İçeriğe geç

KELEPÇE

Bölüm 19 · 24 dk okuma

KELEPÇE

Bölüm 19

19. Bölüm

🍁🍁🍁

Mayışmış gözlerle önümdeki boş bardaklara baktım. Artık her şey bulanıklaşamaya başlarken daha sakindim. Kafam boştu, bu hoşuma gitmişti. Annem, Barış, ihanet, terk ediş... Hiçbiri şuan umrumda değildi.

Midem bulansada takılmadım, önümdeki bardaklarda içecekler vardı, alkol içtiğim için midem bulanıyordu.

Yandaki demirlikte asılı bir çeket vardı, benden önce birisi çıkmış ve unutmuş olmalıydı, benim hemen yanımda demirliğin önünde saksıda çiçek vardı, bu havada hâlâ sağlam ve açmıştı. Toprağı benim yüzümden ıslaktı, kadehlere elim çarpmıştı ve saksıya düşmüştü. Kafamı demirliğe yaklaştırıp aşağı baktığımda arabaya binip gidenler vardı. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama daha geç bile olmamıştı.

"Çağla"

Demirlikten çekip kafamı kapı girişine çevirdim. Aras önce önümdeki bardaklara daha sonra benim mayışmış gözlerime baktı. Sarhoş olduğumu anlamıştı "Naber?" dedim elimi sallayıp başımı omzuma büktüm.

Bu halime gülerken karşımdaki sandalyeyi kendisi için çekti, Ama benim yanıma. "Kafan güzel" dedi yanımdaki sandalyeye otururken. "Sen daha güzelsin" dedim ağızımı yayarak. Sarhoş olmak benlik değildi, sarhoş Çağla pekte sağlıklı değildi.

Sözümle bana döndü ama konuşmak yerine güldü "Çok içmişsin" önümdeki boş bardakları gösterdi. Başımı gelişi güzel salladım. "Seni bu kadar içiren sebep ne?" dediğinde kendimi sandalyeye daha çok yaydım, cevap olarak sadece omuz silktim.

Beni baştan aşağı süzdü ardından yine gözleri gözlerime değdi.

Beyaz gömleğindeki lekeye baktım. Parmağımı lekeye götürüp dokundurdum "Bunu kim yaptı?" o da lekeye baktı "Güzel bir kadın" dedi yarım bir gülüşle.

Kaşlarımı çattım "Ne kadar güzel bir kadın?" yerimden doğrulup kafamı ona yaklaştırdım "Çok, gördüğüm en güzel gözlere sahip" dedi. Başım çoktan ağrımaya başlamışken kendimi garip hissediyordum. Ben çok cabuk sarhoş olurdum.

"O kadına söyle benim gözlerim daha güzel" kafamı ondan ayırıp karşıma baktım o ise bana bakmaya devam ediyordu. "Sen beni seviyordun, ne oldu da başka bir kadına aşık oldun? Hemde üstüne vişne suyu dökücek kadar" hızla ona dönmemle boş bakışlarla bana baktı.

Elini yanağına koydu, parmağı dudağının üzerindeyken onu izledim. Karizmatik bir adamdı, her haraketi dikkatimi çekiyordu. Bu hoşuma hiç gitmiyordu. "En son bana beni sevmediğini söylemiştin" dedi hatırlatma yaparak, ama ben bunu bile hatırlayıp düşünemeyecek bir kafadayım.

Ellerim bana aldığı kolyeye gitti "Ama hediyeni kabul ettim" dedim, gözleri parmaklarımın arasında ki kolyedeydi. "Erkeklerin hepsi aynı. Eğer onların olmadıysa hemen pes edip başka bir kadına gidiyorlar" ellerimi göğsümde birleştirdim. "Sende git başkasını sev. Ben kendi başıma hallederim her şeyi."

"Ben ne Barış, ne de başka biriyim. Ben Aras'ım" dedi.

Dargın bakışlarım ona döndü "Sen... Duydun mu konuşmalarımızı?" kısılan bakışlarım onu görmemi engelliyordu. Mide bulantım gittikçe artıyordu.

Cevap vermedi ama ben bakışlarından anladım "Neyse ben gidiyorum. Sende üstüne vişne suyu döken kızla takıl" sandalyeyi geri çekip ayağa kalktım.

Birkaç adım attım fakat heryer dönüyordu, yer sanki ayaklarımın altında haraket ediyordu. Dengemi kaybettiğimde Aras'ın kucağına düştüm. Ellerim omuzlarından tutarken onun elleri çoktan belimi sarmıştı.

Kemdime gelmek için gözlerimi kısa süre kapattım. Başımı omzundan çektim, kahvelikleri üzerimdeyken elleri belimi hiç bırakmak istemez gibi sıkıca sarılıydı. "Ben sadece seni seviyorum" buğulu bir sesle konuşurken ses tonu daha derindi. Zaten sesi güzeldi şimdi beni etkisine daha fazla alıyordu, bu yakınlık ise dikkatimi dağıtıyordu.

"Neden beni bu kadar çok seviyorsun? Neden ben?" dedim isyan edercesine çıkan sesimle elleri, önüme düşen üstünde dağılan saçlarıma gitti. Saçımı sağ omzumda topladığında beyaz gömleğinin üzerinde dağılmıştı. Sol çıplak omzumda gözleri dolaştı "Bilmiyorum" bunu içtenlikle söylemişti "Bilmiyorum ama beni sana çeken şeyler var. Sesin, bedenin, haraketlerin, sözlerin... Her şeyin hoşuma gidiyor. Sende kimsede hissetmediklerimi hissediyorum" dedi.

"Kalbim ismini haykırırken, yeşil gözlerinde kaybolurken başkası olamaz" artık sesi bir mırıltı gibiydi ama kulağa hoş gelen bir sesi vardı. Midemin bulantısını dahi unuturken güldüm "Ne zamana kadar peşimde koşmaya devam ediceksin?" ellerimi ensesinde birleştirirken yüzümüz daha da yakınlaşmıştı.

"Sonsuza kadar"

Sesi her şeyden emindi ama ben hiçbir şeyden emin olamıyordum. "O zaman sana sonsuzlukta kolay gelsin" dedim kafamın sallandığını düşünsemde sabit olduğunun farkındaydım. Duraklayan gözlerine çevrildim, yutkundu.

