İçeriğe geç

KELEPÇE

Bölüm 18 · 28 dk okuma

KELEPÇE

Bölüm 18

18. Bölüm

🍁🍁🍁

Küçükken ailesinin istediği gibi biri olmak isteyen bir kız. Şimdi ise kendi ayaklarının üzerinde durabilmek için çabalayan kadın. İlk çocuk, abla, kuzen, arkadaş, komiser ve niceleri, benim için söylenen tabirler. Peki benim kendime karşı tabirim neydi?

Küçükken doğum günlerimde babamın evde olması, ailemin yanımda olması, pasta kesmek ve pastanın üzerindeki sayının gittikçe artması, büyümüş olmak beni mutlu eden şeylerdi.

Şimdi ise ailem yanımda değildi, hepimiz bir buluttan çıkan yağmur damlaları gibi dağılmıştık. Pasta kesmek artık bana zevk vermiyordu. Pastanın üstündeki o sayı büyümeye devam ediyordu ama bu beni mutlu etmiyordu.

25 yaşındayım. İçimden birkaç kez tekrar ettim, kulağa garip geliyordu, 24'e alışmıştım, 25 çok yabancıydı.

Doğum günümde yaşımın iyi geçmesi bana iyi şeyler getirmesini isterdim ama pekte iyi bir şey getirdiği söylenemezdi. Hatta her yaşıma girdiğimde bana büyük bir sürpriz olan kötülükler karşıma çıkıyordu. Yinede umuyorum, güzel şeyler olsun.

Bana hiç heyecan vermeyen bu doğum günüm Kuzey için büyük bir mutluluktu. Sabahtan beri beni durmadan bir taraflara çekiştiriyordu ve bu artık can sıkıcı olmaya başlamıştı. Telefon ekranını kaçıncı kez açtığımı bilmeden tekrardan açtım ama hâlâ mesaj yoktu. Babamın burada olmicağını biliyordum ama en azından bir mesaj veya aramasını bekliyordum.

Unutmuş olabilirmiydi?

Olabilirdi aslında. Annem öldükten sonra ailecek bir daha doğum günü kutlanmamıştık, unutmuş olabilirdi.

"Telefonu bırak" Kuzey'e ters bakışlar atarken, durmadan üzerimde ölçü alan kadına bıkkınlıkla baktım. Kuzey özel yaptırdığı elbise için beni uğraştırıp duruyordu.

Gözüm dağılmış olan evimde ve etrafda dolaşan insanlara takıldı. Daha elbiseyi görememiştim ama iki saattir üzerimde ölçü alıp duruyorlardı "Bitmedi mi?" dedim artık gerçekten bıkmıştım. "Ne kadar konuştun yaa bırak insanlar işine baksın" dedi Kuzey. Gözüm çalışanlara gitti, fazla kalabalıklardı, bu kadarına gerek yoktu. "Ee sen ne zaman hazırlanacaksın?" dedim kendimce zamanın geçmesini bekliyordum "Siz hazırlanın ben daha sonra hazırlanırım" dedi.

"Siz derken?" dedim göz kırparak ama çalan telefonunu açıp balkona ilerledi. Bu çalan telefon kaçıncıydı artık sayamıyordum. Kuzey'i bıraksam neler yapabileceğini tahmin bile edemiyordum ama beni tanıdığı için ve elimde kalmamak için partiyi abartmiyacağını biliyordum.

Yanımdaki kadın gittiğinde resmen derin bir nefes aldım ama bir anda başka birisi elinde saç modellerin olduğu bir dergiyle geldi.

Dergiyi önüme uzattı "Sizce hangisini yapalım?" içinde çeşit çeşit saç modelleri olan dergiye göz ucuyla baktım, içinde birkaç sayfa çevirdim ama hoşuma gitmemişti "Bunlar güzel değil" dedim. Biraz paravatsızca olmuştu ama öyleydi.

Kızın yüzünde gülümseme hiç bozulmadı "Neyse zaten Kuzey Bey bize yapıcağımız modeli söylemişti" diyip yanımdan uzaklaştı. Madem söylemişti niye soruyorsun? Kuzey'in çalışanlarıda kendi gibiydi.

Kuzey geri döndüğünde gözlerini etrafta gezdirdi, hiçbir şeyin eksizsiz olmasını istediğinin farkındaydım. Kapı çaldığında gitmek için adım atmıştım ki başka birisi açtı.

Kapıda Bige'yi gördüğümde biraz şaşırmıştım. Kapı açıldığında birkaç adımla içerdeydi, içeriye baktığı gibi göz gezdirdi. Hoşuna gitmemiş gibi yüzünü kırıştırdı "Ben gidiyorum" diyip geri dönmüştü ki çalışanın kapıyı Kuzey'in sözüyle kapatmasıyla durmak zorunda kalmıştı. Bu durumun can sıkıcı olduğunun farkındaydım ama madem ben çekiyordum onunda çekmesinin hiç bir sakıncası yoktu.

"Ezgi Hanım, bu ufaklığıda alalım, hazırlansın" diyerek saatlerdir ortada dikilip insanlara emir yağdıran kadına döndü. Bige üstüne baktı "Ben böyle iyim" dedi, pantolonu ve kazağıyla mutlu olduğu belliydi.

"Kaçamazsın!" dedim gülerek, birazda onunla uğraşmalıydılar "Ezgi Hanım alalım küçük hanımı" diyerek Bige'yi gösterdim.

Bige'nin etrafında çalışanlar sarmaya başladığında Bige umut edercesine bana baktı ama hiçbir şey yapmayacaktım. "Sanki Çağla evleniyor niye bu kadar büyüttün?" dedi bıkkın bir ses tonuyla. Kuzey yüzünü buruşturdu "Çağla'nın düğünü mü? Bir kere o kutlanıcak bir şey değil! Ama doğum günü kutlanılması gereken bir şey."

Bige yarım gülüşüyle "Sen Çağla'nın düğününde yas tutarsın eminim" dedi, Kuzey omuz silkti "Sen ne yapardın?" dediğinde Bige gerçektende düşündü "Çağla evlendiğinde mi?" diye mırıldandı bunu hiç düşünmediği için şimdi düşünmeye başlamıştı.

Kuzey "Öyle söyleme. Manifestleme şimdi!" diyerek uyardı ama Bige hâlâ bu ihtimali düşünüyordu bakışları bana döndü "Evlenmeyi düşünmüyorsun değil mi?" dedi. içinde biraz korku karışmış gibi hissetmiştim.

"Saçmalamayı kesin, şu hazırlık bitsin ve insanlar evimden gitsin" dediğimde çalışanların hiçbiri üstüne alınmamıştı, gerçektende kendi gibi çalışan bulmuştu Kuzey.

Telefonuma gelen mesajla dikkatimi onların üstünden çektim.

Aras: büyük bir hazırlık var.

Doğum günün için.

Eve girip çıkanın haddi hesabı olmayınca böyle oluyordu.

Çağla: sen gelicek misin?

