İçeriğe geç

KELEBEK UYKUSU

Bölüm 4 · 16 dk okuma

KELEBEK UYKUSU

Bölüm 4

4

Doğru mu duymuştum? Bence sabah söylediği gibi, kulaklarımda bir sorun vardı.

Kafamı eğip ona bakmaya çalıştım ancak yapamadım.

"Böyle bir şey söylediğimde bile bana bakmayacak mısın?" Ayıp ediyorsun canım. Bana çıkma teklifi eden çocuğa bakmayacaktım da kime bakacaktım? Kafamı indiremiyordum ki!

"B-boynum." dedim belli belirsiz. "Galiba boynum tutuldu. Kafamı eğemiyorum."

"Sen ciddi misin?"

"Böyle dururken şaka yapabilir miyim sence Atalay?" Sandalyeden kalktı ve dibime girdi. Buz gibi elini ensemde hissettiğimde istemsizce yerimde sıçradım. Eli çok soğuktu ve beni uyarmamıştı.

"Elinin buz gibi olduğunu niye söylemiyorsun?"

"Kusura bakma." Ensemdeki parmaklar hareketlendi ve küçük hareketlerle boynuma masaj yapmaya başladı.

"Uzun süre böyle durduğun için oldu sanırım." dedi yaptığı masaja devam ederken. "Biraz yapayım böyle, geçer."

"Hı hı." diyebildim yalnızca. Şuan da utanmalı mıydım, onu bile bilmiyordum. Bana doğru eğilmiş ona baktım. Elleri boynumda dikkatle hareket ediyor, hissettiğim acıyı azaltmaya çalışıyordu. Nefes alış verişleriyle keskin yüz hatları bir sertleşip bir yumuşuyor, elmacık kemikleri daha da belirginleşiyordu. Yüzünde bana az önce öyle bir soru sormanın utancı yoktu.

O utanmıyorsa ben neden utanacaktım ki? Umrumda olmazdı.

Birkaç dakika sonra hissettiğim acının yavaş yavaş geçmesiyle "Oldu." dedim. Ensemden yavaşça tutarak kafamı eski haline getirdi sağ olsun. Oh be. Artık tavan yerine etrafı görebiliyordum. Kafası yerinden sökülmüş barbie'ler gibi olmuştum iki dakikada.

Tekrar yerine oturdu ve "Eee," dedi gayet rahat bir şekilde. "Cevabın ne?"

"Cevabım mı ne?" Kafasını salladı.

"Sen az önce bana ne sorduğunun farkındasın, değil mi?" Acaba ikimizde farklı şeyler mi kastediyorduk?

"Sevgilim olur musun, dedim." Eee, ne söylediğinin de farkındaydı bu çocuk. Daha dün çirkin deyip ağlattığı birinden neden sevgilisi olmasını istiyordu ki?

"Sen iyi misin?" Elimi önünde salladım. "Kafanı falan bir yere mi çarptın?"

"Yoo, çarpmadım."

"O zaman niye böyle bir soru soruyorsun?"

"Neden sormayayım? Ayrıca sen böyle bir soru sormamı neden bu kadar garipsedin ki? Kızım daha dün kendi ağzınla söyledin, ben sürekli çıkma teklifi alıyorum diye. Şimdi ne bu, yalandan utanır gibi yapıyorsun?" Hayretle kaşlarımı kaldırdım.

"Senden mi utanacağım be! Sen utan asıl."

Çenesini dik tutarak bana bakmaya devam etti. "Cevabını bekliyorum."

"Hayır tabi ki de." Bu sorunun tek bir cevabı vardı, o da buydu. "Ben niye seninle sevgili olacakmışım be?"

"Gerçek sevgilim değil." dedi ardından. "Sadece öyleymiş gibi yapacağız." Kaşlarım çatıldı.

"Öyle bir şey niye yapacakmışım?" Ellerini tekrar masanın üzerinde birleştirdi ve bana doğru eğildi.

"Çünkü birini kıskandırmam lazım." diye fısıldadı. "Benim için çok önemli olan birini, deliler gibi kıskandırmam lazım Asu. Ve şu anda senden başka kimse bana yardım edemez."