"Onun yüzünden mi?" dedi Barış'tan bahsediyordu "Onu hâlâ seviyor musun?" derin bir nefes verdim "O geçmişimde kalmış bir insandan ibaret. Hani olur ya lise arkadaşların olur ama onları görmediğin sürece hatırlamazsın bile. Barış'a karşı hiçbir şey hissetmediğimi biraz önce daha iyi anladım" dedim. Anladımı bilemem ama sustu.

Elimi gözlerime götürüp ovuşturdum "Bizim bir iddia vardı" dediğinde dikkatimi ona vermeye çalıştım elimden geldiğince. "Ee?" hafife alan sesimle gülümsemesi büyüdü "İddiayı ben kazanmıştım, isteğimi daha sonra söyleyeceğim demiştim" diyerek bana hatırlatma da bulundu "Ben dilek cinin miyim? Niye isteğini bana söylüyorsun" yüzsüzce konuşmamla sakinliğini korumaya devam etti "İddiayı ben kazandım ve sen benim bir isteğimi yerine getirecektin" hatırladım mı diye yüzümü yokladı "Ne istiyorsun başkomiser?"

Dilini dudağının üzerinde gezdirdi, yüzünü bana daha fazla yaklaştırdı. Burnum burnuna değdiğinde kahvelikleri dudağıma indi "Hayır" dedim ne istediğini anladım. "Verdiğin sözleri tutmuyor musun sen?" yüzüme düşen saç tutamımı eliyle ağır bir şekilde kulağımın arkasına sıkıştırdı.

"Buna fırsatcılık denir. Sen şuan benim bu durumumdan faydalanıyorsun" işaret parmağımı göğsünün üstüne bastırdım. Yeşil gözlerimi diktiğim kahveliklerden bir tepki bekledim "İstersen ayık olduğunda öpüşelim bana fark etmez" dedi şuğursuzca.

Tı tı ettim, mayışmış sesim gittikçe kısılmışken "Sen bir başkomisersin, komiserinle öpüşmek için bu girdiğin taklalar hiç etik değil" dediğimde elimi tamamen göğsüne dayamıştım. "Şuan emniyette değiliz ve benim senin hakkında hiç etik kurallarım yok" öpmek için dudağıma yaklaştığında yüzümü hafif geri çekerek onu durdurdum.

"Ben sözünü tutan bir kızım bu yüzden kabul ediyorum. En iyisi bu sarhoş kafayla senin isteğini gerçekleştirmek, zaten ayıldığımda hatırlamam. Sende sakın hatırlatma!" dedim onu tehdit edercesine parmağımı ona sallarken parmağımı üç tane görüyordum.

Parmaklarıyla çenemi tutmasıyla sıcaklığını yüzümde hissetmiştim. Dudaklarını dudaklarıma denk getirdiğinde benim bakışlarım gözlerindeydi.

Kalbim çıkıcakmış gibi atarken mide bulantım zirvedeydi. Yutkunmak bile zordu, daha öpüşmeden bu hale gelmiştim. Elleri boynumdan yukarı çıktı, baş parmağı yanaklarımdayken yüzümü sabit tutmak ister gibiydi. Dudaklarını dudağımın kıvrımına bastırdığında göğsündeki elim omuzuna çıktı.

İstemsizce ayağımı haraket ettirdiğimde yırtmaçım açılmış ve bacağım apacık kalmıştı. Dudakları hafifce dudağımın köşesinde dururken kalbim yerinden çıkıcakmış gibi göğsüme baskı uyguluyordu. Kapattığım gözlerimi açtığımda en derin kahveliklerin bana baktığını gördüm. Çekilmek için haraket ettiğimde yüzümde ki eli buna izin vermemişti.

Rüzgarın esintisi daha da kuvvetleşirken ellerim donmuş gibiydi. Beni neden öpmediğini anlamamıştım. Açılmış bacağım esen rüzgarın soğuyla titriyordu, omzundaki elimi boynuna çıkardığımda elimin soğukluğundan olucak ki dudakları yanağımdan ayrıldı.

Bu hoşuna gitmişti, kucağına daha iyi yerleşmek için kalçamı haraket ettirdiğimde belimdeki eli daha aşağı indi.

Kendimi hafif geri çektim. Burnumu burnuna hafifce haraket ettirdiğimde bu kahveliklerin de daha fazla derinliklere sebep olmuştu.

Yüzümdeki elini kalçamın altında çıplak bacağımda hissetmemle gözlerim hafif açtım. Sıcak parmakları bacağımda haraket ederken artık kalbim titriyordu. Eli eteğime gittiğinde açılmış bacağımın üzerine örttü. Üşüdüğümü farketmişti. "Hani şartın öpüşmekti?" dedim.

Aras gülümsedi "Seninle ilk öpüşmemiz senin rızanla olsun istiyorum" gözlerimi kırpıştırdım öylece.

"İddia?" diye mırıldandım "İddia uydun işte, öptüm seni. Yanağından olsada" yutkundum.

Titrek bir nefes verirken içimde ki duyguları anlamlandıramıyordum. Ne o uzaklaşmıştı ne de ben, öylece duruyorduk. "Üşüdüm" diye mırıldandım, gözlerim demirlikte ki çekete kaydı "Çeketi versene" dediğimde kaşları çatıldı "O çeket kimin?" dudaklarımı büzdüm bilmem dercesine.

"Kimin olduğu belli olmayan bir çeketi mi giyeceksin?" dedi ama üşüyordum, sarhoş olmam soğuku hissetmemde biraz iyi olsada ben çok üşüyordum. Neredeyse titreyecek seviyedeyim "Üşüyorum" diye tekrar ettim. "İçeri geçebiliriz?" başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. Bu mide bulantısıyla içeriyi hiç çekemezdim.

"Ben üstüne bir şeyler getiririm" dedi. Elini bacağım altından tutup beni kucağına alarak yanındaki sandalyeye oturttu. O ayağa kalkıp merdivenlere ilerlerken benim başım iyice döner olmuştu, midem bulantılarım iyice artmıştı. Başımı gökyüzüne kaldırdım derin nefesler almaya çalıştım. Geçmiyordu, kendimi çok kötü hissediyordum. Yüzümde aptalca bir gülümseme oluştu, parmaklarımın ucunu dudağımın kıvrımında gezdirdim, kendime gelmeliydim. Mide bulantımı Aras'layken bu kadarını hissetmezken şimdi daha kötü olmuştum. Bir daha kesinlikle sarhoş olmicak ve alkol kullanmicaktım, bugün yaptığım aptallıktan ibaretti.

