🍁🍁
Kalemi parmaklarımın arasında çevirirken masaya çarparak tok sesler çıkarıyordu, oflayarak kafamı masadan ayırdım. Karşımdaki ekranda beni bekleyen işler vardı, yandaki dosyalar ise cabasıydı. Boynumu saran atkıyı çıkarıp masaya attım.
Aras bu işleri bana vermişti ama ben masada oturmak için polis olmamıştım. Elime geçen bir dosyayı açtım bilgisayara kendimi odaklarken kapının açılma sesi geldi kulaklarıma. Sırtım kapıya dönük olduğundan dolayı sadece ses duyabiliyordum.
Ellerim çenemin altındayken yanıma bırakılan tepsiyle gözlerim yana kaydı, içinde kahvaltılık atıştırmalar bulunan tepsiden kafamı kaldırdığımda karşımdaki Aras'tı.
Yandaki sandalyeyi çekip oturdu "Bir şeyler atıştır, açken iyi bir performans ile çalışamazsın" sandalyeye yaslandığında yorgun gözleri benim üzerimdeydi. Normalde yorgun olduğu zamanlar olurdu ama pek belli olmazdı ama bu sefer gözleri ona ihanet etmişti.
Ellerim boynuma gittiğinde kafamı sağ sola büktüm, uyuşmuştu. Bilgisayarı kendimden uzaklaştırdığımda Aras hafif doğrularak kahvaltıyı benim önüme itti. Saçımı tutan kalemleri çıkardığımda uzun saçlarım özgürlüğüne kavuşmuş gibi bedenimi sardı. Bir elimle saçlarımı düzeltirken bendeki bakışlarının farkındaydım.
Kahvaltıyı yapamaya başlarken arada yan bakışlarım ondaydı "Arada uyu" dedim yüzüm kahvaltıma dönükken "Denerim, beni delirtmeyi bırakırsan" dedi keyfi kaçıkdı belli ki. "Kılıç'tan niye bu kadar hoşlanmıyorsun? Bence o kadar da kötü birisi değil" dediğimde rahatsız olmuş gibi kıpırdandı.
"Sana sırf beni rahatsız etmek için yaklaşıyor, sana karşı bir duygusu yok" dedi elleriyle alnını okşarken kendini ayık tutmaya çalışıyordu, başkomiseri bu sefer gerçektende yorgunluk vurmuş gibiydi.
"Belki de vardır" dedim bu sefer mayışmış olan bakışları uyanmışcasına bana döndü. Sandalyesinde eğilirken dirseklerini bacağına dayadı. Eli sandalyemi tuttuğunda beni çekerek kendi karşısına geçirdi.
Benim anlamamı ister gibi bakan bakışlarına sakin ses tonu eşlik ediyordu "Kılıç sırf bana olan nefreti için sana yakınlaşıyor, sana olan davranışları sırf bu yüzden" dedi sesi yorgun çıkıyordu "Belki de senin düşündüğün gibi değildir" sözümle bakışlarına hüsran çöktü.
Elleriyle yüzünü kaparken sakinliğini korumuştu, iki elini sandalyenin demir kısmına tutarak beni kendine daha çok yaklaştırdı "Beni rahatsız etmesi için en uygun kişi sen olduğun için senin durmadan çevrende" anlamadığımı düşünüyordu ama ben onun tahmin ettiğinden daha çoğunu biliyordum.
"Peki öyle mi? Seni rahatsız etmek için uygun kişi ben miyim?" dediğimde bakışları yeşil gözlerimde donuklaştı. Dili kurumuş dudaklarını nemlendirirken gözlerim hafif dolgun dudaklarına kaydı. Dikkatimi dağıtmamak için gözlerimi hemen başka yöne çevirdim ama uzaklaşmak imkansız gibiydi kendisi yakınımdayken kokusu hep çevremdeydi.
"Çağla, eğer Kılıç'ın tavırları sana aşık olduğu için olsaydı sen zaten ondan uzaklaşırdın benden uzaklaştığın gibi" sesine hafif acı bulaşmıştı, gözlerim tekrar onu bulurken yutkundum "Sen sadece hoşlantıyı aşk sanıyorsun, bana olan duygularından emin değilsin sadece öyle olduğunu düşünüyorsun" elimi hafif kaldırdığımda kelepçenin çıkardığı sesle bakışları bileğime kaydı.
Çıkardığı anahtarla kelepçeyi çıkardığında masanın üzerine bıraktı "Şimdi bir heves, yarın gerçek olmadığını farkettiğinde gidiceksin. Başkomiser beni o duygu seline katma, su yönünü değiştirdiğinde boğulurum" dedim bakışları anlamak istercesine gözlerimde dolaştı bir ipucu ararcasına.