"Niye benden başka kimse yardım edemiyor? Ben kıskandırma kurumunun baş müdavimi miyim, benimle ne alakası var ya?"

"Kızım anlasana, güldürüyorsun işte beni. Oyunculuk falan yapamıyorum Asu ben, senden başka kızla bu oyunu oynasam inanmaz, tilki gibi o. Ne olur yardım etsen biraz bana." Arkama yaslandım.

"Ay bana ne be, ne yaparsan yap." İşim gücüm yoktu bir de bununla sahte sevgili oyunu oynayacaktım. Oldu canım, başka isteğin?

Hem Sinan görse ne olurdu? Onu seviyordum bir kere ben. Sevdiğim çocuk beni Atalay'la görse ne yapardı? Onunla olan şansımı bu mendebur yüzünden kaybedemezdim.

"Olmaz öyle şey. Bir de milleti mi kandıracağız?"

"Kızım biraz yardım etsen ne olur?"

"Ya niye yardım edeyim? Hem sen bu kızı niye kıskandırmaya çalışıyorsun ki? Git erkek gibi et çıkma teklifini."

Yüzünü sıvazladı çaresizce. "O işler öyle olmuyor." diye mırıldandı. "Naz yapıyor işte, anlasana."

İnanamayan bakışlarımı ona çevirdim. "Ne yani, naz yapan kıza başka bir kızla olduğunu mu göstereceksin? Ayısın ayı."

"Ne yapayım be ne yapayım! Başka çare bırakmadı işte, anlasana." Yalvarır gibi ellerini birleştirdi. "Ölüyorum aşkımdan Asu, ne olur yardım et bana. Senin yanında gülmem onu mahvedecek, ne olur en azından birkaç günlüğüne deneyelim." Birkaç gün. Düşündüm. Eğer çok güzel bir teklifle gelirse belki birkaç günlük olabilirdi. Ama bu süre zarfında Sinan'dan köşe bucak kaçacak ve hiçbir şey öğrenmesine izin vermeyecektim.

Bacak bacak üstüne attım ve kendime güvenen şekilde kollarımı önümde bağladım. Tek kaşımı kaldırarak "Peki bunun bana ne faydası olacak?" diye sordum.

Durdu ve düşündü. Kafasında ışık yanmış gibi bir anda "Çanta." dedi. "O çantayı yeniden doldurmana yardım ederim."

Gözlerim heyecanla kocaman oldu.

"Makyaj mı?" dedim doğru anladığımdan emin olmak için. "Makyaj çantasından mı bahsediyorsun?"

Kafasını salladı. Ne olacaksa olsun der gibi, "Ne kadar lazımsa vereceğim. O parayı bulmak için gerekirse amelelik bile yapacağım." Vay canına. Demek ki bu kız öyle değerliydi ki her şeyden vazgeçiyordu.

Ulan hıyar. Dün taksi parasını bana ödeten çocuk bugün bir kız için otuz bin lirayı gözden çıkarmıştı. Erkekler gerçekten sevince böyle oluyordu demek ki.

Masanın üstünden sıkması için elimi uzattım. "Anlaştık."

Tokalaşırken ela gözleri heyecanla parladı. "Gerçekten anlaştık mı?" Hafifçe tebessüm ederek kafamı salladım. "Önce birkaç günlüğüne deneme yapacağız." dedim. "Bir aksilik, ya da istemediğim bir şey olursa işi bırakırım, haberin olsun."

"Tamam, her şey istediğin gibi olacak." Aferin ha. İlk defa sözümü dinliyordu. Bu deli kurdu uysal bir köpüşe döndüren o kızla acilen tanışmam lazımdı.

"Toplam bir ay sürecek." diye devam ettim. "Makyaj çantamda otuz malzeme vardı. Her gün bir malzemeye tekabül ediyor. Ona göre kendini hazırla Atalay Bey."

"Sorun yok," dedi güven vererek. "İstediğin olacak." Heh şöyle. Benim her sözümü onayladığında ne güzel anlaşıyorduk işte. Dün neden benimle didişmekle uğraşmıştı ki? Böyle güzel güzel geçiniyorduk işte.

