🍁🍁🍁
Işık Ulu
"Bırakın beni" hâlâ kurtulmak için çırpınıyordum ama kolumu tutan gorilin beni bırakmaya niyeti yoktu.
"Bağırmayı bıraksan mı fener?" dedi Kuzey. "Pardon" gözümü bağladıkları için onu görmüyordum ama duyuyordum. "Adım Işık, Fener değil" dedim.
Partiden bizi yaka paça kaçırmışlardı. Büyük bir araça bindirdiklerini biliyordum ama kalabalık oldukları için hiçbir şey yapamamıştım. Kuzey kurtulmaya çalışsada başaramamıştı, benim yanımda goril otururken. Kuzey karşımda oturuyordu yanında ise bir adam oturuyor olmalıydı.
Kuzey arabaya bindiğimizde kurtulmaya çalışmayı bırakmıştı ama ben hâlâ şansımı deniyordum. "Ne farkeder ikiside aynı işe yarıyor" dedi bana laf atmaya devam ederek.
Sinirle bir nefes verdim, kolumu önden bağladıkları için haraket alanım kısıtlıyordu. Gözümü bağladıkları için her yer karanlıktı "Ama kimliğimde fener değil Işık" yazıyor dedim ismimin üstüne bastırarak.
"Benim zihnimde de Fener yazıyor" dedi sesi oldukça rahat geliyordu. Kurtulmak tek benim derdimdi galiba. "Kesin konuşmayı" yanımda ki gorilin anlık bağrışıyla yerimde zıpladım resmen.
Bu adamlar kimdi? Ve bizi neden kaçırmışlardı? Ben ve Kuzey ne alakaydık? Ben onu sadece birkaç defa görmüştüm.
Araba sallanıyordu, taşlık bir yerden gittiğimiz belliydi. Bizi hangi ormana öldürüp atıcaklardı? Bunun için çok gençtim, yaşamam gereken bir hayat vardı.
Arabada sağ sola giderken midem alt üst olmuştu.
"Beni buradan çıkarın! Sizi dava ediceğim. Zaten arabada kullanmasını bilmiyorsunuz! Kusucam şimdi" dedi Kuzey, sesinden hoşnut olmadığı belliydi.
Hâlâ midesinin peşindeydi "Bizi öldürüp ormana attıklarında ve orada kuşa kurda yem olduğumuzda mide derdin kalmaz" dedim.
"Şu göz bandını çıkarın, bütün rimelim aktı. Siz benim rimelimin kaç dolar olduğunu biliyor musunuz?" dedim bıkkın bir ifadeyle.
Kuzey'den alaycı bir gülme sesi geldi kulaklarıma "Bana diyene bak" cevap vermek yerine sustum.
Ortamda bir sessizlik oluşurken araba durdu. Kapının açılma sesi geldiğinde goril kolumdan tutup beni çekiştirerek araçtan indirdi "Yavaş" dedim gözümü bağladıkları şeyi bir anda çıkardığında bir an gözüm ortamı garipsemişti.
Kuzey'de araçtan indirildiğinde yanımdaydı. Bizi ormanın içinde bir eve getirmişlerdi, evin önünde adamlar beklerken bizimle gelen iki araçtanda adamlar indi.
Elbisem açık olduğu için rüzgar bütün tenime işliyordu. Uçuşan eteğimi düzeltmeye çalışırken yanımızda ki adamlar kendi aralarında konuşuyorlardı.
Kuzey'e baktığımda onunda gözlerini açmışlardı. Mavilikleri adamların üzerindeyken konuşmalarını dinliyordu.
Yer çamur içindeydi, yağmur yağmaya hafif hafif başlamıştı. Çabuk hasta olan birisi olduğum için şimdiden boğazımda ağrıyı hissetmiştim.
Adamaların konuşması bittiğinde koca iri yarı benim tabirimle goril sıkıca kolumu tuttu. Zaten koluma parmak izlerini geçirmişti, kızarıklar gözle görülürdü. Kuzey'in yanınada adamlardan biri gelip onu tuttuğunda bizi ileride ki kulübeye çekiştirerek götürmeye başladılar.
Kuzey sorun çıkarmadan sakince gidiyordu ama ben yüksek topuklu ayakkabım yüzünden yürüyemiyordum.
Toğumun kırılmasıyla ağzımdan acıklı bir çığlık kaçtı. "Topuğum" dedim yürümeyi bırakıp durarak. Eğilip topuğuma baktım "Topuğum kırıldı" gözlerim dolarken Kuzey'in bakışları benimle birlikte topuğumdaydı.
Goril kolumu çekiştirdi "Yürü!" sesi ormanda resmen yankılanmıştı, bana nefretle bakıyordu. Kolumu elinden kurtarıp birkaç adım gerileyebildim "Pislik goril! Sen önce kadınlara nasıl davranman gerektiğini öğren" bende ağlamaklı bir şekilde bağırdım.
Üzerime yürümeye kalktığımda topuğu kırılmamış olan ayağımı havaya kaldırarak karnına hızla vurdum, kendimi koruma refleksi ile. Geri giderek benden uzaklaşırken üstü çamur olmuştu ama vurmam pek etki etmemişti.
Sinirle üzerime yürüdü, bağlı ellerimi havaya kaldırarak kendimi korumaya çalıştım ama gerek kalmamıştı
Kuzey kolunu adamdan kurtarıp bir anda önüme atıldı. Bağlı elleriyle gorilin yakasını tuttu, hızla kafayı koymasıyla adam yeri boyladı.
İri yarı adamı bir kafayla devirmişti. Taş kafalı olduğu buradan belliydi ama bu haraketiyle benden bir puan almıştı.
İki adam hızla Kuzey'i tutarken o sakinlikle üstündeki gömleği düzeltti. Gorili adamlar sakinleştirmek için götürürken beni başka birisi tuttu.
Zor da olsa eve kadar gelebildiğimde ayağım bile çamur olmuştu. Bizi içeri soktuklarında aşağı inen merdivenlere yönlendirdiler.
Bodrum gibi küçük kötü yerde odanın birisine bıraktıklarında üstümüze kapıyı kilitlediler. Oda ahşaptan küçük bir yerdi, içi bomboştu. Cam filan yoktu, oksijensizlikten ölürdüm burada.
Kuzey etrafı incelerken ben çamur içinde topuklu ayakkabıma baktım "Topuğumda kırıldı zaten ağlicam" dedim hüzünle.
Kuzey bana döndü "Elimizi nasıl çözüceğiz?" diyerek ondan beklemediğin mantıklı bir soruda bulundu. Odada hiçbir şey yoktu sadece tepemizde odayı loş bir ışıkla aydınlatan lamba dışında.
"Bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum. Sadece buradan kurtulmak istiyorum" dedim bıkkınlıkla. Kenara ilerleyip soğukta olsa yere oturdum ellerim bağlıda olsa topuklu ayakkabılarımı çıkarıp kenara koydum. Çıplak ayaklarımı öne uzattım, zaten hasta olucaktım kendime daha fazla işkence edemezdim.
Kuzey'de yapacak bir şey bulamayarak yanıma oturdu, dizlerini kendine çekerken ellerini üzerine koydu. Birkaç defa ardı ardına hapşurdum, hastalık gelmişti bile.
Boğazım ağrıyordu, oda soğuktu.
Arada hapşırmaya devam etsemde sessizce oturdum. Bünyem zayıftı bu da hastalıklar için kapı aralıyordu.
