🍁🍁🍁
Üzerime vuran ışıkla gözlerimi aralamaya çalıştım. Üstünde önlük olan bir adam koluma iğne vuruyordu, sesler vardı ama işitemiyordum. Tepede ki ışık gözümü alırken sallantıdan dolayı arabada olduğumu anlamıştım. Bedenim uyuşurken tekrar uyumam kısa sürmüştü.
"Panzehirini verdik"
"Uyanmasın! "
Gözlerim tekrar aralanırken ışığa alışmasını bekledim. Gözlerim acı ve uzun süredir uyutulmamdan dolayı acıyordu bu da açmamda sorun yaşatıyordu. Işıklardan çekip kafamı etrafı kontrol ettim.
Bir ambulansın içindeydim, kumral kısa saçlı, hemşire kıyafetli bir kadın oturuyordu. onun yanında ambulans görevlilerinin giydiği kıyafetler olan ela gözlü kumral bir adam vardı. Diğer kenarda doktor önlüklü ellilerinde saçlarına beyazlık düşmüş bir adam vardı.
Elimi hafif haraket ettirdiğimde metalin çıkardığı sesle bana döndüler. Bileklerime kayan gözlerim elime bağlı kelepçelerle karşılaştı. Doktor ayağa kalktığında kumral adam durdurdu "Gerek yok geldik" dediğinde doktor olduğunu düşündüğüm adam yerine geri geçti.
Başım ağrırken en son neler olduğunu düşünmeye çalıştım. Zehirlenmişim ve hasteneye götürülmüştüm. Arada uyansamda hep geri uyutulduğum için zaman algım gitmişti.
Bedenimi esareti altına alan ağrı bedenimi terk etmişti sadece haraketsizlikten dolayı oluşan uyuşukluklar baş gösteriyordu.
Neler olduğunu bilmiyordum ama bu adamların benim için iyi bir fikrinin olmadığını kumral adamda ki ve kızdaki silahlardan anlamam zor değildi.
"Depoya ne kadar kaldı Atakan" kumralın adı atakandı, kız sayesinde öğrenmiştim "En geç on beş dakika içinde orada oluruz" diyerek cevap verdi.
Üstümde hâlâ hastane önlüğü varken "Benden ne istiyorsunuz?" dedim gücümü toplamaya çalışarak. Kız ayağa kalkıp yanıma geldiğinde bakışları alaycıydı. Ellerini sedyeye koydu "Yakında öğreniceksin. Yıllar önce aldığın canın bedelini ödeme vakti komiser" dedi sert tonlamayla.
"O sürtükle konuşarak kendini oyalama Tansu. Abi ne yapıcağını bilir sakin kal." Abi dedikleri kimdi? Aldığım candan ne kastetdiklerini anlamak güçlüktü. Atakan'ın sözüyle tekrar yerine geçmişti. Konuşmak bile beni yoruyordu ama önceki halime göre daha iyiydim.
Benim ellerinden kurtulmam gerekiyordu. Belli ki beni ambulans aracıyla hastaneden çıkarmışlardı, öyleyse kamera kayıtları görmüştü eğer ortadan kaldırılmadıysa. Bu kadar titizlikle yaptıklarına göre kamera kaydı bırakmamış olmalıydılar.
Aşağıdan bağlı uzun saçlarıma ulaşmaya çalıştım, avucuma gelen saçlarımı sıkıca tuttum. Diğerlerine baktığım da bana odaklı değillerdi. Onlar sol tarafdayken ben sağ tarafdaydım. Sağ elimle saçımı çektiğimde parmaklarıma kopan saçlarım kalmıştı.
Sedyenin dış tarafına kelepçenin el verdiği kadarıyla kopardığım saçımı bıraktım. Saçlarım kenara dağılırken dikkat çekmemek için gözlerimi oradan ayırdım.
Kurtulamıyorsan kanıt Bırak. Kaçamıyor olabilirsin ama bulunabilirsin.
Küçük deliller büyük cinayetleri çözerdi. Büyük etkiler küçük şeylerden ortaya çıkmıştı bugüne kadar.
Araç durduğunda kapı açıldı, içeridekiler çıkarken dışarıdan iki adam yanıma geldi. Kelepçeleri elimden çıkardıklarında birisi kolumdan tutarken diğeri bana silah doğrultmuştu.
Ambulanstan indiğimde beni ormanlık bir alana getirmişlerdi. Zifiri karanlığın içinde bir depo vardı sadece. Depo sayamayacağımdan çok silahlı adamlar tarafından korunurken lüks araçlar dikkatimden kaçmamıştı.
Yanımda ki adamın kolumu çekiştirmesiyle yürümeye başladım depoya doğru. Ayaklarım bir süredir uykuda olduğum için uyuşmuştu. Bu kadar adamın içinde yanlış bir hamle yapamazdım sadece ölümümü sağlardı. Cesaret ve aptallık karıştırılmaması gereken şeylerdi.
Arkadan Atakan denen adamın sesini işitmiştim "Araçtan kurtulun" dedi. Başımı hafif arkaya çevirdiğimde Tansu ile göz göze gelmiştik. Gözlerinde ki bana karşı öfke hazmedilemeyecek kadar büyüktü.
