İçeriğe geç

KELEPÇE

Bölüm 23 · 20 dk okuma

KELEPÇE

Bölüm 23

23. Bölüm

🍁🍁🍁

Aras Karakılıç

Arabayı virajda çevirdiğimde arkada ki polis araçlarının ışığı kısa süre arabamdan çekilmişti. Sol dirseğim cama dayalıyken yola devam ediyorduk. Üzerimde ki gözlerin farkında olduğum için artık dayanamayarak "Ne?" dedim.

"Biraz sakin mi olsanız başkomiserim?" dedi Asır. Normalde sakin olan taraf hep ben olurdum ama bu sefer beni sakinleştirmeye çalışan Asır'dı.

Arabayı girdiğimiz hurdalığın içinde durdurdum. Diğer araçlarda durduğunda Asır'a döndüm "Çağla'yı sağ salim bulduğumda senin için dünyanın en sakin insanı olucağım Asır" arabadan inerken Kuzey'de kendi arabasından inmişti.

Çağla hastaneden kaçırıldığında kamera kayıtlarıyla oynandığı için bizi yavaşlatmıştı ama hastaneye bütün ambulansları arattığımızda Çağla'yı kaçırmak için kullanılan ambulansın yerini tespit etmiştik.

Kuzey en başından beri yanımızdan ayrılmazken şimdi yanında Bige'de vardı.

Ellerimle etrafı gösterdim "Heryeri arayın aracı bulun!" adımlarım hurdaya dönmüş arabaların arasında ilerlerken Kuzey hızlı adımlarla yanıma ulaşmıştı "Burda ne işimiz var, Çağla burada değil" sesi haddinden fazla çıkarken tedirgin olmasına verdiğim için bir şey söylemedim.

"Çağla'yı bulmak için onu kaçırırken kullandıkları araçı bulmalıyız" yanıma gelen memurla bakışlarımı ona çevirdim "Araç ileriye parkedilmiş başkomiserim" hemen ardından ilerlediğimizde olay yeri araçın etrafındaydı.

Ambulansın arkasında, içine bakarken iki kişi incelemeye başlamışlardı bile. Miraç yanıma geldiğinde "Ambulansta çok fazla parmak izi var tespit etmemiz çok uzun sürer" dedi.

Ambulansın içine girdiğimde etrafa bakmaya devam ettim. Hiçbir şey kaçırmak istemiyordum. Sedyeyi kenera çektiğimde yerde ki saçlar ilk gözüme çarpan şey oldu.

"Miraç" dediğimde elinde ki paketin içine saç örneklerini koydu ayağa doğrulduğunda elinde ki saydam paketi aldım. Bir tutam diyecek kadar çok değildi ama uzun oldukları için kabarık duruyordu saçlar.

Kumral karamel saçlardan gözlerimi ayırmazken Çağla'ya ait saçlardan gözlerimi çekmedim. Uzunluğu bile ona ait olduğunu gösteriyordu.

Paketi Miraç'a uzatıp ambulanstan indim "Bütün kameralar incelensin bu ambulansın nerelere gittiğini öğreniceğiz" kendi aracıma ilerlerken "Tamam" dedi Asır başka araça ilerlerken ben arabaya bindim.

Burada görebileceğimiz pek bir şey yoktu. Telefonu kulağıma yaklaştırdığımda sakinleşmek isteyerek derin nefes aldım "Takip cihazına erişebildiniz mi?" sesim aceleci çıkarken Doruk "Başkomiserim takip kırıcı yüzünden şuan nerede olduğunu tespit edemiyoruz" arabayı çalıştırdım "Sinyalin en son nereden geldiğini bul" telefonu kapattım.

Emniyete geldiğimde kimseyle muhattap olmadan odaya geçtim. Bakışlarım Çağla'nın boş masasına istemsizce kayarken elimdeki kalemi kaçıncı kez çevirdiğimi bilmeden tekrar çevirdim. Odada ki tek ses kalemin ucunun masaya vurdukça çıkan tok sesti.

"Başkomiserim" Asır'a döndüğümde onunda gözleri bir anlığına masaya çevrilmişti. "Görüntülerde ambulans Silivri'de görünüyor ama uzun durmadan oradan uzaklaşmış" dediğinde dikkatim onun üzerindeydi.

Konuşmak için dudaklarım aralandığında Asır'ın arkasından odaya giren amirle sustum. Saygıyla ayağa kalktığımda amirin yanında ki adamın kahverengi keskin gözler bizim üzerimizdeydi.

Yüzünde memnun olmayan ifade yer edinirken elleri arkada bağlı, omuzları ise dikti. Saçında ki beyazlıklar duruşuna etki etmemişti. Yüzünde yorgun kırışıkların arasında uykusuzlukta kaçmıştı. Sert bakışları uykusuzluğuna perde olurken yerimden ayrılıp masamın önüne geçtim, karşılarına.

Asır hemen yanımdayken amir "Çağla'yı buldunuz mu?" dedi sakin bir sesle. "Arıyoruz" dedim bulamamıştık henüz. "Bulamadınız yani!" sesi sorudan çok emir gibi çıkan adama döndüm. Amir elini dostane bir şekilde adamın omzuna koydu "Sakin olun albayım, bulucaklardır" sesi daha sakindi amirin. Aralarında bir dostluğun olduğu aşikardı.