Kuzey ayağa kalkıp kapıya ilerledi. İki eliyle kapıya tekrar tekrar vurdu "Baksanıza!" bağırmalarına karşılık gelmiyeceğini düşünürken kapıdan kilit sesi geldi.
Bende yerden destek alarak ayağa kalktım. "Ne var? Ne istiyorsun?" dedi içeri giren bir adam, arkasına baktığımda kağıda nöbet tutan en az 4 kişiyi görmüştüm.
"Bu soğuk yere attınız götüm dondu, siz öldürmeseniz bile burada ölüp gidiceğiz. Bir çarşaf filan verin sıcak bir şeyler. Birde şu iplerden kurtarın elim yara oldu, tenimin ne kadar hassas olduğunu bilmiyorsun sen! Zaten kaçamayacağız çözün en azından" dedi. Adam da benim gibi şaşkınlıkla Kuzey'e baktı.
Sipariş verir gibi saymıştı, bu adamı sinirlendirsede kapıyı kilitleyip gitti. İşe yaramamışdı belli ki.
Sinirle Kuzey'in üzerine yürüdüm "Sen ne şımarık bir şeysin burada ölmek üzereyiz" ifadesizce bakmaya devam etti.
"Sonradan görme adam" dedim dişlerimin arasında sinirle.
"Bebeğim ben hep zengindim" dedi gereksiz bir rahatlıkla.
Bağlı ellerimle ona vurmaya başladım "Pislik, ölüceğiz burada. Ben ölmek istemiyorum" dedim dayanamayarak ağlamaya başladığımda vurmayı bıraktığım ellerim göğsünün üstündeydi.
Ağlamamı beklemediği için şaşırdı. Bağlı kolunu havaya kaldırdı üzerimden geçirerek belime sardı. Kollarının arasında kaldığımda başımı göğsüne dayayarak ağlamaya devam ettim.
Silah sesleri geldiğinde zaten korkmuştum üstüne kaçırılmıştım. Soğuk tenime işlerken karnıma ağrı saplanmıştı. Dayanamayarak hiç tanımadığım bu adamın omzunda ağlıyordum.
Başımı hafif kaldırdığımda mavilikleri üzerimdeydi "Bize ne yapıcaklarını bile bilmiyoruz" dedim göz yaşları içinde.
Gözleri yumşarken "Ağlama fener. Ben sana bir şey olmasına izin vermem" dedi ağlamama dayanamamış gibi. "O nasıl olucak?" dedim ağlamam dinerken.
"Ben Kuzey'im" dedi kendine güvenen bir edayla. O Kuzey'di bunu anlamıştım artık.
Ağlamam dindiğinde "Ayrılabiliriz" dedim sesim gereksiz bir kısıklıkla çıkmıştı. Kollarını üzerimden dolandırıp benden ayrıldı.
"Ağlama artık Fener" dediğinde ters bir bakış attım "Ha şöyle kendine gel" dedi rahatlamış gibi. Kapıdan kilit sesi geldiğinde ikimizde oraya döndük.
Adam içeri girdiğinde kapıdaki adamların da sayısı artmıştı. Gri orta boylardaki battaniyeyi Kuzey'e verdiğinde çıkardığı bıçakla elini çözdü "Yanlış bir hamle yapma kızla beraber ölürsün" dedi Kuzey'e.
Benim yanıma geldi, bana karşı daha sert bir şekilde ipi çözdüğünde bileğim ağrıdığı için elimle bileğimi sardım.
Adam çıkıp gittiğinde ben tekrar oturmak için duvar kenarına çekildim. Kuzey'in konuşmasıyla ona döndüm "Dur" üstündeki çeketi çıkarıp oturacağım yere serdi.
"Şimdi oturabilirsin?" dediğini yaparak oturdum. Elindeki battaniyeyi omzuma koydu. Bu haraketleri beklemediğim için şaşkındım. Battaniyenin sıcaklığına sarıldım sıkıca.
Tekrar yanıma oturduğunda aramızda küçük bir mesafe vardı, sırtını benim gibi duvara yasladı başınıda öyle.
Büktüğü ayağını öne benim tarafıma doğru uzattı "Ayağını ayağımın üstüne koy. Betonda karnın ağrır" dedi.
Topukluları çıkardığım için ayağım çıplaktı, elbisemin boyu dizimin üstünde olduğu için yerden gelen soğuk bedenimi ele geçiriyordu. Dediğini yaparak ayağımı ayağının üstüne koydum.
"O gömlekle üşürsün" dedim sesim utancımdan dolayı kısık çıkmıştı. Adama o kadar laf etmiştim, tek yaptığı bana yardım etmekti.
"Üşümem"
Kenini robot sandığını düşünüyordum artık.
Yerimde kıbırdayarak ona daha çok yaklaştım. Omzum omzuna dediğinde bana baktı. Battaniyenin bir kısmını ona uzattığımda öne doğru eğilerek battaniyeyi omuzlarına bıraktı. İkimizide örtmeye yetmişti.
"Acaba Çağla nasıl?" dedi sakin ses tonuyla "Biz bu durumdayız ve sen hâlâ onu düşünüyorsun" dedim, bunu kötü bulduğum için söylememiştim, dikkatimi çekmişti sadece.
"Ben iyim ama onun nasıl olduğunu bilmiyorum" onu gerçekten düşünüyordu "Benim doğum günüm mahvedilse büyük ihtimalle şu an depresyondaydım" dedim hafifce güldüm. O da sözüme güldü ama ikimizinki de kısa sürmüştü.
"O şuan volta atıyordur. Beni yani bizi arıyordur. Çok endişelidir benim için ama kimseye belli etmiyordur. Biraz dobra kendisi" dedi bilmiş bir ifadeyle.
Bu adam sadece arabalarını ve Çağla'yı seviyordur.
Abim laf arasında arabalara çok düşkün olduğunu, üzerine kayıtlı çokca araç olduğundan behsetmişti.
"Onu çok seviyorsun" dedim. "Manevi kardeşim, öz kuzenim" dedi, bu yeterli bir cevaptı aslında.
"Şuan sence ne yapıyorlardır?" dedim konuşmak iyi geliyordu. Bana üşüdüğümü unutturuyordu "Abinle Çağla'nın dört döndüğü kesin" dedi.
"Sadece abim mi? Annem ve babam emniyeti ayağa kaldırmıştır" dedim. Ailem bana en ufak şey olduğunda büyük tepkiler verirdi, bu küçüklüğümden beri böyleydi.
"Düşünsene babam abime 'benim kızımı bulun memur bey' diyor" dediğimde ikimizde güldük.
Bizi neden buraya getirdiler? Ne yapıcaklar? Kim bunlar? Birçok soru kafamda dolaşırken karşımdaki boş duvara öylece baktım.
🍁
Çağla Arslan
Kaçıncı kez olduğunu bilmeden dönmeye devam ediyordum. Kolumda ki yaranın ağrısı umrumda değildi. Ben Kuzey'i sağlam şekilde bulmak istiyorum.
"Volta atmayı bırakır mısın? Başım döndü" dedi Asır elini alnına koyup. Ama durmadım dönmeye devam ettim.
Sabah olmuştu kamera kayıtlarını bulmuştuk. Ela ve ailesi tarafından yapılmıştı. Ama nerede olduklarını? Nereye gittiklerini bilmiyorduk. Evlerin ve iş yerlerinin hepsine baskın düzenlenmişti fakat hiçbir şey yoktu ortada.
