🍁🍁
KLİNİKTEKİ 1. AY
Bige Arslan
Klinikte ki soğuk kız.
Kliniğe geldiğinden beri kimseyle konuşmamış, sessiz ve kendi kendine takılan yabancı bir kız.
İlk geldiğinde üzerindeki yaralar, bıçak izleri ve daha sebebi bilinmeyen birçok morluk onun tehlikeli ve yabani bir kız olduğu imajını bütün klinikte oluşturmuştu. sert bakışları, hiç gülmeyen ifadesiz yüzü herkesi kendinden uzak tutmaya yetiyordu.
Geldiğinden beri hiç sesini duymadıkları için birçok kişi tarafından dilsiz düşüncesi dolanmaya başlamıştı. Vücudundaki yaralara rağmen dik yürüyüşü ve hiç acı bulaşmayan gözleri dikkat çekiciydi.
Bazıları bu haline acırken, bazıları da çıkardığı kavgalar ve zarar verdiği kişilerden dolayı onu sevmiyordu, klinikte çokca dedikodu dönsede bunlar Bige'nin umrunda değildi.
Kliniğe geldiğinden beri kimsenin onu görmeye gelmemesi onda kimsesiz imajını çoktan çizmişti.
İlk zamanlar onunla tanışmaya ve konuşmaya çalışsalarda Bige ne konuşmuştu ne de onları dinleme zahmetinde bulunmuştu, yanlarından ayrılıp onlardan uzaklaşmıştı.
Sadece kendini insanlardan değil hayattan soyutlamıştı. Büyük vaktini odasında geçirirdi, yemekhanede bir masaya tek başına oturur ve yanına kimsenin oturmasına izin vermezdi, kimsede o masaya oturacak kadar cesaret sahibi olmamıştı çünkü oturan kişiyle kavga etmek Bige'nin zorlandığı bir şey değildi.
Dışarı çıktığında büyük bir ağacın altındaki banka oturur saatlerce öylece dururdu. Herkesin ezberlediği bu rutini ve Bige, insanlar için zamanla alışa gelmişti.
Kahverengi omzunda sallanan saçlarını hiç bağlamaz hep açık bırakırdı. Oval yüzü keskin yüz hatlarına sahipti, ince kaşları hep çatıktı, düz tuttuğu dudakları gülümseme görmemiş gibiydi. Yeşil gözleri sevgiden çok nefrete ev sahipliği yapıyordu. Ellerini çok sık yumruk yapıyordu bu artık bir alışkanlık olmuştu.
Bige kimsesiz, yaramaz ve rahatsız edici bir kızdı herkes için. Bu hislerini Bige'ye karşı söylemekten hiç sakınmazdı insanlar ama Bige hiç umrunda değilmiş gibi boş gözlerle bakardı karşısındaki kişilere yada alıştığı içindi.
🍁
13 YIL ÖNCE
"sobe"
Çağla elini duvara ardı ardına vurdu, Kuzey'i yakaladığı için sevinçle kahkahalar atarken, Kuzey yüzü asık bir şekilde saklandığı Koltuğun arkasından çıktı.
"Ben bu oyundan sıkıldım başka bir şey oynayalım" Kuzey'in mızmızlanmasına Çağla göz devirdi "Hep bunu yapıyorsun, ebe olduğunda oyundan kaçıyorsun."
"Abla"
Bige, bir eline küçük gelen tarağı tutarken diğer eline rengarenk tokalar tutuyordu. "Saç saç" elinde ki tarakla kendi saçlarını gösteri Bige.
Ağzında bazı kelimeleri gevelesede Çağla küçük kardeşinin ne istediğini biliyordu, Bige sürekli saçını yaptırmak için yanına geliyordu.
Bige paytak adımlarla dengesini kaybettiğinde Kuzey hemen kolundan yakaladı "Bige dikkat et" dediğinde Bige başını aşağı yukarı salladı.
Mutfakta yemek yapan Büşra'nın sesi salonu doldurdu "Çağla kardeşinin saçını tara" ekledi "Bana dokundurmuyor biliyorsun" bakışlarını küçük kardeşine kaydırdı Çağla.
Kendisi ne kadar inatçıysa kardeşide bir o kadar inatçıydı. Saçlarının başkasının yapmasını sevmiyordu, saçlarına sadece ablasına dokunduruyordu. Başkası dokunduğunda feryat ederek ağlıyordu.
Çağla'nın gözleri kardeşinin yaşlı gözlerine takıldı anlaşılan annesi Bige'nin saçını taramayı denemişti ama her zaman ki gibi olmamıştı.