Bunu istemsizce merak etmiştim. Aramızda geçenlerden sonra yanlış anlaşılmasını istemiyordum. Mesajı geri çekmek için girdiğimde yeni bir mesaj vardı.

Aras: gelmemi ister misin?

Tabi ya, cevap vermek yerine bana kelime oyunu oynuyordu? 'sen bilirsin' yazdım ama fazla kaba kaldığı için sildim. Kısa bir düşünmemin ardından yazdım.

Çağla: ekip orda olucaktır.

Ekibin olacağını bilmiyordum ama yinede aklıma başka bir şey gelmemişti. Kapının yine çalmasıyla telefonumu sehpaya koydum. Çalışan kapıyı açtığında gelen Ela'ydı.

Yüzünde büyük bir tebessüm yer alırken üstünde şık beyaz bedenine yapışan elbise ayak bileklerine kadar geliyordu, pahalı olduğunu düşündüğüm ince bir kolye ve ince topuklusuylaydı. Saçını yarım bir örgü yapmıştı buda ona yakışmıştı.

Eve girdiğinde önce Kuzey'in yanına geçti, bakışlarını bana çevirde "Siz daha hazır değilsiniz? İnsanlar gitmeye bile başladı" dedi. Kuzey çalışanlara döndü "Kızları hazırlayın artık" diyerek onların hızlanmasını sağladı.

Kuzey "Hadi gidin elbiselerinizi giyin" dediğinde Bige "Cidden elbise mi? Ben giymem" diyerek mızmızlanmaya başladı "İtiraz yok git giy!" diyerek Kuzey uyardı ama Bige tekrar konuşacakken onu susturdu.

Onları bırakıp odama geçtiğimde, yatağın üstünde siyah bir elbise gözüme çarpmıştı. Elbiseye baktığımda bele kadar ince, belden aşağıysa kat kat iniyordu. Boyun ve kol kısmı açıktı. Uzun yırtmaçı ve göğüs kısmının dik olması elbiseyi iddialı göstermişti. Uzun elbiseyi elime aldığımda hoşuma gitmişti.

***

Aynada kendime bakarken bir tarafdanda Ela yanımda aynadan bana bakıyordu "Çok güzel oldun" hayran çıkan sesi sözlerini tasdikliyordu. Saçımı geriye attığımda boş olan boynum tamamen açılmıştı. Elimle elbisenin eteğini geri ittim, yere değen etekleri topuklular olmasa ayağıma dolanırdı.

"Kolyeyi takmicağınızdan emin misiniz Çağla hanım?" elindeki kolyeyle bana bakan kadına döndüm "Hayır takmicağım" diyerek sözümü yineledim. Bu hali daha çok hoşuma gidiyordu.

"Hayır saçımı yaptırmayacağım" Bige'nin bağrışlarıyla aynadan uzaklaştım. Bige üstünde dizine gelen siyah belden aşağısı bol elbise ve sade topuklularla odadan kaçar gibi çıktı. Benim yanıma geldiğinde arkasından gelen kadını uzun eldiveni takılı olan eliyle gösterdi "Şu kadına söyler misin saçıma dokunmasın, makyaj yaptırdım işte daha ne istiyor" diyerek bana şikayet etti. Kadına döndüm "Saçı yapılmayacak" dedim. Bige'nin saçıda benim saçlarım gibi açık kalmıştı.

"Doğum günün ne zaman biter, şunlardan kurtulmak istiyorum" diyerek mırıldandı. Dönüp ona baktığımda ne kadar da güzel olduğunu farkettim. Gerçekten de büyümüştü ve genç kız olmuştu, bir daha ki doğum günü onun 18 olması için olucağı belliydi. Bige benim zihnimde çocuk olarak kaldığı için büyümüş olması bana garip geliyordu.

Bige yan bakışlarla beni baştan aşağı süzdü "Ben daha güzelim" diyerek gözünü kaçırdı küçük bir kız gibi. Belki de hâlâ çocuktu. Ben bu haline gülerken Kuzey salona teşrif etmişti "Kızlar şuan dünyanın en yakışıklı erkeğiyle karşı karşıyasınız. Sakın unutmayın karşınıza kim çıkarsa çıksın hiçbiri Kuzey Arslan olamaz" diyerek bize alttan laf sokmayı eksik etmemişti. Siyah gömleği ve ona uyumlu siyah pantolonuyla o da siyah giyinmişti.

Hepimiz için siyah seçmiş olması dikkatimden kaçmamıştı. Ela öne atıldı "Çok yakışıklı olmuşsun sevgilim" dedi ardından telefonu çaldığında bize döndü "Buna bakmam gerekiyor" diyerek yanımızdan ayrıldı. gözlerimi ondan çektiğimde Bige'nin de Ela'nın arkasından baktığını farkettim.

Kuzey telefonunu çalışanlardan birine vererek Bige'yle aramıza geldi. İkimizinde belini sardığında bizde ona eşlik ederek poz verdik "Kuzey diyelim" dedi kolumla dürtmemle sustu.

Birkaç fotoğraf çekilmemizin ardından aramızdan çekilerek Bige'yle çekilmemizi istedi. Bige bana bakarken ben aramızdaki mesafeyi kapatarak poz verdim. Bige'de bana uyum sağlamaya çalışırken gülmeden edememiştim. İkimizinde kendimizi tutamamış olması, fotoğraf karesine komik ama güzel bir görüntüye sebep olmuştu.

Ela'da yanımıza geldiğinde Kuzey çalışanlara döndü "Bugünlük bu kadardı herkese teşekkür ederim" bakışları bize döndü "Artık gidelim geç kalıcağız" çantama anahtarı ve telefonumu koyup evden çıktım. Diğerleride çıkarken ben kendi arabama ilerledim. "Çağla benimle geliyorsun" Kuzey'in beni durdurmasıyla ona döndüm.

"Yeri bilmiyorsun gel hadi" dediğinde "Sen önden git ben seni takip ederim" dedim ama kabul etmedi. Ön kapıyı benim için açtı "Buyurun hanımefendi" dedi eliyle göstererek.

Kuzey'in yeni aldığı siyah BMW ye binerken Bige ve Ela arkaya geçmişlerdi. Kuzey şoför koltuğuna geçtiğinde arabayı çalıştırdı. "Doğum günüme kimleri çağırdın? Umarım kalabalık değildir" dedim.

Ela kıkırdadığında başımı arkaya çevirdim. "Liste baya kalabalık duryordu" dediğinde Ela'dan gözlerimi ayırıp Kuzey'e döndüm "Liste mi yaptın?" dedim hafif şaşkınlıkla. "Ne var? doğum günü için benden bir liste istediler, ona göre içeri alıcaklar" diyerek bir açıklamada bulundu.

Başımı yola çevirip telefonu elime aldım, Kuzey'in beni etiketlediği bir hikaye vardı. Hikayeye girdiğimde ben, Bige ve Kuzey'in beraber evde çekildiğimiz fotoğraf olduğunu gördüm. Ne ara paylaşmıştı bunu. Kuzey'in hesabından çıktığımda Zehra'nın Merve'yle attığı paylaşıma baktım. Üstünde beyaz mini bir elbise varken, Merve'nin üstünde beyaz şık bir tulum vardı.