Planlanarak yapılmıştı.
Kılıç iki eliyle başını tutmuş yere bakarak sandalyede oturuyordu. Buraya geldiğimden beri sıkıntı ve korku içinde görmüştüm onu.
Işık için endişeliydi. Sadece o da değil ailesi resmen emniyeti ayağa kaldırmıştı.
Ben amcamları çiftliğe göndermiştim, burada kalmalarının faydası yoktu. Kuzey için endişeliydim ama bunu belli ederek düşünmemi zorlandıramazdım.
Kılıç kendini suçlu hissediyordu çünkü onların kaçırılmasının sebebi olarak kendini görüyordu, bu böyle olmasada.
Kılıç aylar önce yaptığı bir baskınla Ela'nın abisini yakalayıp hapse attırmıştı, iş yerlerini de kapattırmıştı. Ela'nın abisi hapishanede iki hafta önce öldürürmüştü.
Kanlı aileside intikam istiyordu. Çocuklarını hapse attıran kişinin, kardeşini öldürerek bu intikamı alıcaklardı.
Doruk bilgisayardan yer tesbiti yapmaya çalışıyordu. Asır sandalyeye oturmuş önünde ki bardakla ilgileniyordu. Zehra ve Merve mola saatinde oldukları için onlarda buradaydı, en azından desteklemeye çalışıyorlardı.
Bige'yi kliniğe bırakmıştık, Aras'ın ise şuan nerede olduğunu bilmiyordum. Düşünebileceğimiz her yere baskın düzenlenmişti ama iz bile yoktu.
"Kuzey'e bir şey yapmayacaklardır" dedi Kılıç başını yerden kaldırarak kızarmış gözlerini bana çevirdi. Hâlâ saçma bir vicdan azabı içindeydi, onun bir suçu yoktu ama bu hali sinirlerimi bozuyordu. "Adamlar kaç kişiyi vurdu Kuzey'i mi öldüremeyecekler" dedim.
Üzerine gidip ayağa kaldırdığımda afalladı, diğerleri de bizi izliyorlardı. "Kendine gel! Bu şekilde onları bulamayız. Ve şu aptal vicdan azabından kurtul, o seni sadece hataya sürükler. Ela Kuzey'in sevgilisi olarak sızdı aramıza ve farkedemedim ama oturup bunu için üzülerek zaman kaybına girmiyorum" diyerek sertçe üzerine gittim. Umarım bir şeylerin farkına varırdı.
O başkomiserdi, ona karşı böyle davranmam uygun değildi ama şuan kimsenin bunu düşünecek bir durumu yoktu.
Kuzey'e bir şey olur diye korkudan canım çıkıyordu ama burada yıkılmış bir şekilde oturmuyordum.
Telefonum çaldığında ekrana baktım. Bilinmeyen bir numaraydı, odadan çıkıp koridorda ilerledim.
Telefonu açtım, sessizlik devam ederken gereksiz olduğunu düşünürken durdum "Senin ki kaçırılmış" Alp'in sesiyle kenara ilerledim. Alp genelde bambaşka numaralarla aradığı için belli bir numarası yoktu.
"Sen nasıl öğrendin?" dedim merak ettiğim bir soruda değil di "Onu boşver. Sana bir kıyak geçeyim mi? Doğum günü hediyemi geçte olsa vermek isterim" dedi keyifli çıkan bir sesle.
"Şuan hediyeyle uğraşamam" dedim ama telefonu kapatmadım "Bence bu hediye çok ilgini çekicek" dedi cazip bir hediye olmalıydı.
"Söyle"
"Sizinkilerin yerini biliyorum"
Anlık durakladım "Nerede?" dedim hemen "Bu akşam Kanlı ailesinin organize ettiği bir kutlama olucak, bununla Halil uğraşıcak. İşte kanun dışı şeyler filan, bilirsin benim öyle işlerle ilgim yoktur" dedi tanımasam belki inanabilirdim.
"Sizinkileri oraya götürecekler, büyük patron Halil kızın işini bitirecek. Kızı... Neyse işte" diyerek sustu "Devam et! Kızı ne yapıcaklar? "
"Kızın bedenini parçalayıp abisi Kılıç'a göndericekler. Kuzey'i sağa bırakıcaklarını sanmam adam psikopat. Kendi kızının Ela'nın bile işini bitirecek" dedi sesine sinir karışmıştı.
Bir psikopata denk gelmiştik "Büyük patron Halil. Oğlunun ölümünün intikamını alıyor. Kızını sizin arasına girmek için kullandı ama kızın da işini bu gece bitirecek. Pezevenk adama göre kızın önemi yok, tek bildiği oğlu veliyat filan işi. Kızı araştırdım Halil'in üvey kızı, onu kullanarak size ulaştı yani Işık'a."
Derin bir nefes verdi "Ela bunu yapmak için zorunda bırakılmış, karşı çıkamamış. Fazla zayıf birisi, kızla işi bitti odaya hapsetmişler. Gece onunda işini bitirecekler" sesinde kaygı sezmiştim.
"Tamam sen bana organizasyonun olduğu yerin konumunu at Ela'nın da zarar görmemesini sağlicağız" dedim. "Öyle baskın düzenliyerek hiçbir şey yapamazsınız tam tersi üçününde işini hallederler siz giremeden."
"Öyleyse içeriye gizlice sızıcağız" diye mırıldandım "Polis olan sensin onu da sen bil" sözüne devam etti "Kayıtlı olmayan kişiler alınmıyor ama bu arkadaşın sana bir kıyak geçer. Sadece iki kişilik bir yer ayırabilirim. Dikkatli olun sakın orada, herkesin haberi olmasına izin vermeyin. Onlarda benim gibi bilgi sızdıracak aracılar bulmuşlardır" diyerek uyardı.
Anlaşılan özel bir ekip kurulacaktı. Halil Kanlı, ülkenin uyuşturucu ticaretinin çoğunluğunu sağlıyordu, yer altında ismi geçen biriydi. Onu yakalamak diblo taşı gibi olucaktı, diğer suçluları ve çalıştığı yerleri kişileri bulabilirdik.
"Sende gel istersen. Malum kızla baya ilgilisin, belli ki baya araştırmışsın" dedim Ela'dan bahsederek. "Saçmalama polislerin olduğu yerde benim işim yok. Bir kız için hayatımı riske atamam" diyerek konuyu sonlandırdı.
"Teşekkür ederim" dedim.
"Önemli değil. Doğum günün kutlu olsun nicelerine diyelim" dedi.
Telefonu kapattım bu sırada konum için bildirim çoktan gelmişti. Arkamı döndüğümde Aras ile karşılaşmayı beklemiyordum.
"Burada ne yapıyorsun?" dedi. Ona doğru yürüyüp koluna girdim. Koridorda ilerlerken ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu "Sana bir şey söyleyeceğim ama bana soru sormayacaksın" diyerek şart koştum.
"Anlat" dedi bulduğum bir köşeye ilerledim, burası boştu. "Halil Kanlı bu gece kutlama organizasyonu yapıcak. Mekanı biliyorum , Işık ve Kuzey oraya götürülecek. Özel bir ekip kurulması gerekiyor, amir ile konuşmalıyız."
"Halledelim bu işi, sende bütün bildiklerini anlat"
🍁
Işık Ulu
Dışarıdan gelen seslerle gözlerimi yavaşça araladım. Hâlâ odadaydık, başımı dayadığım omuza baktım, o hâlâ uyuyordu.