Çağla Bige'nin elinden tutarak koltuğa oturttu. Kuzey Bige'nin önüne otururken arkasında Çağla vardı. Kardeşinin boynunda olan saçlarını taramaya başladığında Kuzey Bige'yle konuşmaya başlamıştı.
Kuzey "Tamam artık sil şu gözyaşlarını, ağlamaman için ne yapabilirim" dediğinde Bige'nin somurtan yüzü yerine gülümseme oluştu "Çikolata çikolata" hevesle bağırmaya başladığında Çağla kardeşinin ağzını kapattı susması için, kafasını çevirip mutfak tarafına baktı annesi duymamıştı.
"Bige çikolata yasak" diyerek bir hatırlatmada bulundu kardeşine. Anneleri çikolatayı yasaklamıştı sadece kendisi verdiği kadar yemeliydiler fazlası zararlıydı bu hep böyle olmuştu, Çağla varkende Bige var olduğunda da. Ama Çağla okulda yerdi gizlice geçen haftaya kadar çünkü annesinin görev aldığı okulda okumak bazen zordu, Çağla çikolata yerken annesinin görmesi her şeyi bozmuştu ve Çağla için çikolata uzun bir süre yasaktı. Evin bazı kuralları vardı annesi ve babası disiplinli olan bu iki kız için alışması gerekiyordu. Kurallara uymalıydılar.
Kuzey'in bakışları Çağla'ya çevrildi "Gizlice yersek bilmez" dediğinde Çağla korkuyla "Hayır olmaz" dedi.
Bige ablasının sözüyle yüzünü tekrar astı bu Çağla'ya üzmüştü "Tamam ama biraz yiyeceksin" dediğinde Bige sevinçle arkasına dönüp ablasının boynuna atladı.
Çağla Bige'yi yerine tekrar oturttu "Saçına ne yapayım" dedi, bakışları kendi saçı gibi kısa kesilmiş saçlara döndü pekta yapılabilecek modeller yoktu ama "Örgü" dedi Bige. Çağla bunu diyeceğini biliyordu ama kardeşi başka bir şey istemiyordu.
Çağla kardeşinin kısa saçlarını öremiyeceğini biliyordu ama sessiz kaldı zaten Bige'nin sürekli başkalarının saçlarına özenip uzatmak için ağladığını biliyordu, kendiside eskiden uzun saçlara özenirdi ama annesi saçını hep boynunda kestirirdi, şimdi ise sorgulamıyordu.
Küçük ellerini kısa dalin kokan saçlarda dolaştırıp örmeye çalıştı gerçi tek bildiği örgüydü ama onuda bu kısa saçlara yapmak imkansızdı. Çağla umutsuzca denedi ama olmamıştı. Gelişigüzel saçını bağladı "Örgünü yaptım" dedi. Bige sevinçle ayağa kalkıcağı zaman onu kolundan tuttu. Saçlarını örememişti eğer gidip saçını aynada görürse ağlayacaktı.
"Hadi dışarı çıkalım"
Bige bunu duyduğunda ne yapıcağını çoktan unutmuştu. Üçüde dışarı çıkmak için kapıya yöneldiler, montlarını giyip ayakkabılarını giydiklerinde evden çıktılar. Dışarı çıktıklarında heryer çamur olduğu için dikkat etmeye çalıştılar.
Girdikeri ilk dükkandan çikolatalarını alıp çıktılar, kenardaki boş banka geçtiklerinde Kuzey Çağla'ya döndü hızla "Hadi oyun oynayalım" eline yerden bir taş aldı "Taşı en uzağa atan diğerinin çikolatasını alır" dediğinde Çağla hemen eline bir taş aldı.
Bige boş bakışlarla onları izlerken ikiside taşı attı, Çağla'nın taşı daha uzağa gittiğinde Kuzey öfleyerek çikolatasını Çağla'ya uzattı.
Bige banktan inip çamurun kenarında bir taş aldı. Bu sırada Çağla Kuzey'e güldü "Sende kalsın" diyerek çikolatayı almadı.
Bir bağrış sesiyle ikiside hızla önlerine döndü. Bige yüz üstü çamurun içine düşmüştü, ikiside hızla yanına geldiğinde Bige'yi kaldırdılar. Bige çamur içinde onlara baktı onlarda birbirlerine.
Kuzey kendini tutamayıp gülmeye başladığında Çağla'da kendisini tutamadı.
Bige boş gözlerle ikisine baktı, bulunduğu durumun komik olduğunu düşünerek kendiside güldü.
Üçüde kahkahalar atarken Bige Çağla'nın üstüne atlayarak onuda çamurun içine düşürdü. Kuzey daha çok kahkaha atmaya başladı "Aferin kız bak bu güzeldi" dediğinde Çağla avucuna doldurduğu çamuru hızla Kuzey'in yüzüne fırlattı.