Aklıma gelen şey yüzümdeki zafer dolu gülümsemenin solmasına sebep oldu. Bir ay süreyle anlaşmıştım. Ben bir ay Sinan'ı bu olaydan nasıl habersiz tutacaktım? Makyaj malzemelerimin yerine yenisi gelecek diye iki dakikada unutmuştum resmen çocuğu.

Sen çok zeki bir kızsın Asuman. Bunun da üstesinden gelirsin. Sen zarardan bile kâr çıkartabilecek birisin. Aferin iç ses. Böyle güzel düşüncelerle gel, canımı ye.

Doğru. Ben çok akıllı, başarılı ve güzel bir kızdım. Kafama koyduğum her şeyi başarırdım. Hem makyaj malzemelerime kavuşacak, hem de Sinan'ı koluma takacaktım. Hepsini aklıma koymuştum.

Bir de Atalay'a yardım edecektim işte. Bana yaptığı kötülüklere rağmen vicdanıma yenik düşerek ona yardım ediyordum. Onu da o kızla yapar, biraz mutlu ederdim, ne yapayım. Bir Asuman'dan en fazla bu kadarı çıkıyordu. İnsaf biraz...

Teneffüs zili çaldığında ayaklandım. Bir dersi daha mal Atalay yüzünden kaçırmıştım. Bu çocuğun bana yarardan çok zararı vardı resmen.

"Eğer yine senin yüzünden yok yazıldıysam Atalay," dedim geri geri giderken. Beni izledi.

"Bu sefer sevgilim olarak elimde kalırsın." Koşarak merdivenleri çıktım. Arkamdan güldüğünü duydum.

Tekrar bizim kata geldiğimde hoca tam sınıftan çıkıyordu.

"Ay, bu müdürün de ne kadar söyleyeceği şey varmış canım, bırakmadı bir türlü." Hocayı şimdi görmüş gibi şaşkın bir ifade yerleştirdim yüzüme.

"Aaa, hocam çıkıyor muydunuz? Müdür beni o kadar tuttu ki bir türlü gelemedim derse, kusura bakmayın lütfen."

Önemli değil gibi elini salladı ve gitti. Koşarak sınıfa girdim ve sınıf defterini inceledim. Oh be. Yok yazılanlarda numaram yoktu.

Bu seferlik yırttın Atalay. Çok şükür ben de yırtmıştım.

"Neredeydin Asu?" Öğretmen masasının önünde eğilmiş sınıf defterine bakarken arkamda duyduğum sesle zıpladım. Sinan kaşları çatık bir şekilde arkamda duruyordu. Kafamı kaldırıp ona baktım. "Dedim ya müdür çağırmıştı—"

"Yalan söyleme." diye kesti sözümü. "O çocuğu gördüm yanında." Ne! Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım.

Kolumdan tuttu ve beni de beraberinde sınıftan çıkardı. Koridorda kenara geçtik. "O çocukla ne işin var, kim o?"

"Kim, kim?" diyordum ki sinirle "Asu bana yalan söylemeye çalışma." dedi. "İçini biliyorum ben senin kızım." Bok içimi biliyorsun Sinan. Konuşturma şimdi beni. Sen içimi bilseydin ne zamandır senden hoşlandığımı bilirdin, aptal!

"Neden bahsediyorsun, gerçekten anlamıyorum." Sabretmeye çalışarak başparmaklarını göz pınarlarına bastırdı.

"Asu." İsmimi onun ağzından bir kez daha duyduğumda pamuk şeker gibi eridim. Bunu ifademden belli etmemeye çalıştım ama yamuluyordu işte ağzım, ne yapayım.

"Asu!" İsmimi tanıdık, başka bir sesten duyduğumda, yüzümden silinen tebessümle öylece yere bakakaldım.

İşte şimdi gerçekten bitmiştim.

Yok. Sakın geleyim deme Atalay, gebertirim seni.

Tabi ki de yine istediğim olmadı ve dibimizde bitti. "Ne oluyor?" dedi bana bakarak.

Sinan kaşlarını çatmış, Atalay'a bakıyordu. Atalay'a kaş göz yaparak gitmesini işaret ettim ancak mal anlamıyordu tabi.