Merdivenden gelen seslerle Kuzey'in kolunu tutup salladım "Kuzey kalk" dediğimde yüzünü buruşturarak "Ne var fener?" dedi kapalı gözleriyle, mayışmış bir ses ile.
Adam uyurken bile Fener diyordu.
"Birileri geliyor" dedim gözlerini açıp bana baktı "Biz hâlâ burada mıyız?" dedi bıkkın bir edayla.
"Ben pamuktan yatağımı, bebeklerimi ve Çağla'yı özledim" kaşlarım çatıldı "Bebeklerin kim?" artık tamamen uyanmıştı "Arabalarım" bende ne sanmışsam, başka ne olabilirdi ki?
"Şimdi annem olsaydı beni bebek gibi kaldırırdı, kolumu kırarcasına sallayarak değil" dedi iğneleyici bakışlarla. Ayıldığı belliydi.
"Kusura bakmayın beyefendi, sizi kuş tüyü yatağınızdan öperek kaldıramadığım için" dedim, sinirlerimi bozmaya başlamıştı.
Bu çocuğu neyle besliyorlardı? Parayla mı?
"İstesende öperek kaldıramazsın" dedi şımarık bir tavırla "Hiç merak etmiyorum ama neden?" dedim "Öpülmeyi sevmem" dedi net bir tavırla.
Bende arkama yaslandım "Bende şuan evde bakım yapıp, makyaj yapıyor olabilirdim. Of ben makyaj malzemelerimi özledim" dedim hüzünle.
Kafasını bana çevirdi "Belli, bütün yüzün boya badana. Gerçek yüzünü göremiyorum" dediğinde hızla ona döndüm "Diyene bak altındaki arabayla kendini adam sanan birisimi bunu bana söylüyor? Hem makyaj terapi gibi beni mutlu ediyor" dedim.
"Bir kere benim endamım yeter" eliyle kendisini gösterdi "Baksana sen bana bu yakışıklılık kimde var" bu özgüven değil Egoydu.
"Egoist"
"Evet öyleyim"
Omzuyla omzuma vurdu "Böyle bir tipe sahip olsan sende överdin kendini" dedi, hâlâ haklıymış gibi üste çıkmaya çalışarak.
"Ben zaten güzelim. Pırlanta gibi kızım ama egoist değil özgüvenliyim. Arada ki farkı sağlamak gerek, ee bunun içinde akıl" dedim bu sefer lafı atan ben oldum.
"Zekama laf attırmam. Ben çok zekiyim" dedi. Bu adamda ki benci'lik kimsede yoktu. Kendini beğenmiş.
"Rahatlığa bakılırsa anlaşılıyor zaten" dedim arkama yaslanarak. "Ben sadece Çağla'ya güveniyorum. O beni bir şekilde kurtarır" rahatlığı gerçekten bu yüzden olduğu belliydi.
Kapı açıldı "Kalkın hadi" içeri beş tane adam girdi. Ayağımı Kuzey'in dizinden çektim, ikimizde ayağa kalktığımızda iki adam elimizi bağlamaya başladı.
Ağzımı ve gözümü bağlarken çırpındım ama tabi ki de işe yaramamıştı. Kuzey kurtulamayacağını bildiği için hiç zorluk çıkarmadı. Galiba benimde birinin kurtarmasını düşünerek rahat davranmam gerekiyordu.
Çıplak ayakla yürürken, yanımda ki adam çekiştirerek götürüyordu. Ayağımda bir ağrı hissettiğimde attığım çığlık ağzımı kapattıkları için sessiz kalmıştı.
Ayağıma bir şey batmıştı. Acısıyla ağlamaya başladığımda bir tarafdan akan burnumu çekiyordum. Gece boyunca öksürüğüm sürmüştü, hastalığı kapmışım bile.
Dışarı çıktığımızı esen soğuk rüzgar sayesinde anlayabilmiştim. Çamurda çıplak ayağımla ilerlerken üstümde sadece dünki örtü vardı,onuda düşürmemek için sımsıkı sarılıyordum.
Yine bir arabaya bindiğimizde arkama yaslandım, ne konuşabiliyordum ne de görebiliyordum. Sessizlik yüzünden Kuzey'in burada olup olmadığını bile bilmiyordum.
O varken en azından tek olmadığım için biraz sakin kalıyordum ama şuan onun nerede olduğunu bilmiyordum.
Ağlamam artık hıçkırığa döndüğünde arabada ki tek ses benim korku ve acıya karışmış ağlama seslerimdi.
Ayağımın çamur olduğunu anlamam zor değildi. Ama kanayıp kanamadığını bilmiyordum, ayağım o kadar üşümüştü ki üzerine basmak bile bana acı verirken, ayağımı hissetmek zorlaşıyordu.
Çıplak ayağıma değen ayakkabıyla duraksadım. Birleşik duran ayağımın iki yanında da ayakkabı vardı. Ayaklarım Kuzey'in ayaklarının arasında kaldığında bana güven vermek istediğini anlamıştım. Ağlamamı duyduğu için kendi varlığını haber veriyordu.
Ağlamam dinginleşirken artık araba tamamen sessizleşmişti. Kuzey ise ayağını hiç çekmedi.
Yine bir yere getirirdiğimizde araç durmuştu. Arabadan indirildiğimizde ayağım bu sefer betona değdi. Ayağımın üzerine tam basamadığım için topallayarak yürüyordum. Ayağıma çivi batmamasını umuyordum.
Merdiven çıktığımızı anlıyordum, bir yerden içeri girdiğimizde sıcak bir hava karşıladı bizi. Bir eve geldiğimizi anlamıştım, soğuktan sonra bu sıcaklık bedenime iyi gelmişti.
Bizi asansöre bindirdiklerinde bulunduğumuz yerin evden daha fazlası olduğu açıktı. Yukarı kata çıkıyorduk. Bizi çekiştirerek bir yere getirdiklerinde atar gibi yere itti.
Birkaç sesin ardından üstümüze kapının kilitlendiğini anlamıştım. Bağlı ellerimle destek alarak hafif doğruldum. Oturduğum yerde ses arıyordum.
Birinin önüme eğilmesiyle durdum. Gözümde ki şeyi çıkardığında hafif bulanıktı her yer. Karşımda diz çökmüş Kuzey'i gördüğümde biraz rahatlamıştım.
Elleri bağlıydı ama gözlerini ve ağzını açmıştı. Benimde ağzımdakini çıkardığında "İyi misin?" dedi. Dolu gözlerle ayağımı gösterdim "Çok acıyor" dedim onunda bakışları çamurlu ayağıma kaydı.
Oda sıcaktı ama bedenimin ısınması için zamana ihtiyacı vardı. Üstümde ki elbise mahvolmuştu. Üstümden yere düşen battaniyeyi aldı, oturduğu yerde ayağımı dizinin üstüne koyduğunda battaniyeyle ayağımda ki çamuru sildi. Tabi ki bağlı ellerle yapabildiği kadar.
Ben ise öylece onun haraketlerini izledim. Benimkinden daha koyu olan sarı saçları dağılmıştı ama bu görüntüsünü kötü göstermemişti. Ben ise ağlamaktan yüzümde ki bütün makyajı akıtıp, korkunç göründüğümün farkındaydım.
Bu tiple ölmek istemezdim.
Ben her türlü ölmek istemezdim.