Kuzey elleriyle gözlerini sildiğinde mavi gözlerini araladı. Karşısında kendine bakan iki yeşil gözlü kıza baktı.
İki eline aldığı çamurları kızlara atmaya başladığında, bakkalın önünde büyük çığlıklar oluştu. Bige ve Çağla aynı anda Kuzey'in üzerine çıktılar, yüz üstü yere yatan Kuzey kahkahların içinde onlardan kurtulmaya çalıştı.
Kahkahalar, gülüşler heryeri doldururken, çamur pis olarak değil oyun olarak üç çocuğun aklında kaldı.
🍁
KLİNİKTE 2. AY
Yaprakları kurumuş olan ağaçta gözlerimi gezdirdim. Bu ağacın gölgesi hoşuma giderdi ama artık güneş yoktu, gölgeyede gerek yoktu.
Etrafta dolaşan insanların konuşmaları can sıkıcıydı, soğuktan dolayı çok kişi olmasada tektük kişiler vardı, rüzgarın etkisiyle yüzüme gelen ıslak saçlarımı geri ittim.
Oturduğum yerden doğruldum,
Kliğine doğru ilerlerken üzerime çevrilen gözlere ardırmadım onlarda artık bana alışıyordu. Klinikte çok sorun çıkardığım içindi belki de beni herkes tanıyordu.
Koridorda ilerlerken karşımdan gelen çocuğa baktım, benim karşı odamda kalıyordu, ikide bir beni izleyişlerine, bakışlarına denk gelmiştim.
Yanımdan geçmek için geldiğinde omzuna çarptım, yanlışlıkla çarpmış gibi yapmıştım. Gözlerini yerden bana çevirdiğinde aralanan dudakları kapandı.
Yakından baktığımda siyah gözleri daha sifiriydi. Dağınık saçları alnında dağılırken, beni görmüş olmasından kaşları hafif çatıldı.
İkimizde yarım bir şekilde birbirimize dönüktük, ikimizde sessizce birbirimize bakarken gözlerimi ondan ayırıp yoluma devam ettim.
Koridorda ilerlerken bana baktığını hissediyordum, kafamı yan çevirip baktığımda hislerim doğruydu. Koridoru döndüğümde artık o da gözden kaybolmuştu.
Elimi havaya kaldırdığımda tuttuğum kolyeye dikkatli bir şekilde baktım.
Kar tanesi şeklindeki kolyenin yarısı siyah diğer yarısı beyazdı, zincire takılı olan kolyenin özel yapım olduğu belliydi.
O adama aitti.
Deren Akarca
Bu kolyeyi hep yanında taşıyordu, benim onu görmediğimi sanıp sürekli yakınlarımda dolaşsada ben onun farkındaydım.
Çarpıştığımızda ilk defa kendini fark edip baktığımı düşündüğü içindir şaşırmıştı, bu kolyeyi almam için güzel bir fırsat olmuştu.
Kleptomani hastalığına sahip olduğumu klinikte kimse bilmiyordu aynı şekilde uyuşturucu bağımlısı olduğumuda.
Bütün bilgilerim herkes tarafından saklamıştım bunu Çağla sağlamıştı. İki ay önce beni buraya getirdiğinde. Bir daha da buraya gelmemiş ve beni görmemişti.
14 yaşında evden kaçtığımda Çağla'yı son kez gördüğümü düşünmüştüm ama o beni yanıltarak 16 yaşımdayken beni bulup karanlığımdan kurtarmaya çalıştı ama ben çoktan o karanlık olmuştum.
Odama geldiğimde kapıyı örtüp yatağın altındaki kutuyu çıkardım. Elimdeki kolyeyi diğer çaldığım eşyaların içine bıraktım, kendimi tutamıyordum, çalmak elimde olan bir şey değildi.
Yatağıma oturdum gözlerim boş beyaz odada dolaştı. Sessizlik, sessizlik,sessizlik.
Gözlerim yere kaydı.
Çetedeyken o kadar gözlerimi yere çeviriyordum ki artık bana hiç güzel şeyler bağdaştırmıyordu.
Uyuşturucu çetesinde olmak zordu, kimsessiz bir kız olmak daha zordu. Çok fazla ezilmiştim, soğuk duvarlara, üzerimdeki morluklara, birinin bana üstünlük göstermesine alışamamıştım. Ama zamanla kendimin kim olduğunu gösterdim, benim fazla baş kaldırmam onlara tersdi daha çok karanlık oda cezası, dayak, soğuk havaya maruz bırakmak ve daha fazlasıydı.