"Çağla'nın babası Çınar"

Sözleri ardından bakışlarım kahverengi sert bakışlara döndü. Şaşkınlığımı geri plana atarken amir bizi gösterdi "Kızının çalıştığı ekiple tanış" dediğinde Çınar albayın sesi bir bıçak gibi kesti bütün sözleri "Kızımı bulduklarında tanışırız" dedi.

Bizi tanımaya gerek duymadığı aşikardı, gözlerinde istek değilde emir vardı, kızını bulmamız adına. Mesleği gereği olmalıki her sözü bir emir gibi keskin ve itiraza yer yoktu.

Asır'ın bakışları benimkini aratmayan şaşkınlıkla bana dönerken ikiside odadan çıkmıştı. "Çağla'nın babası Albay'mı? " dedi buna daha inanamamış gibi.

Babasıyla aynı odada geçirdiğimiz birkaç dakika bile ne kadar soğuk ve sert biri olduğunu görmemiz için yeterli olmuştu. Çağla'nın sert bakışlarının nereden geldiği belliydi.

Babası bunca olanlarda ve doğum gününde gelmemişken daha yeni gelmişti.

Çalan telefonla dikkatimi Asır'dan çektim "Başkomiserim takip cihazının en son verdiği sinyal Silivri'de bir ormandan geliyor. Konumu incelediğimizde en yakın yerde depo var" içime yerleşen heyecanla telefonu kapattım "Çağla'yı bulduk"

Asır "Nerede?" gözleri merakla bana döndüğünde çeketimi üzerime aldım "Silivri'deki depoda" başını salladı. İkimizde hızlı adımlarla odadan çıktığımızda koridorda gördüğüm yüzlerle durdum.

Çağla'nın babası ve Kuzey amirle konuşuyorlardı, bizi gören bakışları üzerimize çevrildiğinde "Çağla'nın yerini tespit ettik" dedim Kuzey'in yüzüne büyük bir heyecan yerleşirken Çınar Arslan'da mimik oynamamıştı.

Emniyetten çıktığımızda ekiplerle yola çıktık, Çağla'nın babası Kuzey'in aracıyla geliyordu. Parmaklarım sitresden dolayı direksiyonda anlık haraketler ederken yol tahminimden daha uzun sürmüştü yada ben öyle hissetmiştim.

Araçtan indiğimde "Çınar bey ve Kuzey'in yanında iki kişi dursun" öndeki araçtan inenlere döndüm "Siz deponun etrafını sarın! Diğerleride benimle birlikte içeri giriyor" silahı elimle sıkıca tuttuğumda önden ben ilerledim.

Asır hemen yanımdayken depoya ardı ardına girdik. Herkes etrafa dağılırken hiçbir ses yoktu. "Temiz" dedi Asır, ardından başka polislerinde sesi yükseldi depodan.

Umutsuzca silahımı yere doğrulttuğumda yanıma geren polis memuru "Başkomiserim görmeniz gereken bir şey var" dedi gözlerimdeki tedirginlik içime daha büyük kuşku düşürürken beni bir odaya getirdi.

Oda boştu yerdeki kanlar dışında, yere diz çöküp kana baktığımda tazeydi. Asır elindeki siyah bir bilekliği bana uzattığında avuçlarımın içindeki sade siyah ipe baktım.

"Çağla'nın" diye mırıldanabildim. Hastanede yanından ayrılmadığım için bileğindeki bileklik gözüme çok kez çarpmıştı.

Ayağa kalktığımda gözüm yerdeki kanda dolandı. Yerde rengini vermiş olan kırmızılıklar Çağla'nın yanan canından ve yara içinde ki bedenine aitti.

Odadan kendimi attığımda bileklik olan elimi sıkmaya devam ettim. İçimde paha biçilemez bir öfke vardı. Elimi sertçe duvara geçirdiğimde ağzımdan bir inilti çıktı. Asıl sızı parmaklarımdan değil Çağla'yı bulamamanın ve ne halde olduğunu bilememektendi.

Diğer elimide duvara yasladım "Kaçırdık, buradaydı ve biz yetişemedik" dedim boğuk çıkan sesim Asır'ı endişelendirirken "Hiçbir şey için geç kalmadık bulucağız onu" dedi, kapalı gözlerimi açmayarak sakinleşmeye çalıştım.

"Başkomiserim Çağla'nın kolyesinde takip cihazı vardı. Şuana kadar sinyal kırıcı yüzünden erişemiyorduk ama şimdi buradan gittiler belkide" gözlerimi hızla açıldı "Yerini bulabiliriz" diyerek sözünü devam ettirdim.

Telefonumu elime aldığımda saniyeler dakika gibi işliyordu, beklemek hiç bu kadar nefret edici olmamıştı. "Doruk Çağla'nın kolyesindeki takip cihazından sinyal var mı?" büyük bir beklentiyle söyleyeceklerini beklerken Asır'da gözlerini ne diyeceğimi merakla bekliyordu.

