Sinan bana mesaj atmıştı. Sinan resmen bana mesaj atmıştı!
“İnanmıyorum…” istemsizce gülümserken elimle ağzımı kapadım.
“Günaydın!” Arkamdan gelen neşeli sesle yerimde zıpladım. Belma gülümseyerek önüme geçti. Zaten ağzım sevinçten yırtılıyordu. Aynı hevesle, “Günaydın!” dedim. Sabah sabah bu kadar mutlu olmama şaşırdı.
“Çok mutlusun.” dedi gülümseyerek. “Bu mutluluğun güzel bir sebebi var mı?” Söylemeli miydim yoksa söylememeli miydim bilmiyordum. Tamam, Belma’yı çok iyi tanımıyordum belki ama, çok tatlı ve sevecendi yani…
“Sinan bana mesaj attı Belma!” Düşüncelerimi yarıda kesmiş ve dayanamayıp söylemiştim işte.
Şaşkın gözlerle “Öyle mi?” dedi. Ancak kelimeler ağzından fazla hevesli çıkmamıştı. Beni hayal kırıklığına uğratmamak için biraz olsun rol yapmaya çalıştı. “Ne güzel.” Aklıma Sinan’dan daha iyisine layık olduğumu söylediği zaman geldi.
Tebessüm ettim. “Teşekkür ederim.” Hevesimin kırılmaması için rol yapması bile minnettar hissetmemi sağlıyordu. Hislerimde yanılmayacağımı düşünüyordum. Bence Belma gerçekten iyi bir insandı. Onda sınıftaki diğer kızlar gibi ergenliğin verdiği şımarıklık yoktu. Ağır başlıydı.
“Ne yazmış peki?” Ekranda ismini görünce öyle mutlu olmuştum ki mesajını açmak aklıma bile gelmemişti.
“Ay, mesaja girmeyi unuttum.” İkimiz de halime güldük. Ekran kilidini açtım ve mesaja tıkladım.
Sinan: Ondan uzak dur Asu.
Mesaja bakakalmışken yüzümdeki gülümseme gitgide soldu. Belma’nın da mesajı gördüğünü fark ettim.
“Kimden bahsediyor?” Bu mesajla kastettiği tek bir kişiyi tahmin edebiliyordum. Gözlerim yerdeki taşta kalakaldı.
“Atalay’ı.”
“Atalay kim?”
“Sevgilim.”
Söylediğim şey kendi kulaklarıma ulaştığında panikle Belma’ya baktım. Şaşkınlıkla bana bakıyordu.
“Sevgilin mi?” Al işte. Kız Sinan’ı sevdiğimi bilirken başka bir sevgilim olduğunu pat diye söylemiştim. Şu anda önümde iki seçenek vardı. Ve ikisi de birbirinden kötüydü.
Ya Atalay’la sahte sevgililik işine giriştiğimi söyleyecek ve her gün Belma’nın birine söyleyebileceği ihtimaliyle diken üstünde olacaktım.
Ya da kendimi çok saçma bir durumun içinde bırakacak ve ikisini de aynı anda seviyorum kolpasını sıkarak kendimi şizofren kategorisine sokacak, arkadaş olabileceğim tatlı birini yanımdan kaçıracaktım.
Ben gerçekten ne yapacaktım?
İç ses, mantıklı Asu’yu yerinden çıkarman gerekiyor, bir şey yap!
Senin içinde öyle biri yok ki Asu, nasıl çıkaracaksın?
En zor anımda yardım etmiyordu bana. Bunu unutmayacaktım.
Bu yüzden saksıyı kendim çalıştırmak zorunda kaldım.
“Belma o durum şu an çok karışık. Ben sana…” duraksadım ve nefes verdim. “Daha sonra anlatsam bunu, olur mu?” Belli belirsiz kafasını salladı ve hafifçe tebessüm etti.
“Tabi ki sorun değil. Zaten beni ilgilendiren bir şey değildi, kusura bakma sorduğum için.”
“Yok olur mu öyle şey?” dedim hemen. “Merak etmen çok normal tabi ki, o şeyi biliyorsun sonuçta…” duraksadım. Bildiği o şey de basbayağı Sinan’ı sevmemdi.