Ama zamanla oradan kurtulamayacağımı anladığımda, o karanlık dünyaya esir edildiğimi gördüğümde kaçmak yerine o karanlıkta görmeye başladım.
Karanlık istemeyebilirdim ama bazen tek çaren orasıdır ve karanlıkta görmeye başlarsın.
Elim tişörtüme kaydığında üstümden çıkarıp kenara koydum. Gözüm üstümdeki geçmeye başlayan yaralara kaydı. Yaralar geçiyordu, hiç geçmeyeceğini sandığım yaralarım bedenimden izlerini kaybediyordu.
Yastığın altındaki telefonumu elime aldım, gizlice tutuyordum burada, bulurlarsa alırlardı ama neyse ki odama temizlik dışında girmiyorlardı.
Telefonumu açtığımda rehbere girdim. Rehberde sadece dört kişi vardı.
Sarp A.
Bartın V.
Emir A.
Miray Ü.
Sarp'ın aramasına geri dönüş yaptığımde telefon kısa sürede açılmıştı.
"Patron naber?"
Sesi oldukça keyifli geliyordu "Aynı siz" dediğimde diğerlerininde sesi geliyordu "Biz iyiz senin hapishane nasıl gidiyor" o görmesede göz devirdim burası gerçekten de hapishaneydi.
Arkadan Emir'in çığlığı geldiğinde telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kalmıştım. Miray'ın kahkahları Emir'in çığlıklarıyla karışmıştı.
"Ne bok yiyorsunuz orada?" dedim yüzümü buruşturarak "Emir Bartın'ın yemeğini yemiş. Şimdide Bartın onu havuza fırlattı, soğuk iyi gelmişe benziyor" kendiside gülerken o manzara gözlerimin önünde belirmişti.
"Bige Bige!" Miray'ın cıvıl cıvıl sesi gittikçe yaklaşırken Sarp ağzında küfür savurdu "Tamam be al telefonu" arkadan çıkan bir kaç karmaşık sesin ardından Miray telefonu almış olucak ki sesini duymuştum "Bige ne yapıyorsun? Ben Bartın ve Emir'in kavgalarını izliyorum. Tabi ki bu sıradan bir durum ama onların kavgaları çok keyfili. Hatta şuan Bartın Emir'in başını tekrar tekrar suya sokup çıkartıyor. Ölmez, yani galiba. Neyse ee ne var ne yok alıştın mı kliniğe? Ne zaman geliceksin? Bu akşam yarış var katılacak mısın? " ben sessizliğimi korurken Miray nefes nefese kalmıştı.
"Telefonu kapatmak serbest" Sarp'ın sözüyle arkada bir metalin çarpma sesi gelmişti, Miray Sarp'ın kafasına bir şeyler atıyor olmalıydı.
Onlarla klinikte kaçtığım kadarıyla birkaç kez görmüştüm, onlar orada eğlenirken ben can sıkıcı bir şekilde burada duruyordum "Akşam yarış mı var?" dedim keyifsiz bir sesle.
Miray telefonu hoperlöre almış olucak ki Bartın konuştu "Evet istersen seni kaçıralım, biraz eğlenmiş oluruz" ardından Emir konuşmaya başladı, demek ki ölmemişti "Ortalığın tozunu alırdın kanka" dedi keyifle.
Derin bir nefes verdim bu bana iyi gelicekti "Akşam gelirim" diye mırıldandım "Seni alırız hazır ol" Sarp'ın sözü üzerine telefonu kapattım.
Kendimi yatağa bıraktığımda gözlerim tavana takıldı. İki ayda tavanı öğrenmiştim, beyaz sade tavanın bazı yerlerinde hasar vardı, ufak kötü gösteren çizgiler cabasıydı, artık en ufak çizgisine kadar aklımdaydı. Tavana bakmak bana, eskiden ona bakarken düşündüklerimi, acılarımı hislerimi tekrardan yaşatıyor, hatırlatıyor gibiydi. Bu tavanı hiç sevmiyordum.
Bu tavanı yapan kesinlikle zevksiz biriydi.
Odada geçirdiğim bir süreden sonra dışarı çıktım. Koridorda dolaşan çalışanlar, yanımdan geçen hastalar, sıradan ve değişmeyen hayatımda eksiksiz devam ediyordum.
Aşağıdaki açık alana indiğimde gözüm Deren'e kaydı. Sürekli haraket halineydi, kaygılı olduğu belliydi. Sürekli birilerine bir şey soruyordu.
Ne olduğunu anlamak için duvara yaslanıp ellerimi cebime koydum 'Kolyemi gördünüz mü?' kolyeyi arıyordu ama bulamazdı.