Sinan kaba bir dille "Baş başa konuştuğumuzu görmüyor musun?" diye bastırdı. Atalay'ın gözleri bu çıkışla Sinan'a çevrildi. Ne olacağını fark ederek gözlerimi çaresizce yumdum.

Kolunu omzuma attı. "Evet, görüyorum," dedi. "Sevgilimle konuşuyorsun."

Sinan'ın öfkeli ifadesine şaşkınlık eklendi. Keşke şu an görünmez olabilseydim.

Bir cevap bekleyerek bana baktı. "Öyle mi Asu?"

Ne diyecektim? Eğer şimdi doğruyu söylersem Atalay inat eder, her şeyi daha da berbat ederdi. Bunu Atalay yanımda değilken halletmeliydim.

"Ben sana sonra açıklayacağım." dediğimde yüzündeki ifadeye bir de kırgınlık eklendi. Ondan bir şeyler sakladığımı düşünüyordu ve haklıydı da.

"Sonrasına gerek yok." dedi sertçe. Kolunu omzuma atmış Atalay'la ikimize baktı. "Ben göreceğimi gördüm." Sınıfa girdi ve kapıyı sertçe çarptı.

Atalay arkasından "Bu neyin triplerinde yahu." dediğinde karnına yumruğumu geçirdim. Acıyla inledi.

"Aferin sana. Çok güzel bir şey yaptın aferin!"

"Ben ne yaptım?" dedi sanki suçlu değilmiş gibi. "Çocuk gelmiş, sevgilinle yalnız konuşacağım diyor, gavat mıyım ben?"

"Salak." dedim sinirle. Bir anlık boşlukla "Senin nasıl sevdiğin kız varsa, o da benim sevdiğim çocuktu işte." dedim. Sesim utançla gitgide kısıldı. Ellerimi yüzüme kapadım.

"Bitti. Bir daha benimle konuşmayacak."

"Bir saniye. Sen gerçekten o çocuğu mu seviyorsun?" Yüzümdeki ellerimin arasından ona baktım. "Seviyorum, ne olmuş?"

"E neden bana söylemedin?"

"Seni daha bir gündür tanıdığım için olabilir mi Atalay?" dedim manidar bir ifadeyle. Gerçekten de onu bir gündür tanıyordum. Ve daha bir gündür tanıdığım çocukla şu sahte sevgililik işine girişmiştim. Birine hemen nasıl böyle güvenebiliyordum? Ben gerçekten iflah olmazdım.

Aklıma gelen şey beni durdurdu.

Ya beni dolandırırsa? Bu düşünceyle gözlerim büyüdü. Cimri, kaba ve ayı biri olduğunu biliyordum ancak ya bir de dolandırıcı çıkarsa? O zaman ne yapacaktım?

"Bana baksana sen." Ellerimi belime koyup kaşlarımı çattım. Gerçi günahını almayayım çocuk zaten bana bakıyordu. Lafın gelişi konuşmuş gibi oldum.

"Şimdi sana bir şey soracağım, bana karşı dürüst ol." dedim demesine de, sanki benim lafım olayın gidişatını değiştirecekti. Atalay'ın da çok umrundasın sanki Asuman.

Sus iç ses, sus!

"Sen beni dolandırmaya falan çalışmayacaksın, değil mi?" Kaşları çatıldı.

"Ne dolandırması ya? Neden bahsediyorsun." dedi anlamamış gibi. Mahsustan mı yapıyordu, yoksa gerçekten anlamamış mıydı acaba?

"Şimdi bizim seninle yaptığımız bir anlaşma var ya hani," Kafasını salladı. "O anlaşmanın getirdiği bazı alacakların var ya,"

"Evet." dedi. "Makyaj malzemelerin."

"Hah!" Parmaklarımı şıklattım. "Evet onlar. Sen onları son dakika almamazlık falan yapar mısın?" Cevap bekleyerek yüzüne baktım. Eğer yalan falan söylemeye çalışırsa diye her mimiğine dikkat etmeye çalışıyordum.

Kafasını eğdi ve şakaklarını ovuşturdu. Ne yapıyordu bu, yüzünü benden gizlemeye mi çalışıyordu?

