🍁🍁🍁
"Gözlerini kapat ve sana öğrettiğim gibi say, canın acımayacak Çağla"
"Bir iki üç..."
"Bir iki üç..."
"Bir iki üç..."
Yeşil gözlerini açtığında karşısında ki Kuzey'e baktı "Böyle mi sayıcağım?" dedi heyecanla.
"Evet bak bitti" dedi Kuzey. Kızın kolundaki küçük çiziğin üstündeki yarabandını göstererek. "Bak artık geçti, acıyor mu?" dedi maviliklerini ağlayan yeşil gözlere çevirerek "Ağrımıyor" diye mırıldandı kız bu olayın şüphesi içinde.
Çiftliğin büyük bahçesinde oynarken, Çağla'nın düşüp ağlamasını dindirmek için Kuzey'in Çağla'yı oyaladığı bir oyundan ibaretti şimdilik.
Kızın yüzüne dağılmış boynunda ki kısa saçlarını elleriyle düzeltti. "Ağlama çok çirkin oluyorsun" dedi, Çağla'nın bakışları kurşun hızında ona döndü "Ben daima güzelimdir" dedi kısa saçlarını geriye atarak çenesini dikleştirdi.
"Hani ağrıdan ağlıyordun sen? Ne o şimdi kendini övüyorsun."
Çağla göz devirdi "Ben sadece güzel olduğumu hatırlattım" dedi yaşına göre büyük bir özgüvenle.
"Hadi gel sahile gidelim"
Çağla anında ayağa kalktı ağrısını unutarak. İkiside eve girdiklerinde salondaki annelerinin kahve içerek sohbet ettiklerini gördüler.
Bige yerde oturmuş oyuncak bebekleri parçalamaya devam etti onları hiç aldırmadan. Bebeklerin içinde ki pamuklar etrafa dağılırken gülerek devam ediyordu. Alıştıkları için kimse fazla takılmadı bu duruma.
"Anne biz sahile gidiyoruz" dedi Kuzey karşısında ki iki kadına da haber veriyordu aslında. Büşra "Dikkat et Çağla'ya, bir şey olmasın" dedi korumacı bir tavırla.
"Büşra yenge yanında ben varım, ona hiçbir şey olmaz" Kuzey büyük bir özgüvenle kabarttı göğüslerini.
Kuzey ve Çağla kapıya ilerlediğinde Bige anında oyuncaklarını bırakıp onlara dikkat kesildi.
Koşar gibi emeklerken Çağla'nın hemen yanında bitmişti bile. Onu yanlarında gördükleri için ikiside durdu ardından Bige'de durdu.
Kuzey dizini kırıp Bige'ye sesli bir şekilde "Sen gelmiceksin, biz gidiceğiz ablayla" dedi ama Bige sadece onlara gidelim dercesine bakıyordu. Bige sadece anlaşılmayan konuşmalarından birini Kuzey'e yaparken Çağla "Sesli konuşunca seni anlayacağını düşünüyorsan kendini boşa yorma" dedi.
"Sen konuş o zaman, kıza baksana konuştuğu dil daha dünya çapında çevirisi yapılmadı, ben nasıl anlaşayım" dedi Kuzey yerinde doğrularak.
Her dışarı çıkmaya çalışmalarında Bige diplerinde bitiyordu, sadece bu kadar değildi Bige'nin küçük olmasına rağmen hızlı emekleyişi onların koşmalarına bedeldi.
Çağla eğilip Bige'yi kucağına aldı, kardeşi yavaşta olsa yürüyebiliyordu ama ısrarla emeklemeyi tercih ediyordu. Emekleyişi yürüyüşünden kat kat hızlıydı.
Küçük kardeşini oyuncaklarının başına koydu "Sen bunları parçalamaya devam et" dedi. Bige oyuncaklara aldırmadan Çağla'daki yarabandını küçük parmağıyla gösterdi.
Ardından parmağıyla kendi koluna çevirdi. Kuzey kızlar gibi yere çöktü "Sende mi yarabandı istiyorsun?" dedi Bige hızla başını salladı.
Kuzey cebinden çıkardığı diğer yarabandını Bige'ye uzattı. Bige ablasının kolundaki yarabandıyla aynı yeri gösterdi "Buyya" dedi kelimeleri dilinde dolandıramayarak.
Kuzey yarabandını yapıştırdığında Bige kolunu ablasının kolunun hemen yanına uzattı "Bayk annı" dedi parmağıyla mutluluk içinde bantları gösterdi.
Çağla gülümsedi "Evet aynı, yarabandı kardeşliği" dedi. Bu sırada onları çeken annelerinden habersiz.
Kuzey ayağa kalktı "Hadi gidelim Çağla" ikiside Bir kaç adım attıklarında Kuzey'in ayağına yapışan Bige'yle durmak zorunda kaldılar.
Kuzey ayağına yapışmış kendisine aşağıdan boncuk gözleriyle bakan kuzenine baktı "Giytme" dedi.
Kuzey tatlılığına dayanamıyordu ama sahile gidicekleri "Sen büyüdüğünde beraber sahile gideriz" dedi ayağından ayırmaya çalışarak ama işe yaramıyordu.
"Anne Bige'yi alır mısın? Bizim gitmemize izin vermiyor" dediğinde Büşra yanlarına geldi.
Kızını kucağına aldığında Bige'nin gözleri çoktan dolmuştu "Siz gidin, şimdi sizi görürse daha çok ağlar" dedi.
Kuzey Çağla'nın elini tutup evden çıkarken Bige'nin evi ayağa kaldıran ağlama sesleri yükselmişti, ikisininde evin önünde durmalarını sağlamıştı ağlama sesi.
Çağla ve Kuzey kardeş gibiydiler. Kardeş, kuzen, dost... Birbirlerinin her şeyi oluyorlardı. Bige ise onların, küçük yaramaz başını daima belaya sokan kardeşleri olarak kalıcaktı.
Çağla kıyamayan bir sesle "Gitmeyelim hem yarın gideriz. Babamlar Bige'yle ilgilenirler yarın" dedi Kuzey düşünmeden kabul etti.