"Geldik"

Telefondan başımı kaldırdığımda Büyük demir kapı görevliler tarafından açılmıştı. Kuzey arabayı içeri sürdüğünde etrafta araçlar park halindeydi. Birçok noktada korumalar varken benim gözüme kenarda duran Ela'nın korumaları

takılmıştı.

Karşımdaki büyük villayı incelediğimde camlarda görünen kişilerin eğlendiği belliydi. "Bu villa baya büyük" dedi Bige. "Saray kiralasaydın?" dedim hoşnutsuz bir tavırla "Hangisi? Çırağan sarayı mı?" diye sordu Kuzey.

Şaşkın bakışlarım ona döndü "Merak etme seni tanıyorum bu yüzden bu villayı kiraladım, istediğimiz kadar eğlenebiliriz" dedi. "Ondan dolayı saray yavrusu seçtin" diyerek Bige iğneledi.

Kapılar takım elbiseli adamlar tarafından açıldığında arabadan indik. Ela "Siz geçin ben daha sonra geliceğim" diyerek korumalarına doğru ilerledi. Kuzey artık Ela'yı o kadar çok takmıyor gibime geliyordu, yakında ilişkileri biterdi.

Uzun eteğimin yırtmaçını elimle düzelttim, Bige sağ tarafıma geçti "Birkaç arkadaşımı davet etmiştim" dedi gözleri hâlâ villadayken "Sorun yok" diye mırıldandım.

Kuzey yanımıza geldiğinde "Hadi geçelim" dedi hava iyice kararırken gözlerim Ela'yı aradı. Bugün fazla tedirgindi. "Çağla" Kuzey'in sesiyle önüme döndüm, villanın merdivenlerini çıkarken Bige'ye baktım ellerini ardı ardına yumruk yapıyordu. Uzun zaman sonra kalabalığın içine girdiği için tedirgin olmuştu.

Villaya girdiğimizde Kuzey bizi aşağı inen merdivene yönlendirdi. Aşağıdan müzik sesleri yukarıya çıkıyordu. Bu katın ilerisi büyük bir salon olurken yukarı çıkan bir merdiven vardı. Ev pahalı ve şık dekorasyon edilmişti. Topuklu ayakkabılarımdan çıkan tok sesler kulağıma ulaşırken merdivenleri bitirmiştik.

Büyük alanda gözüme çarpan ilk şey insalar olmuştu, herkesin kombini beyazdı, hepsi beyaz giyinmişti, sadece biz siyah giyinmiştik. Bu Kuzey'in işiydi kesinlikle.

Salonda müzik sesleri yükselirken insanlar içmeye başlamıştı bile, beklediğimden daha büyük bir kalabalıkla karşılaştığım için hoşnutsuz olmuştum ama Bige'ye döndüğümde tedirginliği daha çok artmışa benziyordu. Tedavisi iyiye giderken bir krizle karşılaşmak istemiyordum.

Ellerini soğuk elimle tuttuğumda bakışları kalabalıktan bana çevrildi "İstersen biraz hava al" dedim ona yaklaşarak "Hayır iyim" dedi ama bunu bile zor söylemişti. Etrafta gözleri dolaştığında aradığını bulamamış gibiydi, arkadaşları daha gelmemiş olmalıydı.

Masalara baktığımda ince uzun ve beyazlardı. Oturacak sadece bar kenarlarında ki sandalyelar vardı, onun dışında başka bir yer yoktu.

Masalardan birine geldiğimizde etrafı daha fazla inceleyebiliyordum. Arka köşedeki masaya baktığımda ekibin orda olduğunu gördüm; Zehra, Merve, Asır, Miraç. Başka bir masada ise Kılıç ile Işık vardı. Anlaşılan ayrı masalarda olmayı seçmişlerdi.

Aralarında Aras yoktu. Gözlerim etrafta dolaşırken onu görememiştim gelmemişti galiba.

"Ben bir arkadaşların yanına geçiyorum sizde eğlenin" Kuzey öğütünü verdikten sonra yanımızdan ayrıldı. Masaya gelen garsondan alkolsüz içecekleri Bige'ye ve kendime aldım.

Alkol tüketmiyordum, bana pek iyi sonuçlar doğurmuyordu. Bige'nin ise içmesini istemiyordum ama içip içmediğini bilmiyordum.

"Arkadaşların gelmemiş mi?" dedim aramızda bir sohbetin oluşmasını istiyordum "Hayır daha gelmemişler" dedi önündeki bardaktan bir yudum alarak.

"Doğum günün kutlu olsun" kulağımın dibinde bağırmasıyla yanımıza gelen Elif ve Aydan'a döndüm. Elif bana sarılırken ardından Aydan sarıldı.

Elif ve Aydan'la gittiğimiz bir tatilde tanışmıştık anlaşılan Kuzey onları çağırmayı unutmamıştı. Elif Bige'ye döndü "Kardeşim" dediğimde dudakları yapmacık bir şaşkınlıkla açıldı "Kardeşin olduğunu bilmiyordum" Aydan'ın gözleri Bige'yi baştan aşağı süzdü.

Bige önündeki masaya eğildi "O zaman tanışalım ben Bige" dedi endişelerini yok ederek sert bakışlarını onlara çevirdi. İkiside Bige'nin demek istediğini anlayarak yanımızdan ayrıldı. Onların eziklemeye çalışmasının Bige'nin susucağını sanmışlardı. Bu iki kızı zaten sevmezdim.

Çalan müzik değişirken ekip masaya gelmişti. Sırasıyla bana sarıldıktan sonra doğum günümü kutladılar. Asır "Gittikçe yaşlanıyorsun Ah Çağla" dedi anlaşılan biraz benimle uğraşmak istiyordu. Miraç cevap verme lütfunu bana bırakmadan kendisi konuştu "neyse ki 25 yaşına giriyor, 27 değil" dedi imayla Asır'a bakarak. Miraç'ın hemen yanında duran Zehra dirseğiyle onu dürterek kulağına bir şeyler söyledi 'Asır komiserimle uğraşmayı bırak' diyerek uyarmış olmalıydı. Merve ise sakınmadan güldü. Zehra ve Miraç mesleki kademelerden dolayı olmalı ki biza karşı daha dikkatli ve saygılı davranmaya çalışıyordu.

Tabi ki Miraç'ın yürek yemişcesine Asır'la uğraşmasını saymassak. Ama özellikle Aras'ın yanında davranışlarına dikkat ediyordu, göze batmamak için.

Merve'nin gözü Bige'nin üzerinde gidip gelirken sonunda sormaya karar vermiş olucak ki bana döndü "Bizi tanıştırmadın? Hanımefendi kim?" dedi böylelikle diğerlerinin dikkatide onun üzerine çevrilmişti.

Sağımda duran Bige'ye bakışlarımı çevirdim "Bige, benim kızkardeşim" dediğimde Bige'nin bakışları anlık olarak bana dönmüştü. Kısa süren şaşkınlığını atlatmış olucak ki diğerlerine döndü "Memnun oldum" yüzüne sahte ama bir o kadar gerçek duran gülümsemesini takındı.

