ın yanına ulaştığımda "Ben biraz dışarı çıkıcam" dedim onaylayan bakışlarıyla evden çıktım. Apartmanı incelerken karşı evin kapısı açıldı. Kırklarının sonundaki kadın meraklı gözlerini buradaki kapıya ve giren polislere dikmişti.

Kadının yanına geldiğimde "Merhaba siz komşusu olmalısınız" dedim. "Olmaz olaydım, pislik adam öldürmüş demek ki kızı" cüzdanımda ki polislik kartımı çıkardım "Komiser Çağla. Anlatıcaklarınız var galiba" kadın kartıma baktı önce.

"Hangi kadından bahsediyorsunuz?" dedim üşüyen elimi montumun cebine koydum. "Karısını" dedi üzüntülü bir tonlamayla "Buraya iki ay önce eşiyle taşındı Yılmaz bey. Balayı diye gittiler. Gidiş o gidiş kadını bir daha görmedim. Yılmaz bey ise akşamları gidip sabahları geliyordu. Hep sarhoştu ayık gezdiği yoktu. Karısı Sezin'i her sorduğumda bana bir şeyler uyduruyordu"

"Yılmaz beyin soy ismi ne?" anlattıkları fazlasıyla dikkat çekici ve önemliydi "Yılmaz Akın" dedi "Karsı çok güzel kadındı. Yeşil gözlü, siyah saçlı yazık oldu kadına, bir hafta kaldılar bu evde" dedi acıyan gözlerle "Adem buraya bak" yanıma gelen polise döndüm "Buyurun komiserim" kadını gösterdim "İfadesini alın" yanlarından ayrıldım.

Katil Yılmaz Akın'dı peki bu adam kimdi?

Kapıda berilen Aras ve Asır'la adımlarım durdu. Aceleciydiler "Ne oldu?" dedim karşımda durduklarında "Evde bir kağıtta bir yerin konumu yazılı. Oraya gidiyoruz adam evde değil" dedi.

Elinde tuttuğu fotoğrafı aldım parmak uçlarımla. Otuz yaşlarında bir adamdı. Kahverengi gözleri ekrana bakarken yanında ki kadının bakışları anımsatılamaz bir sevgiyle adamın üzerindeydi "Sezin Akın. Karısı kayıp" dedim.

"Araştırılması için emniyete gönderdim. Şimdi bulduğumuz yere gidiyoruz" olay yeri burada kalırken yanımıza aldığımız birkaç araba ekip ile apartmandan ayrıldık.

Bir süre sonra ormanlık arazinin içinde duran bir bina vardı. Büyük binanın içinde odunları görebiliyordum. Arabadan indiğimizde diğerleri evi sarmıştı bile.

Eve ilerlerken üçümüzde ellerimizde ki silahın ucunu karşımıza her an biri çıkacakmışız gibi tutuyorduk göğüs hizamızda. Aras'ın sol tarafında ben varken sağında Asır vardı.

Ardımızda polis memurlarıda dikkatle gelirken büyük bir alana girdik. Burnuma yoğun küf ve sigara kokusunun yanında alkol kokusu eşlik ediyordu.

Ortada duran yırtık koltukta bir adam oturuyordu, sırtı bize dönüktü. Yerde içki şişesinin kırık parçaları varken birkaç boş şişede vardı. Adamın yanına geldiğimizde baygındı. Yılmaz Akın.

Aras silahını sırtına koydu "Alın!" adamı kollarından tutup kelepçeleri taktıklarında gözü aralandı "Sezin" diye mırıldandı götürülmeden önce.

Telefonla konuşan Asır yanımıza geldi "Karısı Sezin için ailesi ihbarda bulunmuş. Kayıp ihbarı"

***

Karşımda ki psikopat katile baktım. Üzerinden geçen zamanla ayılmıştı artık. Yediği serumlarında etkisi vardı. İçinde sadece masa ve sandalyeler olan bu sorgu odasında Yılmaz'ın karşısında üçümüz vardık.

Aras sandalyede otururken iki yanında ayakta duruyorduk Asır ile. Bu sorguya özellikle girmek istemiştik. Aras dosyanın içindeki üç kadının fotoğrafını masaya koydu "Bu kadınları neden öldürdün? Nereden tanıyorsun?" dedi.