İkiside eve geri döndüklerinde Bige'nin göz yaşları durmuştu
Ama her gözyaşı bu kadar masum bir şey için akmadığı gibi bu kadar çabuk dinmezdi.
En masum zamanları hatıra olarak kalırken, birbirlerine karşı duyguları kalplerine gömülmüştü.
Üç yapraklı yoncanın bir yaprağı kopmuştu, o yaprak Bige'ydi.
İki yapraklı yonca ise yaşamazdı, sadece solardı.
🍁
"Bitti mi dosyalar?" dedim, polis evet diyip dosyalarla birlikte gitti.
Masama geçip oturdum, başımı masaya dayadım, çok uykusuzdum. Halil ve oradakilerin sorguları yapılıyordu, onların işleri bizim şubeye ait olmadıkları için biz ilgilenmiyorduk.
Ailesi Işık'ı hastaneye götürmüşlerdi, Kılıç yanından ayrılmıyordu. Merve ve Zehra eve geçmişlerdi saat ikiye geliyordu. Amcamlar Kuzey'i merak etmişlerdi, Kuzey düz çiftliğe geçmişti. Asır uyuyacağım diyerek kızların arabasına binip yorgun olduğu için kendisini onlara götüttürmüştü. Bende Aras'ın zoruyla yaramı göstermeye hastaneye gitmiştim, şimdi ise emniyetteydim.
Yorucu iki gün geçirmiştik, uyumayalı 24 saati geçmişti. "Burada mı sabahlamayı düşünüyorsun?" tanıdık sesle başımı kaldırdım masadan.
"Uykum var" dedim mayışmış gözlerle. Güldü gamzesi ortaya çıktı "Hadi seni eve bırakayım, uykuya ihtiyacın var gibi görünüyor" itiraz etmeyi bile düşünmeden ayağa kalktım.
Çantamı koluma aldığımda önden odadan çıktım, Aras yanımdayken ben uykulu yürüyordum.
Aras'ın kolumu tutup çekmesiyle gözlerim tam açıldı "Önüne baksan iyi olur. Birine çarpıcaksın" dedi başımı onaylayarak salladım.
Emniyetten çıktığımıza arabaya geçtik. Kemerimi takıp başımı koltuğa yasladım. Gözlerimi kapattığında mayışmıştım.
"Çağla"
Aras'ın beni kolumdan dürtmesiyle ona döndüm "Uyudun" dedi. O da uykusuz kalmıştı ama gözlerinde hiç uyku belirtisi yoktu. "Sadece gözlerimi dinlendirdim" dedim mırıltılı bir sesle.
"Öyledir" arabadan indiğinde önüme döndüm eve gelmiştik bile. Galiba baya baya uyumuştum.
Arabadan indiğimde onunla beraber eve ilerledik. Büyük kapıdan girdiğimizde Aras bana döndü "Sabah kahvaltıyı beraber yapalım. Hem konuşacaklarımız vardı" doğru ya öyle bir konuda vardı "Tamam" dedim.
Ben merdivenleri çıkarken o evine girmişti. Kapıyı anahtarımla açıp içeri girdim, çantamı kenara bıraktığımda ışıkları bile açmadım. Emniyette üstümdekilerden kurtulup arabamda bulunan spor için koyduğum eşofman takımlarından birini üstüme geçirmiştim.
Koltuğa kendimi bıraktım, yatak odasına gidecek bile halim yoktu. Yorgun olduğum için uykuya dalmam zor olmamıştı.
🍁
Saçımı at kuyruğu yaptığımda çantama yöneldim.

Yorucu bir haftaydı, bugün emniyete gitmiyecektik. Rahat bir tatil istiyordum, huzur içinde.
Aras kahvaltıya çağırdığı için aşağı inicektim. Salondan balkona çıktım, aşağı merdivenlerden indiğimde Aras'ı masa hazırlarken büyük camdan görebiliyordum.
Acaba masayı hazırlayınca mı girsem?
Camın önüne geldiğimde birkaç kez tıklattım. Aras'ın bakışları bana yöneldiğinde elinde ki bardağı bırakıp camı açtı.
"Günaydın" dedim bu gereksiz mutluluğum onu şaşırtmış gibiydi "Bu mutluluğunu neye borçluyuz?" dedi ben içeri girdiğimde.
"Öyle, başımızda ki dertlerden kurtulduk" dedim hâlâ sırıtırken. Çantamı koltuğa bıraktım, Aras mutfağa geçmeden önce.
Masaya ilerlediğimde çeşitli bir kahvaltı masası beni karşılamıştı. Bu adam gerçektende mutfaktan anlıyordu benim aksime.
Allah istediğim bütün özellikleri toplayıp Aras'a koymuş gibiydi. Elinde kahve ve çayla geldiğinde sandalyeyi gösterdi "Otursana" ben oturduğumda çayı önüme bıraktı. Kendisi karşıma oturduğunda kahveside önündeydi.
Kahvaltıya başlarken tabağıma böreklerden koydum, Aras telefonundan bir şeye bakıyordu. Yemek yerken bir tarafanda ona bakıyordum. Telefonu bırakmadığında öne doğru eğildim ama telefonu çevirerek görmemi engelledi.
"Yemekte telefonla oynanmaz" dedim bu haraketine gıcık olmuştum. Telefonu kapatıp kenara koydu, ne karıştırıyordu ki ekranı benden kaçırdı.
Oo bu daha sevgili olmadan böyleyse sonrasını düşünemiyordum.
Kahvaltıma devam ederken arada dik bakışlarımı ona çeviriyordum "Bir işim vardı onunla ilgileniyordum" dedi bakışlarımı farkederek.
"Sizin tek işiniz başkomiserlik diye biliyordum ben" kahvemden bir yudum aldım "Meslek olarak o ama ilgilendiğim bazı şeyler var" dedi beni rahatlatmak için gülümseyerek "Şu sizi attığımızı düşünüyordum."