"Kardeşin olduğunu bilmiyordum" dedi Zehra "Tanıştığımıza sevindim" diyerek ekledi Merve. Miraç başını hafif sallarken Asır bana döndü "Ben senin bir kızkardeşin olduğunu bilmiyordum. Yani kafadan birazcık kırık olan kuzenini biliyordum ama" dedi. Bige'yi bilmemesi sorunmuş gibi bana baktı "Kuzeni neden kafadan kırık?" diye Miraç sorduğunda bende takıldığım bu noktayla Asır'a döndüm.

Asır konuyu değiştirmek ister gibi "Üzerindeki arabalara baktımda ondan söylemiştim neyse ben ne diyordum? Ah Aras başkomiserim kardeşini biliyor mu?" dedi benden önce Bige cevap verdi "Başkomiserinizle tanışmıştım" dediğinde Asır şaşkınlık ve büyük bir kinaye ile bana baktı "Yani başkomiserim böyle bir şeyi biliyor ama ben bilmiyorum, iyi öyle olsun" masaya koyduğu direğine çenesini yaslayıp kafasını etrafa çevirdi.

Kaşlarım çatık bir şekilde ona baktım aynı şekilde Bige'de olanları anlamamıştı ama Merve göz devirmişti neler olduğunu anlamış gibi. "Niye buna bu kadar takıldın?" dediğimde hızla bana döndü "Biz senle arkadaş değil miyiz Çağla? Sen beni arkadaş olarak görmüyor musun?" diyerek sitemle baktı bana.

Merve Asır'ın kolunu tuttu "Ne yapıyorsun?" diyerek onu uyardı ama Asır kolunu Merve'nin elinden kurtardı "Öyleyiz ama..." dediğimde bana döndü "Ama ne? Madem kardeşin var bana niye söylemiyorsun ki? Arkadaşlar birbirinden hiçbir şey saklamaz!" diyerek sitemle bakışlarını başka yöne çevirdi.

Diğerleri bu konunun üzerinde durmayarak sohbete devam ederken Bige bana döndü "Ben arkadaşlarımın yanına gidiyorum" dedi ve yanımdan uzaklaşarak büyük salonun en köşesindeki masaya ilerledi.

Masaya göz gezdirdiğimde yirmilerinde beş kişi vardı. Dört erkek ve kıvırcık bir kız. İki erkek kendi aralarında tartışıyor gibi görünüyordu, diğer iki erkek ise sohbet ediyor ve gülüyorlardı. Beyaz ince askılı önü kısa arkası ise daha uzun olan bir elbise giymişti, kız etrafa ve insanlara bakıyor onları inceliyordu. Tartışanlardan saçı asker tıraşlı olan çocuk ikide bir bakışlarını kıza kaydırıyor ve onu izliyordu.

"Çağla" ismimi duymamla bakışlarımı onların üzerinden çekip önüme döndüm, Kuzey'in bizim masaya geçtiğini farketmemiştim. Asır'la derin bir sohbetin içerisindeydiler. "Sence saçım bozulmuş mu?" diyerek bana döndü Zehra, saçına baktığımda iyi duruyordu "İyi aslında" dedim ama bu yeterli gelmemiş olucak ki Merve'ye döndü "Tuvalete gidelim, saçımı düzeltmem gerekiyor" dedi ardından bana döndü "Sen gelicek misin?" başımı hayır anlamında sağ sola salladım "ben burda kalsam daha iyi" dedim.

İkisi yanımızdan ayrıldıktan sonra ben yine Bige'nin olduğu masaya baktım ve farkettiğim şeyle gözlerimi masaya diktim. Bige'nin yanında duran siyah gözlü çocuğun boynunda örümcek dövmesi vardı. Kliniğe gittiğimde gözüme çarpan çocuktu ve o Bige'nin arkadaşıymış.

Bige arkadaş canlısı biri değildi, eğer arkadaşı varsada onun gibi tekin değillerdi. Bu yüzden özelliklede böyle bir gecede onları daha iyi izleyecektim. Bir sorun istemiyordum, bu gece zengin bilinmiş çokca kişi olduğu gibi emniyetten gelen çok fazla poliste bu gece buradaydı.

Şarkı sustuğunda önüme döndüm, keman eşliğinde romantik bir müzik çalınmaya başladığında Miraç fırsatı kaçırmayarak Zehra'ya döndü "Benimle dans eder misin?" diyerek elini Zehra'ya uzattı. Zehra tatlı bir tebessümle elini tuttu ve ikiside dans etmek için ortaya ilerledi.

Kuzey ve Asır derin bir araba sohbetine girdiği için baya dalmış gibiydiler, Asır ve Kuzey'in ortak bir noktasının olması ilginç olduğu kadar güzeldi de.

Birçok çift dans etmek için ortaya ilerlerken etrafa bembeyaz bir görüntü oluşmuştu. Tatlı ve saf bir görüntüye sebep olan bu beyazlığın içinde benim dikkatimi çeken salonun girişinde etrafa bakan Aras oldu.

Üstünde beyaz bir gömlek varken, altında siyah bir pantolon vardı, gözleri etrafta dolaşırken ekibi arıyor olmalıydı. Ekibten birilerini ve emniyetten birkaç kişiyi gördükten sonra gözleri yine bir arayış İçerisine girdi. Benim yeşilliklerimle buluşan gözleri benim üzerimde durduğunda beni baştan aşağı süzdü. Durduğu yerden haraket ederek bana doğru gelirken gözlerini üzerimden çekmedi aynı şekilde bende ona bakmaya devam ettim.

Dudakları hallice yukarı kıvrılırken adımları bana yaklaşıyordu ve o okyanus kokusuna karışmış parfümünün kokusunu alıyordum.

Tam karşıma geçtiğinde gözleri artık beni süzmek yerine gözlerime bakar olmuştu. O susarken ben konuşmak yerine sessizliğimi koruyordum. Etrafta her şey haraket ederken biz zamana karşı durmuş gibiydik. Bunu bozarak dudakları aralandı "İyi ki doğdun Çağla" dedi sesi biraz boğuk geldiği için hafif öksürerek sesini kontrol altına almaya çalıştı.

"Teşekkür ederim" dedim o masaya yaklaşırken gözleri sürekli benim üzerimde geziniyordu. Kuzey'e baktığımda bir şeylerden kuşkulandığında attığı o mistik bakışlarla ben ve yanımdaki Aras'a bakıyordu.

Bir şeyler anlamlandırmış gibi Aras'a baktı "Hoşgeldin" dedi, sesi bunu tersini söylerken hoşnutsuz bakışları onun üzerindeydi. Aras Kuzey'in halinden dolayı ona baktı ama hiçbir şey söylemedi.

Asır sessiz bir şekilde masaya bakarken, onda bir farklılık olmuş gibiydi "Sana ne oldu?" dedi Aras bir şeyler olduğunu anladığı için. "Hiç" diye bir cevap verip sitemkar bakışlarını Aras'a çevirdi, Asır.

