İçeriğe geç

KELEPÇE

Bölüm 15 · 25 dk okuma

KELEPÇE

Bölüm 15

15. Bölüm

🍁🍁🍁

Kapı zilini duyduğumda elimdeki bardakları masaya koydum. Masa hazırdı Kuzey anahtarı almayı unutmuş olmalıydı, kapıyı açtığımda ikiside karşımdaydı, Bige'nin yüzündeki gülüşten anladığım kadarıyla eğlenmiş olmalıydılar.

Eve girerken hâlâ gün boyunca neler olduğunu kendi aralarında konuşuyorlardı. Kuzey'in adımları salonda durdu "Ben yemek kokusumu alıyorum" dediğinde bakışları Bige'ye değdi, Bige'de kokuyu almış olucak ki "Evet yemek kokuyor" dedi.

"Bu evde yemek nasıl kokabiliyor" şuan sakin olmasam bu sözleri Kuzey'e yedirirdim ama neyse. "Ben yemek yaptım" dedim ikiside masayı gördüğünde bir an durakladı "Sen cidden yemek mi yaptın?" dedi Bige, ben ve masa arasında bakışları git gel yapıyordu.

Ellerimi göğsümde billeştirdim içimde bir sevinç vardı, sanki ilk kez yemek yaptığında ailesine göstermek için sevinen bir kız çocuğu gibi, ama sonuçta bende ilk kez yemek yapmıştım. "Evet ben yaptım" Kuzey uzun soluklu şokunun ardından bana döndü, yüzünde anlamsız garip bakışlarıyla bana yaklaşmaya başladı.

Bige baktım "Korkmalı mıyım?" dediğimde Bige bilmiyorum dercesine omzunu kaldırıp indirdi. Kuzey karşıma geçtiğinde elleri alnıma gitti "Ateşinde yok, iyi misin sen?" göz devirdim her şeyi neden bu kadar abartıyordu ki? Özelliklede benim hakkımda olan konuları "Hadi oturun, Kuzey'in şoklarına masada devam ederiz" dedim ilk ben masaya oturdum.

Ardımdan Kuzey yanımdaki sandalyeye, Bige ise karşımdaki sandalyeye oturmuştu. Kuzey bu sefer garip bakışlarını yemeye atmaya başlamıştı "Normal yemek gibi duruyor aslında" tereddütlü sesiyle Bige çatalıyla oynadığı makarnaya döndü "Ölmem değil mi bunun için daha çok gencim" beklentiyle bana bakarken ben uyarıcı bir sesle "Bige!" dedim "Tamam tamam kızma" hiçbiri yemeye başlamamıştı "Artık tadına bakarmısınız?"

Bige Kuzey'e bakarken, Kuzey'de Bige'ye bakıyordu ilk kimin yiyeceğini kendi aralarında seçmeye çalışıyorlardı "Pisliksiniz!" dedim bunlara yemek yapmak sadece saçmalıktı. Ben hayağa kalktığımda Kuzey koluma yapıştı "Tamam otur yiyoruz" beni sertçe çekerek tekrar oturtdu.

İkisi bakışırken Bige "Taş kağıt makas" dedi ellerini öne doğru uzattığında Kuzey de çocukla çocuk olarak ellerini öne uzattı. "Taş, kağıt, makas" Bige makas yaparken, Kuzey kağıt yapmıştı "Bu oyunda hep sen kazanıyorsun haksızlık" Kuzey mızıkçılık yapsada yemeğe döndü.

Kuzey hep aynı şeyleri yaptığı için bu oyunu kaybediyordu. Kuzey makarna'dan bir çatal aldı. Ne vardı bu kadar büyütecek sadece tadına bakıcaklardı, ben gözlerimi Kuzey'e dikerken ikimizde Kuzey'in cevabını bekliyorduk.

Kuzey ağır ağır çiğneyip yuttu, o kadar uzatıyordu ki sinirlerimi bozmaya başlamıştı "Güzel?" şaşkın suratı bana döndü "Kuzen sen nasıl yaptın bunu, baya iyi olmuş" sanki atomu parçaladım.

Kuzey'in ardından Bige yemeye başladı o da beğenmiş olucak ki yemeye devam etti "Kim yardım etti?" çatalı elime aldığımda Bige'ye döndüm "Kendim yaptım" dedim bence Kuzey'in bana yardım edenin Aras olduğunu öğrenmesinin hiç gerği yoktu.

Kuzey yemeğini yerken Bige'ye döndü "Niye biri yardım etsin ki benim kuzenim tek başına halledebilir" dedi Bige cevap vermeyip yemeğine devam etti. Aras onlardan önce çıkmıştı görmüş olamazdı, yemeğin tadına baktığımda bende güzel olduğunu farketmiştim. Neye elimi vursam güzel oluyordu.

Bige ayağa kalktı "Ben su alıcağım" o mutfağa ilerlerken yanımızdan geçti. Kısa süre sonra mutfaktan seslendi "Çağla bardakları bulamadım göstersene" Kuzey bana döndü "Bardakları bulmak ne kadar zor olabilir ki?" dedi ama üzerinde durmadı.

Belli ki Bige'nin derdi bardak değildi. Ayağa kalkıp mutfağa geçtiğimde Bige ellerini arkada birleştirmiş bana bakıyordu "Ne oldu?" dediğimde yüzünde sinsi bir gülümseme oluşmuştu.

"Sana yemek yapmada yardım etmişler belli ki" arkadaki elini havaya kaldırdığında bir kol saatini tutuyordu. Aras'ın saatini.

"Birilerinin ateşi gerçekten çıkmış" saati almak için uzandığımda Bige hızla kendini geri çekti "Ver şunu" dedim ama onun yüzündeki eğlenen ifade değişmemişti.

"Birileri Çağla'ya aşık" dedi sesli bir şekilde "Sussana hem ne alaka" dedim Kuzey'den ses çıkmadığına göre duymamıştı. "Komşunun sana karşı haraketlerini markettede görmüştüm, senin gibi birisi bunu farkında olmamış olamaz" derin bir nefes verdim.

"Saati verirmisin?" dedim nazik olmaya çalıştığım ses tonumla. Bige'nin bakışları kapıya gittiğinde ne yapıcağını anlamıştım "Bence bunu Kuzey abide görmeli" kapıya ilerlerken hemen sırtından ellerimi beline geçirerek tuttum "Sakın!" kollarımdan kurtulmak için çırpınırken bir tarafdan gülüyordu, benimle uğraşmak hoşuna gidiyordu.