Tam elini yüzünden çekecektim ki kafasını kaldırdı. "Kağıt kalem getirir misin?" dedi.

Ne yapacağını merak ederek sınıfa girdim ve Sinan'dan tarafa bakmamak için gözlerime takla attırdım. Çantamdan bir defter ve kalem alıp tekrar koridora çıktım.

Atalay verdiğim kaleme baktı. "Pembe tüylü kalem mi? Cidden mi?" dedi inanamayarak. Defterim de aynı renkte çiçekli bir şeydi ancak ona ağzını açmamıştı neyse ki.

"Şu anda tek derdin kalemimin tüyü ve rengi mi? Yaz işte ne yazacaksan." Homurdandı ve sözümü dinledi.

Yerimde duramayarak yazdığı şeyin bitmesini bekledim. Defteri tamamen kendine doğru kaldırmış, sırf inatla ne yazdığını göstermiyordu.

Çok geçmeden defterden bir yaprak kopardı ve kalemle defteri tekrar bana uzattı. "Al."

Uzattığı kalem ve defteri aldım. Ayaklarımın ucunda yükselip havaya kaldırdığı kağıdı görmeye çalıştım ancak deve gibi uzundu, bir türlü göremiyordum ki!

"Niye saklıyorsun be?" diye çemkirdim.

Benim aksime gayet sakin bir tonda konuştu. "Rahat durmazsan hiç göremeyeceksin Asu."

Hemen söylediğini yapıp düz taban halime geri döndüm. Böylece boyum karşısında yeniden iki karış kısalmıştı, anca göğsüne geliyordum.

"Tamam göster." dedim merakıma hakim olmaya çalışarak. Tam bu sırada zil çaldı.

Katladığı kağıdı elime tutuşturdu ve bana doğru eğildi. Serin nefesi istemsizce tüylerimi diken diken etti.

Kulağıma "Bir sonraki teneffüs görüşürüz, sevgilim." diye fısıldadı. Bana sırtını dönmeden geri geri sınıfına doğru adımlarken göz kırptı.

Arkasından öylece bakakaldım.

🦋

"Asuman, beni kapıda mı bekliyorsun kızım?" Meltem Hoca'nın şakayla karışık sorusuyla daldığım yerden koptum. Ben kaç dakikadır koridorda böyle duruyordum?

"Ay hocam, tabi ki öyle." Sınıfın kapısını açtım ve elimle önce geçmesini işaret ettim. "Buyrunuz." Eğlenen bir kahkaha attı ve yanımdan geçerken "Deli kız." diye mırıldandı.

Bütün sözlülerden nasıl tam puan aldığımı sanıyordunuz?

İşte tam olarak böyle oluyordu.

Kendini ön plana çıkarmadan arka sıralarda kaybolursan eğer, eğitim sistemi suratına tokatı basar. Bu lafı ortaokulda, en arka sırada sessizce ders dinlediğim için alamadığım derse katılım puanlarım sayesinde uydurmuştum. O cırtlak sese sahip olup derslerde kendini göstermediğin sürece sınavda ne kadar yüksek alırsan al, gün sonunda silik bir sayı çiftinden oluşursun.

Ben silik bir sayı çifti olmak istemiyordum. Ben o cıvıldayan, sınıfın neşesi olan Asu olmak istiyordum. Etrafımdaki insanların Asuman'ı, Asu olarak kullandığımı bilecek kadar beni tanımalarını istiyordum.

Ve yapmıştım da.

Artık okuldaki herkes, başarılarım ve yaptığım derecelerle beni tanıyordu.

Bu kadar tanınmamda güzelliğimin de büyük bir etkisi vardı ancak bununla övünecek değildim tabii ki(!)

Bir saniye. Araya, bana neredeyse kavramını öğrettiğini sanan(!) bir ayının virgülünü koymam gerekiyor. Neredeyse herkes tanıyordu. Çünkü mal Atalay, kafamı topla yarmadan önce beni tanımadığını söylemişti.

Of... Yine gelmişti işte aklıma. Pis şey! Git ya git... Çık şu aklımdan artık!