Ani gelen kusma isteği ile elim karnıma gitti, daha fazla dayanamazken merdivenlere ilerleyip tutunarak indim. Başım dönerken kapıları seçmeye çalışıyordum. Birkaç kapıyı zoraki bir halde açarken sonunda tuvaleti bulmuştum.

Kendimi yere atarcasına bıraktım. Tuvalet kapağını açtığımda artık tutamamıştım, kusarken boğazımın kesildiğini hisseder gibiydim. Kapağı örttüğümde kendimi duvara bıraktım. Biraz iyi gelsede hâlâ dinmeyen baş dönmelerim vardı. Mide bulantılarım artık karın ağrısına dönüyordu.

Karnımda bıçak saplantısı gibi bir ağrı baş gösterdiğinde bir anda öne eğilerek karnımı tuttum. Çığlık atmamak için dişlerimi sıkarken her şey benimle birlikte dönüyor gibiydi.

Kapı tıklandığında Bige'nin sesini duydum "Çağla burada mısın?" derin nefes verdim "Buradayım" diyerek seslendim.

"Kuzey abi seni arıyordu, hiçbir yerde bulamamış. Girmemi ister misin?" duvardan tutunarak ayağa kalktım "Sen aşağı in ben geliceğim" kapının ardında ufak bir sessizlik oluşurken adım sesleri kulağıma gelmişti. Bige giderken ben aynanın karşısına geçtim.

Musluğu açtığımda elimi yıkadım, yüzüme hafif dokunuşlarla ıslatırken kendime gelmeye çalışıyordum. İnsanların içine bu şekilde çıkamazdım. Aynadaki görüntüme baktığım da iyi görünmüyordum. Karnımın ağrısına rağmen dik durdum, saçımı geriye atarken yutkundum. İyiydim, iyi olucaktım.

Işıklar kesildi.

Bir anda heryer karanlığa bürünürken gözlerim etrafda dolaştı, kapıya ilerleyip açtığımda ara koridora ilerledim, heryerde ışıklar gitmişti. Cama yaklaşıp baktığımda villada tamamen ışık yokken aşağı kattan silah sesleri yükseldi. Camdan destek alarak ayakta durmaya çalışırken bahçede haraketlenme olmuştu.

Silah sesleri gittikçe artarken villadan çıkmaya çalışanlar ve korumalar resmen birbirine girmişti.

Bağrış sesleri ve silahın seslerini ayırt etmekte bile zorluk çekerken dengem bir an kayboldu. Merdivenden adım sesleri duyduğumda odalardan birine girip kapıyı aralık bıraktım, yanımda silah yoktu, heryer bulanıktı, karnım ağrıyordu üstüne başımın ağrısı artmaya başlamıştı. Bu durumda elimden hiçbir şey gelmezdi.

Bu karmaşıklığın sebebini bilmezken aşağıda emniyetten gelen polislerin bir şeyler yağıcağına inanmak durumundayım. Elimdeki çantanın içine bakındım işime yarar bir şeyler aradım. Hiçbir şey yoktu.

Telefonumun ekranını açtığımda birkaç bildirim vardı ama o kadar bulanıktı ki her şey adım seslerinin yaklaşmasıyla telefonu çantama bıraktım. Koridoru izlemeye başladığımda beş kişi vardı.

Siyah kıyafetli ellerine silah olan beş kişi. "İkiniz çatıya çıkın diğerleri bu katı arayacak" aralarından birinin sesiyle ikisi çatı katına çıkan merdivenlere yöneldiler.

"Heryeri arayın, sıkıntı çıkaranı vurun" birisi koridora giderken ikisi kalmıştı. Odalardan birinin kapısı açılmasıyla üçümüzünde bakışları oraya kaydı.

Genç bir kız karşısındaki eli silahlı adamlara korkuyla bakarken kaçmayı denedi ama adamlardan biri onu tutarak yere itti.

Kız yüz üstü yere düşerken korku içinde ağlamaya başlamıştı "Ne oluyor? Bırakın beni" kız onlara yarvarırken eğilip topuklularımı çıkardım. Gözlerimi sıkıca yumup açıyordum çünkü görüşüm gittikçe azalıyordu. Çıplak ayaklarımla sessizce odadan çıktım.

Sağ taraftaki adam silahını çıkarıp kıza uzattığında kolunu tutup çevirdim, elimle çenesine yumruk attığımda onu iterek yere düşürdüm. Dengemin bozulması sebebiyle geri geri giderken ayakta durmaya çalışıyordum.

Diğeri hızla bana hamle yapacağı sırada ayağımı kaldırarak bir tekme savurdum, o dengesini kaybederken, kız bağırarak kaçmıştı bile.

Çatı katındaki haraketlenmeden diğerlerininde geliceğini anlamıştım, o kadar da değildi aşağı merdivenden gelen adım sesleri daha fazlaydı. Arada sıkışmıştım, elimi kaldırmak bile zor gelirken düşünmeye çalışıyordum.

Adamın silah tuttuğu elini kavradığımda üst katın merdiveninden inen adama sıktım o yere serilirken dirseğimle karnına vurdum. Kurşunu ona çevirdiğimde karnını isabet alıp vurdum. Üst kattan inen ikinci adam önce durdu. Ayık olmadığımı anlamış gibiydi.

Gözüm onu seçemiyordu, başım çatlıyor gibiydi, karnımdaki baskı hızla artıyordu. Yumruğunu üzerime savurduğunda onu tutmayı başarmıştım ama elimde güç kalmamış gibiydi. Elini benden kurtarabilmişti, hızla karnıma vurmasıyla geri geri adımlar attım. Dengem bozulmuştu.

Bu halim normal değildi, alkolden dolayı olmadığını biliyordum. Başka bir şey vardı ama ne olduğunu bilmiyordum. Yüzümde akan terler beni daha kötü gösteriyordu.

Adamın kafasını tutup çektiğimde dizimle vurdum, beni ittiğinde dengem çok kolay kaybolmuştu. Yerdeki silahı hızla aldığımda ondan önce ben onu vurmuştum.

Benim kurşunum onu vururken başka bir kurşun beni vurmuştu.