"Kuzey a-" elimle ağzını kapadım "Sussana" dedim saati almak için ağzındaki elimi çektim. Hâlâ ona arkasında kollarım sarılı tutmaya çalışırken başını yana çevirerek bana baktı "O sana aşık. Peki sen ona aşık mısın?" sorusuyla durakladım o da artık çırpınmayı bırakmıştı.

"Başkomisere karşı duygular hissediyor musun Barış'a hissettiğin gibi?" sözleri karşısında hiçbir şey demiyordum "Aras'a da Barış'a karşı hissettiklerinimi hissediyorsun?" bu soruları canımı yakmak için sormuyordu duygularımı bilmek için soruyordu ama ben cevap veremiyordum.

"Ne yapıyorsunuz?" Kuzey'in sesini duyduğumuzda hemen birbirimizden ayrıldık Bige saati arkasına sakladı. Kuzey mutfak girişinden bize baktı "Bir bardak almak ne kadar zor" dediğinde Bige "Biz başka bir şey arıyorduk" dedi kurtarmak için.

Kuzey kaşlarını çattı "Ne arıyorsunuz?" bu sefer bende Bige'ye baktım nasıl bir yalan uyduracaktı "Beraber tatlı yapmak istemiştik malzeme varmı diye bakıyorduk" dediğinde Kuzey'in çatık kaşları yumuşadı "Siz aranızımı düzeltmeye çalışıyorsunuz?" bunun olmasını çok istediğini biliyordum.

"Hadi masayı toplayalım sizde yardım edin" dedim konuyu dağıtarak Kuzey önden giderken Bige'nin kolunu tuttum "Nasıl bir yalan bu?" Kuzey duymasın diye fısıldarken Bige bana döndü "Aklıma bu geldi ne yapabilirim?" Kuzey'in arkasına dönmesiyle ikimizde yüzümüze sahte bir gülümseme koyduk. Kuzey bize garip bakışlar atarken önüne döndü.

"Saati ver" dediğimde gözleriyle cebimi işeret edip masaya ilerledi, aldığı bardakları mutfağa götürürken elimi cebime götürdüğümde saat buradaydı. Bu kız hırsızlık olayında profesyonelleşmişti.

Kuzey'de masayı toplamaya yardım ederken masayı toplamıştık. Tezgahtaki bulaşıklara baktığımda öfledim, bulaşıklar can sıkıcıydı.

"Ee hangi tatlıyı yapamaya karar verdiniz?" Kuzey ikimize bakarken bizde birbirimize bakıyorduk.

"Çikolatalı pasta"

"İnternetten tarifine bakıcağız, ben bilgisayarı getireyim salondaydı" Kuzey mutfaktan çıktığında Bige'ye baktım, ellerini havaya kaldırdı "Ne canım çekti" sessiz kalmayı tercih ettim.

Kuzey elimde bilgisayarla döndüğünde üçümüzde ekranın başına toplanmıştık "Buna bakmayalım şu daha güzel" dedi Bige "Hepsi çikolatalı pasta sonuçta" bulduğumuz bir tarifi açtık.

Bulduğum bir kabı önüme koydum "Şimdi siz ben ne istersem onu getireceksiniz" bütün hakimiyeti çok biliyormuş gibi elime almıştım "Bige yumurta" dolabı açıp yumurtaları getirdi "Ben kırıcağım" dedi hevesle. Küçükkende yumurta kırmayı severdi annemin elinden alıp kendi kırmaya çalışırdı, tabi o zamanla heryeri batırırdı, benim gibi.

Bige dikkatle tezgağa vurduğunda öyle sert olmuştu ki yumurta tezgahın üzerinde dağılmıştı "Yıllar geçti ama yumurtayı kırmayı hâlâ beceremiyorsun" Kuzey kendi önüne yumurtaları alarak kırdı. Kendisi arada yengemin yanına gidip bir şeyler öğrenmiş olmalıydı "İyi izleyin" havalı havalı yumurta kırarken Bige ve ben gülmemek için kendimizi tutmaya çalışıyorduk.

"Şeker" dedim Bige bardağı tutarken Kuzey içine şekeri koydu. İçindekileri karıştırmak için makineyi çalıştırdığımda bir anda heryere dağıldı.

Bige elini yüzüne götürüp tersiyle sildi "Çağla düzgün karıştır" bu sefer daha düzgün tutarak çalıştırdığımda etrafa dağılmamıştı. İnternetteki gibi ben neler getireceklerini söylerken onlarda yapıyordu. Bunu yaparken mutfağı ve kendimizi çok dağıtsakta başarılıydık yani galiba.

....

Saçımı topuz yaptığımda aynada kedime baktım, bu topuzu özellikle yapsam bu kadar olmazdı. Mutfakta fazla dağıttığımız için üzerim berbat olmuştu, mutfağı temizledikten sonra kendimizi temizlemek için odalarımıza gitmiştik. Rahatlatıcı bir duş almıştım, üzerime aynı renk olan şort ve crop giymiştim, dışarısı soğuk olsada evin içi gayet sıcaktı.

Odadan dışarı çıktığımda diğerleri ortada yoktu mutfağa geçip yaptığımız pastayı bölmek için dolaptan tabak aldım. Duyduğum kapı sesiyle onlarında hazırlandığını anladım, pastayı bölmeye başladığımda Bige mutfağın girişinde göründü.

"Ne zaman kliniğe gidiceğim?" pastayı tabaklara koyduğumda ona döndüm "Yarın seni bırakırım" uzattığım tabağı alıp mutfaktan çıktı bende diğer iki tabağı alıp salona geçtim.

Kuzey hâlâ ortalıkta yoktu koltuğa oturup telefonumu elime aldım, birkaç bildirimi es geçtiğimde gördüğüm mesajla durdum.

Aras: yemeği beğendin mi?

Mesajı göndereli çok bir zaman olmamıştı. "Dünyanın en yakışıklı erkeği karşınızda" kafamı çevirdiğimde Kuzey ellerini nemli saçlarında dolaştırıp yanımıza oturdu. Üzerinde ayıcık desenli, kalın bir pijama vardı.

Kuzey kendisinin ne kadar mükkemel olduğunu anlatırken ben kafamı ekrana çevirdim.

Çağla: evet, yardımın için teşekkür ederim.