"Başkomiserim sinyali bulduk. Size konumu atıyorum" telefonu kapattığım anda koşarak depodan çıktım. Asır hemen ardımdan gelirken Kuzey beni gördüğünde arabasından ayrılıp yanıma geldi "Neler oluyor? Çağla nerede?" telaşlı sesine korku bulaşmıştı.

Çınar bey ise arkada söyleyeceğimi sessizce bekliyordu. "Gidiyoruz" dedim bu sözüm herkese olduğu için araçlara binmeye başladılar.

"Yine ne oluyor? Artık bize bir açıklama yapmayı düşünüyor musun?" bakışları üzerimde olan gözlere çevrildim "Çağla'nın olduğu yerden sinyal aldık, oraya geçiyoruz" dediğimde Çınar beyin çatılan kaşları gevşemişti.

Arabalara geçtiğimizde Asır benim araça geçmişti. Verilen konuma ilerlerken içimdeki umuda sığınmak istedim. Onun zarar görmemesini umdum bunun gördüğüm kanlardan sonra olmicağını biliyordum.

Bizim onları bulduğumuzu anlamış olmalılar ki hemen yer değiştirmişlerdi.

Yolda ilerlerken düşüncelerimi arka plana atmak istiyordum. Asır konuşmak yerine sessizliğini korurken arabanın hızını arttırdım.

Çağla'yla sevgili olduğumuz gece zehirlenip hastaneye kaldırılmıştı. Ona aşık olduğumu anladığımda bir süre sessiz kalmak istemiştim. Hiç aşık olmadıktan sonra karşıma çıkan bu kadında ne bulduğumu sorguladım bu bazı gecelerimi almıştı. Çoğu gecelerim uykusuz ve sessiz geçerken, bir kadın sessiz gecelerimde düşüncelerime girmişti.

Ona aşık olduğumu gösterdiğimde önüme bu kadar hızlı duvar örüceğini düşünmemiştim ama o istememişti. Barış ortaya çıktığında kurduğu duvarları biraz olsa anlamıştım. Bahçede onların konuşmalarını duyduğumda gitmek ve kalmak arasında kalmıştım. Kaldığım için pişman değildim o çocuğun yüzüne attığım yumruk içinde. Annesini bahane edip ayrılması yetmez gibi bunu yıllar sonra gelip söylüyordu, tekrar denemek istiyormuş.

Çağla'nın o an Barış'ı düşünmeyip sadece annesinin yaptığı şeye odaklanmasından anlaşıldığı üzere Barış değildi önemli olan. Ona gerçekten aşık olmuş muydu? Bu yüzden mi benimle olmuyordu? Diye düşünürken gece sarhoşken onu sevip sevmediğini sormuştum. O an sevmediğini söylemişti.

Çağla eve geçerken Barış onun arkasından gitmeye kalkışmıştı. Çağla o an iyi değilken birde üstüne o çıkıcaktı.

Çağla sevgili olma koşulu olarak boks yapmayı öne sürdüğünde şaşırmamıştım aslında. Sürekli benimle yarış halindeydi ve boksla yakından ilgileniyordu.

Babası bir anda ortaya çıkarken fazla sert biri olduğu belliydi. Ama babasının dik duruşunun bir benzerini Çağla'da çok kez görmüştüm.

Çağla hakkında net olarak bildiğim bir şey varsa yenilmekten nefret ettiğiydi.

Sevmediği yada sinirlendiği durumlarda kaşlarını çatardı. Sıkça o ince kaşları çatılı olurdu. Ormanı aratmayan yeşil gözleri yumuşak değil sertti. Dolgun dudakları genelde sabitliğini korurdu özellikle çalıştığımız sıralarda. Uzun saçlarını özenerek bakması, kot pantolon giymeyi sevmesi, yemek yapmayı sevmemesi... Onu incelemek bir zevkken her haraketini aklıma kazımak istiyordum.

Her şeye dik giden biriydi. Doğum günümde ki zehirlenme olayında bazı şeylerin ters gittiğinin farkındaydı ama o durumda bundan bahsetmemişti. Aklımda ki şüphelerden dolayı hastanede yaprak kolyesi bana verildiğinde takip cihazı taktırmıştım. Bunu öğrendiğinde canıma okuyacağını biliyordum ama pişman değildim. Şuan onu bu sayede buluyorduk.

Arabadan inip içeri gildiğimizde herkes bir yerlere dağılıyordu. Soğuk hava deposunda kapının önüne geldiğimde kapıyı açmayı denedim ama açılmıyordu "Anahtarı bulun çabuk!" sesim endişeyle yankılanırken kapıyı açmayı denedim.

"Çağla orda mısın?" muhtaç çıkan sesimle kapıya vurdum oradaysa ses vermesi için. Kuzey hızla kapıya ardı ardına vurdu "Çağla!" ardı ardına sesi yankılandı deponun içinde. Hepimize ait sesler dolandı ama hiçbiri Çağla'ya ait değildi.

Anahtar getirildiğinde hızla içeri girdim. Soğuk bedenime çarparken yerde yatan Çağla'yla ayağım yere çivilendi. Ben haraket edemezken babası hemen Çağla'nın yanında yüzünü tutarak diz çökmüştü.