Bir kanıt arıyordu ama duygular iz taşımazdı taşısada bunu kimse görmezdi. "Bu kadar kısa sürede aşık olamazsın!" anlamasını istedim, artık sesim isyan eder gibiydi benden uzak dur başkomiser "Aşk bir anda olur eğer uzarsa bu çıkardır" dedi. ayaklarımla yerden destek alarak sandalyemi ondan uzaklaştırdım.
"Anlamıyorsun" dediğimde sesi benim ardımdan hızla çıktı "Asıl sen anlamıyorsun veya anlamak istemiyorsun" sesi yükselirken hâlâ bakışları beklenti doluydu bana karşı ama nafileydi sadece kendini yoruyordu.
"Duygulardan kaçıyorsun kendini böyle korumaya çalışıyorsun ama kaçamazsın birgün sende o sele kapılacaksın" dedi ellerim saçlarıma giderken derin bir nefes verdim "Aras yeter seninle konuşmak istemiyorum, sende artık bana karşı davranışlarına çeki düzen ver, duygusuzmu diyorsunuz? Öyleyim. Duygulara göre haraket etmek yaralar, ben mantığıma göre haraket ederim ve benim mantığımda aşk yok! Bana yaklaşma sende yara alırsın. Kimseyi hayatımda istemiyorum o bana karşı hissettiğin saçma duygularına bir son ver ve profesyonelce davran. Senin bu davranışlarınıda, duygularınıda istemiyorum!" oldukça nettim ama ben konuştukça karşımdaki adamın daha fazla yıkıldığını görür gibiydim.
Ayağa kalkıp hızla kendimi odadan dışarı attım, daha fazla konuşmak istemiyordum belki de kaçıyordum, her şeyden. Emniyetten çıktığımda kendimi merdiven basamaklarından birine bıraktım.
Soğuk rüzgar tenime işlerken kendime gelmeye çalışıyordum. Ben konuşurken ki Aras'ın bakışları gözümün önünden gitmiyordu. Söylediklerim için üzülüyormuydum? Hayır. Söylediğim her şeyin arkasındaydım ama bunlar Aras'a ağır gelmiş gibiydi.
Umarım bundan sonra davranışlarına dikkat ederdi, girdiği yol ikimiz içinde bir çıkmazdı.
Kendimi kötü hissetmemeliydim ama hissediyordum, kahretsin. Rüzgarın etkisiyle yüzüme dağılan saçlarıma dokunmadım, süzülmesine izin verdim. Yüzümü gökyüzüne çevirdiğimde koyu bulutlar vardı. Kasvetli bir havaydı ama güzeldi, hafif yağan yağmur damlaları yüzüme küçük dokunuşlar yapıyordu. Telefonuma gelen bildirim dikkatimi dağıtmıştı.
Telefonumu açtığımda mesaj Kuzey'dendi.
Kuzey: yarın için hazır mısın?
Kaşlarımı çatarken yarının ne olduğunu düşündüm. Bir şeyi unutmuş olmalıydım, tarihe baktım 11 Aralık.
Kuzey: yarın küçük, yeşil gözlü bir kızın doğdu gün.
Ah doğru ya yarın doğum günümdü.
Kuzey şimdiden bana bildirim geçiyordu, onun kesin bir planı vardır yarın için. Telefonu kapatıp cebime koydum, soğuk iyice içime işlediği için oturduğum beton zeminden kalktım.
Emniyete girdiğimde Merve'nin bana seslenmesiyle arkama döndüm. Karşısındaki kişiyle vedalaşıp bana doğru geldi.
"Ne yapıyorsun?" at kuyruğu yaptığı saçları bakışlarını normalden daha keskin yapmıştı "Biraz hava aldım" ikimizde adımlarımızı birbirine uydurarak koridorda ilerlemeye başladık.
"Yorucu bir gün" hafif sızlanmasından ardından bana döndü Bir şeyi hatırlamış gibi "Yarın senin doğum gününmüş" ah evet Kuzey herkese haber vermiş olmalıydı.
Başımı sallayarak onu onayladım "Kuzey söyledi değil mi?" hafif güldü "Dün söylemişti, doğum günün için baya uğraşıyor, belli ki güzel planları var" dedi. Kuzey'e ait güzel bir plan sadece büyük bir partidir.
Başımı hafif bir bıkkınlıkla yukarı kaldırdım "Parti yapıcak değil mi?" dediğimde Merve omuz silkti bilemem dercesine ama yarım gülüşü cevap veriyordu.
Bundan önce Hatay'da olduğum için Kuzey doğum günüme geliyordu ve ben büyük parti yapmasına izin vermiyordum ama şimdi İstanbul'daydım bu fırsatı kaçırmazdı.