Uzun boyu olduğu için diğer adamların arasında sırıtmasını önlerken esmer teni ve ona eşlik eden iri gözleriyle bakımlı bir kadın olduğu kadar silahı tutuşundan boş olmadığı belliydi. En fazla 30 yaşındaydı.
Depoya girdirildiğimde burada da bekleyen kişiler vardı. Beni bir koridora soktuklarında beyaz tavanı uzun duvarların arasından geçiyorduk. Bir kapıya geldiğimizde önünde bekleyen kişiler kapıyı açtı.
Çıplak ayağım toza bulanırken beni odaya soktu, tek kelime etmeden çıkarken üstüme kapı tekrar kapatıldı.
"Kapının güvenliğini arttırın. Kız kaçarsa hepinizin olucağı tek yer o kız gibi mezar olur"
Kapının dışında sessizlik oluşurken kendimi sakin tutmaya çalıştım, soğuk kanlı olmalıydım. Ne korkuya nede tedirginliği şuan ihtiyacım yoktu.
Boş odaya baktım beyaz duvarlardı sadece gözümün gördüğü. Kapı açıldığında döndüm gelen Tansu'ydu.
Nefrete ait kalıntılar gözlerinde yerini korurken elindeki kıyafetleri yere fırlattı "Giy bunları! Abim geldiğinde neler olduğunu anlaman için sana fazlasıyla müddet vericeğiz" o çıkarken yerdeki siyah pantolon ve siyah tişörtü elime aldım, bu soğuk hava betonlar yüzünden daha soğuk olurken elimden gelen sadece buydu.
Sıkıntıyla derin bir nefes verdim. Verdiği kıyafetleri üstüme geçirdiğimde kötü spor ayakkabıyıda giydim. Soğuku sevmezdim bu her zaman böyleydi kendimi bildim bileli.
Bebekken soğukta kaldığımda çığlık çığlığa ağlarmışım annem öyle derdi. Büyüdükçe de bu böyle oldu soğuk benim için hiçbir zaman peşimi bırakmayan korku gibiydi. Özellikle de soğukun içinde uzun süre kalmak kalbimin sıkışmasına sebep olurdu.
Kışın soğuktan sadece üşürdüm, buna bir müddet sonra alışılırdı ama kapalı ve soğuk hava için kullanılan alanlar bana iyi gelmiyordu.
Duvarın dibine sinip oturdum. Elimden gelen hiçbir şey yokken neler olduğunu öğrenmem gerekiyordu.
Ortamda sessizlik mührünü basmışa benziyordu ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum ama gelen olmamıştı.
Ayağa kalktım duvarların arasında yürürken bedenimin gevşemesine izin verdim. Haraket halinde kalırken araba seslerini işittim.
Üzerinden geçen zaman aklımda ki soruların beni daha derinlere girdirmesini sağlıyordu. Kapı açıldığında iki adam üzerima geldi. Kollarımı hiç yumuşak olmayan sertlikte tutup götürürken etrafıma bakıyordum.
Heryer boştu mekan sadece duvarlardan oluşuyordu. Depodaki büyük alana getirildiğimde ortaya ilerlettiler. Tansu elleri cebinde gözlerini üzerimden almıyordu. Duvarların önünde seyirci gibi duran adamlarda mimik oynamıyordu.
Ortadaki sandalyeye oturttuklarında ellerimi arkadan bağladılar. Tansu'nun iki üç adım arkasında Atakan vardı.
Herkesin gözleri girişe çevrildiğinde bende bakışlarımı oraya yönlendirdim. Otuzlarında olduğunu tahmin ettiğim iri adam, arkasında adam topluluğuyla girmişti. Elini havaya kaldırdığında adamlar durmuşken o Tansu'nun biraz önünde durdu.
Baktı... Baktı.
Bana olan bakışlarında kızın ki gibi nefret yerine merak vardı. mimikleri aksini iddia etmiyordu, beni merak edercesine inceliyordu. "Abi bu kızın işini bitirelim. Görmeye bile tahammülüm yok" dedi Tansu, nefreti görüyordum.. Tansu'nun bakışlarındaki soğuk ve boşluk daha farklıydı.
"Ceyhun abi istediğin bir şey var mı?" Atakan'a cevap vermedi "Çıkın!" dedi sesi yankılanırken kimse sözünü ikiletmeden çıktı. Sadece üçümüz kalmıştık.
Ben
Tansu
Ceyhun
Sessizliğimi korumaya devam ederken bekledim, bana olan nefretlerini duymak için.
Ceyhun ellerini arkada birleştirdi bana yaklaşırken Tansu izledi sadece "Çağla... Çağla Arslan" dedi kendisiyle konuştu sanki.
"Tanışalım Çağla. Ben öldürdüğün adamın oğluyum. Elvan Taşkın! Tanıdık geldi mi?" öfkeyle ani yükselen sesi ifademi bozmamı sağlamamıştı bile.
"Tanımıy..."
Yüzüme hızla gelen yumrukla başım yan yattı. Kafamı geri kaldırdığımda Tansu'nun alevlenen öfkesi üzerimdeydi "Hatırlatmassını bilirim. Babamı öldürdün bizde seni acıların içinde öldürüceğiz. Kolay bir ölümü hakkedecek biri değilsin sen" nefretini üzerime kusuyordu.