Asır elime bir battaniye sıkıştırırken "Ambulans gelmek üzere" dedi. Kendime gelip yere diz çöktüğümde cenin pozisyonundaydı.

Battaniyeyi bedenine sararken babası onunla konuşmaya çalıştı. Çağla'nın hafifce gözleri aralanırken içimde şükürler etmiştim. Bedeni titrerken Kuzey dolan gözleriyle "Uyandı, uyandı" dedi bize haber vermek için değilde aslında kendine söylüyordu.

"Doğum günüme geç kaldın... Baba"

Çağla'nın gözleri tekrar kapanırken babasının gözlerinde acının yanında büyük bir keder vardı. Çağla'yı kucağıma aldığımda Çınar bey olduğu yerde durup depoya bulunduğumuz yere baktı yeni farketmişcesine.

Kuzey benimle beraber depodan çıkarken dışarıda bizi bekleyen ambulansa ilerledim. Gözlerim beyaz kesmiş yüzüne, solan dudaklarına kaydı. Kucağımda yavru bir kuş gibi titriyordu.

Kanlar yüzünde kururken başı omzumda bazı mırıltılar çıkardı ama konuşamıyordu.

"Yorma kendini iyi olucaksın" dedim onun duyabileceği bir sesle. Ona değil daha çok kendimi ikna eder gibiydim. Onu sedyeye koyarken "Hipotermi geçiriyor" dedim.

Onlarla beraber bende ambulansa bindim. Yanında olmak istiyordum. Herkes bir şeyler yaparken ben sadece onun gözünden akıp yüzünde ağırca düşen göz yaşına takılı kaldım.

***

Sorgu odası

Aras sürdürdüğü sessizliği bozarken karşısında ki adama bakmaya devam etti. "O bunu hak..." eliyle sözünü kesti Aras.

"bir açıklama istemiyorum" dediğinde karşısındaki adam şaşırdı, bunun için buradaydı.

Aras ayağa kalktı "Dövmek, işkence etmek, kaçırmak" kendi kendine mırıldandı. "O bunu hakkediyordu" Ceyhun konuşurken Aras sakinliğini korumayı bırakıp adamın yakasına yapıştı "Siktirtme o beynini bundan sonra hayatını hapiste çürüyerek geçireceksin"

Ceyhun korkusunu göstermemek adına "Bana hiçbir şey yapamazsınız" dedi. Aras'ın kaşları havalandı.

Adamın yakasını bırakıp doğruldu. Sorgu camına döndü.

"Kamerayı kapat"

Gür sesi odayı doldururken üzerine ki anlamlandırılamayan bakışlara kahveliklerini çevirdi. Yüzünde eğlenen bir sırıtış peyda oldu Aras'ın.

"Şimdi baş başayız."

****

Asır karşısında ki kadına boş gözlerle baktı "Sıçayım şansıma. Başkomiser bilerek seni bana verdi" sitemkar bir şekilde omzunu silkti Asır.

"Bana o herifi vericekti ben bir girişicektim ağız burun, şöyle tüm kötü enerjilerden arınacaktım" karşısında ki boş bakışlar ile ona bakan Tansu'ya aldırmadan devam etti.

"Başkomiser bilerek seni bana verdi, kadınsın ya bir şey yapamayım diye" Asır rahat bir tavırla kolunu sandalyeye dayadı.

"O pisliği öldüremediğim için üzgünüm" dedi Tansu keyifli bir sesle.

Asır hızla masaya vurup ayağa kalktığında kadın anlık korkuyla gerildi "Kes lan! Sen kimsin? Geri kalan hayatını hapiste geçirdiğinde dünya kaç buçakmış görürsün! "

Asır masadan uzaklaştığında tekrar kadına döndü "Sana bir sır vereyim mi?" dedi sakin bir tonlamayla.

"Hapiste polise zarar verenleri pek rahat bırakmazlar. Sevmezler yani" kapıdan çıkıp gitti.

🍁

Çağla Arslan

Kuru boğazım canımı yakarken ağzıma takılı maske nefes almamda daha zorluk çıkarıyordu. Gözlerimi araladığımda ışığın gözlerimi yakmasıyla tekrar kapattım.

Elimi haraket ettirdiğimde parmağımda ki ağırlık içimde burukluk oluşturdu. Yaşadıklarımı hatırlamamla gözlerimi sıkıca yumdum.

Kuru boğazım çatal gibi batarken buğulu gözlerimi zorla açtım. Etrafıma bakındığımda yoğun bakımdaydım. Elime bakmak için kafamı haraket ettirdiğimde şaşkınlık aldı içimi.

Aras buradaydı.

Yatağın yanına çektiği sandalyeye otururken parmakları avucumun içinde nazikçe duruyordu. Parmağım sargıda olduğu için canımı yakmak istememiş olmalıydı.

Başını yatağa dayamış ellerinin arasındaydı. Sanıyordum ki uyuya kalmıştı. Elimi haraket ettirdiğimde uyuşan bedenim karıncalanıyordu. Uzun süredir uyuyor olmalıydım.

Sol elimi kaldırıp ağırca ağzımdaki maskeden kurtuldum, nefes almak canımı yakmıştı. Karnıma saplanan hafif ağrıyla elim karnıma gitti. En çok darbeyi karnımdan almıştım, yüzümden sonra.