İki elimi cebime attım "Aras'ı da çağırmış" dedi Merve bunu söylerken biraz çekinmişti "Kuzey herkesi çağırmıştır" diyerek konu üzerinde durmadım. "Benim birkaç işim var daha sonra görüşürüz" Merve yanımdan ayrılırken bende odaya ilerledim.
Hâlâ dosyaları tamamlayamamıştım, Aras'la konuştuğumda gitmiştim ama dosyaları halletmem gerekiyordu. Kapıyı açtığımda gördüğüm kişiyle şaşırmıştım. Aras Hâlâ buradaydı.
Aynı sandalyesinde oturuyordu, bir elini kafasının altına almış masaya kafasını koymuş uyuyordu. Daha fazla uykusuzluğa dayanamamış gibiydi. Yanına yaklaştığımda diğer avucunda benim atkımı sıkı bir şekilde tutuyordu.
Sağ eli kafasının altındayken, sol eli atkımı tutmuş yüzünün hemen yanındaydı. Parmakları atkıyı öyle sıkı tutmuştu ki sanki biri elinden çalıcakmış gibi.
Kalçamı masaya dayayıp ona baktım. Dudakları düz biçimini uyurkende bozmamıştı, bir erkeğe göre çok olan kirpiklerinde kıpırdama yoktu. Keskin çene hatları uyurken bile ciddiyetini bozmamış gibi gösteriyordu. Alnındaki hafif kırışıklar belirgenleştiğinde rüya gördüğünü düşündüm.
Atkımı almak için elimi uzattığımda sıkı parmakları gevşememişti. Diğer erimle parmağını gevşetmek için elini tuttuğumda bir anda gözleri açıldı, uykusunun bu kadar hafif olduğunu bilmiyordum.
Uyanmasıyla elimi çekmek için hamle yapmıştım ama Aras benden daha hızlı bir haraketle elimi tutup çektiğinde kendimi onun kucağında bulmuştum.
Sağ eli belimi kavrarken, sol eli bacağımın üstündeydi, kot pantolonuma rağmen sanki eli tenime değmiş gibi ürperdim. Sandalyeyi masaya yaklaştırdığında haraket alanımı kısıtlamıştı.
Derin bir yutkunuş boğazımdan geçerken onun bakışları yüzümdeydi. Belime baskı uygulayarak beni kendine daha çok yaklaştırıyordu, artık gözleri olması gerekenden daha yakın olduğunda titrek bir nefes verdim.
Baş parmağı bacağıma yuvarlak çizgiler çizerken düşünce kabiliyetimi kaybetmiş gibiydim. "Ne-ne yapıyorsun" sesim tahminimden daha kısık çıktığında onun keyfi yerine gelmiş gibi dudaklarında yarım bir gülüş peydah oldu.
Anlık kucağına düşmemle bir elimi geniş omzuna koymuştum, diğer elimle kalkmak için hamle yapıcakken kucağımdaki eliyle onu kavradı. Göğsüm göğsüne değerden hızlı atan kalp atışlarımı duymamasını umdum.
"Bırak" sesim isteğimin ters çıkmıştı, bedenim bulduğu sıcak yerinden vazgeçmek istemiyordu, garip bir huzur ruhumu ele geçirirken her şeyin içinde beynim itiraz ediyordu onun etkisinden çıkmam için.
Belimdeki eli yukarı çıkarken ince uzun parmakları saçıma dolandı, gözleri saçıma giderken ben onun gözlerinden gözlerimi çevirmemiştim. Ağır haraketlerle saçımı omzumdan geriye atarken, zamanın içine esir edilmiş gibiydim. Zamanın akışına ters yavaş haraketleri düşünmeme engel oluyordu.
Saçlarımı geriye attığında, bu sefer elleri yüzüme değdi, bedenim buz keserken onun sıcak parmaklarının değdi yer bedenime tezat sıcaktı.
"Sen beni inceledin, sıra bende" kısık tonlaması zihnimde yankılandı. Normalde bile fazla güzel olan sesi şuan fazla etkileyiciydi.
Parmakları ağır hareketlerle yüzümde gezinirken gözleride onu takip ediyordu. Gözleri her karışımı ezberlemek ister gibi dikkatliydi, parmakları her dokunuşumu bilmek ister gibi yavaş ve nahifti.
Yanağımdaki parmakları aşağı inerken çeneme tutundu. Baş parmağı çenemde dolaşırken. Bu sefer farklı bir sıcaklığı çenemde hissettim, dudaklarını. Yüzümüzün yakınlığını kapattığında çeneme koyduğu küçük öpücükle aramıza tekrar kısa bir mesafa koydu. Kendisi bile bu yaptığını beklemezken benim bedenim kasılmıştı.
Hissettiğim duygular sözlerle anlatılamazken ben zihnimde anlatıcak kelimeler arıyordum.