Anlaşılan öfkeli olan Tansu iken, Ceyhun daha sakin taraftı.
Elvan Taşkın, onun iki çocuğumu vardı. İkiside benden büyüktü. Onun ölümünün acısını öyle çekiyorlardıki benden intikam almaya çalışıyorlardı. Elvan Taşkın iyi bir baba olmuşa benziyordu... En azından onlar için.
İyi bir adam ise hiçbir zaman olmamıştı, karanlığın içinde nefes alan bir adamdı. Çocuklarınıda bu karanlığa girdirmiş olmalıydı.
"Elvan'ı sadece bir kez gördüm" dedim bu doğruydu. İstanbul'a geldiğim bir dönemde Kuzey aracılığıyla tanımıştım o adamı.
Kuzey yirmi dört yaşındaydı, hukuk fakültesini bitirmişti ve büyük bir heyecanla avukatlık yapıyordu. Kuzey hukuk kazanmak için çok çalışmıştı, aslında zekiydi, ders notları yüksek olurdu ama lisede çok çaba sarfedip hukuk kazanmıştı. Mezuniyetinde ki o heyecanını bana avukatlık formasını giyerek göstermişti. İstanbul'a geldiğim bir zamanda Kuzey Elvan Taşkın'ın avukatlığını yapıyordu. Bir nevi Kuzey sayesindeydi tanışmamız.
Kuzey'in ismini geçirmek onuda riske atardı "Bir cinayet için sorgusuna ihtiyaçımız vardı. Bu kadar" dedim.
Tansu öylemi dercesine baktı "Babamı sen öldürdün, benim babamın..." konuşmakta zorlanıyordu, yutkundu "Babamın bedeninden geriye... Babam o patlamada öldü. Onun ölü halini bile göremedik biz. Adli tıp raporu çıkarabilecek bir bedeni yoktu babamın" yükselen sesi yankılanıyordu.
İfademden ödünç vermedim "Ben bilmiyorum, bu yaptığınız saçmalık" Ceyhun başını iki yana salladı "Babamla görüşen son kişi sendin Çağla, o evde hiç adam yoktu babam bütün adamları evden göndermişti. Söylesene ne konuştunuzda babamı öldürmeye karar verdin. Yada boşversene seni öldürürken içimde bütün yanan ateşi söndürüceğim" dedi. Ama çok sakindi. Gözleri sözlerini inkar ediyordu sanki. Ya da ben öyle anlıyordum.
"Ama bu kolay olmicak, ölmek için yalvaracaksın." Tansu kinini acısıyla beslemiş olmalıydı.
Bütün öfkesi avuçlarının arasındaymışcasına vurdu. Sandalyeyle kolumun üstüne düştüğümde gözlerimi yumarak dişlerimi birbirine geçirdim hissettiğim acıyla.
Atakan'ın ne zaman geldiğini bilmiyordum ama beni geri kaldırdı. Gözüm koluma kaydığında kan tenimden sızıp akıyordu.
"Ben babanızı öldürmedim, bu yaptığınız suç. Devlet memuruna kaçırıp şiddet uygulayarak sadece hapiste çürürsünüz!" dedim sesim daha sert çıkarken bu bakışlarımıda etkilemişti.
Tansu üzerime eğildiğinde gülümsedi "Sen babamı öldürüp hâlâ dışarıda kalabiliyorsan bizde seni öldürüp bir çöp gibi attığımızda başımızın çaresine bakmasını biliriz."
"Senin baban suçlu. Hâlâ böyle bir pislik için üzülüyor musun?" dedim onları alaya alarak, istedikleri aciz bir bendi ama ağlayarak onlara istediğini vericek değildim.
Yerimi bulup kurtarıllardı yada ölürdüm ama bu yalvaralarak olmicaktı.
Tansu karnıma vurdu, siniri alamamış gibiydi. Atakan'ın uzattığı sopayı alıp elleriyle kavradı.
Karnıma ardı ardına vururken bedenim ağrıyla hafif öne eğiliyordu.
Tansu elindeki sopayla karşıma geçti "Uzun zamanımız var, keyifli olucak" dedi gözlerimin içine duygusuzlukla bakarak. Öksürürken alttan ona baktım.
Çenemi havaya kaldırırken bedenime ardı ardına darbeler indirdi. Rahatlayamıyormuş gibi her vuruşu öncekinden daha çok acı veriyordu.
Karnıma vurduğu yumruklar ve sopadan dolayı ağrıyla iki büklüm oldum iplerin izin verdiği kadarıyla.
Nefes almak karnımda sızı oluştururken, ağrıya rağmen tekrar dikleştim.
Güldüm, evet güldüm. Canım acıyordu ama güldüm. Bu onu sinirlendirmişti "Tansu... Beni öldürsenizde rahatlamicaksınız. Beni bulucaklar sonunuz olucak" dedim dudağımı büzerek.
Bu sefer vuran Ceyhun olurken iri bedenine bakarak vuruşları sertti. "Bizi bulmaları o kadar kolay değil" birkaç kez daha vurdu ama vuruşları ilki gibi sert değildi. Geri çekildi bana baktı uzunca, aldığım yaraları anlamak ister gibi.