Adam bir süre baktı fotoğraflara "Tanımıyorum hiçbirini" dedi çok rahat bir sesle. "Niye öldürdün o zaman?" Asır'ın sorusuna omuz silkti "Zevk için" sırıttı. Gerçekten pis herif sırıttı.

"Neden hepsine asit döktün?" dedi Aras. "Onları bana ait kıldım. Başka kimsenin değil" karşımızda normal birinin olmadığını biliyorduk.

"Kurbanlarını nasıl seçtin?" dedi Asır. Ben sessizce izlemeye devam ettim. Yılmaz'ın eli Berra'nın fotoğrafına gitti, cesedi çöpte bulunan maktül. "Bu kızı otobüste gördüm. Güzel kızdı. O indiğinde bende indim ardında. Bir süre onu takip ettim sonra kameraların olmadığı bir köşede sıkıştırdım. Çok direndi yazık, birlikteliğimizde çok yalvardı" akıl sağlığı yerinde değildi. Sırıtarak anlatıyordu.

Bu sefer eli Meryem'in fotoğrafının üzerinde durdu, ormanda ölü bulunan hayat kadınlığı yapan maktül "Bu kızı partide gördüm, çok güzel dans ediyordu. Kıvrak bir bedene sahipti. Yanıma geldi bir süre içtik sonra ona evime gitmeyi teklif ettim. Kabul etti. Bu kızınki daha kolay oldu ama güzeldi"

Parmakları Duru'nun üzerinde durdu, bugün öldürüp parka bıraktığı kadın "Bu ise bana en zorluk yaşatan oldu. Bizim apartmanda yaşıyordu. Bana hep abi diyordu. Bende ona benimle eve gelmesini babasına vermesi için bir şey vericeğimi söyledim. Sorguladı ama geldi. Kapıyı üzerimizden kitlediğimde çok bağırdı yardım istedi. Ama onu kimse duymadı. İzin vermedim duymalarına" gözleri sadistçe kurbanlarında dolaştı.

Pes etmişti, her şeyi anlatıyordu, açıklamaktan çekinmiyordu.

"İsimlerini bile bilmiyorsun değil mi?" dedi Aras. Omuz silkti umursuzca. Resimlere dolaştı gözlerim. Ortak olan tek nokta vardı siyah saçları ve yeşil gözleri.

Karısı çok güzel kadındı. Yeşil gözlü, siyah saçlı yazık oldu kadına.

Karısınıda o öldürmüştü.

"Üç kadını öldürdün" dedi Asır.

"Dört kadını öldürdü. Dört kadın cinayeti" dedim. Bakışları beni buldu "Karısınıda öldürdü" dedim.

"Kurbanlarını hep yeşil gözlü, siyah saçlı kadınlardan seçiyor. Karısı gibi" dedim içimde geçen binlerce duyguyu kenara koydum. "Sezin'in cesedi nerede?" dedim masaya eğilerek gözlerimi ona diktim.

Baktı bir süre "O kulübemizde misler gibi uyuyor" dedi gülerek. Gülüşü kahkahaya döndü. Sonra ise ağlamaya başladı.

"Kulübe nerede?" bir cevap gelmediğinde Aras ayağa kalktı sandalyeyi iterek. O çıktığında ardından bizde çıktık. "Asır adamın üzerine ait bir kulübe varmı bak!" Asır yanımızdan ayrılırken odaya girdik.

Panonun karşısındaki Çiğdem ile adımlarım durdu "Sorguyu dinledim" dedi bana hiç bakmayarak Aras'a konuştu "Katilden sonra maktülü bulmak? Bunun genelde tersi olurdu" dedi. Katili bulmuştuk ama kurbanlarından biri ortada yoktu.

"Eşinide öldürdüyse size kalan tek şey cesedi bulmak. Ondan sonrası mahkemede. İşlemlerle ilgileniceğim" dedi gözünü bana değdirmeden. "Kulübeyi arıyorlar çok yakında bulucaklardır."

Neyseki Çiğdem odadan çıkmıştı. Hemen Aras'ın karşısına geçtim "Bu kadın kim?" ani sorumla kaşları çatıldı "Sesini biraz kıs Çağla, insanlar duyucak. O bir savcı" dedi beni uyararak. İnsanlar değilde Çiğdem duyarsa sıkıntı çıkartmaktan çekinmeyecek gibiydi.