"Öyle zaten, hem senin ne yaptığın beni ilgilendirmez" dedim umrumda değilmiş gibi davranarak. "Ekrandakini görmeden rahat etmeyeceksin değil mi?" dedi eli telefonuna gittiğinde "Hayır, sadece seninle uğraşıyordum" sözümle elini geri çekti.
Beni fazla ciddiye almış görünüyordu. Kahvaltıya devam ederken onun kahvelikleri sürekli beni buluyordu. Kahvaltı bittiğinde kaldırmak için bende yardım ettim.
Son malzemeleri de alıp götürdüğümde Aras mutfaktaydı. Tabağı tezgaha koyup geri dönücekken elini önüme koymasıyla durdum.
Tezgaha sırtımı verdiğimde, iki elide etrafımı sarmış bir şekilde tezgaha koymuştu. "Ne istiyorsun?" dedim aramızda ki bu kısa mesafeyi takmamıştım artık. "En son konuşacaktık" dedi öpmek için dudağıma yaklaştığında parmağımı göğsünün üstüne koyup dudaklarımdan uzaklaştırdım.
"Yine ne oldu?" dedi gözlerime öpmek istiyerek bakıyordu. "Sen beni kim olarak öpüceksin?" dedim bir kaşımı havaya kaldırarak "Başkomiserim olarak mı? Komşum olarak mı?" sonuçta ikisininde beni öpmesi saçma değil mi? "
"Sevgilim değilsin kocam değilsin" dedim göz kırparak. Konuşmam hoşuna gitmiş gibi güldü gözüm gamzesinde durdu "İkiside olurum" dedi keyifle. Öpmek için yine hamle yapıcakken durdurdum.
Kolunu itip etkisinden kendimi kurtardım, yoksa bende dayanamayacaktım. "Sen benim neyimsin ki öpüceksin?" dedim hâlâ sürdürerek. Bıkkın bir vaziyette bana döndü "Sevgilim olur musun?" dedi.
Ellerimi göğsümde birleştirdim "Bu kadar kolay değil" dedim. Sabırlı kalmaya devam etti "Ne yapmamı istiyorsun?" dedi cevabı merak ederek.
"Benimle boks maçı yapıcaksın. Eğer kazanırsan seninle sevgili olurum" dedim.
Şuana kadar beni hiç yenememişti "Yaran var, yeni hastaneden çıktın?" dedi eli ensesine gittiğinde düşünüyordu. "Yaram öyle ciddi bir şey değil. Ha sen kaybedeceğini düşünüyorsan..." dediğimde sözümü böldü .
"Kazanacağım"
Tezgaha dayalıyken üzerine ilerledim. Ayakkabılarımızın ucu birbirine değerken "O zaman sana kolay gelsin" dedim tebessüm ederek.
Başını hafif kaldırdı "Bu akşam her zaman ki spor salonda. Saat 21.00'da" anladığımı belli ederek başımı hafif oynattım. Elimi çözüp kalbinin üzerine koydum, üzerine eğildim "Umarım kazanırsın ama bunun için asla sana yumuşak davranmayacağım" dedim kısık bir sesle.
Tezgahta ki elini çekti, belimi tutan ellerinin bir anda kendisine çekmesiyle bedenim bedenine yaslanmıştı.
Burnuma hafifce sürttü burnunu, belimde ki eli aşağı doğru inerken kalçamın hemen üstünde durdu. Kalbim ritmi bozulmuşcasına atarken, göğsümde ki atışını hissediyordum.
Dudaklarını kulağımın hemen yanında durdurdu "Sevgilim olduğunda bende asla yumuşak davranmayacağım" dedi tok bir sesle.
Yutkundum belimde ki eli çalan telefonla üzerimden çekildi. Benden ayrılıp salona giderken tezgaha sırtımı dayadım. Boşluk hissi oluşmuştu içimde, dokunuşu, sesi, gülüşü, gamzesi... Bu adam beni mahvediyordu.
Ama bu sefer kaçmak yerine üzerine gidiyordum.
Aras'ın konuşması kısa sürmüş olucak ki mutfağın girişinde göründü "Asır çağırdı, ona gidiceğim" dedi. Tezgahtan ona doğu ilerledim.
"Benide kızların evine bırakabilirsin müstakbel sevgilim" diyerek yanından geçtim.
Gülüşünün sesini arkamdan duymuştum. Çantamı koltuktan aldığımda Aras'a döndüm. Eliyle önünü gösterdiğinde adımlarım çıkışa ilerledi. O ise birkaç adım arkamdaydı.
Aras kapıyı kitlediğinde evden çıkmıştık. Havada pekte etkisi olmayan bir güneş vardı. En azından etraf çamur değildi. Aras'ın arabasına bindiğimizde kızlara yazdım.
Nerede olduklarını bilmiyordum, mesajıma Zehra hızlı cevap vermişti, Miraç'la sürekli konuştukları için hep aktifti. Ona yazmak en mantıklısıydı, ikiside evde oldukları için bir sıkıntı yoktu.
Telefonumu kapatıp çantama koydum. "Kızlara söyleyecek misin?" dedi akşamki maçımızı kastederek. "Niye sordun? Asır'a haber vermek için mi?" dedim imayla.
"Asır tamamen saçmalıyordu, ben sadece haberlerinin olmasını istiyor musun diye sordum" dedi kendini açıklamaya çalışarak. "Seyirci olması daha keyifli olur" dedim. Tabii ki bu seyircilerin arasında Kuzey olmiyacaktı.
"Asır bu günü bekliyordu" dedi. "Nasıl yani?" dedim ona bakarak. "Asır sen ilk geldiğinden beri seninle olmam için benimle konuşup duruyordu. Biz olalım diye her yolu denemeye hazır birisi" dedi aklına Asır'ın halleri geldiği için olmalı güldü.
"Evde Asır sana bir kız hakkında bir şeyler söylüyordu, yani o kız bendim" dedim parmağımla kendimi göstererek "Evime hırsız gibi camdan girdiğin gün mü?" dedi kinayeyle.