Avucumun içindeki parmaklarını hafife okşadım sargılı parmağıma rağmen. Başı hafif haraket ettiğinde mayhoş gözlerle kafasını kaldırdı. Gözleri yeşillerimi bulduğunda bir an şaşırdı ama hemen tebessüm yerleşti dudağına, gözlerinde ki endişe yerini koruyordu.

"Çağla uyandın?" dedi yerinde doğruldu "Doktora haber vericeğim" ayağa kalktığında elini tuttum "Dur biraz, gözlerimi açar açmaz doktorların sorgusuyla uğraşmak istemiyorum" dediğimde bu sefer yavaşca yatağa oturdu.

"Ne oldu bana?" dedim. "Seni bulduğumuzda hipotermi geçiriyordun, iç kanamadan korktular. Vücudunun bazı yerlerinde ezilmeler ve organlarında zedelenmeler oldu. Fazla kan kaybetmiştin... Ama şuan iyisin öyle değil mi?" dedi gözleri bedenimde dolaştı anlamak ister gibi.

"Mesleğimi tehlikeye atacak bir şey var mı?" dedim.

Gözleri gözlerime tırmandı "Şuan bunu düşünme iyi ol yeter" dediğinde "Soruma cevap verirsen olucağım" dedim net bir sesle.

"Şuan bir sorun yok ama bazı tahliller yapılacak büyük ihtimalle sorun çıkmaz" dedi parmakları hala ellerimin arasındayken "Parmağım" dedim. Gözleri sargıdaki parmağıma kaydı.

"Kırık yok ama bir süre sargıda kalıcak. Parmağının nasıl olduğunu silah atışlarında görüceğiz ama silah tutabilirsin. Bir engel olucağını sanmıyorum"

Sözleri beni rahatlatmak ister gibiydi "Sıkabilecek miyim?" önemli olan tutmak değil sıkabilmekti. Hedefe tutup vuramadıktan sonra parmağım neye yarardı.

"Şuan bunları düşünmeni istemiyorum, herkes dışarıda, senden haber bekliyorlar" dediğinde aklıma babam geldi. "Babamla tanıştın mı?" dedim sesim hafif cılız çıkmıştı.

Güldü "Merak etme babana sevgili olduğumuzu söylemedim" dedi bende güldüm. Babam modern değildi bu konuda fazla katıydı Aras'ı öğrenmesi başıma fazla iş açardı, peşimi bırakmazdı. Bir süre bu konuyu bilmemesi daha iyiydi.

"Bu konuyu babama söylemesek. Benim babam biraz şey..."dedim doğru kelimeyi aradım "Sorun değil" dedi daha fazla konunun üzerine durmamı istemeyerek.

"Sen nasıl buraya girdin?" dedim "Hemşire biraz yardımcı oldu" göz kırptı.

"Doktora haber vermem gerekiyor" eğilip yüzü yüzüme yaklaştığında yutkunamadım. Şakağıma bir öpücük bıraktığında kokusunu içime çektim "Seni seviyorum" yanımdan gittiğinde sözleri zihnimde dolaşmaya devam ediyordu.

Doktorlar yanıma geldiğinde birçok soru altında kalmıştım, normal odaya geçirdiklerinde bazı testler yaptılar. Bir süre daha burada kontrol altında tutulmuştum. Üç gün boyunca uykuda geçirmiştim. Diğer dört günümde ise normal odaya alınıp gözetim altına kaldım. Kuzey bir şey olur korkusuyla beni fazladan burada tutmaya kararlıydı.

Ekiptekiler Asır, Merve, Miraç, Zehra, Doruk sıkça uğramışlardı. Kuzey hiç yanımdan ayrılmayıp koltukta uyuyup odada yiyip içmişti ve yanımdan hiç ayrılmamıştı. Bige babam olduğu için hiç gelmemişti fakat Kuzey'i arayıp nasıl olduğumu sorduğundan haberim vardı. Babam çoğunlukla odada olurken dışarıda hava almak için çok sık çıkmıştı. Amcam ve yengemde uğramışlardı ama kalabalıktan nefret ettiğim için kendim göndermiştim. Babamıda arada onlarla göndermiştim Aras'la konuşuruz diye ama Kuzey hiç yanımdan ayrılmadığı için bu imkansızdı.

Babam olduğu için yanıma sadece ekiptekile uğradıkça gelip sadece beni izlemişti. Emniyete gitmesi gerektiği için yanıma pek gelememişti. Ceyhun ve Tansu hakkında ki soruşturmaylada ilgileniyorlardı.

Babamı çiftliği yolladığımda uğramıştı odaya ama Kuzey gözlerini üzerimize diktiği için rahat konuşamamıştık, sevgili olduğumuzdan Kuzey'in haberi yoktu yoksa hastaneyi ayağa çoktan kaldırmıştı.

Kuzey'in uykusu derin olduğu için Aras geceleri geliyordu. Ailesinden gizleyen liseliler gibiydik ama ailemi tanıyordum amcam bile olay çıkartabilecekken Aras'ı bu girdapın içine atmak istemiyordum. Çok sorun çıkartırlardı.