"Soruma cevap ver! Savcıyı nereden tanıyorsun?" onun hakkında Aras'ı ilgilendiren şeyleri bilmek istiyordum "Akedemi sıralarında ortak arkadaş vasıtasıyla tanışmıştık" ellerimi göğsümde billeştirdim "Kılıç ile aynı akedemideydin değil mi?" başıyla onayladı "Yani Kılıç'ta Çiğdem'i tanıyor?" diye mırıldandığımda tersçe "Kılıç ne ilgilendiriyor ki seni?" dedi.

"Aranızda bir şey varmıydı?" başını hafif omzuna eğdi "Çiğdem'e karşı hiçbir zaman bahsettiğin duyguları hissetmedim. O zaman arkadaştık Kılıç, Çiğdem, ben. Ama sonra dağıldık zaten. Burada bir süre çalıştık ama sonra Çiğdem tahinini isteyip gitti" açıklama yeterli mi dercesine baktı.

Aras belki bir şey hissetmemiş olabilir ama Çiğdem'in bakışları bile aksini söylüyordu. O kadar belli ediyordu ki bunu saklamaya çaba sarfetmiyordu. "Neden geri geldi?" sorularımın bitmiyeceğini düşünmüş gibi eli belime gitti, beni kendine yaklaştırdı "Çağla, sen Çiğdem'i boşver lütfen. Düşündüğün şeyler yok. Seninle olduğum zamanlar vaktimizi gereksiz şeylere ayırmak istemiyorum" sıcak çıkan sesine başımı hafifce salladım.

Haklıydı. Çiğdem'in üzerinde çok duruyordum "Kılıç nerede? Onu görmüyorum hiç?" sorduğum soruyla dudağımı dişledim "İzin aldı o. Bir süre yok. Gerçi özlersin sen şimdi" elleri belimden çekildi. Biranda sorduğum sorunun pişmanlığını yaşarken yüzüme tatlı bir gülümseme kondurdum "Öylesine sordum hani bizimle uğraşmıyor ya ondan yani" dedim çevirmeye çalışarak.

"Akşam alışverişe gidelim mi?" yönelttiğim sorumla asık suratı bana döndü "Ben alışveriş yapıcağım sende kıyafetleri seçmemde yardımcı olursun" dedim gülümsemeye devam ederek "Tamam" dedi o da bana karşılık vererek tebessüm etti.

Gelen telefonla emniyetten çıkmıştık. Aras'ın arabasıyla yola çıktığımızda bir ormanlığın içinde yolun sonuna geldiğimizde arabalardan indik. "Burdan sonrasını yürüyerek gidiceğiz" dedi bize bilgi veren polis memuru.

Soğuk havada ağaçın yüksek yaprakları haraket ederken ben Aras'ın yanındaydım. Bir süre sessizce yürüdüğümüzde karşımıza tahta bir kulübe çıktı. Çatısı engin olsada genişliğe sahipti. Aras önden giderek kapıyı açtığında hemen arkasından Asır ile ilerliyorduk. Kapının açılmasıyla burnuma gelen çürük kokusu elimi ağzıma götürmemi sağlamıştı.

Yoğun çürük kokusu midemi bulandırırken bazı polisler içeri girmemeyi tercih ederek evin etrafını kontrol etmeye karar verdiler. Kenarda kötü koltuklar ve hemen ilerisinde küçük kötü bir mutfak vardı. Sadece bir kapı vardı ileride.

Görüceklerime hazır olmadığımı hissettim. Açık camdan soğuk eserken içeriside dışarısı ile aynı soğukluğa sahipti. İleride ki aralık kapıya yaklaştığımda koku katlanılmaz hale geldi. Bazıları anında kendini dışarı atıyordu. Elimdeki eldiveni ağzımı ve burnumu örtüceğim şekilde yüzüme kapatmıştım.

Aras ayağıyla kapıyı ittiğinde birkaç adım geri çekildi. Gördüğüm şeylerle koşar adım kendimi dışarı attım. Temiz havayı içime çekerken Aras ve Asır'da ekşimiş suratlarla dışarı çıkmışlardı.

Küçük yatak odasının içinde yerde yatan bir ceset vardı. Cesetin bazı yerleri vahşi hayvanlar tarafından yenmiş bazı uzuvları kopartılmıştı. Gördüğüm şeyler zihnime kazınmış gibi kaybolmazken içime çekebildiğim kadar temiz hava çektim.