Gözlerim darbelerden dolayı mayışmış bakarken oturduğum yerde dikleştim. Ağrı her yerimde aynı zamanda hiçbir yerimde gibiydi. Yüzümde kan akıyordu ama akan sıvıyı hissedemiyordum, kıyafetime bıraktığı belirsiz lekeyi görmüştüm.
"Döverek mi öldüreceksiniz beni?" dedim hâlâ ayık kalmam onları şaşırtsada soğuk kanlılıklarını bozmadılar benim gibi.
Bir adamın adım sesleri üzerimize gelirken elinde büyük bir kutu vardı. "Bu kadar elimizi yorduğumuz yeter" dedi Tansu gözlerinde yapacaklarının hevesini görüyordum.
Bedenime kablolar taktıklarında ne yapıcaklarını anlamıştım. "Ne o ben ölene kadar her yolu deniyecek misiniz?" dedim korku belirtisi göstermeden.
Tansu "Ölmeden önce bütün acı teknikleri üzerinde denemeye karar verdik" dedi kahkaha atarak. Deliydi eminim deliydi. Bu kadında gördüklerim delilikten ibaretti.
"Başla"
Tansu ve Ceyhun onlar için getirilen sandalyelere otururken karşıma geçip izlediler. Bedenime verilen elektrikle ufak bir çığlık kaçtı dudaklarımdan.
Acı bedenimde dolaşırken bağlı ellerimi arkada kenetlenmişti birbirine. Dayanabilmek için tırnağımı sıkılaştırıyordum, etime giren tırnaklarımı daha çok sıkıyordum.
Arada birkaç saniye durdurup elektriği daha yüksek seviyede veriyorlardı. Dişlerimi o kadar sıkıyordumki artık bedenim dayanamıyor gibiydi.
Başımı öne doğru bıraktım, gözlerim kapanırken, elektriği durdurdular. Aralarında geçen konuşmayı dinleyebilecek bir halim kalmamıştı.
Ellerimi çözdüklerinde iki kişi kolumdan tutarak beni götürdüler. Ayaklarım yerde sürünürken gözüm kapalı bir karanlıktı. Bedenimin hangi yerinde ki acıya odaklanacağımı bilmiyordum.
Ağır bir ağrı vardı. Beni bir çöp gibi yere attıklarında sert beton zemine bedenimin sesi yükseldi dudaklarıma.
Kapı kapandığında gözlerimi açtım.
Betonun soğu tenime işlerken "Soğuk, üşüdüm" dedim.
Gözlerimdem yaşlar akarken bu sefer kendimi tutmadım, ağlamamak için çaba harcamadım. Odada kimse yoktu sadece ben vardım, ağladığımı sadece ben görüyordum boş odanın içinde.
"Canım yanıyor anne"
Ağrılarımın içinde cenin pozisyonuna geçtim. Ellerimi göğsümde birleştirirkem nefes aldıkça karnıma saplanan bir bıçağın çevrildiğini hissediyordum.
"Soğuk" dedim yine kendimin duyabileceği şekilde. Sarıldım kendime sıkıca, nefes almak açıtırken ara ara alıp verdim.
"Kızının canı yanıyor"
Karnımda uçsuz bucaksız bir ağrı vardı. Yerde iki büklüm yatarken beton zeminde göz yaşlarım ve bedenimden akan kanlar karışmıştı. Dudağımda oluşan yaradan kanın tadını alabiliyordum.
Bulunduğum durumu ve olduğum yeri düşünmek istemiyordum. Acılardan kaçmanın en güzel yanı hayal kurmaktı.
Eskiden odamda tek başıma hayal kurardım, kafamda seneryolar oluştururdum hatta çoğunda bu seneryolar polis olduğumdu.
Kafamda kurduklarım sınırsızdı. Her şeyden kaçmak için ve şuan bu durumdam kaçmaya ihtiyacım vardı. Uzun süredir yapmadığım şeyi yaptım yine hayal dünyama döndüm.
Gözlerimi kapattım, uykuya ihtiyacım vardı, acıyı hissetmemeye ihtiyaçım vardı.
Aklıma Aras geldi, sevgilim demeliydim, evet sevgilim. Şuan burada olmak yerine başka şeyler yapabilirdik, düşündüğüm şeyden dolayı güldüm acıma rağmen.
Onunla ne yapmak isterdim. Film izlemek isterdim ama film öyle aksiyonlu olmayacaktı. Hayatım öyleydi ama izlediğimiz film öyle olsun istemiyordum. Genelde gerilim severdim ama onunla romantik komedi izlemek istiyordum.
Ağır dram değilde komedi ve aşk olsun. Bizi başka bir hayata götürsün. Televizyonu karşısında koltuğa uzanalım.
Koltukta uzanırken üstümüzü örtelim, kolları bedenimi sarsın. Yaşadıklarımızı o sürede unutalım, film izleyelim. Ben film hakkında bir şeyler söyleyeyim o da beni dinlesin. Filmdeki komikliklere gülelim, aşkı izleyelim. İzlediklerimiz ruhsal durumuzu belirlerdi. O an ne izliyorsak onun verdiği enerjiye bürünürdük.