Acı bir inleme dudaklarımdan kaçarken, sol elimdeki silah yere düştü. Olduğum yerde dönüyor gibiydim, gözümü net görebilmek için defalarca açıp kapatıyordum. Sol kolumdan akan sıvıyı bedenimde hissedebiliyordum.

Arkamı döndüğümde bir adam silahı bana doğrultuyordu. Haraket edemeyecek bir haldeydim, ona karşı koyabilmem imkansızdı. Aramızda ki mesafeyi kapatamazdım.

Koluma sıktığı yaralarken o ölmemi istediği için silahı kafama doğrulttu. Aramızda ki mesafeyi kapatıp ona sardıramazdım, biliyordum bu halde yere serilmem kaçınılmazdı.

Artık dayanamayarak gözlerimi yumdum. Bir kurşun sesi kulağımda çınladı.

Tuttuğum nefesi verdiğimde vurulmadığımı anlamıştım. Gözlerimi açtığımda karşımdaki iri adam yere yüz üstü düşmüştü.

Onun hemen arkasında elinde ki silahıyla duran Aras'ın bakışları bana döndü. Yerdeki adama baktığımda kafasının ortasında bir delik vardı, kurşunun açtığı bir delik.

Aras yanıma gelip beni kolumdan tuttu dengemi sağlamak isteyerek "Vururmuşsun" daha fazla ayakta duramayacak haldeydim ama biraz daha sabretmeliydim.

Biraz sakinleşmek için bedenimi ona dayadım, göğsüne başımı koyarken eli belimi sardı. Kokusunu içime çektim, bir elim lekeli gömleğinden tutunmak için yumruk yaptım, ellerimi yaka kısmına sardım.

"İyi değilsin"

Sesi tedirgindi "Sadace 20 saniye" mırıldandım "sadece 20 saniyeye ihtiyacım var" dinlenmek için.

"Çağla sen iyi değilsin? Senin yanına emniyetten birini göndereyim. Bu halde duramazsın" dedi. 20 saniye dolduğunda kafamı istemesemde onun bedeninden ayırdım, onun kolu hâlâ belimde sarılıydı, düşmemden korkarcasına.

"Neler oluyor?" yinede bir elimle kolunu kavradım, dengem gittikçe kayboluyordu. "Bilmiyorum bir anda sardırdılar. Belli ki planlı bir sardırı" karanlığın içerisinde merdivenlere baktım "İnsanlar?" dedim tedirginlikle. "Onlar?" sesim titrek çıkmıştı, benim doğum günümde, benim yüzümden. Bunu ben yapmamıştım ama yapan kişiler için bu kutlama iyi vakit olmuştu. Onların eline koz vermiştim, her zaman yaptığım gibi olmalıydım. Doğum günümü bu kadar büyük bir şekilde kutlamakla saçmalamıştım.

Sessiz kalıp bir şey söylemediğinde bakışlarımı karanlığın içerisinde gözlerine çevirdim "Yaralı var" diye mırıldandım "Aşağısı çok karıştı bazıları kaçtı ama... Vurulanlar oldu, villada ki korumalar ve emniyetten gelenler korumaya çalışıyor" dediğinde elimi ondan ayırarak merdivenlere ilerledim.

Aşağıda çok fazla kişi vardı, Kuzey ve Bige'de aşağıdaydı. Aras benim yanımda gelirken düşmemem için hemen yanımdaydı. Elimi öne uzattım, önce uzattığım elime baktı ama ardından silahı bana verdi. Kendisi belinden bir silah daha çıkardığında ikimizde merdivenlerden inmeye hazırdık.

"Yapabilecek misin?" dedi, dışarıdan tahiminimdem daha kötü göründüğümü anlamak zor değildi. Terlemeye başlamıştım, ayaklarım beni kaldırmakta zorlanıyordu.

Ama şuan dayanmalıydım, kendime gelmeliyim. Kolumda bir ağrı hissettiğimde başımı çevirdim, Aras koluma bulduğu bir bezi bağlamıştı, dikkatim dağıldığı için bunu farketmemiştim. Kanamayı azaltmasını umuyordum en azından bir süre.

Başımı hafifce salladım hazır olduğumu söylemek için. "Sırtını bana yasla, birbirimizi koruyalım" merdiven basamaklarını inmeye başlarken sesleri ayırt etmeye çalışıyordum. Merdiven duvar arasında olduğu için etraftan gelebilecek kurşunlar için korunmalıydı.

Basamaklardan biri çıktığında Aras bana bırakmadan sıktı, o yere serilirken ben arkasından gelen adama sıktım. Hâlâ hedeflerimi şaşmamam iyiydi.

Son basamağa geldiğimizde bana yandan baktı beni yoklamak amacıyla. İkimizde kendi tarafımızda ki duvara yaslandık. Aras artık karşımdaydı, duvardan kendimi biraz çıkartıp konuşan iki kişiye sıktım. Benim kurşunumla bu kattakiler bir yerlere saklanmaya başlamışlardı. Kurşunları hedefinde ise biz vardık.

Gözüm çıkış kapısına kaydı, oradada haraketlenme vardı. Aşağı kat doğum gününün kutlandığı salondu, silah sesleri ve çığlık sesleri geliyordu. Aras ve ben aralıklı olarak bedenimizin bir kısmını çıkartarak silah sıkıyorduk.

Aşağıda ki sesler arttığında Aras'a döndüm "Ekip aşağıda, diğerleri de öyle. Ambulans ve polis ekipi yakında burada olur" diyerek bilgi verdi. Bu kattakileri halledip aşağı inmek istiyordum. Bize doğru tutulan silah seslerini bitirdiğimizde ikimizde aynı anda çıktık.

Sırtımızı birbirimize dayayıp, silahlarımızı karşımıza tuttuk, nefes alışlarım gittikçe hızlanıyordu. Sırtım ona dayalıyken başımı hafif omzuma çevirdim "Ben iyi değilim bu yüzden canını bana güvenme" diyerek onu uyardığımda kısık bir gülme sesi duyar gibi oldum "Canım senindir ama kendine dikkat et, ölme! canımı yakma" dedi, yutkundum içtenlikle demişti.

Etrafımıza dikkatli bir şekilde baktık, etraf sessizdi "Temiz" dedi aynı şekilde bu tarafda da kimse yoktu "Temiz" dedim. Yavaşça sırtımız birbirinden ayrılırken yüzlerimizi çevirdik. Onun gözleri hemen beni yokladı "Sen hiç iyi değilsin, gözlerin kızarmış, yüzün beyazlamış. Bunlar içkiden dolayı olamaz" üzerime gelip eliyle yüzüme alnıma dokundu, bu sırada silahı diğer elindeydi.