Kolyeyi bulamadığınde skkıntıyla ellerini saçına geçirdi 'annemindi kolye' diye mırıldandığında yerimde doğruldum. Annesinden kalma bir eşyaydı, bende annemden kalma bir eşya saklıyordum.
Onu es geçerek odama geri çıktım, odaya girdiğimde elime kutuyu alıp içini açtım. Kolyeyi elime aldığımda şimdi önceki kadar değersiz olmadığını hissediyordum.
Kolyeyi alıp kutuyu tekrar yerine koydum. Kapıyı aralık açtığımda Deren'in odasına ilerlediğini gördüm. Odaya tam olarak girdiğinde kendi odamdan çıktım.
Deren'in kapısına geldiğimde sessizce eğilip yere kolyeyi bıraktım. Arkamı dönüp odama ilerlerken bir anda ayaklarım bıçak gibi kesildi.
"Sen?"
Ellerimi yumruk yapıp açtım. Derin bir nefes alıp arkamı döndüm. Elinde kolyesiyle bana bakıyordu "Kolyemi sen aldın?" başımı sağ sola salladım inkar ederek. Zaten çoğu kişi beni dilsiz diye biliyordu bunu kullanabilirdim.
"İtiraf etmiyor musun?" göz devirmek için kendimi zor tutarken omuz silktim ne dediğini anlamadığımı belirterek. "Dilsiz olmaldığını biliyorum, beni kandırmayı bırak" dediğinde "Ne istiyorsun!" dedim. Biran durakladı madem konuştuğumu biliyordu bu şaşkın hali neden di?
"Geçen gün odanda fare gördüğünde çığlık atarak görevlileri çağırmıştın o zaman dilsiz olmadığını anlamıştım" dedi. Fare olayını hatırladığımda yüzümü buruşturdum, bu onun gülmesine sebep olmuştu "Demek sende normal insanlar gibi tepki verebiliyorsun" diye mırıldandı.
Bu konu can sıkıcı olduğu için kaçmak istedim, gitmek için adımı attığımda "Kolye mi hastalığından dolayı aldın" dedi ve yine durakladım.
Kaşlarım çatıldığında onun bildiğini bilmiyordum, kimse bilmiyordu görevliler dışında "Nereden biliyorsun?" sesim normalden daha keskin çıktığında tepkimi fazla bulmuş olabilirdi "Kolye mi nasıl çaldığını nasıl bildiysem onuda öyle bildim" dedi bir omzunu kapı kenarına yaslarken elleri kumral kısa saçlarına gitti. Bu haraketi boynundaki örümcek dövmesinin görünmesine sebep olmuştu.
"Konuşacak bir şey yok" dedim yanından ayrılıp odama geçtiğimde o hâlâ kapıdaydı. İlerleyip dolabı açtım, gece için uygun bir kıyafet bulmak istiyordum.
Siyah pantolon, siyah bir bluz ve deri çeketimi alıp dolabı kapattım. Bunlar yeterliydi.
***
Gözlerimi yanan sokak lambasında tuttum, elerimi göğsümde birleştirip saate baktım. Biraz daha geç kalırlarsa hiç iyi şeyler olmicaktı.
Yaklaşan arabayla duvardan ayrılıp ilerledim. Ön koltukta oturmuş camdan kafasını çıkaran Emir bağırarak geliyordu.
Araba önümde durduğunda Emir "Naber? Eğlenmeye hazır mısın?" dediğinde cevap vermedim. Şoför koltuğunda Sarp varken arkada Bartın ve Miray vardı. Bartın yüzünü asmış camdan dışarıyı izliyordu anlaşılan arkada oturmaktan hiç memnun değildi.
Bende arkaya geçtiğimde Miray bana hızlı bir sarılış gerçekleştirdi. "Bige seni tekrar görmek güzel" sarılışın karşılık vermesemde buna takılmadığının farkındaydım.
Kıvırcık kumral saçları üzerime dağılırken benden uzaklaştı. Mavi gözlerini bana dikerken dolgun dudaklarında büyük bir gülümseme vardı. "Abartma Miray" dedi Sarp sıkıntılı bir nefes vererek. Gözlerimi ona çevirdiğimde arabayı çoktan çalıştırmıştı, sarı asker tıraşı yaptığı saçlarında bir değişiklik yoktu, koyu kahverengi gözleri dışarıya odaklıydı. Keskin bakışları arada Miray'a dönüyordu.