Bu yüzden romantik komedi izleyelim, her şeyden uzak eğlenelim. Sadece ikimiz.
Ben onun kokusu içime çekerken uykuya dalayım, sabah gözlerimi açtığımda yanımda olsun. Kahvaltıyı o hazırlarken ben onu izleyeyim.
Gözlerimi araladım, bunlar sadece hayal olarak kalıcaktı. Bedenim buradan sağ çıksada ruhumun aynı kalamiyacağını biliyordum. Belki de Aras benden bıkardı ve vazgeçerdi.
Soğuk betona baktım. Yalnızlık kendinle yüzleşmeni sağlardı. Elim akan gözyaşıma dokundu. Ben hiçbir zaman insanların önünde ağlamayı sevmezdim.
Belki de beni bir odanın içinde her duyguyu yalnız yaşatmak zorunda bıraktıkları içindi.
Odamda tek başıma yaşamıştım bütün duyguları. Ailemin güçlü ol sözlerini ağlamamakta bulmuştum. İnsanların içinde ağlamaktan kaçınmıştım, odamda ağlamıştım. Kimse ağlarken görmemesine alışmıştım ki bir yerden sonra bu bütün hayatımın metodu olmuştu.
Yalnızlığa terk edilmiş gözyaşları insanların içinde akmıyordu.
Her duygu o kadar tek başıma yaşamak zorunda kalmıştım ki bir şeyleri kavrama yaşlarımda, insanların hayatımda olmasına bu yüzden izin vermek istemiyordum.
Barış hayatımdayken hep bir tereddütün içindeydim. Ne işim var benim burada? Neden biriyleyim? Yalnız kalmayı tercih mi ediyordum? Kendimle o kadar arasında kalmıştım ki.
O zaman anlamamıştım ama büyüdükçe anlıyordu insan. Ben hayatıma birini alamıyordum bu yüzden kurban Aras olmuştu aslında. Biriyle olmak sadece bedenden ibaret olmazdı, ruhlarınıda birbirinize paylaşırdın. Gülümsemeler, ağlamalar, korkular, sevgiler...
Çocukken bu duyguları yanlızlığa alıştırmıştım şimdi ise kimse ile paylaşamıyordum belki de bu yüzdendi herkesin içinde bile yalnızlığım. Ekiple beraberken bile kendimi onlardan soyutlanmış hissediyordum.
Ben kendimi hiçbir yere ait hissetmiyordum.
Küçüklüğüm o kadar güzeldiki hep öyle kalmasını isterdim. Annemle oyunlar oynardık, gülerdik,gezerdik. Babam genelde işte olduğu için annem bana 'sen benim en yakın arkadaşımsın' derdi. Babam geldiğinde sürekli onunla olurdum, vakit geçirirdim.
Bazen peşinde heryere giderdim evde olduğu sürelerde. O benim için gurur kaynağıydı. Evde her yere peşinde gittiğimde gülerdi öylece evde dolaşır sürekli beni kontrol ederdi. Babam sertti ama bu bize karşı değildi, en azından bir yere kadar böyle olmuştu.
Babam ilk geldiğinde kucağına oturur kalkmazdım. Bu halime zamanla alıştıkları
için şaşırmazlardı. Tekrar gitmesinden korkardım ve giderdi. Annem yemek yedirmek istediği zaman kalkmazdım babam kucağında kendisi yedirirdi.
Ben hep babasına aşık ve gurur duyan bir çocuktum. Bunlar 10 yaşımdan önce böyeydi. On yaşımdan sonra mutluluğumuza gölge düşmüştü ve hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı.
Bazen babamın kucağındayken öylece dakikalarca gözlerine bakardım annem 'bu kız sana aşık' derdi. Babam öpüp 'bende ona aşığım' derdi her seferinde hiç bıkmadan.
Annem hamileyken sürekli elimiz annemin karnında olurdu. Bige'yi eve ilk getirdiklerinde babam sürekli kucağına alırdı. Küçük aklımla kıskanıp kendimi odaya kitlemiştim, açtırmak için çok çabalamışlardı yedi sekiz yaşlarındaydım. Babam kıskandığımı anladığında benimle konuşmak zorunda kalmıştı.
Bige'ye alıştığımda onunla sürekli oynardım. Annem ikimizide uyumlu giydirip beraber dışarı çıkardık. Babam işte olduğu zamanlarda bazı geceler annemle yatardık. Bige'ye hamileyken elim sürekli karnında olurdu ve onun hakkında hayaller kurardık.
Benim ne olucağım hakkında çok fazla hayal kurardık. Annemin bana karşı şefkatli bakışlarını on yaşındayken zamanla kaybetmiştim.
Dört kişi o kadar güzel bir aileydik ki. Ama bir şey oldu, bir şeyler hep olururdu ama bu seferki başkaydı. Annem benden gittikçe soğumaya başlamıştı, sadece Bige'nin üzerine düşüyordu. Bu yüzden babam ve annem arasında ki kavgalar gittikçe büyüyordu.
O bozulmayacağına ve mutlu kalıcağına inandığım ailemi parçalanmış bir halde olduğunu farketmiştim.
Onların benim yüzümden kavga etmesini sevmiyordum, yaramazlık yapmadım, çok çikolata yemedim, derslerime çalıştım, uslu kız oldum ama annemin sevdiği o kız tekrardan olamadım.