"Ateşin var, doktora görünmelisin" tedirgin bir tavır takınsada benim gözüm arka koridorda çıkan kişiye takıldı. Bizi gördüğünde silahı doğrultucaktı ki ben daha önce kaldırarak ona sıktım. O yere serilirken Aras silahı doğrulttuğum yere arkasına döndü.

Arkasında ki adamdan bakışlarını bana çevirdi "Can borcumu ödemiş oldum" dedim dengemi kaybedip geriye doğru giderken hemen kolumdan kavrayıp beni tuttu "Senin bana hiçbir borcun yok" dedi bu sözüme kızmıştı. "Sen burada kal, ben aşağıya inerim" dedi başımı hayır anlamında salladım "Çok vakit kaybettik. Gidelim" merdivene inecekken aşağıdan bir kalabalığın sesi geldi.

Aras anında kolumdan tutup beni bir koridora sokarken sırtımı duvara yasladı. Gözlerini merdivene dikerken bende yüzümü omzuma çevirerek görmeye çalıştım. Eli silahlı bir grup merdivenden çıkarken aceleciydiler, hızla çıkış kapısına ilerleyip gittiler. Fazla kalabalıklardı müdahale edememiştik.

Neler olduğunu anlamazken Aras'a döndüm "Gittiler?" diyerek mırıldandım "Bir şeyler dönüyor, aşağı inelim. İnsanların durumuna bakmalıyız" üzerime eğidi bedenini geri çekip giderken benim dayanacak gücüm kalmamıştı.

Elimle duvardan destek alırken elim karnıma gitti, zaman geçtikçe daha çok terliyordum. Gözlerimi yere dikip nefes almaya çalıştım. Aras benim halimi gördüğünde geri dönerek kolumdan tuttu, beni doğrulttu.

Kapanmak üzere olan gözlerimi açarak baktım "Miden bulanıyor mu?" dedi gözleri yüzümde dolaşırken "Evet" dedim nefesimin yettiği kadarıyla. Bir şeyleri anlamış gibiydi ama sustu "Aşağı inebilecek misin?" dediğinde koluna girerek ayakta durmayı başardım. Üstümdeki elbiseye kan bulaşmıştı, kolumdan akan kan bedenimi kırmızıya boyamıştı.

Büyük oranda ağırlığımı Aras'a verirken merdivenleri inmiştik. Dans edip eğlenilen büyük salonda gözüm dolaştı. Şimdi bağrışlar, kanlar yerini almıştı.

Herkes korku içindeyken, bazıları köşeye geçip korku içinde ağlıyordu. Yerde yatan kişilere baktım, vurulmuşlardı. Beyaz elbiseleri kan içinde kalmıştı, onları tanıyan kişiler başlarında ağlayarak yardım istiyordu.

Doğum günüm için mutlulukla gelen, beyazlıklar içinde giyinen kişilerin üzerinde kan vardı. Gözüm etrafı taradığında Bige'yi duvarın önünde gördüm, elinde kan vardı, kendini korumuştu ama onun bu halinden nefret ediyordum. Yanında arkadaşları yer alırken onlarda neler olduğunu anlamadığı belliydi. Bige kanayan koluma bakarken, Kuzey'i göremiyordum.

Polisler şuan sivil dahi olsa insanlara yardım etmeye çalışıyorlardı. Asır bize doğru elinde silahla gelirken Aras yanımdan ayrılarak iki üç adım öne ilerledi.

Asır sıkıntıyla elini başına götürdü "Durum hiç iyi değil, yaralı çok fazla. Ekip gelmek üzeredir" dedi. Kılıç koşar adımlarla Aras'ın yanına gelirken gözünde korku vardı. Yutkundum. İnsanlar artık tamamen bulanıktı, ayağımın altından yer kayıyor gibiydi, canım yanıyordu.

"Kuzey ve Işık'ı kaçırdılar" dedi Kılıç.

Ne bedenim nede gözlerim daha fazla dayanamadı. Bedenim geriye giderken Aras hızla üzerime gelerek elini belime sardı. İsmimi başkalarından duyarken gözüm çoktan zifiri bir karanlıkta kaybolmuştu.

🍁

Sarı yapraklarla dolu olan ağacın altında öylece yere bakıyordum. Yer yepyeşil yaz gibiyken ağaçta sarı yapraklar vardı, ağaçın kısa dalından bir sarı yaprak aldım. tekrar doğrulduğumda bir süre izledim ardından kendime biraz yaklaştırdım "Doğum günüm kana bulandı" fısıltılı sesimle bir anda şiddetli bir rüzgar esti.

Rüzgar saçımı ve kıyafetlerimi uçuştururken ürpertiyle arkama döndüm. Annemi gören gözlerim inanamıyordu, karşımda dikilmiş bana bakıyordu.

"Sen ne yapıyorsun burada?"

Sesim şaşkınlıktan ötürü kısık çıkmıştı "Beni özlemedin mi?" dedi. Sesi zihnimde kaldığı gibiydi, neden karşımdaydı?

Ben cevap vermezken o konuşmaya devam etti "Neden Barış'la seni ayırdığımı sormayacak mısın?" dedi elleri hep yaptığı gibi önde birleşmişti. Dik duruşu hep olduğu gibiydi. Çenesi hafif yukarıdaydı baskınlığını hissettirmek için.

"Geçmişi düşünmek bugünüme ihanet. Sebebini öğrenmek bana hiçbir fayda sağlamayacak, bugünüme odaklanmak en doğrusu" dedim tereddütsüz bir sesle.

Bir şeyler başardığımda yüzünde oluşan küçük tebessüm oluştu "İşte benim kızım, ben hep sana iyi olan şeyleri yaparım bunu sakın unutma" dedi sesi sakin ve bir o kadar öğütleyiciydi.

"O zamanlar küçüktüm, şimdi ise olgunum" dedim yüzümde mimik oynamazken başını omzuna doğru büktü "Sen hep olgun bir kızdın, Bige'nin aksine. Kardeşine sahip çık Çağla" dedi. Alayla güldüm.