***

Olay mahkemeye taşındığı için bundan sorası pekte bizde değildi. Şimdi ise kafamızı dağıtmak için Asır'ın söylediği yere gelmiştik. Hepimiz.

Poligona

Asır kafamızı dağıtmanın daha iyi olucağını söyleyip hepimizi poligona getirmişti. Kızlar izlemeyi tercih ettikleri için kenarda bize bakıyordu. Miraç ise o kadar hanımcıydı ki Zehra'nın yanındaydı. Miraç ve Zehra kendi aralarında konuşurken Merve bizi izliyordu sessizce.

"İlk ben" Asır elindeki silaha odaklanarak karşısında ki hedefe baktı. Ardında duran biz ise atışlarını izledik. Ardı ardına atışlar yaptığında kulaklığını çıkardı "Tebrik ederim iyiydi" dedim.

Onun yerine ben geçerken kulaklığı taktım. Karşımda ki hedefe gözlerimi diktiğimde ardı ardına atışlar yaptım benimkisi elbette ki Asır'ın atışından daha başarılı olmuştu.

Kulaklığı çıkarıp arkamı döndüğüm Aras'ın benim için açtığı kollarına girdim "Başarılı atışlar" dedi saçımın üstüne öpücüğünü kondururken. "Hadi başkomiserim sizi görelim" dedi Asır. Diğerleri tezahürat yaparken Aras benden ayrılıp atış yapılan kısma geçti.

Silahı eline aldığında atışlarını yaptı. Hedef tahtasına kayan bakışlarımda hafif şaşkınlık esir olmuştu. Atışlarının hiçbiri ıskalamamıştı. Aras'ın silah konusunda bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum.

Aras yanıma tekrar gelirken kolları omzumdaki yerini aldı "Silahta çok başarılısın" dediğimde ona bakmak için başımı kaldırmıştım. "Sen boksta iyi olabilirsin ama bende silahta gayet iyiyim" dedi.

Atış denemeleri yaparken Asır diğerlerine döndü "Hadi ama gelinde atış yapın" dedi. Zehra güldü "Komiserim ben izleme taraftarıyım" diyerek kendini geri çekerken Asır Merve'ye döndü. "Hadi gel atış yap" Merve başını hayır anlamında iki yana salladı.

Asır onu tutup atış kısmına getirdiğinde güvenlik için kulaklığı ve gözlüğü taktı "Ben atış yapamam" diyerek hâlâ çaba sarfeden Merve'ye aldırmadı Asır.

"Ben sana öğretirim" Merve'nin arkasına geçip ellerini hedefe doğru tutarken nasıl atış yapıcağını anlatıyordu. Merve'nin attığı yan bakışlar hedefe çevrildi. Onlar atış yaparken Aras'a döndüm ama o Asır ve Merve'ye bakıyordu.

Kolumla dürttüğümde bana döndü "Hadi gidelim, alışveriş yapıcağız daha" dediğimde Zehra'nın sözü aramıza girdi "Alışverişe mi gidiyorsunuz?" başımı onaylayarak salladım. "Bizde mi alışveriş yapsak?" Miraç'la Asır'ın aynı anda konuşması ile düşünceleri dağıldı "Hayır"

"En son sizinle alışveriş yaptığımızda bizi hizmetçi gibi kullanıp eşyaları taşıttığınız yetmemiş gibi mağazalarda ki bütün kıyafetleri deneyip nasıl olduğunuzu sormuştunuz" Asır'ı onaylayan Miraç oldu "Saatlerce sizi beklemiştik."

Aslında benim düşüncelerimde aksi değildi. Kıyafet deneyip onları Aras'a göstermek, beğendiklerimi almak, mümkünse Aras'ında onları taşıması. Elimde poşetlerle eşyalara bakmak zor oluyordu "Bir sorun mu var Miraç?" Zehra'nın tehditkar bakışları onu bulduğunda tedirgin bir tavırla yerinde haraketlendi "Yok ne sorunu olucak" diyerek kıvırdı Miraç.

Zehra Miraç dışarıda vakit geçireceklerini söyleyip giderken Merve evine gitmişti. Asır ise yanımızdan ayrılmıştı ama nereye gittiğini bilmiyordum. Aras ile onlardan ayrılıp alışveriş için gitmiştik bile.