Büyüdükçe o evin içinde bir yabancı gibi hissettim, annemin davranışlarını anlamlandırdığım yaşlarındaydım. On iki, on üç insanların sorgulayıp kavramaya çalıştığı yaşlardı bu bazı kişilerde değişiklik göstersede.
Mutlu olmadığımı ve sevilmediğimi hisseder oldum, yemek yerken onlar konuşurdu ama ben onların yanında değilimde bir ruhtum sanki. Babam bu yabancılaşmalarımı farkettiğinde benimle konuşmaya çalışmışı ama odamdan çıkmaz, sürekli ders çalışırdım ki pek onu dinlemez olmuştum.
Ama yinede aşık olduğum ve gurur duyduğum bir adamdı hep öylede kalıcaktı. Zamanla babam daha sert bir kişi haline gelmişti evde de böyle olmuştu. Annem sadece Bige'yi düşünürdü, ben odamdan çıkmaz bazen kimseyi duymamak için kulaklıklarımı çıkarmazdım, babam sessizleşti.
Biz bilmeden zamanla parçalanmıştık.
Bana ergenlikten öyledir demişlerdi ama ben onlardan uzaklaştığımı biliyordum.
Ben mutlu aile tablosunu görüp hissetmiştim kısa sürede olsa. Fakat Bige bunları yaşamamıştı. Babam sert, sessiz, sevgisizdi. annem onun üzerine çok düşüyordu. Ben odadan çıkmıyordum. Belkide bu yüzden Bige ailede ki asi, sinirli, agresif, her şeyi yapan kişisi olmuştu.
Sürekli başını belaya sokardı, vaktinin çoğunu dışarıda geçirirdi. Bizim dikkatimizi çekmek istiyordu belkide. Babam bu yaptıklarına karşı geldiğinde ona karşı içten içten nefret beslemişti, annem ise ne yaparsa yapsın onu babama karşı korumuştu, yaptıklarına rağmen. Babam onun gözünde kötü biri olurken annem iyi birisiydi. Bu yüzden ailede kopuklukların içinde hep anneme tutunmuştu.
Annem öldüğünde tutunduğu dal kırılmıştı. 14 yaşındaydı daha.
Bizden uzaktı, annemin acısıyla daha çok uzaklaşmıştı. Başını soktuğu belalar artmaya başladı, yüzünde yara izleriyle geldiği bile olmuştu , okulu aksatırdı, eve bazen gelmez bazen ise geç gelirdi.
Babam annemin acısını yaşarken işine daha çok döndü. Evde olmaması Bige'nin daha rahat hareket etmesini sağlıyordu, benim uyarılarım ise onu daha asi yapıyordu. Sözlerime uymak istemiyordu, tam her şeyi yapacak yaşta ve acıdaydı.
En sonunda evden kaçmıştı.
Ruhsal olarak çok önceden parçalanan ailemiz, artık gerçek anlamda dağılmıştı.
Bige ile aynı ailede büyümüştük ama birbirimize benzemezdik. Aynı evde yaşamış farklı insanlardık biz.
Aynı evde yaşamak sadece çatıyı ortak yapıyordu, acıları ve hisleri değil.
Aynı evin içinde farklı insanlar yetişirdi, aynı ebeveynler tarafından.
Parçalanan ailemin içinde hayatıma devam etmek zorundaydım. Bige'yi babam aramıştı ve dayıma gittiğini öğrenmişti.
Babam Bige'nin bildiğinin aksine ondan vazgeçmemiş onu aramıştı. Ben Bige ile konuşmak için dayıma gitmiştim fakat Bige inadından vazgeçmeyip orada kalmıştı.
Bige evden kaçıp dayımın yanında yaşamaya başladığında 14 yaşındaydı. Karar verebilecek kadar küçük, acısına sığınıp inadından vazgeçmeyecek kadar büyüktü.
Bige ortadan kaybolmuştu. Onu tekrardan bulmam dayımın uyuşturucu çetesine sattığını öğrenmem üzerine olmuştu.
Babam dayımı sevmezdi, küçükken sebebini bilmezdim çünkü hep eğlenceli şakacı biriydi veya biz öyle sanırdık. Annemin ölmesiyle dayımla iletişimini kesmişti, Bige'nin onunla kalması kötü olan taraftı. Dayım içkici pisliğin tekiydi büyüdükçe anlamıştım onun gerçek yüzünü.
Dayım borçlarını karşılayamayınca Bige'yi satmıştı uyuşturucu Çetesine. Zaten kız kardeşi öldüğü için onunu kızına bakmak istememiş ve Bige'yi hiçbir zaman sevmemişti. Bige küçüktü ama gururu geri dönmesine engeldi.
Bige 16 yaşındayken bir davayı yürüttüğümüz bir dosya sayesinde bulmuştum yada hayat bizi tekrar bir araya getirmişti. Şebekeyi çökertmek için baskın vermiştik, bilinmez bir sokakta silah tuttuğum kişinin Bige olması ikimiz içinde karanlık geceden daha zifiri etmişti içimizi.
Ne bakan gözlerim aynı kalmıştı.
Ne de gördüğüm gözler aynıydı.