Ayağımın altına baktı "Çok mu kötü?" dedim yaradan bahsederek. "Kanıyor, onları versene" dediğinde gözümüzü bağladıkları bandana gibi şeylerin ikisini ona uzattım.
Onları ayağıma bağlarken, bacağım açıldığı için elimle eteğimi düzelttim.
Ayağımla işi bittiğinde çekmek için hamle yaptığımda elini bileğime koyarak durdurdu "Çıplak ayağınla yere basma, oda ılık ama yerde hiçbir şey yok" dedi. Odaya göz attığımda boştu. Halı dahi yoktu. Ama önceki odaya göre büyüktü.
...
Sıkıca tuttuğum kolunda gömleğinin kol düğmesiyle oynamaya devam ettim. Saatler geçmişti, tahminimce akşam çoktan olmuştu. Ama ne gelen vardı ne de giden. Ayağımın ağrısı hafiflemişti ama çok acıkmıştım.
Kuzey'le duvara yaslanmıştık, onun dibindeyken ayağım dizinin üzerindeydi. Eteğim diz kapağımın biraz üstüne kadar örtüyordu fakat oda ılık olduğu için ona da çok takılmaz olmuştum.
Sadece kalçam yere değerken ayaklarımı Kuzey'in dizine uzatmıştım, başıma gelecekleri bilmiyordum ama en azından birinin yanımda olmasına dayanarak sakin kalıyordum.
Ben arada uyusamda Kuzey hep uyanıktı. Öylece karşımızda ki boş duvara bakıyordu.
"Burada ölüp gideceğiz" diye mırıldandım. "Hayalimde ki ölüm bu değildi" dedim.
Hafif gülme sesini duydum "Hayalinde ki ölme şekli neydi acaba?" dedi saatlerdir sürdürdüğü sessizliği bozarak.
"Yani ölmeyi hayal etmedim ama bu kadar çirkin ölmeyi istemezdim" dedim başımı omzunda kaldırıp maviliklerine bakarak.
"Rimelim aktı, rujum dağıldı. Ağladığım için gözlerim şişti, hasta oldum, burnum akıyor. Çok çirkinim değil mi?" dedim üzüntülü bir tonlamayla.
Mavilikleri gözlerimdeyken "Evet dersem ağlarsın değil mi?" dedi.
"Ağlarım" diye mırıldandım, hatta gözlerim dolmaya başlamıştı bile.
"Ölmeden önce görülmeye değer bir güzelliğin var"
Sözüyle dolan gözlerimden akacak damlalar bile duraksadı. Yalan söylemesini yada çirkinsin demesini beklerken o bambaşka bir şey söylemişti.
Ağlamadım hafif tebessüm ettim, onun mavilikleri dudağıma kayarken benim yeşil gözlerim ona sabitliydi "Teşekkür ederim" dedim içtenlikle.
Sessiz kaldı benim gibi. Başımı tekrar omzuna koydum. Garip bir his vardı içimde. Kokusu yabancı değilmiş gibi omzu hep başımı koymak için varmış gibi.
İlk ama yabancı olmayan bir duygu. Sıcak ve bilmiyorum, garipti işte.
Kapının açıldığında refleksle ayağımı dizlerinden kendime çektim. İçeri bir adam ve yanında Ela denilen kızla içeri girdi.
Ela'yı yanımıza çöp atar gibi attığında ikimizde şaşkındık. Ela Kuzey'in sevgilisiydi. Burada ne işi vardı.
Gözleri ağlamaktan kızarmıştı, başını kaldırıp bize mahçup bakışlar attı. Kuzey'in diğer tarafına geçerek o da duvara yaslandı.
Başını Kuzey'e çevirdi "Özür dilerim, yapmak zorundaydım." dedi Kuzey bazı şeyleri anlamış gibiydi ama ben hiç bir şey anlamıyordum.
"Burada neler oluyor?"
Kuzey Ela'ya kafasını çevirip hiç bakmadı "Kuzey lütfen" gözleri dolarken kimse benim sorumu duymuyor gibiydi.
"Bir dakika biz... Biz senin yüzünden mi buradayız" dedim alttan alttan sinir bana gelmeye başlarken.
Ela bakışlarını bana çevirdi ama o da sakin değildi bana karşı. "Her şey senin yüzünden. Eğer abin abimi hapise attırmasaydı bunları yaşamıyorduk. Ne sizi öldüreceklerdi nede beni" dedi bağırarak.
Ben burada sırf abimin hapse attırdığı biri yüzünden mi buradaydım? "Abimin ellerine sağlık. Suç işlemiş ki hapse girmiş" dedim net bir sesle.
"Bizi öldürecekler diyorum sen ne diyorsun?" dedi. Kuzey'in bakışları ikimizin arasına gidip gelirken "Saç başa girin tam olsun" dedi.
Sinirli bir nefes vererek arkama yaslandım. Hem aramıza sızıyordu hemde haklı çıkmaya çalışıyordu. Bir dakika bu kızı abisi intikamı için kullandıysalar niye öldürüyorlardı.
Öne doğru eğilip ona baktım "Bizi kim öldürecek?" dedim merakla "Babam" dedi bu şaşkınlığımı arttırmıştı. "Baban seni niye öldürüyor?" dedim bu sefer.
"Kızı onun için umrunda değil. Tek bildiği karısı ve oğulları" dedi ellerini göğsünde birleştirerek. Kafam iyice karışmıştı.
Tamamen öne doğru eğildim "Sana kötü davranıp öldüreceklerse, sen niye onlara çalıştın?" dedim daha sakin bir tavırla. O da sakinleşmişti.
Kuzey bana döndü "Siz biraz önce birbirinizi yemiyor muydunuz?" dediğinde elimi kaldırarak onu durdurdum "O başka bu başka" dedim.
Ela bana döndü "Annemi sakladı, eğer bunu yaparsam yerini söyleyecekti ama aptalım inandım. Şimdi beni öldürecek anneme ise ne olucağını bilmiyorum" göz yaşları akarken silmeye bile kalkışmadı.
"Karısı kim? Senin annen değil mi?" kafam karışırken bana doğru dönüp tek tek anlattı.
"Babam yani Halil, o evli aslında oğulları da var. Ben yasak birliktellikle dünyaya gelmişim, annemi benden hep sakadı zaten karısı ne beni ne de annemi görmek istiyor. Ben onlarla büyüdüm sadece bazen annemi görmeye götürüyorlar. Turgut Kanlı, Kılıç tarafından yakalanıp hapse girdiğinde bir mahkum tarafından öldürüldü. Babamda intikam olarak Kılıç'ın kardeşi olan seni seçti. Beni tehdit etti anneni bulamazsın, öldürürüm. Eğer istiyorsan dediklerimi yapıcaksın dedi. Sızmak için en kolay kişi Kuzey'di bende onu kullandım. Zaman olarak doğum gününü belirlediler. Diğer oğulları diğer işlerle ilgileniyor. Bugün büyük bir organizasyon var burada, bizide öldürecek, bu gecenin keyfi olarak. "
Anlattıkları kanımı dondurmaya yetmişti. Ela'nın bakışları o kadar boş ve yorgundu ki daha fazla dayanacak gücü kalmamışcasına duvara yaslandı. Bakışlarını yere dikti.
Kuzey'le kısa bir süre göz göze geldik. Kuzey sıcak kanlılıkla Ela'ya döndü "Seni affettim ama bu fener affeder mi bilmem. Bu arada benim bu kadar çabuk ölme gibi bir düşüncem yok. Ha eğer siz kızlar ölmeye bu kadar meyilliyseniz bilemem" dedi ortalığı keyiflendirmek için gülerek.