Başımı çevirip Bartın'a döndüğümde yumruk yaptığım elimle koluna vurdum, kahve gözleri bana çevrilirken hâlâ moreli bozuktu anlaşılan olay ön koltuk işi değildi. "Ne oldu buna?" dedim ama hâlâ bana bir tepki vermiyordu. Çeketinin kapşonunu başına çekerek siyah saçlarını kapattı, kafasını cama çevirip sessizleşti. Bu normal değildi şuan Emir'le kavga içinde olmalıydı.
Emir hızla bana dönüp kafasını Koltuğun arasından uzattı açık kahve gözleri bana dönerken sırıtıyordu "Koca ayımız aşık oldu" keyifle konuşmasının ardından kafamı Bartın'a çevirdim ama hâlâ burada değildi "Aşk acısı çekiyor, bu yüzden ondan uzak duralım" diyerekte ekledi ardından kıvırcık sarı saçlarını eliyle düzeltti.
Miray konuya el attı "Bartın'ımız imkansız bir aşka yelken açtı Bige'm" dediğinde Bartın kafasını Miray'a çevirdi "Ne imkansızı ya! Saçma saçma konuşmayı kes!" bir anda yükselmesi hiçbirimizin beklediği bir şey değildi.
Sarp dikiz aynasından uyarıcı bakışlarını Bartın'a çevirdi "Konuşmana dikkat et!" dediğinde Bartın uyarıyı almış olucak ki kafasını başka yöne çevirdi sessizce.
Miray üzgün gözlerle bana döndü "Ben sadece şaka yaptım" mırıldanmasına sadece gözümü kısa süre kapatıp açtım. Yolun devamı sessiz geçerken yarış yerine gelmiştik.
Hepimiz arabadan indiğimizde kalabalık alışagelmişti. Ama bu sefer tanımadığım yüzler vardı, elinde içkiyle bize yaklaşan Yiğit gülerek Sarp'a selam verdi ardından bana döndü "Bige, seni uzun zaman sonra burada görmek şaşırtıcı" dediğinde cevap vermedim, onunla konuşmak şuan hiç isteyebileceğim bir şey değildi.
Yiğit bunu yadırgamadığı için diğerlerine döndü "Biraz eğlenin ardından yarış için yerinizi alın" yanımızdan ayrılıp gittiğinde Sarp bize döndü.
"Herkes dikkat etsin, hiçbiriniz sarhoş olmayacaksınız" bunu söylerken özellikle Miray'a bakmıştı çünkü bundan önce geldiğimizde sarhoş olup bütün planı bozmuştu. Miray gözünü kaçırırken Sarp devam etti "Bu sefer iyi bir soygun olsun, değersiz şeylerden uzak durun ve tabi ki yakalanmayın" hepimizin üzerinde gözü dolaştı "Her zaman ki gibi çalma işi Bartın ve Bige'nin. Bu sefer araba yarışında ben ve Miray olucak. Emir sende insanların içine karış, Bige ve Bartın'ı yönlendir" emirlerin anlaşıldığını düşündüğünde cebinden beş tane kulaklık çıkardı.
Hepimizi kulaklıkları aldığımızda dağılmaya başlamıştık. Bartın'ın koluna girdiğimde gözü bir an beni buldu ama tekrar somurtarak önüne döndü.
Kalabalığın içine girdiğimizde "Kim bu imkansız aşkın" dedim, sessiz kaldı bir süre "İmkansız değil yani galiba?" kendisi bile şüpheye düşerken diğerlerine kızması saçmaydı.
Gözüm etraftaki insanlarda dolaşırken "Aşka bu kadar takılma Bartın. Gelip geçer hem bu gece senin morelini yükseltmeye değer bir gasp yaparız" göz kırpışımla güldü. Demek ki koca oğlanımız gülmeyi tekrar hatırlamışı.
Bir süre insanların içinde dolaşırken artık zaman gelmişti. "Herkes hazır olsun!" Sarp'ın uyarısıyla herkes yerini almaya başlamıştı. Planları her zaman Sarp yapardı bizde uyardık. Yani uyuşturucu çetesindeyken büyük patron ayarlardı bütün işi fakat çete polisler tarafından çökeltildikten sonra sadece biz dördümüz kurtulmuştuk diğerleri hapisteydi. Bizimde bir şekilde hayata devam edip para bulmalıydık ama bu çalışarak olmicağını biliyorduk, hep pis işlere girmiştik şimdide çetede nasıl öğrettilerse onu uyguluyorduk.
Çeteye yapılan polis baskını sırasında Bartın ve Emir başka bir yerdeydi, Sarp baskının olducağını aracılar sayesinde öğrendiğinde Miray'ı alıp kaçmıştı. Ben ise görev başındaydım, polislerden kaçarken sonumun geldiğini gerçektende düşünmüştüm taki karşımda Çağla'yı görene kadar.