Onu herkesten gizlemiştim, yaptığım suçtu ama anneme verdiğim sözü tutmam gerekirdi.
Bige'ye sahip çık Çağla.
Eğer yakalansaydı siciline işlerdi ve bu hiç gitmezdi. Uyuşturucunun esiri çoktan olmuştu. Bige bilmiyordu, babamın öğrenmesini istememişti ama ben söylemiştim.
Daha erişkin değildi bu yüzden klinikte yatması için ebeveyn imzası gerekirdi. Babam kimsenin bilmemesini sağlayarak tedavi hakkında şeyleri halletmişti.
Bige babamdan utanmıştı, kızının o hale geldiğini bilmesini istememişti. Kendisi bunu inkar etsede biliyordum. Bige sakin biri değilken o hayat onu daha da hırçın bir hâle getirmişti.
İstanbul'a getirdiğimde Kuzey ilgilenmiş çoğunlukla, onu kliğine getirdikten sonra ben bir daha konuşmamıştım onunla. Bir yıl boyunca tekrardan görüşmemiştik. O süreçte yaşadığım bazı şeyler buna engellerken onunla tekrardan karşılaşmak için zamana ihtiyacım vardı.
Hayat yine karşılaşmamızı sağlamıştı. Tahinimin buraya çıkması ile tekrardan karşılaşmıştık ama bir daha ayrılmak istemiyorum. Ayrı kaldığımız süre düşünmem için yeterliydi.
Bige babamın hiçbir şeyden haberi olmadığını sanıyordu, babam bu yıllar boyunca elini hiç onun üstünden çekmemişti.
Ben ise kendi başıma yaşamayada, ayakta kalabilmeyide öğrenmiştim çoktan.
Artık gözümden yaş akmayı bırakıp, yanağımda ki damlalar kuruduğunda duvara yaslanıp öylece betona bakıyordum.
Demir kapının açılmasının sesi kulaklarıma erişirken gözlerimi sabitlediğim yerden çekmedim. Kolumdan tutup beni kaldırmalarıyla bakışlarım kolumu tutan kişilere kaydı.
Çekiştirmelerine aldırmadan kendi ayaklarımın üzerinde yürüdüm. Yanından geçtiğimiz adamlardan bazılarının yüzünde halime üzülür bir ifade vardı. Dışarıdan içim kadar kötü mü görünüyordum?
Beni bir odaya getirdiklerinde duvara bağlı zincirleri gördüm Ceyhun ve Tansu'dan sonra. "Bu kadar acı yetmemiş anlaşılan, gözlerinde aynı dik bakışlar, çatık kaşlar var" dedi Tansu.
Ellerime zinciri bağlamak için duvara yasladıklarında bakışlarımı Tansu'dan çekmedim. "Baban senin cesedini gördüğünde ne düşünücek acaba. Bugüne kadar mesleğin gereği çokça ceset kontrol etmişsindir, sırada ki ceset senin tanınamayacak yüzün olucak. Bir baba için zor olmalı" dedi alaylı ve ezmek isteyen tonlama ve bakışlarıyla.
Elime zincir takmak için kaldıran adamı ittim. Beni engellemelerine izin vermeden Tansu'ya vurdum. Ne kanayan yaram nede yanan canımdı artık.
Tansu yere düştüğünde üstüne geçip ardı ardına vurdum, bu uzun sürmemişti çünkü adamları üzerime çuvarlanmıştı. Ceyhun kardeşinin yüzünde oluşan küçük yaralara baktığında silahının tersiyle yüzüme vurdu. Bilincim kapanırken gülümsedim.
Canımın yanması gülümsememe engel değildi. Acılarda bize eşlik eden gözyaşları değil, gülümsemelerdi. Ağlamamak için gülümsemek birçok kişinin bildiği bir oyundu.
...
Soğuk suyun bedenime yaptığı dondurucu etkiyle gözlerim aralandı. Dudaklarım soğukun etkisiyle aralanırken saçlarımın ıslaklıkla ağırlaştığını hissediyordum.
Ellerim zincirlere bağlıyken odadaki adam sayısı arttırılmıştı. Burnuma sigaranın pis kokusu irişirken Ceyhun içmeye devam etti.
Tansu'nun dudağındaki küçük ize pansuman yapılmıştı çoktan. Bana bakışları daha bir nefret içerirken dikleşip duvara yaslandım. Onlar bana babalarının katili diyorlardı, ne dersem diyeyim bu öyle kalıcaktı.
Onlara yarvaracak değildim, yine güldüm bu sinirlerini daha çok bozuyordu. Elinde ki sopayla bedenime vurmaya başlarken sustum. Odanın içinde sessizlik çökerken çığlık atmadım, sustum öylece.
Sopayı yere bıraktı "Senin için çok güzel planlarım var" dedi bakışları başkalaşırken psikolojik sağlının yerinde olmadığı aşikardı. Belki de bu yüzden Ceyhun daha çok geride kalıp izleyici kalıyordu, Tansu'nun sınırlarını benim üzerimde deniyordu.
Adamlardan biri Tansu'ya pense uzattığında ağzıma gelen kan tadı geri planda kalmıştı.