Barış'ı önceden kimse bilmiyordu daha sonra annem öğrenmişti babam öğrendiğinde baya benimle uğraşmıştı, onunla buluşmamam için her şeyi yapmıştı. İki hafta sonra ayrılmıştık ve babam derin bir nefes vermişti. Olay kapanıp gitmişti, şimdi ki babam daha katlanılmaz biriyken ve şuan her şey daha ciddi olduğundan çıkarıcakları sorunda bir o kadar büyük olurdu.

Gece yarısı olurken Kuzey koltuğa iki büklüm olmuş derin bir uyku çekiyordu. Babamı çiftliğe göndermiştim zaten yarın taburcu olucaktım. Kapı açıldığında gelenin kim olduğunu biliyordum.

Aras odaya girdiğinde onu camdan giren Işık sayesinde görüyordum. Odaya yansıyan ayın ışığıda ortama loşluk katıyordu. Yerimde oturur pozisyonuna geçtiğimde yanıma oturup yastığa yaslandı.

Kolunu uzatıp arkadan belimi sardığında ona daha fazla sokuldum. Bir dizi kırık halde yatağın üstündeyken diğeri yerdeydi. "Eve gidip dinlenmeliydin çok yoruldun" bütün günü hastane ve emniyet arasında gidip geliyordu.

"Seni görmek bütün yorgunluklarımı alıp götürüyor" dedi sesi her geçen gün daha iyi geliyordu. Hâlâ sargıda olan parmağımı gösterdim "Tahminimden daha kötü galiba" soğuk bir mırıltı çıktı dudaklarımdan.

Canımı yakmak istemeyerek elimi tuttu hafifce, bedenimin birçok yerinde yara ve morluklar vardı. Yüzüme aynada bakmak istemiyordun çünkü konuşurken bile acısından ne kadar berbat göründüğümü biliyordum. Yüzüm kadar karnımda yara içindeydi, morluklar yavaş yavaş geçmeye başlasada hâlâ yaralarım gözle görülür durumdaydı.

Aras benimle konuşurken gözlerini hep gözlerimde tutuyordu, yüzümde ki yaralar hakkında hiç konuşmuyordu. Yara içindeki yüzümle onun karşısında olmak istemeceğimi düşünmüştüm ama onunla konuşurken yaralarım bir sorun gibi gelmiyordu. Hiç yaram yokmuş ve yüzüm berbat halde değilmiş gibi umurunda değildi.

Ben raporlu izindeydim Aras ise emniyete gitmek durumdaydı. İşi bittiği anda soluğu hastanede alıyordu. Eve bir haftadır gitmediğinden emindim.

Onunla sohbet ederken saat çoktan bir olmuştu. Yarın çiftliğe geçiçektim bir hafta evde dinlenicektim. Ben eve geçmek istesemde buna izin vermemişlerdi, bu yüzden çiftliğe gidicektim.

Başımı Aras'ın omzuna yaslarken gözlerim yorgunluktan direnemeyip uyuya kalmıştım.

Sabah kalktığımda yanımda yoktu emniyete geçmişti, mesajına baktığımda haber vermişti. Üstüme rahat kıyafetlerimi giymişken sonunda hastaneden kurtulmuştum. Çiftliğe geçtiğimizde kimseyle konuşmadan odama geçtim. Yorgun olduğumu düşündükleri için kimse rahatsız etmemişti.

Uyanık olduğum süreç boyunca yaşadıklarımı tekrar tekrar düşünmüştüm. Her zaman yaptığım üzere takılı kalmak yerine önüme bakmaya karar verdim.

🍁

Asuman'ı izlerken dalmıştım resmen. Spagetti hazırlıyordu benim için. Bir haftadır en çok tükettiğim şey olmuştu. Asuman spagettiyi bitirdiğinde tabağı önüme koydu.

Tam yemeye başlamıştım ki kapıdan giren Kuzey soluğu yanımda aldı. "Nasılsın?" bir haftadır bunu sorup duruyordu. "Yılbaşı ne yapmayı düşünüyorsun" dedi heyecan içinde "Uyumayı" dediğimde yüzü düştü.

Yeni yıla giriyorduk ama benim hiç halim yoktu. Şahsen yeni yıl bana daha kötü felaketlerle gelmediği sürece ikimizinde birbirine zararı olmazdı.

Yemeğimi yemeye devam ederken "Bir haftadır evden çıkmadın, bugünüde evde geçirmeyeceksin değil mi?" beni ikna etmeye çalışıyordu ama boşunaydı.

"Yarın işe geri dönüceğim tek isteğim bu gece rahat bir uyku geçirmek" tabağımı bitirip yanından kalktım. Dış kapıya ilerlediğimde yengem "Nereye Çağla?" dedi merakla. Son olanlar hepsine korku salmıştı bu yüzden üzerime fazla düşüyorlardı.

"Hava alıcağım" üzerime montumu alıp çıktım. Herkesi es geçip demir kapıdan çıktığımda tanıdık arabayla adımlarım yön değiştirdi. Aras'ın tarafına geçip cama tıklattım "Ne işin var burada?" dedim camı açtığında.