Mesajı attığım gibi görüldü olmuştu.

Aras: bir chef ile komşusun unutma.

Çağla: ben başkomiser olduğunu düşünmüştüm ama...

Aras: o da var, bende ne ararsan var ;)

Çağla: evde misin?

Aras: ne o gelicek misin?

Çağla: hayır, öylesine sordum.

Aras: evde değilim.

Çağla: keşke evde olsaydın belki bir kahve içerdik.

Aras: gel o zaman Çağla.

Çağla: evde değildin sen.

Aras: şaka yaptım.

"Neye sırıtıyorsun sen?" kafamı kaldırdığımda ikisininde bana baktığını gördüm "Öyle komik bir mesaj aldım" dedim konuyu benden çevirmelerini umarak.

"Liseliler gibi ne o gülerek mesajlaşmalar" yanımdaki yastığı alıp Kuzey'e fırlattığımda dizine gelmişti "Telefonla uğraşıyorum, bu yaşta sana hesap mı vericeğim?" dedim. Bige imalı bakışlar atsada üzerinde çok durmadım.

"İyi ya iki şaka yapayım dedim. Hemen şiddet şiddet şiddet" abartılı yüz ifadeleriyle beni kınamaya başlarken ben tekrar telefonuma döndüm. Bir mesaj vardı.

Aras: ne zaman gelirsin?

Çağla: şuan işim var yarım saate gelirim.

Şuan Kuzey varken gidipte onun diline düşmek istemiyordum. Kuzey'i biliyordum sürekli benimle uğraşıp dururdu ve ben onun kadrajına girmeyi tercih etmiyordum.

Neyseki bugün yoruldukları için çabuk uykuları gelmişti ikiside odalarına çekildiklerinde çıkmak için ayağa kalktım. Camı açtığımda bir kapı sesi gelmişti "Çağla ne yapıyorsun?" arkamı döndüğümde Kuzey uykulu gözlerle bana bakıyordu "Hava alsın diye camı açtım, sen ne yapıyordun?" gözleri cama çevrilsede mutfağa ilerledi "Sütümü almaya geldim" camdan uzaklaşıp bende ardından mutfağa girdim.

"Niye başımda dikiliyorsun?" yok anlamında omzumu silktim, uykulu olduğu için pek o beynini kullanamıyordu. Sütünü aldığında bir şey söylemeden yanımdan ayrılıp odasına gitti.

Kuzey'e uyku vurmuş gibiydi. Telefonu elime alıp balkona çıktım, esen rüzgardan dolayı ürperme gelmişti. Şortum ve cropum bu havaya hiç uygun değildi ama sonuçta eve gidicektim, tekrar değiştirmekle uğraşamazdım.

Merdivenleri indiğimde camdan ışık yere vuruyordu. Aras salonda değildi cama iki kere tıklattım, camı açmayı denediğimde açılmıştı bu yüzden daha fazla soğukta kalmamak için eve girdim.

"Aras!" seslendiğimde mutfaktan sesler geliyordu "Mutfaktayım" salonu es geçerek mutfağın girişinde durduğumda Aras kahve yapıyordu. Benim gelişimi farkettiği için kafasını kaldırıp bana baktı.

Bende birkaç adım ilerleyerek yanındaki tezgaha sırtımı dayadım bu sırada o bardaklarla uğraşıyordu. Gözleriyle beni baştan aşağı szüdüğünde bir kaşı havalanmıştı "Kış için uygun bir kombin mi?" kınamak gibi değildi konuşması, sonuçta kendisi kışın tişört giyen birisiydi.

"Evdeyim sonuçta sıkıntı değil" başını hafife aşağı yukarı salladı, o yanımda kahveyi hazırlarken ben tezgaha sırtımı vermiş yan bir şekilde onu izliyordum.

Bardağı bırakıp benim önüme geçtiğinde sol eli tezgaha dayamıştı, ben ne yaptığını anlamazken daha da ilerleyerek dibime girmişti. İki elide etrafımdayken onun yakınlaşmasına ben kendimi geri çektim. Gözlerini benden çevirip arkama baktığında ordan bir şeye uzanıp aldı.

Benden uzaklaşıp tekrar aynı yerine geçti, elindeki cam şişeden kahveyi koyarken bana döndü "Sen kızardın mı?" yüzünde sırıtış olurken iki elini tezgaha dayadı "Hayır, kızarmam ben" dedim ama yüzümde hafif bir sıcaklığın olduğunun farkındaydım.

"Niye robot musun?" cevap vermeden önüme döndüm ona bakmak yerine. Benimle uğraşmak hoşuna gidiyordu "Yoksa sen başka bir şey mi anladın?" dudaklarımı araladım "Ne alakası var? Yok öyle bir şey" dedim. Yanından ayrılıp mutfaktan çıktım "Salondayım" çift kişilik koltuğa oturduğumda ayak ayak üstüne attım.

Kısa süre sonra Aras elinde kahveyle salona girmişti, birini bana uzattığında onunla göz göze gelmedim. Etrafıma baktığımda lamba açık değildi, kenardaki gece lambaları etrafı aydınlatıyordu "Işığı niye açmıyorsun?" dedim hemen yanımda otururken yan bir bakış attı "Loş ortam seviyorum" evde sadece salon aydınlıkta. Karanlık bir ortam olmasada gerçektende loş bir ortam sağlıyordu.

"Evinde bir kız vardı o kimdi?" sorususuyla ona döndüm. Kardeşimdi "Bir arkadaştı" ondan gözlerimi kaçırıp bardağımı tezgaha koydum.

Dizlerimi koltuğa büktüm, ona doğru dönükken dirseğim koltuğa dayalıydı. Gözleri elime kaydığında sol elimi ellerinin içine aldı "Sargıyı biraz daha elinde mi tutsaydın?" dedi baş parmağı avcumun içinde naif haraketlerle daireler çiziyordu.

"Geçti zaten, derin kesikler değildi" dedim elimi geri çekicekken kavradığı elimi bırakmadı "Neyle kesmiştin elini?" hâlâ konuyu elimden çekmiyordu "Boşver" bu sefer elimi avcundan kurtarmıştım.