Mağazada ki kıyafetleri incelerken Aras ellerini göğsünde birleştirmiş duvara yaslanmıştı. Gözleri benim üzerimdeyken kıyafet seçmemi bekliyordu.

Hoşuma giden bir elbiseyi tuttuğumda ona dönüp gösterdim "Nasıl?" mini göğsü açık yeşil elbiseye baktı "Çok yakışır" dedi yine saatlerdir olduğu gibi. Hangisini göstersem güzel dediği için göstermekten vazgeçtim.

Aldığım elbiseler ve ona uygun şık topuklu ayakkabılarla kabine girdim, yeşil elbiseyide denemek için almıştım. Siyah kıyafeti üzerimde denediğimde aynada yansımama baktım. Saçlarımı elimle dağıttım.

Kabinden çıktığımda Aras koltuğa oturmuş dergileri karıştıyordu, topuklularımın sesiyle kafasını kaldırıp bana baktı. Gözleri baştan aşağı beni süzerken gamzesi göz önüne çıktı.

Yırtmaçlı siyah elbiseye baktı baştan sona beni süzdü. "Bunu alıcağım" dedim. "Çok güzel olmuş" dediğinde benimde yüzümdeki gülümseme büyüdü.

Kabine geri döndüğümde seçtiğim elbiselerden birini aldım elime. Yeşil elbisenin göğüs kısmı kalp çizer gibi inerken kalçamın bir karış altında bitiyordu eteği. Elbiseyi üzerime giydiğimde göğsümün üstünde keskin bir bitişi vardı. Boynum tamamen açıkken elbise üzerimde çok şık durmuştu.

Fermuarını örtmek için elimi belime uzattığımda yukarı çektim ama takıldığı için ilerlemiyor, yarısında takılı kalmıştı. Zaten bel kısmı dardı. Birkaç sefer daha denediğimde fermuar takılı olduğu için açık kalmıştı. Açmak için indirdiğimdede fermuar açılmıyordu.

Askılıkta asılı çantamdan telefonumu çıkardım. Aras'a mesaj attım "kabine gelir misin?" mesajım iletildiğinde bir süre cevap vermedi.

Büyük ihtimalle öylece ekrana bakıyordu "fermuarım takıldı çıkarmama yardım etmen gerekiyor" ikinci attığım mesaj fazla yanlış anlamlar içersede geri almadım.

Ben Aras'tan cevap beklerken kapıyı tıklatmasıyla güldüm.

Kapıyı açtığımda Aras önce elbisemi süzdü. Bakışları yüzünden kendimi çıplak hissederken kolundan tutup kabine girdirdim, kapıyı üzerimizden kapatırken Aras'ın bakışlarında değişiklik yoktu.

"Fermuarı açman gerekiyor" dediğimde belime sardığı eliyle kendine çekti. Bedenim vücuduna çarparken kırpıştırdığım gözlerimle onun kahveliklerinde tuttum. Kafamı hafif geri yatırırken yüzlerimiz karşılıklıydı.

Bir eli sırtımda dolaşırken diğer eli yaramazca çıplak bacağımı kavramıştı. Burnunu burnuma sürttüğünde gözleri dudaklarıma hapsolmuştu. Elleri yukarı tırmanırken kollarının arasındaki bedenim titriyordu.

Kalbimin atışlarını duyarken nefesimi keserek dolgun dudakları dudaklarımın arasına sızdı. Alt dudağımı dişlerinin arasına aldığında ellerim omuzlarında durdu. Sırtımda ki eli fermuarı yavaş yavaş indirirken özellikle tenime yaptığı temas daha çok titrememe sebep oluyordu.

Dudağımdan çektiği dudakları aşağı kayarak çeneme bıraktı öpücüklerini. Elleri eteğimin ucundayken kıyafetin altından sızdırdı parmaklarını.

Dudakları çenemden aşağı boynuma doğru indi. Başını boynuma gömerken burnundan aldığı derin nefesi duyabilmiştim. Elim ensesinden yukarı çıkarak uzun saçlarını kavradı. Bacağımı avuçlarına hapsetmiş gibi okşarken diğer eli fermuarımı açmıştı bile.

Kapının zorlanmasıyla bir anda birbirimizden ayrıldık. "Dolu" dedim nefes nefese kalmış sesimle. Dışarıda bir teyzenin seslerini duyduğumda neyseki uzaklaşmıştı.