Gözlerimi irileştirerek ona baktım "Benim evime camdan hırsız gibi giren ilk sendin" dedim hatırlatarak.
"İşlediğim en güzel suçtu" dedi gamzelerini bana sunarak gülümsedi.
"Bana saldırmıştın" dedim maziyi hatırlayarak. "Sende bana silah çekmiştin, ben senin hırsız olduğunu sanmıştım" dedi kendini arındırma çabasıyla.
"Ben seni hırsız sandığım için silah çektim" dedim hızla atılarak.
"Ertesi gün başımdan aşağı bir kova su döktün" dedi yan bakışlarla.
"O yanlışlıkla oldu, trabzanları silerken kovaya çarptım. O da senin üzerine düşmüş" dedim yaptıklarımı düşünerek kendimi masum göstermeye çalıştım.
Kızlarının evinin önünde durduğunda bana döndü. "Biz ne yaşamışız böyle" dediğinde ikimize gelen aydınlanmayla gülüşümüz kahkahalara dönüştü.
"Bu arada senin evine gizlice girmemin sebebi Bulut'un evinde olmasıydı. Sen evde yoktun bende o şekilde girmeye karar verdim. Hataydı ama oldu işte" dedim.
"Kuzey beni satıp kaçmasaydı, beni farketmezdin" diyerek ekledim. "Biliyordum, senin evime girdiğini" dedi daha sakin bir tonlamayla "Kokun salona dağılmıştı. Senin parfümün kokuyordu" dedi. Bunu düşünmemiş olabilirdim.
"Bulut ve Işık'ın köpeği birbirini kovaladığında da topuğunu kırmıştın" dedi, hatırladıkça maziyi konuşuyorduk "Sende bunu fırsat bilip beni kucağına almıştın. Başıma ne geldiyse Bulut'un yüzünden olmuş" dedim. Eve gittiğimde onunla konuşmam gerektiği belliydi.
"O zaman Bulut'a bir teşekkür borçluyum" dedi yeşil gözlerime diktiği bakışlarla. Gülümsedim "Onun yaptıkları hep beni sana götürdü" diye mırıldandım.
Elim istemsizce boynuma gittiğinde boşluk hissiyle Aras'a döndüm "Kolye?" dedim mırıltıyla. Başımıza gelenlerden sonra kolye aklımdan çıkmıştı "Kolyeyi kaybettim mi?" dedim korkulu bakışlarla.
Eli cebine gittiğinde sarı yapraklı kolyem avuçlarındaydı "Hastanede çıkarmak durumunda kaldılar. Bana vermişlerdi" dedi.
Kolyeyi elinden aldım "Kaybettim sandım" kolyeyi boynuma takarken beni izlemeye devam etti "Senin için bu değerli mi?" dedi hoşuna gitmişti biliyordum. "Evet, tahmininden daha fazla" dediğimde kahveliklerinde ki mutluluk görünmeye değerdi.
"Akşam kızlarla spor salonunda oluruz" kapıyı açarken elleriyle elimi tuttu, ona döndüm "Seni seviyorum, maçı kazanırmıyım bilmiyorum ama kaybetsemde bunu bil. Seni çok seviyorum" yüzüne eğilip yanağından öptüm. Kendimi hafif geri çektim "Biliyorum" ondan uzaklaşırken arabadan indim.
Ben apartmana girerken Aras hâlâ arabayı çalıştırmamıştı. Kapıdan geçip apartmana girdiğimde arabanın çalışma sesini duymuştum. Asansöre ilerlediğimde üzerine tamirde olduğu hakkında bir yazı vardı.
Bu yüzden merdivenlere yöneldim. Merdivenlerden çıkarken gelen bildirim sesiyle pantolonumun cebindeki telefonu çıkardım.
Mesaj Bige'den gelmişti, bir fotoğraf atmıştı. Fotoğrafa girdiğimde saksının içinde solmuş hatta parça parça dökülüp toprağın üstüne dağılmış çiçek parçaları vardı.
Adımlarım basamakta durdu. Bige'nin attığı mesajı okudum.
Bige: senin alkol döktüğün çiçekler, bu fotoğraflar ertesi gün sabah çekildi. Güçlü bir zehir olmalı.
Çağla: bunu Ela'nın ailesi yapmadı.
Bige: bu daha kötü, kim yaptığını bilmiyoruz. Dikkatli ol Çağla.
Mesajlardan çıktım.
Merdivenlere devam ederken bu kişinin veya kişilerin kim olduğunu düşünmeye çalıştım. Çok kişi olabilirdi, eskiden dosyasına baktığım kişilerin hırs uğruna karşıma çıkmış olması bile olanak dahilindeydi.
Kapıya geldiğimde zili çaldım. Zehra'nın sesiyle ona baktım. "Hoşgeldin" o kenara çekilirken ben içeri girdim.
Salona geçtiğimde boştu, koltukların birine geçtim "Merve, Çağla geldi" Zehra mutfak olduğunu düşündüğüm yere doğru seslendi.
Kendisi tekli koltuğa geçerken Merve elinde kahvelerle ileride ki kapıdan çıktı. Birini bana uzatırken diğerlerini kendileri almıştı.
"Sen bizim eve ilk kez geldin değil mi?" dedi Zehra. Başımı evet anlamında salladım.
"Sen bize gelmezdin ne o?" dedi Merve göz kırparak "Sakin bir zamanımız olmadı İstanbul'a geldiğimden beri. O yüzden" dedim.
"Sen daha iyisin değil mi? Doğum gününde çok korkuttun bizi. Vurulman, zehirlenmen..." Zehra'nın düşünceli haline gülümsedim "Geçti" kahveyi içmeye devam ederken Merve söze girdi "Biz aslında hastanedeydik ama işlerimizden dolayı geri dönmek durumunda kaldık" kendini açıklamaya çalışmasına karşılık "Bir sıyrıktı, iyi yapmışsınız" dedim daha fazla açıklama yapmalarına gerek olmadığını anımsatarak.