"Neden kendin hakkında bu kadar umursamazsın?" bu durumdan rahatsız olmuş gibiydi "Önemli mi?" dedim umursamaz bir tavırla, önüme gelen saçımı arkama ittim, keşke yanımda toka getirseydim ikide bir saçım önüme düşüp duruyordu "Konu sensen önemli" dediğinde gözlerim onu buldu "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" gözleri derin bakıyordu ama düşüncelerini bilemiyordum, saklı bir kutu gibiydi düşünceleri "Senin için önemli miyim?"

Ben alayla gülümserken onda hiçbir mimik oynaması olmamıştı ellerini hafifce kaldırıp saçlarımı arkaya itti. Elinin tersiyle yüzümü okşadığında buz kestiğimi hissettim. Yüzünü yaklaştırırken gözlerini bir an olsun bile gözlerimden ayırmıyordu. Kendimi geri çekmek istemiyordum ne yapıcağını merak ediyordum.

Elleri yanağımdan çeneme kayarken varla yok arası dokunuşlarını tenimde hissediyordum. Dudaklarımız arasında kısa bir mesafe bıraktığında durdu "Bazı şeylerin değeri kaybetmeden öğrenilmeli" yutkunduğumda kalbimin hızlı atışı beni şaşırtmıştı, bu kadar etkilenmemem gerekiyordu.

Dudağımın kıvrımına küçük bir öpücük bıraktı ama etkisi zannettiğimden daha büyüktü, kendime sakin olmayı söylemeye çalışsamda bu boşaydı, böyle bir şeyden bu kadar etkilenemezdim. Yanağını yanağıma değdirdiğinde bir fısıltıyla konuştu "Kısa sürede hayatımda büyük önem kazandın. İlk görüşte aşka inanırmısın? Ben seni gördüğümde inandım" ses tonu koyulaşmazdı ama sesini tarif edicek olsam koyulaştı derdim.

Elleri boynumda haraket ederken hâlâ üstümden çekilmemişti "Sana olan duygularımın tarifini buldum aşk" etkisinde çıkmak için resmen kendi içinde çaba harcıyordum. Ellerimi göğsüne koyarak onu ittim.

Kendimden uzaklaştırdığımda burnuma gelen kokusundan biraz dahi olsa kurtulabilmiştim. Benim onu itmemi tahmin edemediği biraz afallamıştı. Telefonu elime alıp ayağa kalktım "Sen... Saçmalıyorsun" elim saçlarıma gitti "Saçmalık, yaptığın saçmalık!" sert çıkışımla ayağa kalktı "İstemediğin duygular için saçmalık diyemezsin" artık o da ciddileşmişti ve farkettim bir şey daha ise benim onun duyguları hakkında söylediklerim için biraz da sinirlenmiş gibiydi.

"Sen hoşlantıyı aşk sanamassın başkomiser" işaret parmağımı ona tutarken sankinleşmemiştim "Aşkın ne olduğunu bilecek yaştayım ama belli ki sen bilmiyorsun" üzerime iki adım attığında parmağım göğsüne değmişti.

"Ben aşkın ne kadar gereksiz olduğunu bilicek yaştayım aşk sadece mahveder, geriye kalan sadece acıdır" sözlerimle duraksadı.

Sert suratı biraz daha yumuşadı "Yanlış birisiyle olman aşkın gerçeğini yok etmez" bu sefer duraksayan ben olmuştum.

Benim hakkımda bir şeyler bilmesinden nefret ediyordum. Birisinin benim hakkımda bir şeyler bilmesinden nefret ediyordum.

"Ne saçmalıyorsun!" bu sefer daha fazla yükselmiştim. Eli çıplak belimi sardığında kendine çekti, göğsüne çarparken bakışlarım yüzüne kaydı bana fazla yakın olan yüzüne.

"Kendin hakkında insanların bilmesini istemiyorsun çünkü savunmasız olduğunu düşünüyorsun" sözleri sadece beni daha fazla sinir ederken kaşlarımı çattım "Ben kimsenin karşısında savunmasız kalmam!" elini çekmek için kolunu tuttuğumda beni daha sert tuttu, bedenlerimiz birbirine yapışmışken bu sefer yüzünde yarım bir gülüş oldu bu beni affalatmıştı.

"Öyle mi biraz önce pekte savunmada değildin?" sinirle iki elimi kaldırdığımda yumruk yaptım ama hiçbir şey yapamayacağımdan elimi tekrar ittim "Senin şu suratını dağıtmak istiyorum!" dediğimde gülüşü büyüdü "Hadi ama yakışıklılığım ikimizede lazım" kendini de iyi tanıyordu pislik aşşalık adi herif!

"Benden karşılık bekleme başkomiser, o saçma duygularınıda" parmağımı kalbinin üstüne bastırdım "Kalbine göm" net sesimin anlaşıldığını düşünüyordum.

Onun konuşmasına izin vermeden devam ettim "Benden hiçbir karşılık alamayacaksın" kelimeleri üzerine bastırarak konuşuyordum ama bunun onun için önemi yok gibiydi. Sözlerim onu daha çok sırıtmasına sebep oluyordu ve bu beni deli ediyordu "Sende benim için duygular hissediyorsun ama bunu istemediğin için yok sayıyorsun. Çağla birgün kalbin aklından baskın gelicek işte o gün benim Olucaksın"

Kendinden çok emindi artık gülmüyordu ama bakışları yumuşaktı. Benim bakışlarımda sertlik varken onda sözlerini destekleyen hisler vardı. Aramızda sessizlik oluştuğunda ikimizde konuşmadık sadece bakışlarımız birbirindeydi. Belimdeki eli yumuşadığı işin onu kendimden ittim ama daha yavaş bir şekilde.

"Bu söylediklerin hiçbir zaman olmicak bunu görüceksin" bende kendimden emindim. Ellerini cebine koydu cevap vermedi. Arkamı dönüp cama ilerledim, evden çıktığımda arkama bakmadan odama gittim. Düşünmek yok Çağla, kendiside bunu olamicağını görücek.

Yatağa oturdum ellerim çarşafları sıkarken derin bir nefes verdim, kalbim fazla adrenalinde kalmış gibiydi. Bir süre kalbimin sakinleşmesini bekledim, Aras'ın yüzünü kafamdan silmeye çalışıyordum.

Şimdi böyle bir itirafa ne gerek vardı. Aklıma gelen şeyle durdum, biz aynı yerde çalışıyorduk ve komşuyduk ondan ne kadar uzak durabilirdim. Aklıma gelen şeyle gülümsedim.

Madem aramıza mesafe açamayacağım bende onu kendimden başka bir şekilde soğuturdum.