Ondan hoşlanıyor muydum? Ne kadar tersini olmasını istesemde bu evetti. Ama ben kimseyle bir ömür geçirmek, hayatımın heryerine almak istemiyordum.
Bu Aras'ın suçu değildi, ben istemiyordum. Ondan etkileniyorum, etkilenmiyecek gibi değildi. Dokunuşu, bakışı, sözleri, hissettirdikleri...
Eğer hayatta birileriyle kısa süre takılan birisi olsaydım Aras'a evet derdim ama Aras benimle kısa sürelik bir hayal kurmuyordu bunu anlamak zor değildi. Ben hayatımda kısa veya uzun ilişki istemiyordum. Eğer seversem onu hayatımın merkezine koyardım, bunu yapamazdım. En ufak darbede yıkılmama sebep oldurdu. Yaşadığım için biliyordum, bir darbe daha yemek istemiyordum.
Ama onun etkisine kapılmamak elde değildi.
Parmağı dudağıma çıktığında artık nefes almayı bile bırakmıştım sadece ona odaklıydım.
Aras'ın yüzüne baktığımda artık gözlerindeki yorgunluk kaybolmuştu, dudaklarında keyif vardı. Bunun onun için güzel olduğunu biliyordum ama ben kafamın içinde savaş veriyordum. Kendimi ona bırakmamalıydım bunu yapmamalıydım ama yinede bana hissettireceklerini merak ediyordum.
Parmağı dolgulu dudaklarıma baskı yaparken koyulaşmış gözleri dudağımdaydı. Öpmek istediğinin farkındaydım ama buna kalkışmıyordu, bana zaman tanımak istiyordu.
Parmağını geri çektiğinde kırmızı rujum bulaşmıştı, baş parmağını ve işaret parmağını birbine süreterek ruju dağıttı. Dudağımdaki rujun bozulduğunu farkındaydım ama umrumda değildi. Parmakları yukarı çıktığında artık kahvelikleri gözlerime ulaşmıştı.
Gözlerimi zihnine kazımak ister gibi bakıyordu "İzin versen" derin bir nefes verdi tenime değen "Sana ulaşmama izin versen, benden kaçmak yerine önündeki duvarları yıksan" dedi ama bunu yapmak istediğime emin bile değildim.
Ona kapılmak istiyor muydum?
Bilmiyordum.
Aşk hırçın bir deniz gibiydi, uyumu sağlarsan ferah ve huzura kavuşurdun. Uyum sağlanmassa o hırçın denizde boğlurdun geri dönüşü olmayan soğuklarla tanışırdın.
Ben soğuk sevmiyordum.
Omzundaki elimden destek alarak kendimi ondan uzaklaştırdım, kokusu genzimi yakarken en azından parmağının etkisinden uzaklaşmak istiyordum. "O duvarlar kendi kendine oluşmadı, duvarı yıkıp o denizde boğulmayı göze alıyor muyum? inan bilmiyorum" sözlerim öncekilerden daha samimiydi.
Ona karşı açık olmam hoşuna gitmişti "Denemeden bilemezsin. Belki de o denizde şimdiye kadar ulaşamadığın hisler vardır. Bazen denemek gerekir" dedi sözlerine inanmak istesemde şuana kadar kodladığım şeyleden vazgeçmek zordu.
Kapının açılmasıyla kendimi hızla Aras'ın kucağından çektim.
Ayağa kalktığımda karşımdaki polis memurunun şaşkın bakışlarından gördüğünü anlamıştım.
Aras'ta bunu beklemiyormuş gibi ayağa kalktığında ikimizde afallamıştık ama karşımızdaki kadın bizden daha çok afalladığı belliydi.
Konuşmak için dudaklarını araladı ama gözleri dudağıma kaydığında söyleceği şeyden vazgeçti "Şey... Ben..." ağzında bir şeyler gevelerken elleri bile ne yapması gerektiğini unutmuştu.
Bir çare bulmak ister gibi gözlerim Aras'a döndü, elini alnına götürüp sıvazladı. Yüz ifadesinden anladığım kadarıyla bundan hiç hoşlanmamıştı "İnci sen ne için gelmiştin? " Aras aramızdaki sessizliği bozarak ilk konuşan kişi olmuştu.
"Başkomiserim ben şey bir dosya alıcaktım ama sonra alırım size kolay gelsin yani şey neyse ben gidiyorum" saçmaladığını anlamış gibi İnci hemen kapıyı kapatıp çıktı.
"Aaa bu şaka olmalı" elimi yüzüme götürdüğümde bir kaç defa alnıma vurdum "Ne yapıcağız şimdi?" endişeli yüzümle ona döndüğümde o omuz silti sadece .
Onun etkisine kapılmamalıydım, hata yaptım. Dikkat etmeliydim, bu saçmalıklara uymamalıydım.