Ölmeden önce son cümleleri de yine Bige içindi 'kardeşine sahip çık Çağla' demişti. Ben değil Bige'ydi, ona bir şey olur diye korkuyordu her zaman olduğu gibi.

"Yine Bige, senin tek kızın Bige. O üzülmesin, ona bir şey olmasın, o zarar görmesin. Senin bir kızın daha var" derken sesim istemsiz yükselmişti. Dudakları düz bir çizgi haline alırken "Sesinin tonuna dikkat et!" diyerek beni uyardı. Benim davranışımı sevmediğinde hep bu ses tonu ve yüz ifadesi oluşurdu dudaklarında.

Elimde ki yaprağa kaydı gözleri "Kan" dedi. Bana doğru yaklaştığın da artık tam karşımdaydı. "Üzerinde bir uğursuzluk var" elimde ki yaprağı aldı "Kanla başladı kanla son bulacak" yaprağı avuçlarında ezip parçaladı.

"Sen ailemize girdiğinden beri başımıza getirdiğin kötülükler bitmedi. Bulunduğun yere zarar veriyorsun Çağla, bunu anlayamıyor musun?" elindeki yaprağın parçalarını bıraktı. Parçalar yere düşerek dağılırken elini omzuma koydu.

"Bu günlerini özleyeceğin daha kötü günler gelicek. Zaman sana karşı acımasız, kötülük içerisinde yanan bu mum, eriyene kadar eritmeye devam edicek. Canın gerçekten yandığı zaman yakmaya başlayacaksın. Bir okyanusun içerisindesin ve fırtına koptuğunda tutunabileceğin bir liman kalmayacak " sözleri bir bilmece gibiydi. Ne demek istediğini anlayamıyordum.

"Yaşattıklarını yaşayacaksın. Geçen tek şey zamandır, yaptıkların birgün gelip karşına çıktığında onu eskisi gibi saklayamayacaksın. Unutma saklandığın bir yere bir daha saklanamazsın seni bulurlar" elini omzumdan çekti "Doğum günün kutlu olsun Çağla Arslan" dedi kelimelere bastırarak.

Herkese karşı gelebilirken onların karşısında aciz bir kız gibi hissediyordum. Bana hep baskınlıklarını öğrettiler ve zihnime öyle kazıdılar.

Rüzgarın şiddeti aniden artarken elimle yüzümü koruyup, gözlerimi kapatmak zorunda kalmıştım. Gözlerimi hafifce araladığımda ayağım karın içine batıktı. Etrafıma baktığımda heryer beyazdı, rüzgar soğuk eserken benim dikkatimi çeken ağaçtı.

Ağaçın yaprakları çiçek açmıştı. Karın içinde ağaçın üzerinde çiçekler vardı. İlkbahar ve kış aynı anda yaşanıyordu. Sonbahar ve yaz gitmişti.

Gözlerimi hafifce araladığımda tavandaki ışıklar gözümü alıyordu. Nerede olduğumu anlamak için etrafıma baktım, hastanedeydim, kolumda serum bağlıydı üzerimde ise hastane kıyafeti vardı. Boğazımda acı bir batma hissi vardı. Her şey rüyaydı.

Başım çatlıyormuşcasına ağrırken odada kimse yoktu. Karnıma ani giren can yakıcı ağrıyla olduğum yatakta iki büklüm oldum. Ağzımdan bir inleme kaçarken karnımda anlamlandıramadığım bir ağrı baş göstermişti.

Kapının aralanmasıyla bir doktor başıma dikilmişti "Sakinleştirici vuralım" hemşire bir şeyler yaparken ben acıyla inlemeye devam ettim. Açık kapıdan sesler duyuyordum, sesleri seçemezken gözlerim tekrar o karanlıka esir olmuştu.

🍁

Yeşil gözleri camdan içeriye bakarken ne kadar zaman geçtiğinin farkında değildi Bige. Doğum günü kötü bitmişti, Kuzey ve Işık yoktu, kaçırılmıştı.

Ablasının koluna takılı serumlardan beyaz yüzüne kaydı bakışları, arada yüzünde mimik oynuyordu, canı yanıyordu ama hâlâ uyanık değildi.

Çağla bayıldığında birçok kişi endişelenmişti, bunlar içerisinde en dikkat çeken Aras olmuştu. Polis ve ambulans villaya geldiğinde yaralılar götürülmüştü. Polisler sardırının sebebini araştırırken ekipin hepsi buraya gelmişti.

Miraç olay yeri için çağrılırken, Zehra'yı da laboratuvardan istemişlerdi. Onlar giderken Aras, Asır ve Merve hâlâ Çağla'nın odasının önündeydiler. Bige uzun süre duvara yaslanıp ifadesizce tırnayla oynamıştı, arkadaşlarını ısrarlarına rağmen gitmelerini söylemişti kalabalığı sevmiyordu, ablasıda sevmezdi.

Soruşturmayı Kılıç ilerletirken diğerleri Çağla uyanana kadar olsada burada kalmayı tercih etmişlerdi. Gece yarısını geçerken doktor onlara bilgi vermek için gelmişti. Çağla'nın zehirlendiğini öğrendiklerinde şaşırmışlardı, doktor fazla alkolden zehirlendiğini söylemişti , Bige'nin aklına ilk gelen bunun kimin ve neden olacağı olurken Aras tahminin doğru çıkışıyla endişesi artmıştı.

Öldürücü değil can yakıcıydı. Doktor sindirim yoluyla zehirlendiğini söyledi, Çağla'nın gece aşırı alkol aldığı için olduğunu biliyorlardı ama bu Bige için inandırıcı gelmiyordu. Çağla'nın zehirlenme aşamasına kadar gelecek kadar içmeyeceğini kendini ne olursa olsun kontrol ediceğini bilirdi.

Saatler geçerken Çağla sadece bir kez uyanmıştı ve onda da acı içinde inleyerek, doktor tarafından tekrar uyutulmuştu bu sırada Aras'ın gözleri her an onun üzerindeydi. Asır ona iyi olucağını söylemişti ama Aras'ın canını yakan karşısındaki kadının can çekişmesiydi.

Bige kendisini tekrar duvar köşesine çekerken sessizce izlemeye devam etti. Asır kendine gelen telefonla yanlarından uzaklaştı. Gün doğuyordu, Merve oturduğu sandalyede başını duvara yaslamıştı. Asır geri geldiğinde dikkatleri onun üzerine çevrildi önemli bir şey diyeceği belliydi.