🍁

Yüzüme gelen güneşle gözlerimi açtım, yatakta doğrulduğumda Bulut kalkıp gitti beyefendiyi yerinden etmişe benziyordum. Kendime gelmek için banyoya geçip elimi yüzümü yıkadım, ellerimi tezgahın üzerine koyduğumda aynada kendime baktım, hep olduğum gibi çok güzeldim.

"Ondan kurtulacaksın, çok güzel kızsın senden etkilenmesi normal ama pas vermek yok, onun rüzgarına kapılmayacaksın, hayatında aşka yer yok, aşk hatadır. Vur, kır, parçala ne kadar eğlenceli şeyler. Aşk cıvık kokoş bişe ve bu senin karakterine ters kızım, aşk maşk yok. Güzelsin elbette seni sevenler olucak ama bu senin onlara karşılık vericeğin anlamına gelmez. " kendimle yaptığım konuşma ardından birkez daha aynada kendime baktım.

Ellerimi yüzüme kapattım "Ben ne yapıyorum ya iyice delirdim, kendime gelmem gerekiyor, onu aklımdan çıkarıyorum, hayatımın onun bana söylediğinden sonra değişecek değil" kendime söylensemde, hâlâ kendi kendime konuşuyordum. Bunlar hep Kuzey'le fazla vakit geçirmemdem dolayıydı. Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan.

Odadan çıktığımda ortalıkta kimse görünmüyordu, gözüm balkona kaydığında trabzanlara dirseklerini dayamış bana sırtı döndük olan Kuzey'i gördüm, onun erken uyanması pekte hayra alamet değildi.

Bende açık camdan balkona çıktığımda çıplak bacaklarıma esen rüzgarla donmuştum, şortum fazla kısaydı dışarıya göre. Kuzey'e yaklaştığımda çekirdek çitleyerek bir yeri seyrettiğini farkettim. Bende yanına geldiğimde elimi soğuk trabzana koydum "Ne seyrediyorsun?" Kuzey söylemek yerine gözleriyle bahçedeki oturacakları gösterdi.

Baktığı yöne baktığımda kısa sürelik şoka girdim, Bige ve Aras ordaki koltuklara oturmuş sohbet ediyorlardı. İkisininde sırtı bize dönüktü.

"Bu kız ne yaptığını sanıyor?" dedim hiddetlenerek, ben onu uzaklaştırmaya çalışırken onun yaptığı aptallıktı "Bilmiyorum ama sohbetleri baya sarmışa benziyor, konuşmaları bu kadar uzadığına göre" yüzümü Kuzey'e çeviridm "Ve sen engellemek yerine burda çekirdek çitleyerek onları izliyorsun bravo" sert çıkışımla bana döndü "Bige ne yapması gerektiğini bilir. Baksana ne kadar masum, genç, efendi bir kız imajı çizmiş. Biz bu kızı oyuncu yapmalıydık" dedi Kuzey o kadar rahattı ki bu beni daha fazla sinirlendiriyordu.

Bige'ye baktığımda gerçekten oyun yapıyordu, masum bakışlarını gözüne yerleştirmiş, efendi bir şekilde oturmuş, altında şeytani düşüncelerin olucağını kimsenin tahmin edemiyeceği gülümsememesi dudaklarındaydı. Onu tanımasam bende bu kıza inanabilirdim.

Kuzey avcundaki çekirdeği bana uzattı "Hem bir anda gidip Bige'yi ondan uzaklaştırmam dikkat çekerdi" sözüyle ona döndüm, gülümsediğimde Kuzey ne halt ediceksin bakışları attı.

Çekirdeği yemek yerine hemen merdivenleri indim, hava soğuktu ve bu kısa giyimimle birazdan donabilirdim. Onların karşısına dikildiğimde ikiside bana baktı "Sen ne yapıyorsun burada?" dedim Bige'ye bakarak.

Bige oyunundan hiç çıkmadı "Komşunla tanıştım" dedi sakin bir sesle, Aras "Bir kardeşinin olduğunu bilmiyordum" dedi. Bileğinden tutup ayağa kaldırdım bu haraketim Bige'de şaşırtma oluştursada Aras'ta tık yoktu.

Bige'yi bir adım arkama çektim gözlerimi Aras'a diktim "Benden de kardeşimden de uzak duracaksın!" dediğimde bir kaşı havaya kalktı "Aynı emniyette çalışıp, komşu olduğumuz halde mi?" alaylı çıkan sesine karşılık yüzümde hiçbir ifadenin oynamasına izin vermedim "Evet! gerekmediği sürece karşıma çıkma."

Bige'yi tuttuğum bileğinden çekip eve ilerledim "Neden bu kadar büyük bir tepki verdin?" dediğinde merdivenlerin başında durdum.

Kuzey'e döndüğümde çekirdek çitleyerek olayları takip ediyordu, önüme dönüp Bige'ye yaklaştım Kuzey'in duymaması için "Neden gidip onunla tanıştın?" hâlâ bırakmadığım bileklerine gözü kaysada bana döndüktü bakışları "Sana karşı ilgilenen kişiyle tanışmak istedim" dedi artık oyundan çıkmıştı ve ifadesiz yüzüne geri dönmüştü.

"Sen bana aşık olan herkesle tanışacak mısın?" dedim, bir kaşı havaya kalktı "Sana aşık olduğunu mu söyledi?" bunu o da beklemiyormuş gibi şaşırmıştı "Hayır yani... Her neyse" diyerek kestirip attım. "Bu arada Çağla soruna gelicek olursak, senden hoşlanan herkesle değil ama senin duygular hissettiğin birisiyle tanışırım" dedi.

"Ben ona karşı hiçbir duygu hissetmiyorum" sözüme öyledir dercesine alaylı bakışlar atması daha fazla sinirlerimi bozmuştu.

Bırakmadığım bileğinden çekiştirerek merdivenleri çıktık "Git toparlan emniyete giderken senide kliniğe bırakacağım" sözümü ikiletmeden eve girdi.

Kuzey'in yanına geldiğimde bende onun gibi dirseklerini koyarak Aras'a baktım. Kuzey elini uzattığında biraz çekirdek aldım "Pislik adam ya" dedim Kuzey hiç garipsemeden bana eşlik etti "Gıcık, egolu" diyerek Aras'a baktı, İkimizde aynı kişiye laf ediyorduk.