Aras'ın gülüşüyle ona döndüm "Komik mi?" bir an yakalanma korkusu yaşamış olabilirdim. "Biz nerede kalmıştık" adım atmıştıki çalan telefonumla durdu. Onun yüzü düşerken ben güldüm Kuzey'in aramasını açarken.

"Çağla beni buradan kurtar!" Kuzey'in bağırışıyla telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. "Ne var Kuzey?" dediğimde Aras'ın duyduğu isimle yüzünü buruşturdu. Bir kolunu duvara yaslayarak bana bakmaya devam etti "Ben daha fazla bu işe devam edemem!" dediğinde güldüm "Devam ediceksiniz Kuzey bey, evimi dağıtmadan önce düşünecektin. Biraz sonra uğrarım yanına" telefonu kapattım.

"Hadi çıkalım" dedim Aras'ın yüzü daha fazla düşerken "Çıkmayalım" üzerime eğilip öptüğünde onu göğsünden ittim. Kabinde biraz daha durursak görevliler gelirdi. Kapıyı açıp etrafa göz gezdirdiğimde görünürde kimse yoktu.

Kenara çekilip Aras'ın çıkmasına izin verdiğimde yüzündeki yarım gülüşle çıktı. Kapıyı örtüp üstümde ki kıyafeti çıkardım. Bu elbiseyide alacaklarımın arasına eklemiştim.

Kıyafetlerle ödeme kısmına geçtiğimde Aras hemen yanımdaydı. Kadın fiyatı söylediğinde çantamdan kartı çıkartmaya kalmadan Aras kartını uzatmıştı. "Böyle bütün ödemeleri sen mi yapıcaksın?" dedim gözlerimi kısarak.

Şuana kadar aldığım her şeyin ödemesini yapmıştı ve ben öyle ucuz kıyafetler değilde marka kıyafetler alırdım "Aldıklarım senin kaç aylık memur maaşın olur farkında mısın?" dedim kadın kıyafetleri paketlerden.

"Evet" dedi oldukça rahat bir tavırla "Sevdiğim kadının üstünde olucak olan kıyafetlerin ödemesini yapmak zevk" dedi kadının uzattığı poşetlerle beraber kenarda öncesinde aldıklarımı almak için eğildi "Bu kadar para maaşından geldiğini sanmıyorum" dedim.

Poşetleri ellerine aldığında beraber mağazadan çıktık. Kaldığı evde öyle bir polisin ödeyeceği bir miktar değildi. Poşetleri arabaya koyarken benim sorgulayıcı bakışlarıma maruz kaldı "Ailemden kalma param var, yani söylediğin gibi maaşımdan ödemiyorum" dedi.

Benim için kapıyı açtığında bindim. Ailesinden kalan para iyi bir mevla olmalıydı, sürücü koltuğuna geçtiğinde kemerimi taktım.

"Aras ailen hakkında hiç konuşmuyorsun" dedim dikkatli davranmaya çalışarak. "Öldüler yıllar önce" gözlerini yoldan ayırmadı.

"Bir kardeşin yok mu?" dediğimde yüzünde bir gülüş peydah oldu "Var" kaşlarım hızla çatıldı. Ben neden bilmiyordum?

"Kim?" dedim tereddütle "Asır" aldığım cevapla bende güldüm. Aras bir abi gibiydi aslında Asır için. Asır mevkiden dolayı ne kadar saygılı davransada birbirlerinin arasındaki ilişki kuvvetliydi. Bunu geldiğimden beri farkediyordum. Onlar öz kardeş değillerdi ama birbirlerini kardeş gibi görüyorlardı.

"İleride restoranın önünde dur" dedim göz hizamda ki restorana bakarak "Burası mı?" başımı onaylayarak salladım. Güzel ve şık bir restorandı aynı zamanda hoş bir görüntüye sahipti.

Aras arabayı park ettiğinde arabadan indik. Elleri ellerimin arasına girip sıkıca tuttu. Hava çoktan karardığı için yemeğimizi dışarıda yemekte güzel olucaktı. Aynı zamandada Kuzey ve Işık'ın son durumundan haberdar olucaktım.

Restorana girdiğimizde ortada ki masaya ilerledik. Aras benim için sandalyemi çektiğinde oturdum. Yanımda ki sandalyeye çantamı ve montumu bıraktım. Yaptığım alışverişten sonra çok rahat ve iyi hissediyordum.