"Yok, olmuş belli ki, sen niye küstün?" dediğinde bende Asır'a döndüm. Asır omzunu silkti "Yok öyle bir şey" dedi ama belliydi. "Siz ne yapıcaksınız? Zaten benimle konuşmak bir şeyler anlatmak size göre değil" diye mırıldandı Asır.

Kuzey kolumu tutup kendine çektiğinde kolunu omzuma attı "Sen yanımda kal" dedi mistik bakışlarını Aras'a çevirerek.

Elbisemin eteğini düzeltirken onların konuşmasını dinlemeye devam ettim. "Ben sana ne anlatmamışım?" dedi Aras bir kaşı havaya kalkarken. "Doğum günü kutlaması olmasa Çağla'nın kardeşi olduğunu öğrenemiyecektim, maşallah sizinde haberiniz varmış bundan" dedi Asır bir hayri abartılı tepkilerle.

Aras anlamlandıramayarak yarım bir gülüş kondurdu dudaklarına "Sen bunun için mi trip atıyorsun? Oturup seninle Çağla'nın dedikodusunu yapıcak değilim" dedi, Aras ciddileşmeye başlarken Kuzey onları daha derin dinlemeye başladı "Ah kavga edicekler" diye mırıldandı kulağıma kimse duymayacak şekilde.

Asır öyle mi dercesine Aras'a baktı "Önceden yapıyordunuz şimdi ne oldu?" dedi anında gözlerim Aras'a çevrildi "Yok öyle bir şey" dedi ama eli ayağa birbirine dolanmıştı bile. Asır başını ardı ardına salladı "Öyle olsun başkomiserim" dedi. Aras sinirle "Sikim tribini" dedi hepimizin gözü şaşkınlıkla ona döndüğünde ne yaptığını anlamış gibi pişman olmuştu bile.

"Sana küfür yakışmıyor" dediğimde bana döndü "Özür dilerim" dedi. O da küfür ettiği için pişman olmuştu bile. Asır "Biz bence bir süre görüşmeyelim başkomiserim" dedi uzaklaşıcakken Kuzey kolunu benden ayırdı "Bekle sana araba koleksiyonumdan birkaç şey göstereyim" dedi ve Asır'la yanımızdan ayrıldılar.

Küfür sevmiyordum, Aras'da küfür eden biri değildi. Zaten ona hiç yakışmıyordu.

Aras mırıldanarak burun kemiğini sıktı, ben dayanamayıp kahkaha attığımda şaşırmış bakışları masadan bana döndü. Neye güldüğümü anlamadı ama neye güldüğümü sormadı sadece izledi.

"Asır'ın trip atması fazla ironik" dediğimde o da beni başıyla onayladı ve dayanamayıp güldü. İkimizde deli gibi gülerken bakışlarımı etrafa çevirdim. İçenler, dans edenler, sohbet edenler... Herkesin keyfi yerinde gibiydi.

İkimizde sessizleşirken ben Bige'ye döndüm, onlarda eğleniyor gibiydi daha da iyisi ben uzun zaman sonra ilk defa kardeşimi gözlerinde gerçek bir gülümseme görmüştüm. Benim kardeşime gülmek yakışıyordu.

"Bir şey mi oldu?" dedi Aras, benim gibi bakışlarını onlara çevirerek "Hayır, sadece bakıyorum" dedim. Altısıda masadan ayrılırken salonun çıkışına ilerlediler. Bige'nin yanına gitmek için adım attığımda Aras kolumdan tuttu "Bırak eğlensinler, birilerini düşünmekten en azından doğum gününde vazgeç" dedi.

Onlar çıkıp gözden kaybolduğunda Aras'a dönüm, Bige'nin dikkat ediceğini biliyordum ama yinede uyarmak istedim. Aras'ın bakışları bana güven verirken ilk defa da olsa ipleri elimden bırkmaya, her şeyi planlamak yerine zamana bırakmaya karar verdim.

Benim sevdiğim bir şarkı çalmaya başladığında yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu. Aras elini hafife yukarı kaldırdı elini açarak "Benimle dans eder misin ama bu sefer tutuklama yok" dedi güldüm 'Olacağı düşünme Çağla, sadece olanları izle' diye mırıldandım kendi içimde.

Aras'a bakarken denemek istedim etrafı kontrol altına almak yerine sadece kendimi düşünmeyi. Elimi avcunun içine bıraktığımda sıcak elleri tenimi ısıtmıştı. Bunu beklemediği belliydi ama mutlu olmuştu.

Elimi tutup beni ortaya getirdiğinde ortada sadece biz vardık, dans etmek isteyenler bizi görünce galiba doğum günü kızının tek dans etmesini ister gibi tekrar yerlerine geçmişlerdi.

Aras'ın eli belimi sararken ben iki elimide ensesinde birleştirdim bu sayede iki elinide belime bırakmıştı. Eteğim dans haraketlerimize göre yönlenirken, gözlerini gözlerimden bir an bile çekmemişti.

"Elbise çok yakışmış. Çok güzelsin" dedi ellerini daha fazla sıkılaştırırken artık bedenim bedenine yaslıydı. "Sanada beyaz gömlek yakışmış" dedim "Karşılıklı olsun diye iltifat etmedim gerçektende güz..." sözünü kestim "Farkındayım" dedim. Gözleri konuşmalarından daha çok şey anlatıyordu.

"Daha önce gözlerinin güzel olduğunu söylemişler miydi? Öyleyse bile ben tekrar söyleyeyim gözlerin gördüğüm tüm gözlerden daha güzel" dedi sesi mırıltılı çıkarken güldüm "Ne o bugün iltifat günü mü?" dediğimde "Hayır sadece sana bildiğin şeyleri tekrar hatırlatmak istedim" dedi.

Onunla dans ederken giriş kısmında tek başına duran Ela'yı gördüm. Elindeki telefonu çevirirken gözleri sürekli girişteydi, Kuzey'i bekliyor olabilirdi. "Ne o sıkıldın mı?" dediğinde ona döndüm, gerçektende sıkılıp sıkılmadığımı merak ediyordu "Hayır sıkılmadım" dediğimde rahatlamış gibiydi.

Müzik biterken Aras "Müzik daha uzun olamıyor muydu?" diye mırıldandı benim duymayacağımı düşünerek ama duymuştum. Kolumu ondan ayırırken ellerini belimden çekti.

"Pekala o zaman hediye zamanı" dedi, elini cebine attığında "Hediye mi aldın?" dedim yarım bir gülüş oluştu dudaklarında "Tabi ki? Sever misin bilmem ama umarım beğenirsin" dedi.

İnce kutuyu çıkardığında bakışlarım kutuya takıldı. Hediyesini merak etmiştim. Bana uzattığında siyah kutuyu elime aldım. Aras'ın gözleri benim üzerimdeyken, sevip sevmiyeceğimi merak ediyordu.