"Yapacak bir şey yok" rahatlığı sinirimi bozarken ona döndüm sinirle "Sen ne diyorsun ya! Kadın bizi gördü, yanlış anladı" dedim ona anlatmak ister gibi "Bulunduğumuz durumu düşününce pekte yanlış anlaşılacak bir şey değildi" keyifli sesi beni sinir krizine sokuyordu.
Elim dudağıma gittiğinde hemen telefonumu alıp ön kamerasını açtım, rujum dağılarak dudağımın çevresine yayılmıştı, Ah şaka olmalı öpüştüğümüzü düşünmüş olmalıydı. Hemen masanın üzerinden peçeteyi alıp yüzüme dağılan rujumu sildim.
Telefonumu cebime koydum "Nasıl bu kadar rahatsın" dedim sesim biraz fazla yüksek çıkmıştı "Biraz sakin mi olsan bu kadar sinir insana fazla. Hem alt tarafı emniyetin en dedikoducusu tarafından odada yanlış anlaşılacak bir vaziyetteydik" dedi. O konuştukça ben çıldırıyordum.
"Gidiyorum ben" kapıyı sertçe vurup çıkarken arkadan seslenişini duydum "Devletin malına zarar verilmez" şaka olmalıydı, her şey şaka olmalıydı.
Hızlı adımlarımla ilerlerken Asır'ın arkamdan seslenmesiyle adımlarımı yavaşlattım "Çağla dur" bana yetiştiğinde nefesi hızlıydı "Niye böyle kaçar gibi hızlı gidiyorsun, yoruldum yaa" isyan eden bakışlarıya kafamı ona çevirdim.
"Sen polissin bu kadar çabuk yorulamazsın" dedim kendimi sakinleştirmeye çalışarak "Ben yaşlandım artık, öyle kaos entrika, kavga döğüş bana göre değil" dedi keyifli sesiyle.
Yandan bakışımı karnında belli olan göbeğine attım "Göbekten belli oluyor" dedim bende keyfim yerine gelerek. Yüzünde duraklama olurken eli karnına gitti. Göbeğini severken "Yok ya yeni yemek yedim ya ondan çıktı bu" dedi beni kandırmaya çalışarak.
"Tabi canım nedense bu göbek açkende gitmiyor" dediğimde yüzüne korku düştü "Kas canım bu, göbek filan değil" artık beni ikna etmeyi bırakmış kendini avutuyordu.
Göz devirdim "Hadi ama Asır göbeğin çıkmış işte, spor yapmayı dene biraz belki gider. Bu göbek seni yaşlı gösteriyor" gözüm karnına gittiğinde göbeğini içine çekti.
Çok fazka kilo almış olmasada gevşemişti, spor yapması gerekiyordu. Onunla eğlenmek için adımlarımı durdurdum, elim yanağına gittiğinde parmaklarımın arasına alarak sıktım "Ay senin yanağında şişmiş, sen tombul mu oldun?" korkuyla eli yanağına gitti "Sen ciddisin?" korkulu bakışları artık bende değildi.
"Benim annemi en yakın zamanda memlekete göndermem gerekiyor bana kilo aldırdı" çözüm bulmuş gibi konuşurken kahkaha atmadan edememiştim.
Ellerimi göğsümde billeştirdim "Bu akşam spor salonuna gidiceğim sende gel, belki şu göbekten kurtulmak için spor yaparsın" dedim, Asır tek kaşını kaldırarak bana baktı "Ben yarın başlicağım, bu akşam annem güzel yemek yaptı" ben bu yarınları biliyordum "Asır!" uyarıcı sesimle ofladı "Tamam ya geliyorum" dedi.
Zehra yanımızda berildiğinde Asır ürkerek kenara kaydı "Kızım sen niye böyle sessiz sessiz yaklaşıyorsun" Asır'ın korkmasına Zehra anlamlandıramasada bir şey demedi. "Ee ne yapıyorsunuz?" Zehra'nın gözleri Asır'a gittiğinde onu gözleriyle süzdü "Komiserim siz kilo mu aldınız?"
Zehra'nın sözüyle Asır isyan etti "Ben gidiyorum ya" çocuk gibi mızmızlanırken kaçar gibi gitti. Ben gülerken Zehra bana döndü "Ben yanlış bir şey mi dedim?" şaşkın bakışlarını anlıyabiliyordum "Yok sen yanlış hiçbir şey söylemedin, o bu aralar biraz tripli" diyerek onun şaşkınlığını es geçtim.
Zehra anladığını belirtirken bu sefer Merve'nin mızmızlanma sesi bize ulaştı "Of eve gitmek istiyorum, uykum var" yanımıza geldiğinde gözlerini ovuşturıyordu "Sabahladın galiba" dedi Zehra, enerjik sesi Merve'den tezattı.