Kolumu sarmışlardı ama daha iyiydim, sadece kolumu oynatırken daha dikkatli davranıyordum, kanamanın tekrarlanmaması için.
"Neyse her şey bitti bu konulardan bahsederek daha fazla üzülmeyelim, başka konular konuşalım" dedi Zehra ama ağzında başka bir şey dolandığı belliydi. "Ne konuşalım?" dedi Merve, Zehra'nın söyleyeceğini merak ederek.
"Emniyette dedikodular almış başını gidiyor. Yani bunları Çağla senden değilde emniyette ki dedikoducu grubtan duymakta ayrı bir konu ama neyse" dedi imalarıyla konuşmaya başlayarak.
"Neymiş bu beni ilgilendiren dedikodu?" dirseğimi koltuğa dayayarak yerimde doğruldum. Merve'de dikkatini Zehra'ya vermişti, anlaşılan onunda bir bilgisi yoktu.
"Bizim polis memurlarından biri başkomiserimle seni odada beraber..." büyük sırıtışla ağır ağır anlatışını hatırlamam ile sözünü kestim "Tamam tamam orayı karıştırma, orayı atlayıp anlatmaya devam et" dedim hızla atılarak. Merve bana döndü "Pardon ama bir ben olaylardan geride kalmışım sen devam et Zehra" dedi benim durdurmama izin vermeyerek.
Zehra bunu bekliyormuş gibi anlatmaya devam etti "Merak etme Çağla sansürlü anlatıcağım" dediğinde Merve'nin irileşen gözleri bana çevrildi "Abartma hiçbir şey olmadı, sansür filan ne öyle ya" kendimi düştüğüm durumdan çıkarmaya çalıştım ama batmışa benziyordum.
Zehra ellerini birleştirip heyecanla anlatmaya devam etti "Bizim memurlardan biri odaya girdiğinde sandalyede Çağla ve başkomiserimi" Zehra yavaş yavaş heyecan vererek anlatıyordu.
"Öpüşürken görmüş, başkomiserim sandalyede oturuyormuş, Çağla'da onun kucağında. Kızın odaya girmesiyle ayrılmışlar ama kız görmüş sizi. Bu olayıda ben laboratuvarda birbiri ile konuşan görevlilerden duydum. Tabi ki ağızlarının payını verip komiserlerinin dedikodusunu yapmamaları gerektiğini söyledim ama laboratuvara kadar bu olay düştüğüyse herkes çoktan duymuştur" dedi Zehra, hoşuna gitmişti ama bilmemişliken gelmeye çalışıyordu.
İkisinin bana bakmasıyla "Biz öpüşmedik" dedim yani en azından orada öpüşmemiştik.
"Yani diğerlerini yaptınız" dedi Merve bir kaşını havaya kaldırarak. Koltuğa yaslanıp bakışlarımı onlardan kaçırdım, kaçış yoktu "Oldu öyle şeyler yani biraz" dedim ama sözlerim yanlış anlaşılmalara amadeydi.
Merve gülümsedi "Asır dediğinde pek olanak vermemiştim ama şimdi görüyorum ki shipleri olmuş" dedi daha olgunlukla karşılayarak.
"İlk defa başkomiser ve komiser arasında bir ilişki olduğuna denk geliyorum" dedi Zehra hâlâ mutlulukla "Sen kaç yıldır çalışıyorsun da görüceksin" dedi Merve.
Zehra ona aldırmadan bana döndü "Şimdi siz nesiniz?" iki işaret parmağını birbirine sürterek bana baktı.
"Eğer beni yenerse sevgili" dedim, merakla çatılan kaşlarıyla Zehra "Neyde yenerse" dedi "boks" bu sefer ikiside birbirine baktı.
"Ne yani boks maçı yapıcaksınız ve kazanırsa sevgili olucaksınız?" dedi Merve konuyu özetleyerek. "Ya kaybederse?" Zehra'nın çekingen sorusuyla ona döndüm, asıl soru buydu aslında. Ya kaybederse?
"Onu da eğer kaybederse görmüş olursunuz" dedim net bir sesle. Bu durumu garipsemiş olsalarda ikimiz arasında ki bu konu üzerinde durmadılar.
"Bu arada akşam sizde olucaksınız? Seyirci olarak" dedim. Merve bana döndü "Asır'da olucak mı?" dedi "Çünkü o siz olun diye baya uğraşmıştı" başımı onaylayarak salladım.
"Ben o zaman Miraç'a yazayım o da gelsin. Bütün ekip beraber oluruz" dedi eline telefonunu alarak. Merve bardağını ortada ki sehpaya koydu "Keşke bütün ekip başka bir şeylerde yapsak. Yani tamam sizin bokslarınız keyifli ama beraber eğlenebileceğimiz şeyler yapabiliriz" dedi yan bakışlarla bize tepkimize baktı.
"Çağla'lar sevgili olsun, daha sonra beraber vakit geçiririz" dedi Zehra telefonunu kenara bırakarak ayağa kalktı. "Bana uyar" dedim.
Zehra duvarın önünde ki raflardan çerçeveli bir fotoğrafı biz çevirdi "Beraber piknik yaparız, hem Çağla'nın da olduğu bir fotoğrafımız olur" dedi. Fotoğrafda Miraç, Zehra, Asır, Merve ve Aras vardı piknikte yanyanaydılar. Bu fotoğraf Aras'da da vardı, hepsi anılarını çerçeveletip kalıcı hale getirmeyi seviyorlardı anlaşılan.
Bu fotoğraf işini benimde evimde bir el atmam gerekiyordu anlaşılan.
"Olabilir aslında ama bu havada piknik olmaz, kıştayız. Yazın yaparız ama başka şeylerde yapabiliriz mesala basketbol oynamaya gidebiliriz" dedi Merve bakışlarını bize çevirerek.
"Yada futbol" Zehra tekrar otururken "Sende hiç öyle futbol oynayan bir kız imajı yok" dedim. Gerçektende Zehra'ya baktığımda fotbol pek aklıma gelmiyordu. "Öyle söyleme ben futbol oynamayı severim" dedi yanakları her zaman ki gibi allığını korurken "O kadar kalabalık değiliz hem ben oynamam" dedi Merve.