"Kendini bir şey sanan adam" avcumdaki çekirdek bittiğinde Kuzey'de biraz daha aldım "Kendini havalı sanan... Uzun boylu, kaslı, yakışıklı adam..." kafamı Kuzey'e çevirdim "Pardon kuzen ben biraz saptım" dedi.

Aras kafasını yan bir şekilde çevirerek bize baktığında ikimizde gözlerimizi ondan uzaklaştırıp boş boş etrafa baktık "Şu buluta baksana aynı sen" Kuzey'in parmağıyla gösterdiği buluta baktım "Aynı sen koca burunlu görmüyor musun? Ben fındık burunluyum" dedim. Kuzey ters ters bana baktı "Ayıp oluyor Çağla" alıngan sözlerine güldüm.

Kollarımı kocaman açıp Kuzey'i sardım "Benim yakışıklı, zeki, eğlenceli, bir tanecik kuzenim" dedim sululuk yaparak yanağından öptüğümde elinin tersiyle silsede yumuşamıştı. "Bu arada önüne döndü" dedi Kuzey, Aras'a baktığımda telefonla konuşuyordu.

***

Kliniğin içine arabayla girdiğimde bakışlarım etrafta dolaştı ama dışarıda kimse yoktu daha erken olmalıydı. Bige kapıyı açıp indiğinde bana döndü "burada bir kardeşin olduğunu unutma" dedi o an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.

Bige'nin bakışları uzun zaman sonra her şeyden uzak yalındı, dudağını dişlerinin arasına aldı daha fazla konuşamayacağını anladığında bana döndü "Görüşürüz" kapıyı kapatmadan önce bende "Görüşürüz" dedim.

Bige kliniğe doğru ilerlerken duvara yaslanmış bir çocuğu gördüğünde adımları durdu. Çocuk ellerini çeketinin cebine sokmuş bir ayağı yarım bir şekilde duvara yaslıydı dağınık kumral saçları alnına düşerken kahvelikleri bir an olsun bile Bige'den ayrılmamıştı. Onda tanıdık bir şey vardı, Bige'deki gibi ifadesiz bakışlar...

Bige kafasını bana çevirdiğinde önüne dönüp yürümeye devam etti o kliniğe girdiğinde Bige'yle yaşları yakın olan o çocukta yaslandığı duvardan ayrılıp Bige'nin ardından kapıya ilerledi. Boynunda ki örümcek dövmesi tanıdıktı, Bige'yi görmeye geldiğimde farkettiğim adamdı.

Arabayı çalıştırıp döndüğümde gözüm arabanın yan aynasına gitti. O çocuk kapının girişinden arabama bakıyordu, önümdeki demir kapı açıldığında gözlerini yan aynaya çevirdiğini hissettim ama klinikten çıktım.

Yol boyunca aklım o çocuktaydı, o kimdi? Belli ki Bige tanıyordu, umarım başına bir bela açmazdı. Klinikten çıkmasına az kalmıştı sonra normal bir hayata başlayacaktı, onun hayatının düzene girmesi için her şeyi yapıcaktım ve daha fazla belaya bulaşmasını istemiyordum.

Emniyete geldiğimde etrafa bakmadan ilerledim, kata geldiğimde güne Kılıç'la başlayacak gibiydim, elinde iki karton bardakla yanılmıyorsam bana doğru geliyordu.

Önümde durduğunda bardağı bana uzattı "Günaydın" tebessüm ederek bardağı aldım, onunla uğraşmak istemiyordum kendimi odaya bırakmak istiyordum. "Biraz sohbet ederiz diye düşündüm" dedi nazik bir tavırla.

"Çay için teşekkür ederim ..." dediğimde Kılıç arkasında koridorda Aras'ı görmemle duraksadım yanında Asır vardı. Kılıç'a döndüm "Olur" dedim, bir tarafdan da Aras'ı kısa bakışlarla izliyordum.

Beni gördüğünde adımları yavaşlarken Kılıç'ı gördüğünde durdu. "Ee ne yapıyorsun?" dedim hafif tebessüm ederek "İş güç anlayacağın gibi kovalamaca" dedi. Başımı hafif salladım "Tabi başka ne olucak meslek işte" benim haraketlerimi garipsesede gülümsedi bir şey demek yerine.

Kılıç'la vakit geçirmem Aras'ın gözlerinde öfkeye dönüyordu. Kılıç'ı sevmediği için yanında olmamı sorun ediyordu. Bundan öncede Kılıç'la karşılaşmış ve onunla konuşmuştum.

Kılıç ile konuşmaya devam etmem Aras'ı tamamen deli etti. Aras yanımıza gelirken yutkunuşunu görmüştüm. Yanımıza geldiğinde Asır onun bir adım arkasındaydı, Kılıç'ta onun gelmesiyle bakışlarını ona çevirmişti.

"Nasılsın Kılıç!" konuşması gözlerinde gördüğüm sinirinin aksine çok sakindi. Kılıç haraketlerimi anlamış gibi bana baktı "Çağla'yla konuşunca daha iyi oldum" dedi Kılıç keyifle.

Etrafımızdan geçen polis memurları yan yan bakışlar atıyordu, bu emniyette Aras ve Kılıç'ın arası çok dikkat çekiyordu.

Aras elini ara ara yumruk yaparken başını hafifce salladı "İyisin demek ama ben hiç iyi değilim" Asır neler olucağını anlamış gibi elleriyle sırıtışını kapatmaya çalışıyordu.

"Neden iyi değilsin Aras?" Kılıç meraksız bir şekilde sorarken Aras adımlarını ben ve Kılıç'ın arasına attı, onun önüme geçmesinden dolayı ben birkaç adım uzaklaşmak durumunda kalmıştım.

Kılıç ve Aras karşı karşıyayken Aras gözleriyle Kılıç'ın içinde sıcak çay olan bardağını gösterdi "Bu bardaklar baya kötü" dedi normal bir sohbet edermiş gibi.

Kılıç anlamamış olucak ki "Niye ki?" dedi ben ise neler olucağını merak ettiğim için onları izliyordum etraftaki insanlar gibi ama diğerleri gizli gizli izlemeye çalışıyordu.

Aras'ın eli Kılıç'ın avcundaki bardağa gitti "Bardak o kadar kötü ki elini yakar" Asır'da onaylayarak başını salladı "Kimin elini yakmış acaba başkomiserim" dedi Asır.