"Seni görmeye geldim" dedi yüzünde iyi olmamdan dolayı bir gülüş belirdi. Arabadan indi "Sen neden çıktın?" bir haftayı odamda geçirdiğim için dışarı az çıkıyordum "Yürümek istedim" adımlarım haraket ederken o da bana eşlik etti.

"Cinayetler nasıl gidiyor?" dedim sesimde özlem var gibiydi. Çoğu insan için korkunç olan o şeyler benim mesleğim ve hayatım olmuştu. "Bildiğin gibi kan, kavga, ceset, morg" dedi normal bir şeyden bahsediyormuş gibi.

Ağaçlık alanda yürürken "Yarın tekrar bizimlesin" dedi başımı onlaylayarak salladım. Aras'ın sıcak parmakları benim soğuk parmaklarımın arasına girdiğinde gözüm bir an birleşen

Elimizde takılı kaldı. "Asır senin yokluğuna dayanamıyor sürekli senin konunu açıyor" dedi gülerek "Sadece o mu özlüyor?" yan bakışlarımı üzerinde tuttum.

"Sensiz emniyet çok sıkıcı" dedi yüzü hafif düşmüştü. Yokluğum çabuk belli olduğu aşikardı.

"Varlığımın böyle bir etkisi var, yokluğumu çok aratıyor" dedim bir edayla. Güldü bende güldüğümde dudağımda ki yaralar önceki kadar olmasada biraz sızlamıştı. Yüzümdeki bazı yaralar gitsede, hâlâ izleri duruyordu ama yinede iyiydim toparlandığım için mutluydum.

"Hiç bu kadar mesleğimden ayrı kalmadım" dediğimde sahte bir hayretle bana döndü "Katilleri ve cesetleri özlüyorsun ama sevgilini özlemiyorsun yani" adımlar durup bana döndüğünde bende ona döndüm.

"Hayır, özledim" dedim eli belimi sararken aramızda ki mesafeyi kapatmıştı. Soğuk havanın etkisi gitmişti. "Bu sevgilin seni çok özledi" dediğinde gözü dudağımda oyalandı, İçimde oluşan sıcaklıkla gözlerimi kırpıştırdım.

Dışarıdaki soğuk hava etkisini kaybetmiş gibi. Dudaklarımın üzerine dudaklarını nazikçe bastırdığında elim omzuna gitti. Kalbim hızlanırken elim soğuka rağman terledi.

Belimde ki eli aşağı kayarken gözlerimi araladığımda çift kahve gözler bana bakıyordu. Dudaklarımı araladığımda yolunu bulmuşcasına dudaklarımın arasına sızdı. Ona karşılık verirken haraketleri çok yavaştı beni delirtmeye ant içmişti.

Canımı yakmamak için hafif dokunuşlar yaparken çok yavaştı. Dudaklarını geri çektiğinde yüzümüz arasında ki mesafeyi hâlâ koruyordu. Nefesini hissederken bu bana yetmemişti. Dudaklarım dudaklarının yokluğunu çekiyordu, bir boşluk hissi oluşmuştu.

Elim ensesine gittiğinde onu kendime çektim. Dudaklarım dudaklarına bastırdığımda onun aksine hızlı ve serttim. Hırıltılı gülüşü dudaklarım arasında kaybolmuştu.

Ben ne kadar sertsem o bir o kadar yavaştı. Bana inat yaparcasına dudaklarımı saniyeliğine çektim "Yaran var" dedi bahane sunarcasına ama dudaklarıma bakan kahvelikleri bundan daha fazlasını ister gibiydi. Tekrar öpüştüğümüzde kendini tutup canımı yakmamaya çalışmıştı.

Dudaklarımız ayrılırken alnını alnıma dayadı. Hızlı nefes alış verişim soğuk havada buhar olurken içim ısınmıştı. "Bakılası bir çift yeşil göze canımı veririm" dedi. Sesi soğuktan daha keskin çıkmıştı.

"Canını değil benimle bir hayat yaşayacak ömrünü istiyorum" dediğimde sözlerim onu afallatmıştı, beklemediği belliydi.

Gülüşü büyüdü gözlerimin önüne çıkan gamzeleri benimde gülüşümü büyütmüştü "Hayatımı seninle geçirmek şereftir" dediğinde kalbimin ritmi iyice bozulmuştu.

Benden uzaklaştığında ellerimi üzerinden çektim. Ellerimi tekrardan tuttu bırakmak istemez gibi "Hava çok soğuk, bu kadar dışarıda kalma" dedi. Geldiğimiz yolu tekrar yürürken.

Kapıya geldiğimde "Eve git burada bekleme" dedim. Eve geçtiğimde odama girdim. Yatağıma oturduğumda içimde hâlâ onu öpme isteği vardı. Dudaklarım dudaklarının yokluğunu arıyordu.

Hava kararırken akşam yemeği için aşağı indim. Yengem, babam, amcam, Kuzey masaya geçip yerlerini almışlardı. Bende Kuzey'in yanına oturdum.

Yemeğe başlarken amcam "Çınar'ın size söyleyeceği güzel bir haber var" dediğinde gözlerimiz babama çevrildi. Ne diyeceğini merak ederken o boğazını temizledi "Emekli oluyorum" irileşen gözlerime ona baktım "Ciddi misin?" dediğimde başıyla beni onayladı.