"Birkaç kişi daha buluruz. Sende oynamak zorundasın Merve. Hem kızlara erkekler yaparız" dedi anlaşılan oynamakta kararlıydı. "Bence en iyisi voleybol oynayalım" dedim onların önerilerinin yanında bende önerimi söyledim.
"Ben, Merve, Aras başkomiserim, Asır komiserim, Miraç'ımm, Çağla, Işık'ı da alırız, Kuzey'de olsa... Sekiz kişi oluyoruz" dedi Zehra hesaplayarak.
Esin olsaydı o da oynardı. Voleybol oynamayı çok severdi, bazen eğlencesine sahaya gidip oynardık. Geçirdiğim güzel vakitlerden biriydi.
Biz burada neler yapıcağımızı konuşurken bunlardan tek haberi olan bizdik.
"Yaz gelsin artık ya. Ben kıştan sıkıldım hem yazın çok eğleniriz" dedi Zehra dudaklarını büzerek. "Yazda çok sıcak" dedim.
"Bahar mı olmalı?" dedi Merve gözleri kolyemdeyken elim kolyeme gitti "Bu Aras'ın hediyesi olan kolye mi?" dedi. "Evet doğum günü hediyesi ama sen nereden biliyorsun?" dedim çünkü o sırada Merve yoktu.
"Bana gelip bildiğim iyi birisi olup olmadığını sordu, kolye yaptırmak istediğini söylemişti. Bende birini önermiştim orada yaptırdı ama gayet güzel olmuş" dedi.
"Çağla burada kalsana. Yemek filan yeriz, beraber geçeriz spor salonuna" Zehra boş bardakları toplarken gülümsedim "Olur" Merve bana dönerek zevkle "İyi yemek yapar" dedi.
"Zehra'nın marifetlerini görürüz" dedim o mutfağa giderken "Abartıcak kadar değil sen Merve'ye bakma. Bizim ekipin en iyi yemek yapanı başkomiserimdir" bunu öğrenmiştim, gerçekten eli lezzetliydi. İleride aç kalma gibi bir durumum kalmiyacağını biliyordum en azından.
Kızlarla yemek yiyip sohbet ederek günü geçirmiştik. Zehra'nın anlattığı anılar yaşanmışlıkların yanında Merve'nin gördüğü en garip cinayet olaylarına kadar uzun bir sohbet olmuştu. Hatta ben kendim hakkında bile bir şeyler konuşup anlatmıştım, ikiside dinlemişti. Kuzey'le olan anılarımıza gülmeden edememişlerdi.
Kuzey'le yaşadıklarımız büyük bir vakaydı resmen, en azından çoğu.
Akşam olduğu için spor salonuna gelmiştik. Dolabımdan spor kıyafetlerimi çoktan giymiş ısınıyordum.
"Yenmeyi çok mu istiyorsun?" duyduğum sesle torbaya vurmayı bıraktım. Ona döndüm "Isınıyorum" elimde ki eldivenden kurtuldum "Sende biraz ısın ben su alıcağım" dedim yanından geçip giderken güldü.
Üst kata çıktım "Su alabilir miyim?" genç çocuk arkasında ki suların olduğu raftan suyu uzattığında açıp içtim.
Suyumu içtikten sonra aşağı indim, diğerleri yerlerini çoktan almıştı. Ekip maçın anlamını biliyordu bu yüzden hepsi sonuç için fazlasıyla meraklıydı.
Hepsini es geçip Aras'ın yanına gittim "Hazır mısın başkomiserim?" dedim eğlenen bir tonlamayla. Elindeki havluyu kenara koydu, üstünde siyah sıfır kol bir atlet varken altında siyah bir eşofman vardı.
Benim kıyafetlerimle uyumluydu, benimde üstümde sıfır kol crop ve eşofman vardı. O soğuku hissetmiyor olabilirdi ama ben çok üşüyen biri olduğum için üstümde siyah çeketde vardı.
"Karşımda boks yapmaktan zevk alan bir manyak var. Nasıl olabilirsem öyleyim" dediğinde gülümsedim "Bana ulaşman için küçük bir engel, sen onuda aşarsın eminim ama tabiki de ringte sana acımıyacağım" dedim eğlenerek.
"Hadi başlayın artık" Asır'ın bize seslenmesiyle ona döndüm, elinde çekirdeği çitleyerek hazırdı. Bu gece için baya heyecanlı gibiydi, film izler gibi yiyeceğini içeceğini almıştı. Hemen yanında ki Miraç'ta Asır'ın elindeki çekirdekleri çitliyordu.
Spor salonunda ki çekirdeğim alaka seviyesini düşünmeyi sonraya bıraktım. Aras'la ringe çıktığımızda eldivenlerimizide elimizdeydi. Spor salonunda ki hocalardan biri bize hakemlik yapıcaktı.
Ringin bir kenarında Miraç, Merve, Zehra, Asır durmuş bizi seyretmek için hazırdı. Aras'la Karşı karşıya kalırken bana göz kırptı. Ne olursa olsun bu oyunumdan zevk aldığını biliyordum.
Elimde ki eldiveni çıkarıp kenara attım, elimde sadece beyaz sargılardan kalmıştı. "Bu sefer farklı olsun, eldivenlerle ve kurallarla olmiyacak. Dövüşeceğiz, kural yok" sözüm diğerlerinde de bir sessizlik oluşmasına sebep olmuştu. O da elinde ki eldivenlerden kurtuldu.
"Kim pes ederse karşı taraf yenmiş olur" dedim sesli ama onun gözlerine bakarak.
"Pes etmem" dedi.
"O zaman baya uzun sürecek gibi çünkü pes etmeye niyetim yok" dedim.
Bu durumda hakeme gerek yoktu sadece ikimizdik. Hızla etrafımda dönüp ayağımla ters bir şekilde yüzüne doğru haraketli ettirdim, eğilip kurtulmuştu.