Tansu yumruk yaptığım ellerimi araladı kısa bir çabayla. Gücüm kalmadı denilicek kadar azken "Hayır, hayır, olmaz" bağrışlarım odada yankılanırken bağlı ayaklarımı çözmek için çabaladım.
Parmağımı tuttu, işaret parmağımda kelpetenin soğuk metalini hissediyordum. Çırpındım, ben çırpındıkça suyun damlaları daha hızlı yere savruluyordu.
Benim geriye kalan tek şeyim mesleğimdi, polistim. Silah tutuyordum ben o parmağımla.
Penseyi sıktığında ağzımdan büyük bir çığlık çıktı, acıdan değil hayallerimin sızısından.
Bağlı ayağıma rağmen bedenimi bağlı zincire bıraktım ayağım boşlukta sallanırken bütün gücümle ona vurdum. Tansu'nun yere düşmesiyle ayağımı tekrar yere koyarak bedenimi zincirin ağrısından kurtardım. Bileklerime izi çıkması umrumda değilken sızlayan parmağım korkumu körüklüyordu.
Tansu ayağa kalkıp üzerime yürüdüğü sırada bir adam hızla içeri girdi "Polisler yerimizi öğrenmiş gitmemiz gerekiyor" adımları dururken Ceyhun adamlara başıyla emir verdi.
Dört kişi üzerime geldiğinde birisi silahı bana tutuyordu, beni zincirlerden çözdükleirinde Ceyhun ve Tansu çoktan kaçmıştı.
Sol elim sarı yapraklı kolyeye gittiğinde onu kavradım ama yapamadım, Bige'nin hastanede verdiği ipten ibaret olan bilekliği son gücümle çekip kopardım. Küçükken ikimizde birbirimize bu siyah ipten bağlamıştık ama ikiside kaybolmuştu. Hastanede ayıldığım zamanlardan sadece bir kez Bige'yi başımda görmüştüm onda da bileğime bu ipi takmıştı. Aynısından kendisinde de vardı.
Adamlara farkettirmeden bilekliği yere attığımda arkama bakmadan adamların yönlendirmesine göre ilerledim.
Beni depodan çıkardıklarında bekleyen araçlardan birine bindirdiler.
Elimi ve ayağımı çözmüşlerdi ama dayanabilecek gücüm kalmamıştı. Başımda silahlı adamlar varken nereye gittiğimi bilmiyordum.
Sağ elimin işaret parmağına dokunduğumda yanan canıma aldırmadım. Kırık değildi ama tekrardan silahı kullanabileceğimi denemeden bilemezdim.
Arabadan tekrardan indirildiğimde karşımdaki Atakan'dı. Onu takip ettirerek beni götürdüklerinde geldiğimiz yerin soğuk hava deposu olduğunu anlamam kısa sürmüştü.
Kapının önünde durduğumuzda Atakan bana döndü "Daha acılı bir ölüm planlanmıştı senin için ama ani değişen planlar ölümünü değiştirdi" dedi kapıyı açtıklarında adamlar içeri girdi.
Birkaç adım attıklarında bedenimi çöp gibi yere fırlattılar. Onlar çıkıp giderken büyük kapıyı üzerimden örtmüşlerdi.
Göz yaşlarım gözümde daha fazla tutunamayarak akmaya başladılar. Dolu gözlerim yüzünden bulanık gördüğüm yerde gezindi bakışlarım.
Soğuktu, çok soğuktu.
"Çağla sen soğuku sevmezsin" dedim kendi kendime.
Yerden destek alarak kalktığımda kapıya ilerledim, şansımı denedim ama kapı kilitlenmişti. Etrafta büyük raflardan oluşan depolama yerleri vardı, içlerinde balık ürünleri bulunuyordu.
Etrafta dolaştım ama buradan kurtulabilecek hiçbir şey yoktu. Öksürüklerimin arasında kendime sarıldım sıkıca.
Islak olduğum için buraya dayanmam bedenim açısından zordu. Yürümekten yorulduğumda yere oturdum. Ağlamak çare olmadığından onuda bırakmıştım.
Üstümde ıslak tişört ve ıslak pantolondan başka bir şey yokken bu yaralarla sağa birkaç saatten fazla kalamazdım. Beni birkaç saat içinde bulsalarda titreyen bedenimle karşılaşırlardı.
Canım yanarken aklıma Kuzey geldi. Onun her durum için bir çaresi olurdu, yanan canım içinde. Sesi kulaklarımda yankılanırken gözlerimi betondan çekmedim.
Gözlerini kapat ve sana öğrettiğim gibi say, canın acımayacak Çağla.
"bir iki üç..."
"bir iki üç..."
"bir iki üç..."
🍁
Sıcak bir el, soğuka kesmiş ellerimi tuttuğunda gözlerimi açmak için çaba sarfettim ama bu çok zordu. Titriyordum, bedenim titrerken başımda kesilmeyecek bir ağrı vardı.
"Kızım"
Gözlerim aralanırken üstüme sıcak bir örtü örtülmüştü "Çağla" Aras'ın korkulu sesini işitiyordum ama tek gördüğüm babamın gözleriydi.
Görünemeyecek kadar küçük bir tebessüm oluştu dudaklarımda.
"Doğum günüme geç kaldın... Baba"
🍁🍁🍁