"Kuzey!"
Ela'yla ani yükselişimizle Kuzey sessiz kalmayı tercih etti.
Kapı tekrar açıldığında içeri üç kişi girdi ama ardında bekleyen bir kalabalık vardı, sanki hepsini öldürüp gidebilecekmişiz gibi.
Üçüde kollarımızdan tutup bizi odadan çıkardılar, büyük ve geniş koridorda ilerlerken adamlardan başka kimse yoktu. İkiye ayrılan yerde Ela'yı başka yöne götürdüler.
Kuzey ve beni bir odaya soktuklarında oda kalabalıktı. Büyük koltukta altmışlarında, beyaz sakallı bir adam otururken diğerleri başındaydı. Hepsinde silah vardı.
Bizi adamın önüne getirdiklerinde kolumuzu bıraktılar. Elimiz hâlâ bağlıyken neler olucağını bilmiyordum.
Adam Halil olmalıydı. Gözleri benim üzerimdeydi "Sen Işık olmalısın. Yazık çokta gençmişsin ama benim oğlumda gençti" dedi sakin bir tavırla.
"Şimdi siz bizi öldürecek misiniz?" dedi Kuzey aptalca, yok tatile getirdiler.
Adam ona döndü "Kurunun yanında yaşda yanarmış. Demek ki yaş sensin" dedi. Hafif Kuzey'e yaklaştım "Adam senin odun olduğunu bir bakışta anladı" dedim onun sadece duyabileceği bir şekilde.
Sinirle bakışlarını bana çevirirken mavilikleriyle bana sus uyarısı yaptı.
Ölmeden önce gülmek istedim o kadar.
Kalabalık bize boş bakışlar atarken adam ayağa kalktı. Sağında ki öne ilerleyip silahı verdiğinde her şey ciddiye binmişti.
Adam elinde ki silaha baktı "Acısız bir ölüm olucak" dedi. Göğsüme bir ağırlık oturdu.
Bakışlarım odaya döndü, arkamızda bir kapı vardı. Odada sadece bir koltuk vardı o da karşımızdaydı. Birkaç metre solumda geniş açık bir kapı vardı, orası odaydı sadece yatak vardı. Odayı ikiye bölmüş gibiydiler.
Kuzey öne atıldı,aramızda iki adım vardı. korumalar haraketlendiğinde Halil denen pislik onları durdurdu.
"Şimdi siz bizi silahla mı öldüreceksiniz? Ama olmaz ki" dedi herkes ona bakıyordu ama ben şaşkınlıkla.
"Nedenmiş?" dedi Halil bozayısı.
"Ben silahtan korkarım, hem çok ses çıkarır" dedi Kuzey. Bu çocuk aklını kaybetmişti.
"Susturucu takarız" dedi bozayı rahatlıkla, oyun oynamayı seviyor olmalıydı yoksa Kuzey'e katlanmaz sıkardı. "Başka bir şekilde halletsek bu öldürme işini" dedi Kuzey ama adam sinirle "Benimle dalga mı geçiyorsun!" dedi.
Adamla resmen pazarlığa giriyordu.
Adam silahı bana doğrulttuğunda önüme atıldı "Bir şey daha sorucağım" dedi "Sor" Kuzey başını omzuna doğru çevirerek bana baktı.
Göz kırptığında aklında neler dolandığını anlayamamıştım.
Kulaklarıma sessizliğin içinde ardı ardına vurulan tok bir ses ulaştı. Dışarıdan olmalıydı.
Kuzey "Bizi kim öldürecek. İkimizinde sen mi öldüreceksin? Adamlar mı?" dedi Kuzey ama bağırarak.
Yüksek sesinden dolayı yüzümü buruşturdum "Ne bağırıyorsun" bozayı da sesten rahatsız olmuştu.
"Ya benim arada kulağımda sorun oluyorda duymak için bağırıyorum" adam sabır çekerek başını yana yatırdı.
Kuzey'e şuana kadar dayanması bile şaşırtıcıydı.
"Kızı ben öldürüceğim. Senide bizimkiler halleder" dedi adamlarından bahsederek. "Ama ben bu kalabalıkta ölemem. Benim anksiyetem var" buna bende şaşırmıştım.
Bunun gibi birisinin anksiyetesi olamazdı. Kuzey fırlama biriydi.
Şimdi anlamıştım, zaman kazanmaya çalışıyordu.
"Ne neyin var?" adam şaşkınlıkla ona baktı. "Benim anksiyetem var Halil bey. Bu kadar adamın önünde ölemem. Şunları yollayıp öldürseniz" dedi Kuzey.
Halil sinirle "Kes sesini?" dedi. Adamlardan birinin telefonu çaldığında telefonu kapatıp Halil'e döndü "aşağıda sıkıntı çıkmış abi" dedi.
Halil derin bir nefes verdi "siz gidin ikiniz kalsa yeter" dediğinde iki koruma hariç hepsi gitmişti.
Kuzey bağırmaya devam ederken ses tonunu daha da yükseltti "Şimdi beni bu ikisi mi öldürecek" dedi.
Bozayı evet anlamında başını salladı. Kuzey'in farklı bir etkisi vardı, adam şuan kendini bile sorguluyor olabilirdi.
"Olmaz ki. Düğün pastasını kesmek için bıçağı birlikte tutan gelin damat gibi. Silahı beraber mi tutucaklar" dedi Kuzey. Saçma ama haklı bir soruydu, yada Kuzey hepimizi aptala çevirdiği için sorular mantıklı geliyordu.
"Farketmez biri öldürür işte."
Kuzey itiraz etti "Olmaz beni kimin öldürdüğünü bilmem hakkım. Hem en azılı katiller bile son dilek hakkı veriyor" bozayının bakışıyla sağdaki öne ilerledi "Bu" dedi.
Kuzey sustuğunda bir sessizlik oldu. Galiba sona gelmiştik, oyalayacak bir şey kalmamıştı.
Halil silahını kaldırıp bana tuttuğunda, derin bir nefes aldım.
"Eller havaya polis"
Çağla'nın sesiyle ona baktım, yan odadaki girişten elinde silahla içeri atıldı, hemen ardında Aras vardı.
Kuzey öne atıldığında Halil'in elini kavrayıp kafa attı.
🍁
Çağla Arslan
"Her şey tamam mı?" dedim. Polis memurlarından biri kulağımda ki kulaklığı düzeltirken.
Araçtaydık. Asır, Kılıç, Aras'da son hazırlıklarını yapıyordu.
Binada bir organizasyon vardı. Oraya Aras'la çift olarak giricektik, özel kartı Alp zaten halletmişti. Kılıç ve Asır garson olarak giricekleri için üzerinde garson kıyafetleri vardı.
Benim üzerimde siyah yırtmaçlı bir elbise varken Aras siyah gömlek, siyah pantolon ileydi. Takım elbise, papyon, kravat gibi şeyleri rahat olmadıkları için sevmiyordu, giymeyi reddetmişti.
"Sizinle beraber iş yapmak aklıma gelmezdi" dedi Asır huysuzca Kılıç'a bakarak. "Ben sana ölüyorum" dedi Kılıç'ta aynı hoşnutsuz tavırla.
"Zaman geldi" ekranın başındaki görevlilerden biri bize döndü. Kapı açıldığında indik. Kılıç ile Asır başka yöne ilerlerken biz öndeki araça yöneldik.