Ringte dönmeye başlarken ardı ardına yumruklar atmaya başladım, elimi kavradığında dizimle karnına vurdum, bu elini üzerimden çekmesine sebep olmuştu.
Sardırmıyordu, savunmada kalıyordu. Amacı beni yormaktı ama bu istediği olmicaktı. Ben hiçbir oyunda, yarışta pes etmemiştim.
Bileğimden tutup çevirdiğinde köşe yastığından ayağımla destek alarak ters döndüm. Aras'ın arkasına geçtiğimde boynuna dolanan kollarımla onu yere serdim. Ayağa tekrar kalkıcağım sıra karnıma giren sancıyla dizlerimin üzerine çökmek zorunda kaldım.
Dizlerimin üzerinde dururken, iki elim yerdeydi. Aras'ın üzerime yaptığı hamleyle kendimi geri attım. Sırt üstü gittiğimde dönüp ayağa kalktım. Yerde olmak karşı tarafa avantaj verirdi. O da ayağa kalktığında gülümsedi.
***
Üzerime savurduğu yumruğu gücüm kalmadığı için eğilerek bertaraf ettim. Yaklaşık yarım saat olmuştu bile, ikimizde mola dahi vermemiş, pes etmemiştik.
Ekip izlemeye devam ederken nefes nefese Aras'a baktım, o da benimle aynı durumdaydı. Ter içinde kalmıştık, nefesim kalbimin ritmiyle yarış içindeydi sanki.
Yorulmuştuk ama pes etmemiştik. O kazanmak istiyordu çünkü benimle olmak istiyordu. Ben kazanmak istiyordum çünkü kaybetmek istemiyordum. Kaybetmek olmamıştı bende ama her imkansız içinde bir ilki taşırdı.
Ara ara karnıma sancılar bir bıçak gibi saplanıyordu, boğazım kurumuştu. Garip bir şey vardı sanki vücudum yetkisini kaybediyordu, bedenim etkisiz hâlâ geliyor du. Bu kadar ter akıtmam normal değildi.
Zehir
Ama bu başkaydı, öncekinde etkisini bedenimin dışında gösteriyordu ama bu başkaydı sinsice bedenimi esiri altına alıyordu, haraketlerimi sınırlıyordu. O kadarki bazen kısa süreli kolumu haraket ettirememiştim daha sonra ise tekrar haraket ettirmeyi başarabilmiştim. Aynı kişi tarafından başka bir zehrin etkisi altındaydım.
Bu dövüş bitmeliydi. Dayanmalıydım.
Kollarım yanlarımda boşlukta gibi sallanıyorken gözlerimi açık tutmak için çaba sarfediyordum.
"Pes edicek gibi duruyorsun"
Dedi artık bir saat olmuştu.
Bir saattir ikimizde pes etmemiştik. Aras derin bir nefes aldı "Azmini seviyorum, seni seviyorum Çağla" dedi ellerimi arkada birleştirip sırtımı bedenine dayadığında.
Sesi kulağıma ilişirken nefesini hissediyordum, yorulmuştuk. Doğum günümde dilek dileme gibi fırsatım olmamıştı ama karşımdaki adam bir dilektan daha fazlasıydı. Bana karşı tavırları diğerlerine göre hep daha farklıydı. Bizimkisi ilk görüşte aşk değildi ama ruhlarımız birbirini gördüğünde tanımıştı, biz kabul etmesekte ruhlarımızın arzuları daha baskın gelmişti. Kalplerimiz seviceği kalbi buluyordu sadece biz kabul etmekte geçikiyorduk.
"Pes ediyorum"
Ben, Çağla. İlk defa pes ediyordum, aşık olduğum adama karşı.
Pes etmek bir zamanlar benim için imkansızdı ama her imkansız içinde bir ilki taşırdı.
Benim ilkim Aras'tı.
Bu pes ediş sadece oyun için değildi kalbime olan direncim içindi de.
Aras duyduğu sözle elleri çözülmüştü, dönen başıma rağmen ona döndüm. İçimde bir karanlık bana azap veriyordu, içimi parçalayan bir ağırı göğsüme binmişti. Dövüşümüz boyunca bu ağrılara rağmen devam etmiştim ama artık yeterliydi. Aras bana karşı hep yumuşak davrandı, sert davranmamıştı. Zehri bütün bedenimde hissederken göz kapaklarım daha fazla dayanamadı.
İkinci kez zehirleniyordum ama biliyordum bu zehir öncekinden daha büyük bir hasar bırakıcaktı bedenimde.
Karşımda sevinen arkadaşlarıma baktım ama sevinçleri kısa sürdü. Bedenim bir çuval gibi yeri boyladığında korkulu bakışlarla yanıma gelen Aras'ın endişesini görebilmiştim. Hafif açık gözlerimde bize doğru koşarak gelen ekibide görmüştüm. Kafamı elleri arasına alan Aras'a baktım "Pes etseydin bile bu seni sevdiğimi değiştirmeyecekti" dedim sesim çok kısık çıkmıştı ama Aras duymuştu.
Eğer o kaybetseydi? Bu soruyu düşünmüşmüydü bilmiyordum ama söylemek istedim sadece. Kaybetse bile kalbimi kazanmayı başarmıştı.
🍁
Aras Karakılıç
Parmaklarımın arasındaki ellerini nazikçe okşamaya devam ettim. Dört gün olmuştu... Çağla uyuyalı dört gün olmuştu.
Beyaz hastane duvarlarında bulunduğumuz günler. Bayıldığında hastaneye gelmiştik, uzun süren bir zaman diliminden sonra doktorlar bize bilgi verebilmişti. Zehirlenmişti bu ikinci kez olmuştu.
Bige ilk gece benim yanıma gelip önceki doktorun yalan bir dosya oluşturup alkolden zehirlendiğini ama öyle olmadığını söylemişti. Bunun üzerine önceki dosyayı ve kan tahlillerini incellettiğimizde bunun doğru olduğunu görmüştük. O zamanda bir zehir tarafındandı ama şimdiki zehirlenme daha tehlikeli olduğunu söylemişti doktor. Öldürmüyordu, can çekiştiriyordu.