Kutunun kapağını açtığımda bir kolye ile karşılaştım. İnce bir ipe sahip olan kolyenin ucunda sararmış bir yaprak vardı. Sarı yaprak zarif ve güzel dururken özel olarak yapıldığı aşikardı. Sarı yaprak gerçek olmasada oldukça iyi işlenmişti. Kolyeyi kutudan çıkardığımda elimdeki kutuyu Aras almıştı. Küçük yaprakta parmaklarım dolaşırken garip bir his oluşmuştu dudaklarımda.

Kolye çok güzeldi.

"Beğenmedin mi?" dedi Aras, yüzü hafif düşerken tebessüm ettim "Kolye çok güzel. Bunu yaptırmak nerden aklına geldi?" dedim. Gülümseyişi büyerken "Sen sonbaharı sevdiğini söylemiştin ve sıkça sararmış yaprakları izlediğini ve izlerken huzur bulduğunu farkettim. Bende hangi mevsim olursa olsun sonbaharı temsil eden bu sarı yaprağın seninle olmasını istedim."

"Yani gerçeği gibi olmaz ama çok uğraştık güzel olması için" dediğinde sessizce onu dinlemeye devam ettim "Yani usta çoğunlukla yaptı ama ben yardım ettim, sonuçta senin olacak olan şeyde benimde emeğimin olmasını istedim" dedi.

Bu güzel düşüncesi karşısında bir şey diyememiştim, hediyesi çok anlamlı olmuştu. Sonbahar artık benimle her zaman ve heryerde olabilirdi. Ona sonbaharı söylediğimi unutmaması ve böyle bir şey aklına gelmesi çok ince bir düşünceydi.

Sonbahar benim için sadece mevsim değildi. Aslında birçok şeydi, sonbahar, sarı yapraklar bana huzur veriyordu. sarı yapraklar benim için çok anlamlıydı. Çocukluğumdan kalma bir batıl inanç olsada bazı şeyler alışkanlık oluyordu.

Küçükken yani çok küçükken sarı yapraklar çok hoşuma giderdi, dışarı çıkıp onlarla oynamak benim için yegane mutluluk iken sonbaharda sürekli dışarıda olmak istemem çabasıydı. Annem ve babam beni eve sokmakta çoğu zaman zorluk çekerdi. Nedenini bilmediğim bir sevgi vardı içimde.

Her sonbaharda yapraklar sarardığında onlardan bir tanesini elime alır ve ona içimi dökerdim; üzüntü, mutluluk, acı, sevgi...

Dilerdim ki bu yaprak benim bütün duygularımı içinde hapsederdi.

Sarı yaprağı odamda bir kutunun içinde saklardım fakat. Hiçbir zaman kışı atlatıp sağlamlığını koruyamamıştı. Çok küçükken, bunu ilk yaptığımda, kutunun içinde ki yaprağımın kuruduğunu farketmiştim bunun için çok ağlamıştım.

Babam neden ağladığımı sorduğunda "Yaprak kurudu ve ona sır olarak söylediğim bütün duygularım, sözlerim yok oldu" diyerek ağlamıştım. İlk başta anlamasada, ben ona sarı yaprağa bütün duygularımı anlattığımı sonra ise kurumaması için sakladığımı söylemiştim, ama şimdi kurudu ve hislerim kayboldu. Sarı yaprağa dilek dilemiştim ve o dileğim kuruyan yaprak gibi yok oldu demiştim. Babam yaraları olan elleriyle gözyaşlarımı silmişti ve küçük elimi ellerinin arasına almıştı. "Duygular hiçbir zaman bitmez, kaybolmaz onlar sen var olduğun sürece var olurlar. Sarı yaprağının kuruması ona söylediğin hislerinin yok olmasına sebep olmaz. Dileğine gelince sen bana dileğini söyle bakalım belki gerçek olur" demişti. Safca "Öyle mi?" dediğimde artık ağlamayı bırakmıştım. "öyle tabi ki" demişti, babamı genelde katı birisi olarak gördüğüm için o an karşımda ağlamamam için çabası ve beni mutlu etmeye çalışması hoşuma gitmişti "O zaman bir daha ki bahar sarı yaprağa bütün hislerimi söylerim" demiştim hevesle. "Söylersin tabi, hem o zaman sarı yaprağa söyleyeceğin duyguların daha farklı olur" diyerek eklemişti.

Beni bir dizine oturttuğunda camdan dışarıdaki karlara gözü kaymıştı "Duygular hep sende kalır" parmağı kalbimin üzerini gösterdi "Ama değişebilir, mesela dün hissettiklerinle bugün hissettiklerin bir olmaz, bu yüzden bir sarı yaprağı sadece bir sır vemene gerek olmaz" dediğinde küçük aklımla bunu düşünmüştüm "O zamana sarı yapraklara bir sürü duygu veririm bende" diyerek iki elimi kendimce kocaman açmaya çalışmıştım. "Peki duygular hiç değişmez demiştin o neydi baba?" olgun bir gülümseme oluştu dudaklarına "İnsanlara karşı hissettiklerin hiç değişmez. Birini sevmediğinde onu hep sevmezsin, veya birini gerçekten seviyorsan onu daima ne olursa olsun sevmeye devam edersin" sözleri o zamanlar bir anlam içermesede zamanla anlam kazanıyordu "Peki birini sonradan seversek?" dediğimde ise "Eğer birini davranışlarından ötürü sevmediysen ve daha sonra sevmeye başladığıysan o gerçek bir sevgi değildir."

Parmağı tekrar kalbimin üstüne gittiğinde bende kalbime baktım "İki şey hiç bitmez; birine olan sevgin ve sevgisizliğin" ellerimi sıkıca tuttu "Peki biterse" dedim tekrardan "O zaman ne o gerçek bir sevgidir, ne de gerçekten sevmişsindir. Sadece kendini kandırmışsındır" Sert bakışlarına yeşil gözlerime çevirdi "Nasıl anlayabiliriz?" diye mırıldandım "Zamanı geldiğinde bunu anlicaksın" dedi. Bu konuşma görevde değilde evde olduğu bir gün aramızda geçmişti. "söyle bakalım dileğini?" dediğinde gözlerimi kırpıştırdım. Dileğimi öğrenmek değilde gerçekleştirmekti amacı. Ve gerçekleştirmişti.

Sarı yaprakları babamla konuştuğum bu konuşmadan dolayı mı yoksa kendiliğinden zihnimde oluşturduğum bu inançtan dolayı mı bilmem ama bu sarı yapraklara fazla anlam kattığımın farkındaydım.

O günden sonra her sonbahar, sarı yapraklar benim duygularımın sırdaşı olmuştu.

"İyi misin?"

"İyim" dedim. Bu sefer farklı olan bir gülümseme oluşurken dudaklarımda, o sebebini bilmiyordu. "Kolyeyi takar mısın?" dedim.

Kolyeyi elimden aldığında takması için arkama döndüm. Saçımı nazikçe omzuma bıraktı. Boynumdaki sarı yaprağın üzerinde parmaklarımı gezdirdim. Gözlerimi kolyeden çekip kaldırdığım da gördüğüm kişiyle şaşkınlık beni sarmıştı.

Barış

O buradaydı. Kapının girişinde bana bakıyordu, Aras'a döndükçe gözleri sertleşiyordu.