Merve'nin Zehra'ya attığı bakışlar onaylar biçimdeydi. Zehra heyecanla bana döndü "Aa senin yarın doğum gününmüş" dediğinde Kuzey'i aramayı unuttuğum aklıma geldi.
"Öyle" diye mırıldandım hevessiz bir sesle, bir yaş daha alıyordum niye sevineyim ki, 25 yaşına giricektim. "Ya ben sana ne hediye alayım?" düşünceli sesiyle ona döndüm "Ne alıcağını bana mı soruyorsun?" kendimi parmağımla gösterdim.
Merve esnerken ağzını eliyle kapadı "Zehra sen lütfen hediye alma" dedi uykulu bakışlarının altında "Niye ki?" dedim Merve'ye dönerken "Zehra'nın hediye seçimi çok kötü. Asır'ın doğum gününde ona parfüm almıştı, meğerse parfümün içinde Asır'ın alerjisi olan bir şey varmış. Doğum gününü hastanede geçirmiştik" dediğinde şaşırsam mı gülsem mi bilememişim.
Zehra ofladı "Ben nereden bilebilirim komiserin alerjisi olduğunu. Hem ben bu sefer ders aldım kokulu hiçbir şey almicağım, zaten Miraç'la beraber seçiceğiz" ikna edercesine bana döndüğünde sadece tebessüm ettim. Doğum günümü hastanede geçirmek isteyeceğim bir şey değildi.
Zehra ve Merve kendi arasında konuşurken ben Kuzey'i aradım, çalmasına rağmen açmadı. Umuyorum ki büyük şeyler planlamamıştı, abartılı şeylerden hoşlanmıyordum ve Kuzey tam olarak abartı insanıydı.
Armaya sonlandırdım "Umarım bir şeyler karıştırmıyorsundur" sessiz mırıltımı kızlar duymamıştı. Başımı ekrandan kaldırdığımda kahveliklerle göz göze gelmiştim.
Merdivenlerden inerken Asır'la konuşuyordu ama bakışları bendeydi. Gözlerimi ondan hiç ayırmadım, kızların onları farketmesi yanımıza geldiklerinde olmuştu. "Ne konuşuyorsunuz?" Asır'ın merakına "Senin göbeğini" diyerek cevap verdim.
Asır nereden bana bulaştığını düşünürken diğerleri konuyu anlamaya çalışıyordu "Başkomiserim baksanıza ben kilolu muyum?" Aras Asır'ın gözüyle süzdü "Yani kilo almışsın" dedi Asır'ın omzuna iki kez vurarak.
Asır'ın mimiklerine kahkaha atamadan edememiştim. "Asır komiserim artık göbekli Necati amca olma yolunda" Miraç'ın eğlenen sesiyle ortama giriş yaptı.
Zehra'nın yüzündeki gülümseme anında büyümüştü. Asır Miraç'a vurmak için hamle yapıcakken Miraç çevik bir haraketle kaçıp Zehra'nın yanına gitti.
Zehra'nın beline elini sardığında Asır'a döndü "Komiserim siz artık böyle haraketlerde yapamazsınız, göbekten dolayı" gözüyle Asır'ın karnını gösterdi. Asır deliye dönerken biz eğlenerek izliyorduk. "Necati kim?" dedim Asır konunun kendinen kaymasından mutlu olmuştu.
"Bizim sık sık uğradığımız bir yerdir Necati amcanın yeri" diyerek açıklama yaptı Miraç. Zehra ekleme yaptı "Necati amcanın göbeği var, Asır komiserimkine benzer" Miraç Zehra'nın saçının üstüne bir öpücük bıraktı, ikisi bir olmuş Asır'la uğraşıyordular.
Asır işaret parmağını ikisine salladı "Siz zalım bir ikili oldunuz ama ben size gösteririm dalga geçmek neymiş" Asır'ın moreli iyice bozulurken galiba fazla ileri gitmiştik. "Ben gidiyorum" Asır moreli bozulmuş bir halde geri gitmeye kalkıştığında Aras onu tutup kolunu omzuna attı "Asır'la kimse uğraşmicak" dedi.
Aras'ın sözü işe yaramıştı kimseden ses çıkmamıştı. Merve gülümsedi "O kadar kilo almamışsın, sadece seninle uğraşıyorlar" dedi, Asır'da işe yaramış gibiydi yüzündeki gülümsemeye bakılırsa.
Saatime baktığımda gitmem gerektiğini anladım "Hepinize iyi akşamlar ben gidiyorum" dedim onlarda dağılmaya başladığında ben emniyetten çıktım. Arabama geçtiğimde Kuzey'i tekrar aradım ama çalmasına rağmen açmamıştı. Madem bana sormadan bir organizasyon yapıyorsun, en azından ne yapıcağını söylesene.
Kemerimi takıp arabayı çalıştırdım bugün spor salonuna gidicektim.