Mesleğine aykırıda olsa beni oradan kurtarmış kliniğe getirmişti tedavi görmem için. Dördümüz birbirimizi tekrar bulmamız kısa sürmüştü.
Çevredeki herkes araba yarışını izlemek için toplanırken gözüm arabanın yanında duran Miray ve Sarp'a çevrildi. Sarp'ın bakışları Miray'dan bana döndüğünde başını hafifce salladı, hazırdık.
Araba yarışı için herkes arabalarına geçti. Sarp görev sırasında tek düşündüğü işi oluyordu bu huyunu seviyordum. Konu Miray'da olsa göreve sadık kalıyordu.
Yıllardır Miray'a olan aşkını hep farketmiştim ama Miray hiçbir zaman anlamamıştı yada anlamamışlıktan geliyordu.
Ben çeteye 14 yaşında girmiştim o sıralar Bartın, Emir, Sarp ve Miray hâlâ beraber takılıp kimseyi aralarına almıyorlardı. O zamanlar bile Miray'a aşkını anlamıştım. Hep onu koruyordu, patron karanlık oda cezası verdiğinde Miray'ı koruyup kendisi cezayı çekerdi. Her durumda onu korumaya çalışıyordu zaten Sarp patronun sevdiği bir elemandı bu yüzden daha kolay oluyordu onu koruması.
Ben onların arasına sonradan girmiştim, çete gibi biryerde birileriyle olmalıydın eğer teksen çok ezilirdin bu hep böyleydi. Çetedenin en küçüğüydüm, bu beşlinin en küçüğüydüm. Ama hiçbir zaman küçük olduğum için güzel şeyler değil tam tersine ezilmeler yaşadım.
Araba yarışı başladığında Bakışlarım Bartın'a kaydı. Birinin cebinden cüzdanını çıkarıp içindeki parayı aldı ardından tekrar koydu, adamın ruhu duymamıştı.
Çalma işi hep ikimize kalıyordu çünkü biz başarılı ve sessizce yapıyorduk. Bende kalabalığın içine girdiğimde birinin çeketinin cebinden anahtarı alıp yanından geçip gittim.
Herkes çoşkuyla yarışı izliyordular. Aralarda birçok şey çalabilmiştim ama dikkatli olmaya devam ettim.
İlerlediğimde kapşonlu birisi elleri pantolononun cebinde yarışı izliyordu.
Yanına gelip bende seyrediyormuş gibi durdum ama bir adım arkasındaydım.
Bulduğum fırsatta elimi çeketinin cebine uzattım, elime bir anahtar geldiğinde beklemediğim bir şey oldu. Hızla elimi yakaladı.
Yutkundum elimi çekmeye çalıştığımda öyle bir tutuyordu ki bırakmadı ama bu tarafa da dönmüyordu, yüzü saklıydı. Elimi hızla çekebildiğimde kaçmak için arkamı dönüp insanların içine karıştım.
Birisi kolumdan tutup çekti, hızla bedenimin geri dönmesiyle bir bedene çarptım. Kapşon altındaki siyah gözleri gördüğümde durakladım. "Sen?" dedim hafif şaşkınlıkla.
"Evet, ben. Deren Akarca"
Dişlerimin arasında "Ne işin var senin?" dedim ama o benimkinden ters rahattı "Sen mi soruyorsun bunu?" alaylı sözüne kolumu çekmeye çalıştım ama bırakmadı.
"Benimle gel"dediğinde onu reddettim "Bırak beni!" dedim. Bir kaşını havaya kaldırdı "Benimle gelirsin yoksa hırsız var diye bağırırım" diyerek beni tehdit etti.
Kafamı çevreme çevirdiğimde çok fazla kalabalık vardı. "Tamam" dedim, kolumu bırakmadan beni kalabalığın içinde çekiştirerek ilerledi.
İnsanlardan uzaklaştığımızda sessiz bir köşeye çekti beni. Kolumu ondan kurtarıp karşısında durdum "Ne istiyorsun?" dediğimde kapşonunu çıkardı.
"Sen burada hırsızlık yapıyorsun?" dediğinde bu sefer umursamaz bir şekilde ben ona baktım "Bu seni ilgilendirmiyor" diyerek net bir tavırla konuştum.
Tam konuşacakken başka bir ses onu durdurdu "Bir sorun mu var?" Sarp'ın sesiyle ikimizde gözlerimizi onlara çevirdik.
Emir , Sarp, Bartın ve Miray yan yana dizilmiş bize bakıyorlardı. Hepsinin yüzünde sert bir ifade vardı.