Puflayarak sırama oturdum. Kağıt parçası avucumun içinde sıkmaktan buruşmuştu.

Kağıda sardığım parmaklarımı sanki bir gerilim filminin içinde yaşıyormuşum gibi ağırca açtım.

Sayın Asuman, soyadını bilmediğim, çatlak kız. Ben Atalay Hazan, namı - diğer sevgilin. Sana yalan söylemediğimi kanıtlamak için bu kağıdı aramızdaki sözleşmeyi kanıtlayan bir senet olarak düşünmeni istiyorum. Eğer her şey bittikten sonra sana verdiğim sözü tutmazsam, sana iki katı malzeme borçlu olacağım, bu da günümüzde altmış bin tl yapıyor. Kısacası sözümü tutmaktan başka çarem yok :( Elinde imzamın kopyası olacak, istersen adıma kredi bile çekebilirsin :)

Yazdığı gibi adının ve soyadının altına bir de imzasını atmıştı. Bu çocuk benden deliydi. Sadece imzasıyla bunun üstüne kredi çekemezdim ki ben, bari tc'sini falan da verseydi.

"Yarım bir iş yapmasan şaşardım zaten Atalay." diye sessizce mırıldandım ve kağıdı bu sefer buruşturmadan katlayarak çantamın küçük gözüne sıkıştırdım.

Zil çaldığında oturduğum yerde sıçradım. Dinlediğim dersten hiçbir şey anlayamamıştım o mendebur yüzünden. Aklımı karıştırıp gitmişti. Omzumun üstünden sol arkada oturan Sinan'a baktım. Göz ucuyla bile benden tarafa bakmıyordu. Normalde yan yana oturuyorduk ama olanlardan sonra çantasını almış boş arka sıralardan birine geçmişti. Moralim bozuk bir şekilde tekrar önüme döndüm.

Ona kendimi nasıl affettirecektim? Her şeyin bir oyun olduğunu söylesem, makyaj malzemelerim için bu işe giriştiğimi söylesem bana inanır mıydı?

Nasıl inanacaktı ki? Sebebim çok saçma gözüküyordu. Çalınmış makyaj malzemeleri için doğru düzgün tanımadığı bir çocukla sevgililik oynayan bir kız. Ben bile dışarıdan görsem bu kız manyak mı derdim.

Sanırım öyleydim, bunu artık kabul ediyordum.

Meltem Hoca "Haftaya işleyeceğimiz konuya hazırlıklı gelin." dedi ve eşyalarını toplayıp sınıftan çıktı. Yine teneffüsümüzden iki dakika yemeden duramamıştı.

Yerimden kalkmadan oturmaya devam ettim. Teneffüste ne yapacaktım ki şimdi ben? Tüm teneffüsleri onunla uğraşarak geçirdiğim Sinan, bana küsmüştü.

"Ders çalışayım bari." diye mırıldandım kendi kendime. Çantamdan bir test kitabı çıkarıp onu çözmeye başladım. Başladım başlamasına da harfler gözümün önünde hareket ediyordu sanki.

"Ay," gözlerimi kapatıp kafamı iki yana salladım. "Rahat dursanıza be." dedim önümde oynayan harflere doğru.

"Asu." Kafamı önümdeki test kitabından kaldırdım. Bizim sınıftaki Beyza, yanımda dikiliyordu.

"Efendim?"

Elindeki kağıt parçasını avucuma sıkıştırdı ve imayla gülerek yerine oturdu. Hiçbir şey anlamadığım için çatık kaşlarla elime tutuşturduğu kağıdı açtım.

Asu ♥️ Atalay

"Selamı var." dedi Beyza, oturduğu yerden bana doğru el sallayıp. Sabır dilercesine parmaklarımı şakaklarıma götürdüm.

Bu çocuk gerçekten dayak istiyordu.

Bu kağıdı bana sınıfın en dedikoducu kızıyla ulaştırmaya çalışarak ne yaptığını biliyordum. Sırf o kızı kıskandırmak için beni ateşe atıyordu hayvan!

Bir saniye...

Neden bu kağıdı kendi sınıfından biriyle değil, bizim sınıftan bir kızla yollamıştı? Neden özellikle bizim sınıftakilerin sevgili olduğumuzu bilmesini istiyordu?