Aras şoför koltuğuna geçerken ben yolcu koltuğuna oturdum. Hepimizde kulaklık vardı, haberleşmek için. Dışarıda ekip beklerken, içeriyede sızanlar olmuştu.
Yakın olduğu için çok beklememize gerek kalmamıştı. Binanın önüne geldiğimizde Aras bana döndü "Hazır mısın?" başımla onayladım "Hazırım" kolumda ki yaradan dolayı tereddüt etsede benimle inatlaşmamıştı.
Yırtmaç kısmına silah ve küçük bıçaklardan birkaç tane yerleştirmiştim. Arabadan inip binaya geçtiğimizde kartı gösterip girdik.
Aras'ın eli belime dolanırken giriş kısmını inceledim. Yukarıya ve aşağıya inen merdivenler vardı, parti bu katta olduğu için düz ilerledik.
Büyük salona geldiğimizde büyük bir kalabalık yoktu, belirli kişilerin davet edildiği bir organizasyondu. Herkesi es geçerek bar kısmına geçtik.
Ben otururken Aras yanımda dirseğini bar tezgahına dayayarak etrafa göz atıyordu. Barmenden birkaç kadeh istediğimizde bende etrafa kimseye belli etmeden bakıyordum.
"Kaçıncı kattalar?" dedim gülümseyerek. Önüme dönüp eline kadehi aldı "3. Kat, 7. Oda" dedi.
Asır ve Kılıç garson kıyafetleri ile içeçek dağıtırken etrafıda inceliyor olmalıydılar. Fazla dikkat çekmemek için Aras'a döndüm "Teşekkür ederim" bakışları bardağından bana döndü "Ne için?" bana biraz daha yaklaştı konuşmalarımızın duyulmaması için. Hafif bir müzik eşlik ederken insanlardan yapmacık kahkahalar yükseliyordu.
"Hastanede yanımda durduğun için. Sana yükseldim ama Kuzey'i merak ettiğim içindi" bakışları anlayışlıydı, elleri tezgahda benim ellerimin üzerine gitti, avucuna aldığı elimi hafifce okşadı.
"Sadece teşekkür ettim, yanlış anlamış olabilir misin?" dedim ona doğru eğilerek. Onunla uğraşıyordum "Görevdeyiz" dedi kendiside benim gibi eğildiğinde.
Saçımı yüzümü kapatmaması için bağlamıştım. Aras'a bakerken gözlerim takma bıyık ve saç takmış olan Kılıç'a değdi. Gülmemek için elimle ağzımı kapattım "Yalnız bu hali çok komik" dedi telefonunu çıkardığında ne yapıcağını anladım.
Kılıç'ın fotoğrafını çaktırmadan çekti "Hatıra olarak kalsın" dedi. Halil Kılıç'ı tanıdığı için kılık değiştirmişti. Bizleri tanıdığını düşünmüyorduk, onun tek odağı Kılıç ve ailesiydi. Tanısa bile buraya inmeden onun işini bitirecektik.
Halil aşağı inmeden işi halletmeliydik "Başkomiserim Işık ve Kuzey'i bir odaya götürüyorlar. Halil'de orada" kulaklıktan gelen sesle Aras'ın bakışları bana döndü "Başlıyalım"
Bardan uzaklaşırken elimi Aras'ın koluna sardım. Herkesi geçip çıkış kısmına geldiğimizde yukarı çıkan merdivenlere yöneldik. Bir elim yırtmaçlı kısımdayken yukarı ve aşağıya dikkatli bir şekilde bakıyordum.
İkinci kata geldiğimizde yukarı merdivenlerinden birkaç kişi iniyorlardı. Etrafa bakındım odalar ilerideydi, kolunu tutup yakında ki duvara geldiğimizde gömleğinin yakasının tutup kendime çektim. Benim belim duvara dayalıyken, Aras'ın vücüdü önümdeydi.
Yüzlerimizin arasında ki mesafede Aras'ın nefesini yüzümde hissediyordum. "Bu yakınlık riskli" mırıldandı "Görevdeyiz" dedim.
Adamların umurlarında olmadığımız için aşağı indiler, öpüşen her hangi bir çifttik onlara göre. Aras'ı elimle hafifce ittim. Dudağının bir ucu yukarı kıvrılırken bir şey söylemedi ama gülüşü çok şey ima etmişti.
Üçüncü kata çıkan merdivenlere yöneldiğimizde etrafımızıda kontrol ediyorduk. Koridorlardan birine girerken ikimizde silahımızı çıkarmıştık.
Yine birileri geldiğinde Aras'ın kolumu tutup çekmesiyle yanımızda ki odaya girdik. Ben kapının yanında ki duvara sırtımı dayarken Aras hemen dibimde kapıdan adamları kontrol ediyordu. Aramızda ki yakınlığın tehlikeli olduğunu söylüyordu ama her durumda burnumun dibinde bitiyordu.
Dirseği duvara dayılıyken elinde silah vardı, diğer eliylede benim alanımı kısıtlamıştı. Gözlerim adem elmasına kaydı, tanıdık kokusu etrafımı çevrelerken gözlerimi kırpıştırdım. Bu adam gittikçe benim bütün dikkatimi dağıtıyordu.
Kaşları hafif çatıldı, adamların konuşmasını duymaya çalıştığı içindi. Bedeni bedenime siper olurcasına dibimdeyken nefes almak istedim. Ben onu incelerken bakışları bana döndü.

Gözleri gözlerime değdiğinde çatılan kaşları düz bir hal aldı. Ben ondan gözlerimi çevirmemiştim. Kaçmamıştım da.
Aras'ın dikkat çeken bir fiziği ve çekiciliği vardı, bu kabul edilirdi. Reddedemezdim, bugüne kadar ondan kaçmıştım çünkü ona kapılacağımı biliyordum. Şimdi ise kaçmıyordum ona kapılmıştım bile.
Yaralandığımda onun yanımda olmasına güvenmiştim, yorulduğumda onun omzunda soluklanmıştım. Çatışmada ona sırtımı dayamış canımı emanet etmiştim. Ben her seferinde ona boks maçı için teklifde bulunduğumda hiç reddetmemiş hepsini kabul etmişti. Bana olan duygularını söylediğinde ona olmayacağını söylesemde o bırakmamış hemen yanımda olmuştu.
"Geceyi hatırlıyorum" dedim hafif kısık bir sesle "Doğum günümde, iddiayı kazanman karşılığında sunduğun isteği hatırlıyorum" önce bekledi ne tepki vericeğimi ölçmek için.
İçimde bu yaptığı için ne bir sinir ne de öfke vardı, geceyi çok eksik hatırlasamda isteğini ve beni öpmek yerine dudağımın köşesinden öpmesini hatırlıyordum.
"Ben okyanusta kopan bir fırtına gibiyim, yönünü kaybedersin" dedim, konuşmasını bekledim.
Alnını alnıma yasladığında kısa süre gözümü kapatıp açtım "Yönüm fırtınaysa" dedi yutkundum "Büyük oynuyorsun" başımı hafif kaldırdığımda burunlarımız birbirine değmişti.
"Büyük oynamayı sevmeseydim bir okyanusta değil nehirde olurdum" elim omzundan göğsüne doğru indi ama elimi tuttu.
"Operasyonu bitirelim, konuşmakdan daha fazlası için sana vakit ayıracağım" dedi.