Görüşmediğimizden beri değişmemişti, o kıskanç bakışları ve elini sertçe yumruk yapması aynıydı. O beni bıraktığı gibiydi. O kavga çıkarmaya hazır gözleri beni hafif tedirgin ederken içimde garip bir duygu oluşturmuştu.

Ona karşı hissettiğim duygular tekrardan gün ışığınamı çıkıyordu yoksa ona karşı gerçekten bir şey hissetmemişmiydim.

Ne olursa olsun o benim geçmişimdi, bana yara bıraksada.

Geri adımlar atarak gözden kayboldu. Aras'a döndüğümde telefonuna baktı "Önemli olabilir, birazdan geliceğim" diyerek armayı cevaplamak için kenara doğru gitti. Ben masalardan birine geçerken gözüm arada kapıyı yokluyordu. Sanki hiç gelmemişti ve onu sadece bir an görmüş gibi hissediyordum. Fakat o karşımdaydı, yıllar sonra.

Telefonuma gelen bildirime baktığımda kayıtlı olmayan bir numaradan mesaj gelmişti. Ondan.

Dışarıda seni bekliyorum.

Derin bir nefes aldım, önümdeki bardaktan bir yudum aldım, bardakta vişne suyu vardı. Gitmek için arkamı döndüğümde bir anda Aras karşıma çıktı, çarpışmamızla bardaktaki içecek gömleğine döküldü. Beyaz gömleği vişne suyuna bulanırken "Yanlışlıkla oldu" dedim. "Önemli değil, ben tuvalete gidip temizlemeye çalışacağım" dedi üstüne bakarken "tamam" dedim.

Aras yanımdan ayrılıp salondan çıktığında bir süre bekleyip bende çıkışa ilerledim. Merdivenleri çıkarken gözlerim etrafta dolaştı, kimse yoktu.

Üst kata geldiğimde villadan çıktım. Etrafa baktığımda karanlık ışıklandırmalar sayesinde aydınlanan bu büyük bahçede arabalar, korumalar dışında kimse yoktu. Ortada volta atan Barış'ı saymazsak.

Beni gördüğünde adımları durakladı, gözleri üzerimde dolaşırken elbisemde fazla durmuştu. Yüzümde sert bir ifade yerleştirdiğim için bakışları gözlerime değdiğinde hüsrana uğramıştı. Ne yüzle burada olduğunu merak etmiyordum. Sadece gitmesini istiyordum, eskiden yaptığı gibi.

Merdivenleri inerken dik duruşumdan ödün vermemiştim. Karşısına geldiğimde "Ne işin var burada?" dedim onun konuşmasına izin vermeden. Buraya nasıl girdiğini bilmiyordum, Kuzey'in davet etmiyeceğinide biliyordum.

"Yıllar sonra karşılaşıyoruz ve ilk sözün bu mu?" dedi inanamıyormuş gibi. Ne sanıyordu sevgili olduğumuz zamanlarda ki Çağla olarak kaldığımı mı? Beni terk etmişti hemde durduk yere 'sıkıldım, Çağla senininle olmak istemiyorum artık. Sen her şeyi kendi başına yapabilen bir kızsın, kimseden yardım almak istemiyorsun ama ben bana ihtiyacı olan, benden yardım isteyen bir kızla olmak istiyorum. Seninle olmak çok sıkıcı, ilişkimiz beni gereğinden fazla yoruyor, sen sadece derslerine odaklanıyorsun, senin için her şey başarı. Bitmesi daha iyi olucak' bana gereksiz o kadar şey söyleyip ayrıldıktan sonra nasıl bir karşılanma istiyordu ki! Hemde benden ayrıldıktan sonraki gün sınıfta ki en yakın arkadaşımla olmasını nasıl açıklayabilir di?

"Hoşgeldiniz Barış bey sizi içeri lütuf edelim" dedim alaycı bir tonlamayla. Kaşları çatıldı "Bizim o kadar mazimiz var, bu kadar önemsiz mi?" dedi hayretle eli iki yana açılırken içinde mutluluk olmayan bir gülümseme koydum dudaklarıma "Seninle olan her şey beni terk ettiğin gün bitti, eğer bende artık kalmış bir duygu arıyorsan boşa yorma kendini. benim hayatımdan birkez çıkarsın, ikincisi olmaz çünkü bir daha hayatıma giremezsin. Bunu sen iyi bilirsin."

Diliyle dudaklarını nemlendirdi, karşımda dört dönüyordu "Ben seni sevdim Çağla" diye mırıldandı "İnan ben seni sevmişmiydim onu bile bilmiyorum. O kadar zaman geçti ki hatırlamıyorum" dedim ellerimi göğsümde birleştirerek.

Dudakları aralandı "Yapma ben seni sevmiştim, sende beni sevmiştin" koluma dokunmak için üzerime atıldığında geriye çekildim eller havada kaldı. "Miş ekleri geçmiş için kullanılır. Ve sen geçip bittin" dedim artık vazgeçmesi için net bir sesle.

"Ben seni bırakmak istememiştim" dedi artık gözleri dolmaya başlamıştı. "Barış artık gereksiz şeylerden bahsetmeyi keselim. Sen neden geldin? " dedim ayaklarımın ucuyla yere belli aralıklarla yavaşca vuruyordum.

"Yapma Çağla bana böyle davranma, sen benim bıraktığım Çağla değilsin. Sen benim sevgilimdin" diyerek direnmeye devam etti. "Barış biz lisedeydik. Senin dediğin gibi çocuktuk. Her şey bitti gitti, daha neyi zorlamaya çalışıyorsun. Ve dediğin gibi senin bıraktığın o çocuk değilim, ben büyüdüm."

"Bak uzun zaman oldu farkındayım ama ben seni gerçekten sevmiştim ve hâlâ seviyorum. Hiç merak etmiyor musun seni neden terk ettim?" sıkıntıyla gözlerimi devirdim "Bu kadar yeterli, ben gidiyorum, sende gitsen iyi olur yada doğum günüme kalmak istiyorsan katıl umrumda değil" dedim arkama dönüp eve ilerlerken sesiyle ayaklarım yere çivilendi.

"annen yüzünden"

Yavaş adımlarla arkama döndüm "Ne?" diyebildim. "Seninle annen yüzünden ayrıldım" o rahatlamış gibi derin bir nefes verirken benim nefesim kesildi.

Bana doğru birkaç adım attı "Annen bizi zaten sevmiyordu. Geldi benimle konuştu sana zarar verdiğimi ve sana göre olmadığımı söyledi. Senin hayatına sadece kötülük verdiğimi seninle ayrılmam gerektiğini söyledi."

Başımı hayır anlamında sağa sola salladım. Annem Barış'ı sevmezdi ama bunu yapmış olamazdı değil mi? Yapmamışsındır be anne. Bunu da yapmamışsındır.

Yutkundum "Bu benimle ayrılman için sebep değil. Gelip benimle konuşabilirdin " dediğimde gözlerini kaçırdı "Ben ciddi olmadığını düşündüm ama bize gelip annemle konuştuğunda yani onu tehdit ettiğinde ciddi olduğunu anladım" birkaç adım atarak bana yaklaştı.