Aklıma gelen şeyle gözlerim kocaman oldu.

Yani ben, Atalay'ın kıskandırmaya çalıştığı kızla aynı sınıftaydım!

Çok yanlış sularda yüzüyorsun Atalay!

Benim gibi bir deliyi delirtmek, zor olan bir şey değildi. Ve Atalay saatte bir, çıtayı biraz daha yükseltiyor ve kafamdan dumanlar çıkmasına sebep oluyordu.

Tüm gücümle cırtlak bir çığlık attığımda sınıftaki herkes acıyla yüzünü buruşturup kulaklarını kapatmıştı. Hepinizden çok özür diliyorum arkadaşlar ama... Yapmam gereken bir şey var:

Atalay'ı dövmek.

Bir hışımla oturduğum sıradan kalktım. Çığlığımdan olsa gerek koridordaki öğrenciler açık sınıf kapısının ağzında toplanmış, o ses kimden çıktı dercesine içeri bakıyorlardı.

Kapının ağzında durduğumda geçmem için kenara çekildiler. Çıkmadan önce Beyza'nın sınıftaki kızlara fısır fısır dedikoduyu yetiştirdiğini duymuştum bile. Atalay'ı beni koca bir dedikodu malzemesine çevirdiği için fena pataklayacaktım.

Koridorda ilerledim ve çaprazımdaki 12-D şubesine girdim. Sınıfa girip kapının ağzında durdum. Kapının yanında, en ön sırada oturan kıza döndüm. Gözlerimle önünde duran mavi defteri işaret ettim. "Bunu ödünç alabilir miyim?" Atalay'ın kafasına bir şeyler geçirmem gerekiyordu.

Gözlerimde nasıl bir ifade olduğunu bilmiyorum ancak kız hemen kafasını salladı. Teşekkür edercesine gülümsedim. Tedirgin görünüyordu. İnşallah yüz ifademden ona sinirli olduğumu sanmamıştır.

Asıl korkması gereken kişi, sırasında yayılmış, ellerini başının arkasında birleştirmiş bir şekilde sırıtarak bana bakıyordu. Resmen gözleri parlıyordu. Nasıl bu kadar iyi oynuyordu yahu? Gören de gerçekten sevgiliyiz sanacaktı.

Zaten o yüzden bu oyunu oynuyoruz ya Asuman.

Haklısın iç sesim. Çok haklısın...

"Oooo," dedi hevesle. "Canım sevgilim beni görmeye gelmiş." Tabi sınıftakiler bunu duyduğunda hemen fısıldaşmaya başladı.

"Evet sevgilim." dedim sahte bir gülümsemeyle. "Seni görmeye geldim." Seni görmeye ve bir güzel dövmeye...

Nihayet oturduğu yerden kalktı. Yüzündeki gülüşünü biraz olsun eksiltmeden bana doğru geldi. Okul gömleğinin üstüne giydiği kapüşonlu sweatshirt'ün ceplerindeki ellerini çıkardı ve hiç beklemediğim bir anda yanaklarımı sıktı.

"Oy, oy, oy... Bal yanaklım benim." Ellerinin arasındaki yanaklarımı, severmiş gibi yaparak biraz daha sıktı. Manyak, ne biçim acıtıyordu!

Sınıftaki kızlardan birinin, "Baksana şunlara, ne kadar temas seviyorlar." dediğini duydum. E, o zaman biraz da benim tarafımdan temas gösterilmeliydi.

Zoraki bir gülümseme takınıp elimdeki defteri yanımdaki sıraya bıraktım. Hiç beklemediği bir anda bende onun yanaklarına yapıştığımda hazırlıksız yakalanmıştı çünkü başta yüzünü acıyla buruşturdu. Daha sonra rolüne geri döndü ve sevecen bir ifade takınmaya çalıştı. Ancak canını acıttığımı, istemsizce buruşturduğu yüz ifadesinden görüyordum.

Yaptığımın mislini yapmaya çalışarak yanaklarımı biraz daha sıkmaya çalıştı. Tam bu sırada kolundan ısırdım.