"Hoşgeldiniz Çağla hanım" başımı kaldırdığımda Tarık'a karşılık verdim "Hoşbuldum" otuzlarındaki adamın yüzüne kondurduğu saygıya tebessüm ile karşılık verdim "Özel elemanlar nasıl?" dedim.

Tarık zorlaki bir gülümseme kondurdu yüzüne, Aras öylece bizi izliyordu "Yani sürekli söylenmeleri ve kırdıkları onca eşyayı saymazsak iyi" dediğinde güldüm "Gerçekten soruyorum" dediğimde yüzü düştü "Berbatlar. Bir ara mutfakta savaş çıkardılar birbirlerine bardak, tabak, çatal ne varsa atıyorlardı zor ayırdık. Restoranı zarara uğraşıyorlar."

Kahkaha attığımda canından bezmiş Tarık'a baktım. Işık ve Kuzey baya zorlamış gibiydi. "Bize servisi onlar yapsın" dediğimde Tarık masadan ayrıldı.

Karşımdaki adamın bakışlarına çevirdim yeşilliklerimi "Bu restoran senin mi?" bazı şeyleri çok çabuk anlıyordu "Üniversitede bir restoran açmak istemiştim öyle hızlı gelişen bir şeydi. Ben pek gelmem Tarık işletir burayı" dedim omuz silkerek. Dedemin parasıyla açmıştım, yatırımdı bir nevi.

Anladığını belirterek başını salladı "Menüleriniz" yanımıza gelen Işık ve Kuzey'e baktım. İkiside yorgun bakışlarını önlerinden kaldıramıyorlardı, her an uyuyacak gibiydiler. Üzerlerinde ki garson kıyafetleri pek yakışmıştı. Uzattıkları menüyü aldığımızda Kuzey zorla başını kaldırdı. Beni görmesiyle gözleri irileşti.

Hızla yanımda ki sandalyeye oturup elime yapıştı "Affet Çağla N'olur? Valla bir daha yapmicağız. O değerli evinin tozuna dokunmam kurtar beni bu eziyetten" diyerek yalvaran Kuzey'e acımasızca baktım.

Işık Aras'ın yanındaki sandalyeye oturup ellerini masaya koydu "Aras abi kurtar beni lütfen?" Işık bezgin gözlerle Aras'dan medet umdu. Aras başını kaldırdığında benim ile göz göze geldi "Patron orada" dedi.

"Bir hafta burada çalışacaksınız. Belki o zaman benim olan şeylerin ne kadar değerli olduğunu ve dokunmamanız gerektiğini anlarsınız" dedim uyarıcı bir tonlamayla.

"Benim yönettiğim bir şirketim var burada ne işim var?" Dedi Kuzey kaçacak delik arayarak "Bende veterinerim bakmam gereken hayvanlarım var" dedi Işık bu sefer bana bakararak

"Şirkete uğramadığını biliyorum bana boşuna konuşma" Kuzey'de ki bakışlarımı Işık'a çevirdim "Sende çok hayvan ile ilgilenmek istiyorsan en vahşisi yanında duruyor. Biz daha evçilleştiremedik sana kolay gelsin" dediğimde Kuzey kaşlarını çattı, Işık ise kendini gülmeden alı koyamadı.

Aras parmaklarının dudağının üstüne koysada gülüşünü saklayamıyordu "Çağla!" dedi uyarıcı tonlamayla "Efendim kuzenim" omuzları yenilgiye çöktü "Bana hamsili pilav lütfen" dedim.

"Bende biftek alırım" Aras Işık'a baktığında ikiside yenilgiyle ayağa kalktı. Bizden uzaklaşıp gittiler.

Arkalarından güldüğmüzde Aras "Onlar için fazla zor değil mi?" dedi. İkiside el bebek büyütüldükleri için zorlanıyorlardı "Ne güzel" dedim.

Yemeklerimiz Işık ve Kuzey tarafından getirildiğinde yemeğimize başlamıştık. Kuzey o kadar berbat bir haldeydi ki Aras ve benim yemek yememe takılamamıştı. Burada özellikle Karadeniz mutfağının olmasına dikkat etmiştim. Madem benim restoranım o zaman Karadeniz yemekleri olmalıydı.