Annem tehdit mi etmişti. Bu kadarını da yapmış mıydı? Ben kendi içimde anlamlandırmaya çalışırken o devam etti "Çağla ben seni çok sevdim. Ayrılmak istemedim ama annem de bana seninle ayrılmak zorunda olduğumu ve sizinle uğraşamayacağını söylediğinde ben yinede ayrılmak istemiyordum." devam etmek için bir an durakladı "Biliyorsun annemde babamda senin amcana ait olan o apartmanda çalışıyorlardı. Bizim maddi durumumuz sizinki kadar iyi değildi, buna takılmadığını biliyorum ama annen eve geldiğinde seninle ayrılmamı yoksa annemide babamıda kovduracağını söylemiş. İş bulmak zorken. benim, kardeşlerimin evin gelirini annem ve babam o apartmanda çalıştığı kadar karşılıyorlardı. Başka çarem yoktu Çağla " yutkunamadım.

Barış'la ayrıldığımızda beni gelip o almıştı arabada tek kelime etmemişti evde de öyle. Ben odamda ağlarken o hiçbir şey olmamış gibi davranmışım. Barış bana o gün hiçbir şeye yetemediğime beni ikna ederken annem öylece yüzüme gülümsemişti. Babam bile benim üzüldüğümü farketmişti odama gelip konuşmuştu. Ama annem odama gelip "Böylesi daha iyi oldu, unut o çocuğu" demişti. Her şeyi yapan oydu.

Neden böyle bir şey yapmıştı? Ben hep okul, ev, spor salonu arasında gidip gelen biriydim. Kendime kurduğum o dünyanın içinde yaşıyordum, her şey başarılı olmaktı benim için çünkü bana öyle öğretilmişti. Taki Barış'la tanışıncaya kadar.

Barış'la vakit geçirdikçe mutluluğun başka bir şey olduğunu anlamıştım, onunla vakit geçirmek ve gülmek benim o sade hayatımda renkti. Barış'la tanışıncaya kadar her şey annemin kurallarına göreydi. Fakat annem kurallarının çiğnenmesi ve başarımda düşük olması ona uymamıştı.

Ona göre her şey kendi kontrolü altında olmalıydı, o benim bütün hayatımı belirlemişti bana düşen ise ona uymaktı.

"Başarılı ol Çağla"

"Ders çalış Çağla"

"Düzgün dur Çağla"

"Yaramaz olma Çağla"

"Kurallara uy Çağla"

Çağla... Çağla... Çağla...

Başarılı olursam annem bana karşı daha fazla ilgi göstericeğini, mutlu olucağını düşünür hep çalışırdım. Beni daha çok sever sanmıştım.

Yüksek notlar aldım, kurallara uydum, yaramazlık yapmadım.

Ama bana karşı davranışlarının hep böyle olduğunu Bige doğduktan sonra anladım.

Bige yaramazdı, ders çalışmayı sevmezdi, başarılı değildi, dağınıktı, dışarıda vakit geçirmeyi severdi, bazen başını bela sokardı. Ama annem onu severdi.

Beni şartlar karşısında sevdiğini sanırken Bige'yi hertürlü severdi. O zamanlar anlamıştım aslında, nasıl olduğum değil kim olduğum önemliydi. Ben Bige değildim.

Annemin biriciği, kızı, canı, her şeyi.

Babam Bige'nin bu gittikçe dağınıklıklarından şikayetci olurken annem hep Bige'yi savunurdu. Ben küçük bir hata yapsam veya bir şey yapmak istesem karşıma çıkıp engel koyan ilk kişi oydu.

İlk defa birinin bana karşı sevgi gösterdiğini hissetmiştim. O soğuk evde odasında tek oturan kız değil. birinin benimle vakit geçirmesi, beni güldürmeye çalışması, yaptığım hatalarda yanımda olması hoşuma gitmişti. Ama mutlu olmam anneme batmış mıydı? Bu kadarını da bana yapmış mıydı?

Gözlerimin dolmasını engelleyip, ona döndüm. "Yaptı mı bunu gerçekten?" dudaklarımdan zor çıkan kelimeler soğuk havanın etkisiyle dudağımdan buhar olup çıkıyordu sanki. Soğuk artık tenime işlemiyor gibiydi.

"Yaptı, ben... özür dilerim"

Düşünürsem ağlardım. Bu yüzden daha fazla düşüncelerimde durmak istemedim "Sonuçta her şey yıllar önce bitti, daha fazla zorlamaya gerek yok Barış. Ve annem adına üzgünüm" adımlarım geri geri giderken Barış'a sırtımı dönüp eve ilerledim.

Sende benden özür dileyecek misin anne? Mutlu etmekten korktuğun kızından özür dileyecek misin?

Rüzgar tenimdeki saçı ayırıp uçururken eve girdim. Adımlarım üst kata ilerlerken gözüm merdivenlerdeydi. Ağlama Çağla, sakin ol, düşünme, düşünürsen gözünden yaş gelir. Annen bunu yapabilecek biriydi zaten, üzülmeyi bırak, düşünmeyi bırak.

Kendi içimde bir şeyler tekrar ederken karşımdan gelen garsonu durdurdum. Hiçbir şey söylemeden elinde ki servisi aldım. İçinde bardaklar doluyken bana söylediklerini dinlemeden karşımdaki merdivenleri çıktım.

Gözüm karşımda boş bakışlarla çatı kısmına çıktığımda düz büyük bir alan beni karşılamıştı. Yüksek olduğu için rüzgarın fazla etkisiyle gözlerimi kısarken önümdeki masaya elimdeki servisi koydum. Karşılıklı sandalyelerden birine geçtiğimde karşımdaki deniz manzarasına baktım. Üstü tamamen açıkken, burada sadece sandalyeler ve masa vardı.

Rüzgar o kadar şiddetliydi ki kışın artık geldiği apaçık ortadaydı. Önümdeki kadehlerde ki içeceklere baktım. Karşımdaki manzara ya bakarken gördüğüm bir deniz değil boşluktu.

Bakıyordum ama görmüyordum.

Beni üzen Barış'la ayrılmamız değildi, buna zaten alışmıştım. Buna sebep olan kişinin Annem olmasıydı acı veren.

İçimde uzun zamandır birçok şeyi atlatmıştım. Annem öldükten sonra onu affetmiştim kendi içimde. Zaten onu yine kendi içimde kırılmıştım o bunun hiç farkında değildi.

En azından bir zamanlar beni seven bir anneydi. Belki önceden sevmeseydi bu kadar canım yanmazdı. Annemin benden bir anda vazgeçmesiydi acı olan.

Beni koşullu sevmeyi öğretmişken Bige'yi her şeyiyle sevmeyi öğretmişti. Bige'yi kıskanmıyordum ama neden bana da öyle değildi?

Anne sana yine kırıldım,

Ama içimden...

Sen yine bilmiyorsun.

🍁🍁🍁

Bölüm sonu

2 yorum