"AH!" Acıyla inledi. Bunu beklemediğini biliyordum. Dişlerimi kolundan çekmedim ve öyle durmaya devam etti. Rolünü bozmamak için acıyla inlemesini kahkahaya dönüştürdü.

"Hahahaha." Omzunun üstünden arkasında kalan arkadaşlarına baktı. "Canım sevgilim bana olan sevgisini böyle gösteriyor."

Tekrar bana döndüğünde rol yapan yüz ifadesini serbest bırakıp dişlerini sıktı. Onu sinirlendirmeyi bir kez daha başarmıştım. Umursamadım ve dişlerimi biraz daha sıktım. Yüzü bir kez daha acıyla gerildi.

"Oha resmen birbirlerini ısırıyorlar." dedi başka bir kız. O an dönecek dedikodular yüzünden yaptığım şeyden pişman oldum ancak şimdi pes edemezdim. Atalay'dan almam gereken bir intikam vardı.

"A-Asu." dedi zorlukla. Yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirmeyi başardı. "G-gel sevgilim, biz seninle dışarda görüşelim." O, önüme geçip ilerlerken kolunu ısırdığım için mecbur beni de yanında götürüyordu. Kolunu bana bırakıp gidecek hali yoktu ya.

Sınıfın kapısını kapattı. O acı içinde soluklanırken bu şekilde koridorun sonuna gittik. İşte şimdi yalnız kalmıştık. Benim acilen burayı terk etmem gerekiyordu çünkü çok sinirlenmişti.

"Ay ne güzel rol yaptık, değil mi?" dedim hevesle. Saf rolüne yatsam elinden kurtulur muydum?

Yalandan güldü. "Değil mi?" Kafasını salladı ve dişlerimin izi çıkmış kolunu kaldırdı.

"Bunun rol olması gerekiyor, çünkü değilse eğer, bir kızla değil de kangalla sevgili rolü yaptığımı düşüneceğim." Kangal mı? Ne kadar ayıp!

"Oha, hayvan." dedim duyduğum şeyle. "Sen ne kaba bir şeysin ya!" diyerek konuyu, onu az önce dişlediğim gerçeğini, göz ardı etmeye çalıştım.

Yüzündeki sahte ifade gitgide öfkeye döndü. "Konuyu değiştirmeye çalıştığını anlamadığımı mı sanıyorsun, Asu?" Of... Zehir gibiydi resmen, kandıramıyordum ki ben bu çocuğu. O zaman ben de salak kız rolümü oynayacaktım, yapacak bir şey yoktu.

Omuzlarımı silktim. "Arkadaşlarına ne kadar yakın sevgililer olduğumuzu kanıtlamak istedim. Tam istediğin gibi olacak." dedim ardından. "O kıskandırmaya çalıştığın kıza hemen uçururlar haberi, sen hiç merak etme." dedim imayla.

Anlamamış gibi "Ne kadar yakın sevgili olduğumuzu mu?" dedi. Kafamı salladım.

"Asu, kızım seni bana özellikle mi yolladılar ya? Sevgiliysek zaten yakınızdır, ne o, sanki askerlik arkadaşıymışız gibi sevgililiğin yakınlık derecesini ölçüyorsun? Sevgililiğin uzak olduğu bir evren var mı, söyle bana oraya ışınlanacağım ya!" dedi yaka silkercesine.

Yükselen sesiyle moralim bozuldu. Ben nereden bilecektim ki sevgililerin ne kadar yakın olduğunu? Benim daha önce hiç sevgilim olmamıştı ki!

Bana kızmasına moralim bozulmamış gibi "Sana yardım etmeye çalışanda kabahat." diye cırladım. Allah'tan yüz ifademden kırgınlığımı saklayabiliyordum. Bana sinirlendiği için daha çok sinirlenmiştim şimdi de. Sırf makyaj malzemelerim için buna daha fazla katlanmayacaktım, iki saatte bıktırmıştı beni canımdan.

Salak şey. Onun yüzünden yine ağlayasım gelmişti işte.

İstemsizce titreyen sesime aldırmadan "Anlaşmayı bozuyorum." dedim. "Artık seninle bu oyunu oynamayacağım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.