***
Bir, iki,üç
Bir, iki, üç
Karşımdaki boks torbasına bir darbe daha vurdum,tekrar, tekrar ve yine.
Alnımdan ter akarken nefesimi kontrol altına almaya çalışıyordum. Torbaya vurdukça içimde bir rahatlama oluyordu. Zaman geçtikçe yumruğumun darbelerini arttırıyordum.
"Biraz dinlenebilirsin"
Yanımda dikilmiş ellerini göğsünde birleştirmiş olan spor hocama baktım, çok yorulduğum için mola vermeye karar verdim "Ben içeride olucağım moladan sonra devam ederiz" buğazım kuruduğu için sadece başımla onayladım.
Boks eldivenini çıkarıp kendimi yere bıraktım elime aldığım bir şişeyi kafama dikerken rahatlamıştım.
Spor salonuna Asır'la gelmiştik, o kadar uğraşmıştık ki Asır bedenine dikkat etmeye karar vermişti. Yukarıda ısınma haraketleri ve birçok spor malzemesini kullanmıştık. Asır arada pes edecek olsada dayanmıştı. Aslında o kadar kilo almamıştı ama onunla eğlenmek keyifliydi, zaten vücuduna dikkat etmekten zarar gelmezdi.
Sırtımı boks ringine dayadığımda gözlerimi kapadım. Duyduğum adım sesleriyle gözlerimi kısık bir açıyla açtım. Asır kendini torba gibi yanıma attı "Ölüyom, ay heryerim çıktı, sakat kaldım" Asır'ın abartılarına gülebilirdim ama benimde halim kalmamıştı. İkimizde bugün biraz tozu kaçırmıştık.
Kafamı Asır'a çevirdiğimde gözlerini kapamış çoktan uyumuştu, elimle dürttüğümde gözlerini açtı "Geldik mi?" dediğinde güldüm. Bu kadar çabuk uykuya dalamazdı.
"Geldik Asır geldik" Asır duyduğu sesle gözlerini açtı. Aras karşımıza dikildiğinde ikimizde kafamızı yukarı kaldırdık. Boyu zaten uzundu ama şimdi aramızdaki mesafe çok fazlaydı.
Yerden destek alarak ayağa kaktım "Bugün spor yapıcağını bilmiyordum" dedim, onun bakışları benimkinden daha dinç olsada bende yaptığım bu kadar spordan sonra kendimi daha iyi hissetmiştim. Asır ayağa kalktı "Ben evime gidiyorum uyuyacağım" yanımızdan geçip gittiğinde Aras ona anlamaz bakışlarla baktı.
Aras'ın bakışları Asır'dan boks ringine çevrildi "Maç yapmaya ne dersin? Bu sefer biraz kısa tutarız" bende onun gibi ringe baktım "Yenilmeye doymadım " dedim keyifle. Sırf benimle vakit geçirmek için boksu öne sürüyordu.
Aras'ın kahvelikleri bana döndü "Oynamayı severim, yenilmekte oyuna dahildir" adımlarımı üzerime attığında ayakkabısı ayakkabıma değiyordu "Yenildiğim kişi sen olduğum sürece bu bana zevk verir" dağınık saçları alnına gölge yaparken, ışığın vurduğu gözleri parlıyordu "Öyleyse bir hakem gerekiyor" dedim ona meydan okuyan bakışlarım onu daha fazla keyif veriyordu.
Spor hocamın gelmesiyle ona döndüm "Hakemde hazır" dedim. Hoca yanıma geldi "Biz bir maç yapmak istiyoruz hakem olur musunuz?" sözümle "Olur" dedi. Aras'a döndüm başlıyorduk ama bu sefer önceki gibi yumuşak olmicaktı.
Gözlerimi ondan ayırıp yerdeki eldivenimi aldım, o da hazırlanmak için uzaklaşırken eldivenimi takmaya başladım.
İkimizde ringe çıktığımızda ellerimi yukarı kaldırdım, o ciddi dururken ben yarım bir şekilde güldüm. Onun gözleri gülüşümde kalırken ne yapıcağını düşündü. Hocanın başlatmasıyla adımlarımı onun üzerine attım.
Hızla ilk hamlemi karnına geçirdiğimde hafif zedelemişti, ani yumruğunu üzerime savulmasıyla eğilerek kendimi ondan uzaklaştırdım aramıza belli bir mesafe açtığımda etrafında dönmeye başladım.
İlk oynadığımızda hafif davranmışım ama bu sefer sınırları zorliyacaktım.
Bana karşı hamle yapmayıp savunmaya geçtiğinde ayağımı yukarı kaldırarak dizine vurdum. Dizi aldığı darbeyle yere değdiğinde kalkmasına izin vermeden ayağımı hızla karnına geçirdiğimde ağzından ufak bir inilti çıkmıştı.