Aras Kılıç'ın avcundaki karton bardağı sıkmasıyla içindeki çay Kılıç'ın eline döküldü. Kılıç hızla elini çekip sallamaya başladı üfleyerek. Aras'ın eline de dökülsede sanki umrunda değilmiş gibi elini cebine attı. Çayın buharı daha üstündeydi Kılıç burda kıvrınırken Aras sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.

Hadi ama bu yaptığı saçmalıktı. Şu saçma kıskançlık hallerinden kurtulmalı.

"Ne yaptığını sanıyorsun!" Kılıç sinirle Aras'a diklendi "Demek ki ne yapıcakmışız Kılıç. Elimizi yakıcak şeylere dokunmayacağız, yoksa yanmaktanda kurtulamayız" ikiside birbirine dik bakışlar atarken emniyette oldukları akıllarına gelmiş olucak ki birbirinden uzaklaştı.

"Bazen yanmaya değer Aras" dedi Kılıç'ın bakışları onları es geçerek bana döndü "Sonra görüşürüz Çağla" o arkasını dönüp giderken Aras bize döndü "Sonra görüşecekmiş" diye dişlerinin arasında geveledi.

Gözleri beni bulduğunda bir şey söyleyecek gibi oldu ama durdu. Cebinden çıkardığı eline baktığımda ters tarafı kızarmaya başlamıştı.

Aras yanımızdan uzaklaşırken Asır benim yanıma yaklaştı "Amacın iki başkomiseri birbirine kırdırmak mı?" dedi merak ederek "Ne alakası var ben bir şey yapmıyorum gördüğün gibi onlar birbirini yiyor" dedim.

Asır güldü "Bunlar hep birbirini sevmez ama bunu eyleme dökmezlerdi, neymiş aşk her şeyi yaptırıyormuş. Benim sakin başkomiserimi bile ne hâlâ getirdi" dediğinde ona döndüm "Benmi ona bana aşık ol dedim! Bir zahmet benden uzak dursun git söyle ona" dedim hiddetle.

Asır'ın ağzı bir anda açıldı şoka girmiş gibi bana baktı "Siz birbirinize aşık olduğunuzu itiraf mı ettiniz?" bir anda gülerek ıslık çalmaya başladı "Ben demiştim siz olucaksınız" Asır saçma mutluluk haraketlerinden dolayı rezil ediyordu.

Kolundan tutup durdurdum "Ya o bana aşık olduğunu söyledi ben reddettim onu sevmiyorum. Ve bu aramızda kalıcak kimseye söylemek yok Asır!" hâlâ sevinç gösterisi yapıyordu "Asır!" dedim uyararak "Tamam ya kimseye söylemeyeceğim" bir anda yanımdan ayrılıp gitti.

Her şey şaka olmalıydı.

...

Önümdeki bilgisayardan bazı şeylere girerken arada gözlerimi Aras'a çeviriyordum ve her baktığımda gözleri benim üzerimdeydi. Ellerine baktığımda kızarıklık hâlâ vardı krem sürmemiş olmalıydı. Benim elim kesilse oturur sağlığın ne kadar önemli olduğunu söyler ama baktığımızda bu kendisinde aynı değildi.

Odadan başbaşaydık, artık sıkılmaya başlamıştım ve Aras'la gerekmediği sürece aynı ortamda olmak istemiyordum, bilgisayarı kapatıp ayağa kalktım "Nereye?" bir mırıltı gibi çıkan sesiyle ona döndüm "Bunun için hesap mı veriyorum başkomiserim" dedim "Sadece sordum bana düşman kesilmene gerek yok" dedi ellerini göğsünde birleştirip yarım sırıtışıyla. Yaptığım saçmalıkla yüzümü buruşturdum. Aras'ın ani itirafı benim devreleri yakmıştı.

Bundan sonra Aras filan yoktu sadece başkomiserdi. Odadan çıktığımda ellerimi çeketimin cebine koydum, koridorda ilerlerken etrafa bakınıyordum ama bir şey düşünmeliydim. Aras'ın benden uzaklaşması gerekiyor.

Acaba Aras benim neyimden hoşlandı? Bir bulsam yada Aras'ın sevmediği şeyleri öğrenmeliyim neyden gıcık oluyorsa onu yapıcağım, mantıklı.

Ama bunu Asır'a soramam o tam Aras'cı, durmadan benimle uğraşır ve Aras'a anlatırdı. Buldum Merve, o da sonuçta uzun zamandır buradaydı az çok Aras'ı tanıyor olmalıydı.

Adli tıpa gitmek için ilerlediğimde saatime baktım, acıkmıştım zaten sabahta kahvaltı etmemiştim. Bugün spora gidicektim kendimi aç bırakamazdım. İstanbul'a geldiğimden beri yemek düzeni diye bir şey kalmamıştı.

Adli tıpa geldiğimde Merve üzerinde mesleki kıyafetleriyle işlerini yapıyordu "Naber?" benim sesimi duyduğunda bana döndü "Çağla... İyi sen?" beni gördüğüne biraz şaşırmıştı.

"İyim bir sana uğrayayım ne yapıyorsun diye?" dedim sohbete bir yerden girmeliydim. Merve hafif güldü "Kimse buraya ne yapıyorsun diye gelmez" dedi, haklıydı.

"Ben sana bir şey sorucağım ama aramızda kalsın" beklentiyle sorumun ardından elimdeki eldiveni çıkardı "Sor bakalım eğer cevaplayabileceğim bir şey ise yardım etmeye çalışırım" dedi samimi bir tavırla.

"Aras hakkında" dedim o da beni tekrar etti "Aras hakkında?" ilgisini çekmişe benziyordu. "Bana Aras'ın gıcık olduğu, sevmediği bir şey söyler misin? Davranış filan yani" dedim bir süre düşündü.

"Anlaşılan burada Asır ile kala kala sende de sıkıntılar çıkmaya başlamış. Bir anda sorunca yani aklıma pek gelmedi" biraz daha düşündüğünde aklına bir şeyler gelmiş gibiydi "Limona tiki var aslında gözü önünde limonu öylece yendiğinde baya kötü oluyor. Yani başka birde düzen var, evinin bozulmasından nefret eder biz bile gittiğimizde düzenli olmasını ister. Özellikle mutfağının temiz ve düzenini sağlar" dedi bu bile şimdiden iyiydi "Pekala teşekkür ederim ama dediğim gibi kimseye söyleme" dedim elini dudağına götürerek fermuar çekermiş gibi yaptı "Aramızda"

Merve'den ayrılıp çıktım. Bozulması gereken bir ev ve yenmesi gereken bir liman vardı. Aras'ın benden soğuması için her şeyi yapıcaktım.