Kapıyı açıp üstümden çekildiğinde kolunu tutup kendime çektim. Parmak uçlarımda yükselip dudağına kısa ve naif bir öpücük bıraktım.
Tepki vermesini beklemeden önünden geçip odadan çıktım. Koridorun duvarından yavaşça ilerlerken arkamda olduğunu biliyordum.
Koridorun köşesine geldiğimde ileri kapıyı yokladım. İki kapı vardı adamlar bekliyordu. Başımı geri çekip Aras'a döndüm, odayı bulduğumuzu belli etmek için başımı aşağı eğdim. Anladığında elimle onu durdurdum "İçeride çok fazla adam olabilir bekleyelim" dedim.
"neyi?"
Bir elimde silah varken eteğimi hafif geri çektim "Hazır ol" dedim Aras'a dudaklarımı haraket ettirerek.
Topuğumla iki hızlı, iki yavaş vurduğumda Aras ne yaptığımı anlamak ister gibiydi. Kapıda duran adamlar haraketlendi "Ne oluyor?" buraya yönelicekleri sırada odadan Kuzey'in yüksek çıkan sesi kulağımıza ulaştı "Burada beklemeliyiz" diyerek başka bir adam onu durdurdu.
İki sert, iki yavaş. Bu Kuzey'le çocukluktan kalma bir koddu. Buradayım demek oluyordu.
Kulaklığıma dokundum "Aşağıda haraketlenme çıkarın" sözlerimle kısa süre içinde olay patlatmış olucaklar ki odadan çıkan kalabalığı gördüm.
Odadan kalabalık bir koruma grubu çıktığında aralarında bir konuşma geçti ve onlar diğer tarafda ki koridora yöneldiler. Aras olanları takip ederken "Siz haberleştiniz mi?" dedi biraz şaşırmışa benziyordu "Çocukluktan kalma küçük bir oyun diyelim" dedim.
Kuzey'in sesini duyuyordum bağırarak konuşuyordu.
"Şimdi beni bu ikisi mi öldürecek?" dedi Kuzey. "İçeride üç kişi var" dedi Aras, anlamıştı ne yaptığımı.
"Buranın azalması gerekiyor, ses çıkarsa ikisinide koruyamayız" dedim. Eli kulağıklığına gitti "Aşağıda olayı büyütün!" Aras'ın sözü üzerine kısa sürede aşağıda haraketlenme artmıştı.
Asır ve Kılıç fazla haraket çıkarmıştılar. Adamların kulaklığına gelen konuşmaların üzerine kapıda 2 kişi bırakarak gittiler. "Galiba Kuzey'leri kurtardıktan sonra diğerlerini kurtarmak zorunda kalıcağız" dedim.
"Üç dediğimde sıkıyoruz" dedi.
"Üç"
Duvardan çıkıp adamlara sıktığımızda silahlarına ulaşamadan işlerini bitirmiştik. Silahta ki susturucu sayesinde temiz iş olmuştu.
Kapıya geldiğimizde haraket eden adama bir tanede daha sıktım "Kurşunun tam noktasını buluyor" dedim.
Gülümsedi bulunduğumuz duruma rağmen "Boksta iyi olabilirsin ama silahta rakip tanımam" dedi kendinden oldukça emindi.
"Diğer kapıdan girerim"
Kapıyı açtığımızda odada sadece yatak vardı, diğer tarafa giden büyük kapı ise ilerideydi.
Önden ben ilerlediğimde duvara yaslandım. Kuzey'in sesini duyabiliyordum.
Halil silahını kaldırdı. Aras başıyla onay verdiğinde ikimizde odaya daldık.
"Eller havaya polis"
Aras'la çevrelerini sardığımızda bizi beklemedikleri için şaşkınlardı.
Kuzey Halil'in silah tutan kolunu tutup kafa attı. Benim tarafta ki korumanın elini tutup çevirdim. Karnına hızla vurduğumda öne eğildi elinde ki silah düşerken, onu yere yatırdım.
Ellerini arkada birleştirip kelepçeyi taktım. Kelepçenin birini Kuzey'e attığımda Halil'e taktı.
Aras hiç şiddete meyil etmeden karşısında ki adama "Silahını bırak" dedi. Adam silahı yere attığında Aras kelepçeyi kollarına geçirip bize döndü "Bu kadar şiddete meyilli olmamak gerekir" dedi. Kuzey ve bana imayla bakarak.
Ona aldırış etmedim. Dizimden çıkardığım bıçakla Kuzey'in ve Işık'ın ellerini çözdüm "Abim nerede?" dedi tedirgin bir sesle "Aşağıda, başını kurtarır o. Sen onu düşünme" dedi Aras rahat bir tavırla.
Işık'ın elbisesi kötü haldeydi, yüzünde ki makyaj ağlamalarından dolayı kötü bir hâlâ dönmüştü. Kolunda kızarıklar vardı.
"Çıkalım" Aras önden elinde silahla giderken bizde ardından ilerledik. Koridoru geçtiğimizde merdivenden çıkan adam Aras'ın sıkmasıyla yere düştü.
Dediği kadar iyiydi, bunu şimdi daha iyi anlıyordum. Iskalamıyordu, merdivenleri indiğimizde bizim ekipten iki kişi yanımıza geldi "İkisini çıkartın, ekip içeriye girsin" dedi Aras.
Işık'ın durmasıyla ona döndük "Ayağım ağrıyor, yürüyemiyorum" dedi. Kuzey kızın dizini kavrayarak kaldırmasıyla sırtladı. Işık heryeri ters görüyor olmalıydı "Ne yapıyorsun ya?" dedi kızgın bir sesle "Önümüzde ki engelleri kaldırıyorum" dedi Kuzey.
Bu çocuğun tavırları kıza da bıkkınlık getirmiş gibiydi "Kucağınada alabilirdin" dedi ama Kuzey iki polisle yanımızdan gitti.
Aras güldüğünde ona döndüm "Niye gülüyorsun?" dedim. "Sen hâlâ nazlan. Kuzenin deki hız kimsede yok" dedi. "Çok komik" dedim gözlerimi ondan ayırarak.
Aşağıya inerken "Kılıç onları görmesin. Bilirsin kıskanç abi, Kuzey'e sorun çıkartır" dedi. "Gerçi iyi olur" diye mırıldandığını duymadığımı sanmıştı galiba.
Zemin kata geldiğimizde polisler içeri girmiştiler bile. İnsanları tutuklayıp götürülürken bizim yukarıda ki paketleri de almışlardı. Polisler her yere girip çıkarken bize doğru gelen Asır ve Kılıç'a baktım.
Kılıç'ın takma bıyığı yamulmuş, peruğu ise kafasında yarım bir şekildeydi. Asır'ın kravatı yamuk, gömleğinin bir kaç düğmesi kopuktu.
Bu olayda en çok hasarı bu ikili almışa benziyordu.
Gülmemek için kendimi tutmaya çalıştım "Sakın gülme" dedi Asır. Ama bu beni engellemeye yetmedi, kahkahalar içinde ona baktım. Kılıç'a da gülerdim ama mevki olarak benden yüksekte olduğu için hiç riske girmeyi tercih etmedim.
Asır'ın saçı, üstü heryeri dağılmıştı ama çok komikti.
Asır yüzünü astı benim gülmemden dolayı. Kılıç ise hâlâ peruğunu düzeltmeye çalışıyordu.
Aras kulağıma eğildi.
"Konuşmamız gereken şeyler var belki de daha fazlası"
🍁🍁🍁