Bir kez daha darbe vurucakken ayyağımı kavradı kendisi ayağa kalkerken benimde ayağımı çekmesiyle dengem bozulmuştu, yere düştüğümde hızla tekrar ayağa kalktım.
İki elimi çeneme getirildim, onunda bakışlarında artık sertlik vardı, bunun hafif bir oyun olmicağının farkındaydı. Bu sefer ilk darbeyi o vurdu, ardı ardına attığı yumruklarda kaçarken dizimle bacağına vurdum.
Bulduğum boşluktan yararlanarak yumruklarımı üzerine salfettim, koluyla kendini korumaya çalışırken ben ardı ardına attığım yumruklarımdan kaçamıyordu. Kendini geri çektiğinde bakışlarında hayranlık vardı "Çok hızlısın."
Yerimde zıplayayıp ayağımın iç tarafını karnının yanına vurmak için hızla bir ilerletirken bir eliyle bacağımı durdurdu diğer eliyle ise güçlü bir darbe vurdu, bu sefer canı yanan ben olmuştum.
Ama artık maç daha zevkli bir hâle gelmişti üzerime yumruk yağmurlarını yağdırırken kendimi kolumla korumaya çalışıyordum, geri giderken belim ringin köşesine değdi. Köşeye sıkıştırmıştı.
Attığı bir yumruğu iki elimle tutup kolunu omzuma koydum, onun etrafına dönerek kendimi açık alana çıkardım, hızlı bir eğilişimle onu yere serdiğimde bir daha darbe almamak için tekrar ayağa kalktı.
Bu artık bir oyundan daha fazlasına dönüşmüştü. Beklemediğim anda ayağıyla karnıma vurduğunda sarsıldım ama yıkılmadım.
Elimi dizime koyup nefesimi kontrol etmeye çalışırken hızlı davranarak doğrulup sert bir yumruğu üzerine geçirdim bu baya sert olmuş olmalıydı.
Darbeden etkilensede kendine gelmesi çabuk olmuştu, karnıma bir yumruk vurduğumda adımlarım geriledi. Attığı yumruklardan eğilerek kaçtığımda bir anda üzerime geldi. İki kolumun arasından kolunu geçirdiğinde arkamdaki ipleri tuttu. Onun ve ring iplerinin arasında kalmıştım.
Haraket etmemi kısıtlamak için kollarımı dış tarafda bırakmıştı, dizimle vurmak için kaldıracekken bedenini bedenime dayadı.
Vücutlarımız birbirleriyle yapışmışken ikimizde nefes nefeseydik. Gözlerimiz birbirinden ayrılmazken kendimi geri çekebileceğim bir yer yoktu "Sert oynuyorsun, tahminimden daha sert bir kızsın"
Gülümsedi "Bu hoşuma gitti"
***
Gözlerimi araladığımda tavandaki ışıklar gözlerimi alıyordu, yorucu bir maçtı ama sonuç şaşırmamıştı. Kazanan tabiki de bendim.
Kafamı yan çevirdiğimde Aras sol dizini uzatmış, sağ dizini ise kendine doğru kırmış oturuyordu. Bir elinde su vardı. Yattığım yerden doğruldum bakışarı bana döndü "Çok iyi oynuyorsun, fazla profesyonelce?" dedi bir kaşı havaya kalktı.
Başını bazı şeyleri anlamış gibi salladı "İyi bir eğitim almışsın" öyleydi eğitimim çok sıkıydı, bizzat babam tarafından kontrol ediliyordum. "Eğitimimi çocukluğumdan beri babam ilgilendi, bana çoğu şeyi o öğretti" dedim yüzümde gurur verici bir gülümseme oluştu.
Ayağa kalktım "Ben eve geçiyorum" dedim yanından ayrılmadan önce.
Telefonumu elime aldığımda Kuzey bana geri dönmemişti.
🍁
"Doğum günün kutlu olsun"
Kafamı gömdüğüm yastığımdan kaldırdığımda Kuzey'in enerjik
görüntüsü ile karşılaştım.
"Sevgili kuzenim 25 yıl önce dünyaya eşi benzeri olmayan biri kız doğdu" uykulu bakışlarıma aldırış etmeden konuşmaya devam etti "Hadi Çağla kalk bugün senin doğum günün" yatakta doğrulduğumda önümde gördüğüm kocaman kutuyla ona döndüm.
Benim doğduğuma benden daha çok sevindiğine emindim.
Kutuyu yanıma çektiğimde merakla hemen paketi açtım. Paketin içinden büyük bir ayıcık çıkmıştı "Bu senin küçük hediyen asıl hediyeni bu gece vericeğim" dedi.
Bu gece haklında büyük planları olduğuna emindim.
🍁🍁🍁