Önceki doktor ve onunla beraber bu işin içinde olan herkes tutuklanıp sorgu için götürürmüştü fakat sadece para aldıklarını yaptıranı tanımadıklarını söylemiştiler. Özellikle sorgularına ben girmiştim ne yazık ki doğru söylüyorlardı. Bunu yaptıranın kim olduğunu bilmiyorduk. Bige'ye kim olabileceğini sormuştum ama onunda aklında kimse yoktu.
Çağla dört gün boyunca uyutulmuştu. Arada acı çığlıklarla uyandığı olmuştu, terler ve azap içindeki bağırışaları hastanede yankılanıyordu. Acısını hisetmemesi umuduyla doktorlar onu tekrar tekrar uyutmuştu fakat ben Çağla'nın uyurken bile hissettiği acıyla gözlerinden yaş aktığını görmüştüm. Uyurken bile acı çekiyordu, zehir bedeniyle birlikte ruhunuda esiri altına almıştı, onu bu şekilde görmek istemiyordum ama yanından ayrılıp onu yalnız bırakamazdım.
Bige bir kez bakmıştı ama daha fazla dayanamayıp her seferinde odadan gidip uzaklaşıyordu ablasının çığlıklarını duymamak için. Çağla'nın çığlıkları onda da bir şeyler uyandırıyordu sanki, bakışları farklıydı.
Kuzey ve Bige hastaneden hiç ayrılmamıştılar. Ben sorgu ve bunu yapanları bulmak için emniyete gitmiştim sürekli, ekip ise sıksık buraya geliyorlardı. Güvenlik amacıyla odanın kapısında polisleri görevlendirmiştik, aynı şekilde hastanenin çevresindede bulunuyorlardı. Bige benim daha rahat olabilmem için Kuzey'i odadan çıkarmıştı sadece ikimiz kalmıştık.
Üzerinde hastane önlüğü vardı, uzun saçları beyaz yatağın üzerinde dağılmıştı. Yeni bir krizden yeni çıktığı için yanağında gözyaşı yerindeydi. Yanan canınının çığlıkları nefes almama izin vermiyordu. Yüzüne gelen saçlarını geri çektim hafifce.
Geçicekti, bunu yapanı bulucaktık. Çalan telefonumla yanından ayrılıp odadan çıktım. Polisler yerlerinde dururken Bige ve Kuzey hemen ilerideki duvarda sıcak bir şeyler içiyorlardı.
Ekip sıksık uğruyordu Asır her seferinde durumunu soruyordu ama değişiklik yoktu. Yapıcak bir şey yoktu onlar gideli yarım saat kadar olmuştu. Bekliyorduk bu zehrin sonuçlarını uyandıktan sonra öğrenebilirdik.
"Başkomiserim zehir Çağla'nın içtiği suya katmışlar, şimdi incelenmesi için hastaneye gönderiyoruz" dedi Asır "Tamam sonuçları bana haber ver" dedim telefonu kapatmadan önce. Doktor sindirim yoluyla zehrin bulaştığını söylemişti, Çağla'nın evi, kızların evi ve spor salonu olay yeri inceleme tarafından araştırılmıştı. Spor salonundaki kamera kayıtlarından Çağla'nın sadece su içtiği onuda yarım bırakıp kenara bıraktığı gösteriliyordu. Olay yeri incelemeyi zehirlendiği gece göndermiştik, şişe laboratuvara gönderilmişti sonuç pozitifdi. Zehiri su sayesinde bedenine girmesini sağlamıştılar.
Yanıma gelen hemşireyle telefonı cebime koydum "Hastanenin giriş belgelerinde eksiklik var, tamamlamanız gerekiyor" başımla onaylayıp ilerledim.
Bir alt kata indiğimizde dosyaları karıştırmaya başladı "Biraz bekleyin lütfen" uğraşlar sonucu dosyayı çıkardığında önüme bıraktı. Kalemide uzattığında eksik birkaç yeri doldurtup imza attırdı. Çağla'nın odası polisler tarafından beklenip korunduğu için birkaç evrak işleri gerekiyordu.
İşim bittiğinde odaya çıkmak için ilerledim. Merdivenlere geldiğimde Bige'de buradaydı "Sen Çağla'nın yanındaydın" dedi
Tedirgin bir sesle.
Kuzey'de yanımıza geldiğinde "Halledilmesi gereken evrak işleri varmış" dedim. Kuzey ne oldu der gibi bakarken Bige "Sen neredeydin?" dedi sertleşen sesiyle "Otoparkta biri arabamı vurmuş onun için indim ama ne oldu?" dedi aynı şekilde bende Bige'ye bakıyordum ne olduğunu analamaya çalışarak.
"Benide hemşire çağırmıştı..." gözlerine şaşkınlığa bulanmış öfke inerken "Hepimizi oyaladılar. Çağla'yı yalnız bırakmak için" koşarak merdivenleri çıkmaya başladığında Kuzey ve bende hemen ardından koştuk.
Bige'nin söylediği bizi bir oyunun içine çektikleriydi, doğru olabilir miydi? Oyuna gelmişmiydik?
Üst kata çıktığımızda Bige kimseyi umursamadam koşuyordu bir doktora çarpmıştı ama bunu umursamadı. Odaya geldiğimizde Bige'nin ardından hemen bende odaya girdim. Kuzey'de benim ardımdan geldiğinde üçümüzünde gözleri boş yatakta dolandı.
"Çağla nerede!" sesime korku bulaşsada yüksek çıkmıştı kapıda nöbet tutan polisler kapı girişinde birkaç adım attı "Başkomiserim, odaya kimse girmedi, kimsede çıkmadı" dedi içlerinden biri.
Kaçırmışlardı, Çağla'yı zehirlemelerinin sebebi öldürmek değildi onu avuçlarının içine düşürebilmekti.
Ve başarmışlardı. Çağla yoktu.
🍁🍁🍁