İlerlerken Kılıç'ı gördüm, camın yanında dışarıyı izliyordu. Etrafıma baktığımda Aras yoktu ama bu ortaya çıkmayacağı anlamına gelmiyordu.

Kılıç'ın yanına yaklaştığımda bakışları bana döndü "Ne yapıyorsun?" dedim karşısına geçerken "Çay içmediğim kesin" söylediğine o da gülerken bana da komik gelmişti. "Kusura bakma" dedim gülüşümün ardından.

"Önemli değil Aras'ı sinirlendirebilecek her şeyde varım" bu sinir patlamasa iyiydi ama patlasada beni ilgilendirmiyordu. Eğer Aras rahat dursa hiçbir şey olmicaktı.

Kılıç'ın bakışları arkama kaydığında güldü "Geliyor, seni gördüğü anda dibinde bitiyor resmen" dediğinde kendimi arkama bakmaktan alıkoydum.

Aras yanımda zebani gibi dikildiğinde o artık göz hizamdaydı "Sizin yolunuzda ne kadar çok kesiliyor bugün" dedi Aras gözleri ikimiz arasında giderken.

Kılıç bana baktı "Çağla ile iyi anlaşıyoruz ondan olmalı" dedi. Kılıç gerçektende Aras'ı sinir etmeye bayılıyordu. Bunda ben biraz aracı olmuş olabilirim ama Aras'ın bu kadar abartmasına gerek yoktu.

"Neyse bizde öğle arasına beraber çıkıcaktık sana kolay gelsin Aras" Kılıç yanımda durduğunda elini belime yerleştirdi. Aras belimde ki ele ve bana baktı. Galiba ne yapıcağımı görmek istiyordu.

Kılıç'ın bu yaptığıyla kaşlarımı çattım. Benden izinsiz bana dokunamazdım. Onunla konuşmamı yanlış yerlere çekmesine gerek yoktu.

Belimde ki elini tutup çektiğimde aramıza mesafe bıraktım. "Benim bedenime benden izinsiz dokunamazsın" diyerek uyardım.

"Çağla seninle konuşmamız gerekiyor" Aras bileğimi tuttuğunda ona baktım. Ama elimi çekmedim, anlamadığım şekilde çekmek istemedim.

Bileğimi hâlâ avuçları içinde tutarken benide çekerek koridora ilerledi "Beni çekiştirmeyi bırak!" sözlerim sanki ona hiç ulaşmıyor gibiydi. Hızlı ilerlediği için bende ona yetişmeye çalışıyordum "Bırak elimi!" resmen duymuyordu.

Yanından geçtiğimiz polislerin şaşkın bakışlarına maruz kalıyorduk. Bir odanın önüne geldiğimizde kapıyı açtı, önden o girerken hâlâ elimi bırakmamıştı.

Ortada toplantı masası, etrafında sandalyeyelerden ibaret olan bir odanın içindeydik. Kapıyı örttüğünde elimi çekti.

Beni çekmesiyle kalçam masaya dayanmıştı. Bir şey diyemeden ellerini iki yanımdan masaya dayadığında yüzü yüzüme çok yakındı. Bu haraketini beklemediğim için hiçbir şey yapamamıştım.

"Sen ne yapıyorsun? Sırf bana inat o Kılıç'la yakınlaşıyorsun!" sinirlerine hakim olamıyor gibiydi "Delirtiyorsun beni kadın" dedi nefesi hızlanırken geri çekilebileceğim bir yer yoktu. Resmen beni köşeye sıkıştırmıştı, biraz daha yaklaşsa dudaklarımız birleşicekti.

"Ne o sen çok sakin biriydin, sinirlerine hakim olamıyor musun?" bir kaşımı havaya kaldırdım hâlâ ona direniyordum.

"Ben sakinleşmeyide bilirim" dedi gözleri dudaklarıma kaydığında.

"Çekil üstümden" dedim inatla "Kılıç'ın seninle konuşmasından rahatsız değildin, benden mi rahatsız oluyorsun?" biraz önce biraz sakinleşmiş gibi olsada, Kılıç'ın haraketini hatırladığında gözlerine tekrar sinir dokunmuştu.

"Ben dışarı çıkacağım" dedim. "Hiçbir yere gidemezsin!" üstümden çekildiğinde bende yaslandığım masadan ayrıldım. "neden?" Nefesimi kontrol etmeye çalışırken ona döndüm "Çünkü işin var" kaşlarımı çattım ne işiymiş acaba.

Koltuğu çekti "Otur" emir verircesine söylememişti, koltuğa oturduğumda masanı üzerindeki birkaç dosyayı önüme itti, bir bilgisayarıda açtı "Bu dosyalardaki cinayetleri oluş sırasına göre sıralıyacaksın" dedi.

Ben hayır demek için ayağa kalkıcakken kolumdan tutup oturttu.

Bir kelepçe çıkardığında şaşkın bakışlarım ondaydı. Kelepçenin bir ucunu bana takarken diğerini koltuğun dirsek koyma kısmına taktı "Ne yapıyorsun? Böyle bir şey yapamazsın!" dedim.

Bir elimi kelepçelemişti diğer elim ise boştaydı. Koltuğu iki kol kısmından tutup kendine çevirdi. Üzerime eğildiğinde sakindi hatta eğleniyordu "Başkomiserine karşı mı geliyorsun?" ben konuşmak için dudaklarımı araladığımda konuşmaya devam etti "Bende öyle düşünmüştüm. Sana kolay gelsin baya uzun sürecek gibi" doğrulup kapıya ilerledi.

"Hey" eli kapı kulpuna giderken arkasını döndü "Hadi tuvaletim gelirse" dedim "Tutabilecek yaştasın" dedi gıcık adam.

Tekrar arkasını dönücekken "Açım ben, sabah da kahvaltı yapmadım" dedim.

"Kolay gelsin" kapıyı açıp gitti.

Pislik yaa buraya resmen beni kelepçeledi. Koltuğa yaslandım.

Aras'ı vazgeçirmek baya zor olucak gibiydi.

🍁🍁🍁

Bölüm sonu

4 yorum