"kamera kayıtlarına ulaşılmış, emniyete geçmemiz gerekiyor" dediğinde Aras "Merve'yle geçin, ben Çağla uyandıktan sonra geçerim" dedi. Merve çantasını aldı "Önce eve geçmem gerekiyor" dedi partideki kıyafetleriyleydi hâlâ herkes gibi.

Asır başıyla onayladı "Size kıyafet getirmemi ister misiniz başkomiserim?" dediğinde Aras "Olur, bana herşeyden haber ver" dedi emin ve yorucu sesi sabahın gün ışıklarına karışıyor gibiydi. Asır ve Merve giderken Bige sessizliğini bozdu "Çağla burada kalman yerine Kuzey'i bulmanı, gitmeni söylerdi" dedi soğuk bir sesle.

Çağla birçok kez kardeşinin ölümden dönüşlerini, ölücek olabileceğini yaşamıştı fakat Bige için bu alışılmış değildi. Ablasının her şeyi çözen, kendinden taviz vermeyen ve her koşulda yaşamayı başaran biri olduğunu beynine o kadar kodlamıştı ki Çağla'nın ağzından kan gelerek Aras'ın koluna yığılması onun tüm gerçeklerini yıkmıştı.

"Şuan bir şey söyleyecek durumda olmadığına göre istediğimi yapabilirim" diyerek cevap verdi Aras ama gözleri hâlâ sevdiği kadındaydı.

Zaman geçtikçe Çağla'nın terlemelerinin artması, kolundan vurulması, canının yandığının bakışlarına vurması, ağzından kan gelerek kollarına yığılması. Aras yorucu bakışlarıyla zihninde her görseli hatırlıyordu ve Çağla'nın hali aklından çıkmıyordu.

Üzerinde ki beyaz gömlekte vişne suyunun lekesi hâlâ dururken gözlerinde varla yok arası bir tebessüm çok kısa yer almıştı. Elini cebinden çıkardığında sarı yaplaklı kolye avuçlarının içindeydi.

Çağla kolyeyi beğenerek takmıştı ama hastanede çıkarılmıştı. Aras kolyeyi almıştı çünkü geri vericekti. Yoğunlaşan hisleriyle camdan İçerisine baktı. Çağla'nın gözleri açılmıştı, tavana bakarken gözlerini sürekli kısıyordu. Aras hemen yerinde doğruldu bu Bige'nin de dikkatini çektiğinde cama yaklaştı "Doktora haber vereceğim" yanından ayrılıp gittiğinde Çağla'nın bakışları cama dönüp kahveliklerle karşılaşmıştı.

Neler olduğunu hatırlamaya çalıştığında pekte hoş olmadığını anımsadı. Doktor odaya girerken yanında bir hemşire vardı, odada yaptığı birkaç muayenenin ardından odadan çıktı "Şuan daha iyi, bu gün hastanede dinlensin, yarın çıkışını yaparız. Geçmiş olsun" doktorun cümlesi bittiğinde Aras beklemeden odaya girdi.

Bakışları beklediği gibi halsiz değil daha keskindi. Üzerine hastane kıyafetleri vardı, yatağa yaklaştığın da hemşirenin odadan çıkmasını bekledi ikiside. Bige onları yalnız bırakmayı tercih ederek koridordan ilerleyip merdivenlerden indi.

Hemşirenin odadan çıkmasıyla ikiside bir süre birbirlerini baktı "bir şey demeyecek misin?" dedi Aras, ondan önce konuşmasını bekleyerek. Çağla nefes verdi "Kimin yaptığını buldunuz mu?" dedi sesinde öfkenin tohumları vardı. "Araştırılıyor" Çağla sözünü kesti "Sen neden buradasın o halde" gözlerini başka yöne çevirdi "Seninde emniyette olman gerekiyordu."

Aras bunun farkındaydı "Senin iyi olduğundan emin olmak istedim" dedi gitmediği için üzgün değildi kalmakta kararlıydı. "Diğerleri çalışıyorlar, bulunacaklar" dediğinde Çağla kaşlarını çattı "Kim bulunacak? Kime ne oldu?" yerinde doğruldu. Bayılmadan öncesi zihninde bulanıktı, kaçırdığı bir şey vardı.

Aras hatırlamadığını anladığında uzatmadan söyledi, karşısında ki kadının inadı belliydi "Kuzey ve Işık sardılırıda kaçırıldı" dedi. Çağla koluna bağlı seruma aldırmadan yatakta doğruldu. Aras dikkat etmesi için üzerine eğilip kollarından tuttu "Sakin ol, kolunda serum var" uyarıyla Çağla kolundaki seruma baktı. dirseğinin üstünde sargı vardı, vurulmuştu."Gitmek istiyorum."

Aras onu yatağa yasladı "Sakin ol, kurşun kolunu sıyırmış önemli bir şey olmadığını söylediler. Alkolden dolayı zehirlenmişsin, bayıldığında hastaneye getirdik. Kuzey'e gelince, onu bulucağız şuan Kılıç soruşturmayı yürütüyor, Asır'da orada. Sen iyi olduğunda gideriz" dediğinde Çağla biraz daha sakinleşmişti "Ben iyiyim gidelim, Kılıç'ın da kardeşi kayıp ne kadar sağlıklı düşünebilir?" dediğinde Aras onu başıyla onayladı.

Çağla sakin kalmaya çalışıyordu, Kuzey'in olmaması üstüne gecede yaralıların olması onu tedirgin ediyordu. Ne kadar yaralı olduğu veya ölenin olup olmadığını sormaktan kaçınıyordu. Cevabı duymak istemiyordu.

Kapı açıldığında Bige elinde bir çantayla odaya girdi. Kendi üstünü değiştirip pantolon ve kazak giymişti "Giymen için kıyafet getirdim" ilerleyip yatağın diğer ucuna geçti, çantayı yatağın üstüne koyup ablasına baktı. Soğuk bakışlarında bir şeyler sezdi. Çağla, Aras'a döndü "Sen hemşireyi çağırır mısın? Ben hazırlanacağım" dedi.

Aras karşısında ki iki kıza baktı ardından daha fazla durmayarak dışarı çıktı. O çıktığında Çağla olduğu yerde doğruldu kısa süre ardından hemşire odaya gelmişti. Kolunda ki serumu çıkarırken Bige öylece izledi sessizce. Onunda aklında Kuzey vardı ama onu bulacak kişi kendisi değildi bunu biliyordu.