"Karadeniz yemekleri yapmasını biliyor musun?" dedim içeceğimden bir yudum alırken. "Karadeniz mutfağı sever misin?" yüzümdeki gülümsemeyle "Bayılırım" dedim.

"Muhlamayı çok severim. Annem çok güzel yapardı" yüzümde solgun bir tebessüm yer aldı "Ona sürekli yaptırırdım" yediğim yemek boğazımdan geçmezken içeceğimden yudumladım. Yüzümde ki solgunluğu gülüşümle kapattım "Sen en çok ne seversin?" dedim.

Gözleri bir süre görebilecekmiş gibi yeşilliklerimden ayrılmadı "Yemek ayırmam" dedi. Beni pek şaşırtmadı. "Alerjin var mı? Yani bir şeye filan?" sevgili olmuştuk ama birbirimiz hakkında bildiklerimiz sınırlıydı "Yok, yani bildiğim kadarıyla hiçbir şeye alerjim yok" elimdeki kaşıkla oynamaya devam ettim "Benimde yok" sormaktan çekinsemde ailesini merak ediyordum.

"Ne sormak istiyorsan sorabilirsin?" başımı kaldırıp gözlerimi ona diktim "Ailen nasıl öldü?" elindekileri bırakıp arkasına yaslandı "Trafik kazası. Arabada sadece ben sağa kalmışım. Üçümüz varmışız yolumuza çıkan bir kamyonet ile babam direksiyon hakimiyetini kaybetmiş. İkisi ölürken ben bir ay kadar komada kalmışım" her şeyi kendisi yaşamamış gibi anlatıyordu "Niye sen yaşamamışsın gibi anlatıyorsun?" merak ettiğim detayı sordum.

"Komadan uyandığımda hafızamı kaybetmişim. Yani uyandığıımda hiçbir şey hatırlamıyordum. Ailem öldüğü için beni bir yetimhaneye götürdüler. Geri kalan hayatımın bir kısmı yetimhanede geçti" gözleri masadan ayrılmadı.

"Başka akraban yokmuymuş?" gözlerimin ardı titredi o ise burukça gülümsedi "Gelmediklerine göre yok. Ailemin mezarını biliyorum en azından" dedi bardaktaki suyu kafasına dikti "En acısıda ailenle olan bütün anılarını unutmak. Öldüler ama benim elimde sadece fotoğrafları var" elimdeki çatalı bıraktım.

"Benimde annem sarhoş bir sürücü yüzünden öldü. Bir uçurumdan aşağı düştü" dedim, bakışları beni buldu "Ortak bir kaderimiz varmış" diye mırıldandım ama en azından ben iyi yada kötü her şeyi hatırlıyordum.

Arkasından neden? Keşke? Belki? Diyebileceğim bir annem vardı. Hiçbir zaman cevaplarını alamasamda.

Neden beni sevmeyi bıraktın?

Keşke beni sevmeyi tekrar deneseydin?

Belki o gün olanlar olmasaydı biz güzel bir aile olmaya devam ederdik?

Bir gün her şeye bedel olmuştu.

O gün diğer günler gibi normal geçseydi;

Ailem dağılmamış, annem beni sevmeyi bırakmamış, Bige birbirini sevmeyen bir ailenin içinde büyümemiş, uyuşturucu çetesine düşmemiş olurdu.

Küçük bir umut ama belkiydi işte. Koskoca bir belki.

Sandalyemden kalkıp onun yanındaki sandalyeye oturdum. Ellerimi koluna sarıp başımı omzuna dayadım "Hafızanın derinlerinde kaybolmuş bir ailen olmayabilir" yüzümü onu görüceği şekilde hafif kaldırdım "Ama kaybetmeyeceğin bir aileye sahip olabilirsin" dedim. Gözlerim gamzesine kaydı tebesümünün sonucu oluşan.

"Yeni ailemin en değerli kişisi sensin o zaman?" dediğinde güldüm "Tabikide" ellerimi sıkıca tuttu "Seni seviyorum" güzel sesinin hoş tonlamasıyla bana sunduğu sözlere gamzesinden öperek cevap verdim.

Herkesin yaraları vardı, kapatamadığı. Aras ve beni birbirimize bağlayan ortak yaralarımız, ailemizdi. Eksikleriyle, yokluklarıyla...

🍁🍁🍁

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.