Kuzey rahat bir nefes alıp arkasına yaslandı "Ne zaman?" dedi. Aynı merakla babama döndüm "Son birkaç işim var onlar için geri dönüceğim daha sonra Hakkari'de kalmam."

Amcam araya girdi "Burada kalırsın hem kızlarında burada" dediğinde gözlerine tereddüt bindi. Anlaşılan babam Bige'yi amcama anlatmıştı. Herkes biliyordu ama bir tek Bige'nin haberi yoktu. Kendini herkesten saklıyordu. Eğer babamın ondan hep haberi olduğunu söylersem beni gebertirdi aramız kötüleşirdi.

Amcam topalladı "Burada kalırsın rahat rahat yaşarız. Emeklide oldun artık şöyle ailece mangala gideriz gezeriz" dedi mutlulukla.

"Kaç yaşına geldik torun sevecek adamlarız ama bizimkilerde tık yok" dediğinde yemek Kuzey ve benim boğazımda kalmıştı. İkimizde öksürmeye başladığımızda gülen sadece amcam ve yengemdi.

Babamın çatılan kaşları görürmeyecek gibi değildi. Rahatsız olmuşcasına yerinde kıbırdandı. Amcam "Bizimkin de iş yok. Kuzey kız bulucak evlenicekte biz görüceğiz" dediğinde yengem araya girdi "Oğlumu rahat bırak, o doğru kızı bulduğunda evlenir zaten" dedi biricik oğluna şefkatle bakarak.

Bakışlar bana döndüğünde babam benim konuşmama kalmadan araya girdi "Çağla'ya hiç bakmayın. Daha kaç yaşında ne evliliği" dediğinde amcam güldü "Ufalsında cebime girsin" diyerek kardeşine takıldı.

"Eli yüzü düzgün bir oğlan bulsun şöyle anlı şanlı düğün yap..." amcam üzerine çevrilen kurşunu aratmayan iki bakışla susmak zorunda kalmıştı.

Babam ve Kuzey

Ben evde kalırsam bu ikisi yüzünden olurdu.

Kuzey "Ne erkeği ne gerek var. Çağla böyle iyi. Erkek dediğinde bile tüğlerim diken diken oldu" dedi şuana kadar hiç olmayan büyük bir ciddiyetle.

Babam "Bir daha evlilik veya Çağla'ya aşık bir adamın lafı geçmiyecek" diyerek korkutan sesiyle emredercesine herkesi susturdu.

Yengem hafif güldü "Olmayan adamı ne çok kıskandınız, birde olsa neler olucak acaba" sözün üzerine ortamı soğuk bir sessizlik aldı. Aramızdan buz gibi bir rüzgar geçmişti sanki. Kimse bu konuda tek kelime etmedi.

Gergin ortam beni daha fazla gerginleştirirken yanımdaki üç erkeğe baktım. Amcam, babam ve Kuzey.

Amcam şuan babamı gıcık etmek için böyle söylüyordu ama gerçekte olsa ki var ama bilse ortalığı ayağa kaldırırdı.

Karşımda ki kıskanç erkeklere baktım. Acaba Aras'ı uyarsam mı? Bence buradan dönüş olurdu. Bu adamlarla baş edebilir miydi bilmiyorum.

Yemek bittiğinde pijamalarımı giyip yatağıma geçmiştim. Saatin kaç olduğunu bilmediğim bir zamanda uyandım. Yan bir şekilde yatakta uzanırken Aras'ı görmemle tedirgin olmuştum. Onun olduğunu anladığımda içim rahatlamıştı.

Yatakta sırt üstü yatmış elinde ki fotoğrafı inceliyordu. Ayın ışığı yatağa düştüğü için kıvrılı kirpikleri, kahvelikleri ışığın altındaydı. Dudağının kenarı hafifce kıvrıldı.

"İzlemek keyifli mi hanımefendi" dedi. Uyandığımı anlamıştı "Odamda ne işiniz var acaba?" dediğimde elinde benim sırıtarak kameraya baktığım on yaşlarımda ki fotoğrafdan gözlerini bana çevirdi.

O da benim gibi yan yatarak bana döndü "Yeni yıla bu güzelle girmek istedim" dedi. "Bekar bir kadınının odasına böyle girmeniz hiç uygun değil, özellikle ailesi evdeyken" dedim oyunumu sürdürerek.

Parmağı çenemi kavradı "Ben o kadının sevgilisiyim" dedi gururlu bir edayla. Hım dediğimde yüzünü yüzüme yaklaştırarak dudağıma kısa bir buse bıraktı. Gözlerim hâlâ ondayken "Bir yılı seninle bitirip başka bir yıla seninle başladım" dedi.

Bakışlarımı saate çevirdiğimde yeni yıla girmiştik saniyeler önce.

Güldüm o da güldüğünde sırt üstü yattım. Derin bir nefes aldım ciğerlerimi dolduran "Doğum günümde ki dileğim gerçekleşiyor" dedim.

"Ne diledin?"

Yüzümü yan çevirip gözlerinin en derinine baktım.

Mutluluk

Birçok insan için kolay benim için zor.

🍁🍁🍁

Bölüm sonu

1 yorum