Hemşire dışarı çıktığın da elindeki çantayı Çağla'ya uzattı "Zehirlenmişsin hemde alkoldan"

Dedi Bige ama hâlâ bu ihtimale olanak veremiyordu. Ablasıyla uzun zamandır ayrıda olsalar alkolü fazla kaçırmaması gerektiğini bilirdi, Çağla içmezdi bu gece içmesi ayrı bir soru işaretide olsa da zehirlenicek hâlâ gelemezdi.

Çağla başını iki yana salladı bu ihtimali yok ederek "Alkolden zehirlenmedim" Bige beklediği cevabı almıştı. Ellerini göğsünde birleştirdi "Doktor öyle söyledi" dediğinde Çağla yataktan kalktı "İnandın mı?" dedi eli çantaya gittiğinde fermuarını açtı "İnanmadım ama belli ki herkesi inandırmayı başardı" dedi Bige.

İkiside bu zehirlenmenin alkolden olmadığını biliyordu, başka bir şey vardı "Alkolün hepsini içmedim, zaten birkaç kadehde sarhoş oldum, kadehlerden bazılarına yanlışlıkla elim çarptı ve döküldüler, zehirlenicek kadar içmedim" Çağla bir tarafdan konuşurken Bige düşüncelere daldı.

Çağla üstünde ki hastane önlüğünü kolunun sızlamasına rağmen tek seferde çıkarıp iç çamaşırlarıyla kaldı "Belki de gerçektende alkolden dolayı zehirlendin" dedi Bige.

Bir yandan karşısında ki ablasına bakarak. Çağla çantadan pantolon çıkararak giyinmeye başladı "Birinin zehir kattığını mı düşünüyorsun?" dedi Bige'nin düşünceli bakışlarına bakarak."Kim? Ve neden yapsın?" dedi.

Uzun zaman sonra gerçekten konuşuyorlardı. Çağla bir süre bu olayı kimseye söylemek istemiyordu belli ki doktorda birşeyler biliyordu, yalan söyleyip dosyaları değiştirmiş olmalıydı. Bige'nin bilmesi ona yardımcı olucaktı, zaten kardeşinin gözünden bu detay kaçmamıştı.

"Bilmiyorum, bunu öğreneceğiz. Önce Kuzey abiyi bulalım bu süreçte bir şeyler öğrenmeye çalışırız. Kim yapıyorsa gizlice yapıyor, sence baskın yapanlar mı yaptı, yani seni zehirleyip işlerini kolaya almak istemiş olabilirler" Çağla üstüne bluzu giyerken canı yanmıştı ama aldırmadı.

"Bunu onları bulduğumuzda öğreneceğiz" çeketi üstüne geçirdi Çağla. "Amcamlar emniyetteler, senin durumunu söyletmedim" dedi Bige yatağın etrafını dolanarak kapıya ilerledi. "İyi yapmışsın birde beni düşünmek zorunda kalmasınlar" Çağla ayağına botunu giydikten sonra telefonunu eline aldı.

Aras'tan gelen mesaja baktığında, onları aşağıda arabada beklediği yazıyordu. Bige odadan önce çıkarken ardından Çağla çıktı, ikisi koridordan yan yana gidiyorlardı.

"fiziğini geliştirmişsin"

Bige yan bir bakışla Çağla'yı süzdü. Kardeşinin bu bakışlarına "Sapık" dedi yüzünde istemsiz bir tebessüm olurken Bige öylemi dercesine baktı "Önümde soyunan sensin, baktığım için ben suçlu değilim" diyerek omuz silkti. İkiside birbirleriyle atışmayı özlemiştiler ama bunu çaktırmıyorlardı.

Boş asansöre geçtiklerimde Bige "Arsız olan sensin, kafana göre soyunuyorsun" diye mırıldandı. Çağla omzuyla Bige'yi hafif vurdu "Bende olan her şeyden sendede var, neden utanayım" dedi onunla uğraşmaya devam ederek. Bige gözlerini kaçırırırken yanakları kızarmıştı bile "Sen iyice arsız olmuşsun, uzak dur benden" diyerek arasına mesafe koydu. Çağla bu haline dayanamayıp küçük bir kahkaha attı.

Bige'nin her şeyi yapıp bu konuda utanması Çağla'ya eğlence çıkarmıştı. Asansör açıldığında hastane çıkışına ilerlediler, hayat olduğu yerden devam ederken yaşananlar soğuk bir rüzgar gibi yüzlerine vurdu.

Hastaneden çıktıklarında araçların olduğu yere ilerlediler. Az önceki hallerinden eser yoktu, ikiside olanların ağırlığıyla ilerlerken Çağla'nın kısa süredir dağılmış kafası tekrardan soruları ve olanları hatırlatmıştı.

Aracın yanına geldiklerinde Çağla öne binde, Bige ise arkaya geçti. Çağla bir sızıyla eli sol koluna gitti aynı şekilde Aras'ın gözleride. "Kolunu zorlama" arabayı çalıştırırken Çağla kemeri sağ eliyle tuttu. Kemeri girdirmekte zorlandığında Aras onun elinde ki kemeri tutup taktı. Çağla ona baktı Aras'ın bakışlarıyla.

Bige sessizce ikisi arasında ki bakışmayı izledi. Yola çıktıklarında "Bir haber var mı?" dedi Çağla, geceden bahsetmek istemiyordu, içinde istemsiz bir suçluluk duygusu vardı belli etmesede.

Aras aklındaki düşünceleri bir kenara koyarken ciddileşti "Kimin yaptığını bulduk" dediğinde ikisininde bakışları Aras'a çevrildi. Bu Çağla'da kısa sürelik bir mutluluk verirken Aras sessizliğini bozdu.

"Ela yaptırmış, Ela Kanlı. Sizin aranıza başka bir soy isimle sızmış. Bir yıl önce abisi Turgut Kanlı'yı uyuşturucu kaçakcılığından operasyonla yakalamıştık. Ailesi güçlü bir aile. İntikam istemiş olmalılar"

Çağla elini yüzüne götürdü, bu ayrıntıyı kaçırmamalıydı. Ela'nın haraketlerindeki gariplikleri farketmişti. Üstünde durmalıydı işte bu Çağla'da bir pişmanlık oluşturmuştu.

🍁🍁🍁

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.