Bu ifade bir tehlike olduğunda veya bir sorun olduğun da yüzlerinde oluşurdu.
Sarp'ın gözlerinde uzun zaman sonra kan görmüştüm, o tehlikeli bakışı tekrar yüzünde oluşmuştu. Bu bakışları gördüğümde olan şeyler hiç iyi değildi.
Emir'in her zaman eğlenen sırıtan ifadesi yerine sert bakışlar yer almıştı.
Bartın'ın gözlerinde gördüğüm karanlık ifade ve Miray'ın yumuşak yüzüne ters ifadesiz bakışları bana olanların ve olacakların habercisiydi.
Deren bana dönüp "Sen onlardan mısın?" dedi
Onlar...
Sarp, Miray, Bartın, Emir
Ve ben.
🍁
ŞİMDİKİ ZAMAN
Elimde ki kuru yaprağı birkaç kez daha çevirdim. Sıkıldığım için bıraktığımda yere rüzgar eşliğinde düştü. Hava soğumuştu koyulaşmış bulutlar, etrafın kararmaya başlaması benim hoşuma gidiyordu.
"Ne düşünüyorsun?"
Her zaman ki yerimde ağacın altındaki bankda otururken önce sesi ardından kendisi gelmişti. Deren yanıma oturduğunda bakışları bana dönüktü.
"Ablanın doğum gününe gitmek konusunda eminsin değil mi?" dedi gözlerimi yerden çekip onun siyahlıklarına baktım "Evet" diye mırıldandım.
Deren'le ilk tanıştığımızda sıkıntılar oluşsada ve hâlâ bu sıkıntılar devam ediyor olsada en başından beri bu klinikte benim yanımdaydı. Ben onu ne kadar kendimden itsemde o tekrar bana dönüyordu.
"Sen... Yani gelicek misin?" dedim. Kuzey doğum günü kutlaması için benide aramıştı. Bir süre gidip gitmemek konusunda arafta kalmıştım ama gidicektim. Bugüne kadar uzak olmaya alışmıştık, artık yakın olmaya alışmalıydık.
İstesemde istemesemde ona ihtiyacım vardı. Çağla'ya.
Uzun süre onu görmediğimde bunun farkında değildim veya kendimi kandırıyordum. Fakat onu gördükten sonra bu hayatta ihtiyacım olan tek kişinin o olduğunu biliyordum.
Doğum gününde benim olmamdan mutsuz olabilirdi, insanlara beni göstermekten kaçınmak istesede orda olucaktım. Uzun zaman sonra onun doğum gününde yanında olucaktım.
Çağla'yı görmek beni geçmişe götürüyordu, annemin yaşadığı zamanlara, bu can yakıcıydı.
Çağla'yla olmak bana küçük masum Bige'yi hatırlatıyordu, içimde her şey kopuyor, bütün hislerim dikene dönüşüp bana batıyordu.
Yıllar önceki ben ve şimdiki ben...
Hani bazen söylerler ya, geçmişindeki kişiyi, küçüklüğünü görsen ona ne söylemek istersin diye.
İşte ben, küçüklüğüm beni görse ne der diyorum?
"bu ben miyim?"
Evet tam olarak bunu derdi. Masum Bige'nin ağzından çıkan sadece bu olurdu.
Değişen çevremdi, değişen bendim, değişen ailemdi, değişen her şeydi.
Kafamı kaldırıp Deren'e baktım düşünmek canımı yakıyordu bu yüzden onu dinlemeyi tercih ettim." Senin yanında olucağım" dedi yüzünde sözünü tasdikleyen bir gülümseme oluştu.
"Çocuklarda orda olucak" dedim Bartın, Miray, Sarp ve Emir'i kastederek.
Mutsuzca başını geriye bıraktı "Cidden gelicekler mi?" diye mızmızlandı bu hali gülmeme sebep oldu.
Benim kısa gülüşümle Deren başını kaldırıp, dudaklarıma, gülüşüme baktı. Bu anı kaçırmak istemiyormuş aklına kazımak istiyor muş gibi.
"Onlar var diye gelmek istemessen anlar..." sözümü kesti "Dediğim gibi senin hiçbir zaman yanından ayrılmayacağım. Söz verdim" gülümseyerek siyahlıklarını gözlerime çevirdi.
"Deren Akarca, seni kendimden uzaklaştırmak için yaptığım her şeye rağmen yanımda olduğun için teşekkür ederim"
"Ben teşekkür ederim"
"Neden?"
"Seni tanıdığım için?"
Beni tanıdığı için.
Birisi beni tanıdığı için mutluydu.
🍁🍁🍁