Ne söyleyeceğimi bilemeyerek kem küm ettiğimde Belma araya girdi. “Rahatla Asu. Böyle dediğin için sana küsmedim ya da gücenmedim, merak etme. İnsan her an her şeyi anlatamayabilir elbette, anlıyorum ben seni.” Beni rahatlatmak isteyerek gülümsedi ve omzumu sıvazladı. “Hadi, içeri girelim.”
Beraber okula girdik. Sınıfa geldiğimizde içeri giremedim. Kapıda durduğumda Belma bana döndü.
“Girmeyecek misin?”
Ya Sinan’da erkenden geldiyse. O mesajdan sonra ona nasıl bakmam gerektiğini bilmiyordum.
“Ben bir lavaboya gidip geliyorum.” Belma kafasını salladı. Ben koridorun sonundaki kızlar tuvaletine doğru giderken o sınıfa girmişti.
Çantamı tuvaletteki askılığa astım ve yüzüme su çarptım. Bol soğuk suyla istemesem bile kendime geliyordum. Yüzüm suyun soğukluğundan hafifçe kızardı.
Ondan uzak dur.
Neden? Atalay’dan neden uzak duracaktım ki?
Seni ondan kıskanıyor olabilir mi Asu?
Olabilir miydi? Bu ihtimale kafamda dünden önce hiç yer vermiyordum ancak onu pencereden bizi izlerken gördüğümde, acaba’nın küçük ışıkları kafamda yanmıştı.
Acaba Sinan’da benden hoşlanıyor olabilir miydi?
Benim ona hissettiğim kadar olmasa da, o da bir nebze olsun bir köşesini bana ayırmış mıydı?
Ne yapacağımı bilememenin verdiği hisle dudaklarımı ısırdım. Her şey çok garipti ve ben kendim zaten kadar garipken, böyle sıra dışı bir şeyle başa çıkabileceğimi pek düşünmüyordum.
Sanırım Sinan’la yüz yüze konuşmalıydım.
Askılığa astığım çantamı aldıktan sonra kızlar tuvaletinden çıktım. Zil çaldı. Bu da demek oluyordu ki saat 8.30 olmuştu. Artık sınıfa girmekten başka çarem yoktu.
Derin bir nefes verdim ve gözümün önüne gelen bir tutam perçemi geriye çektim. Omuzlarım verdiğim nefesle aşağı indiğinde daha dik durmak için duruşumu düzelttim.
Sınıfa girdiğimde çoğu kişi yerinde oturuyor ve sıradan sıraya birbirleriyle iletişim kuruyorlardı. Adı, yaramazlıkla birlikte yazılan sınıfın birkaç ergen erkeği ise bir futbol topu bulmuş ve onunla oynuyorlardı. Aklıma gelen an bi’ nevi deja vu yaşamamı sağladı. Atalay’la kafama sert bir şut çektiğinde tanışmıştık ve beni bir günde canımdan bezdirmişti. Onu bir daha görürsem mahvedeceğim düşünceleriyle dolanırken her şey sarpa sarmış ve buraya kadar gelmiştik işte.
Sanırım… Biz onunla gerçekten arkadaş olmuştuk. Artık yabancı olmamız imkansızdı, onu gördüğümde selam vermeden yanından geçemez, ya da yolumu değiştiremezdim.
Bu top bana değmeden hemen yerime geçmem gerekiyordu. Eğer bir daha kafama top yersem gerçekten—
Oynadıkları futbol topu sertçe kafama geldiğinde tam olarak bunu düşünüyordum.
Kafama gelen topun şiddetiyle popomun üstüne yere düştüm. Acıyla gözlerimi yumduğumda kulağıma sınıftakilerin şaşkınlık ve endişe dolu fısıltıları gelmeye başladı.
Belma’nın panikle “Asu!” dediğini duydum. Çok geçmeden rlini omzumda hissettim. Hemen yanıma gelmişti.
“İyi misin?”
Ona kafamı iki yana sallayarak cevap verebildim.
Kafamın zonklamaya başlamasıyla parmaklarım şakaklarıma gitti. Yanıma başka birinin daha yaklaştığını hissettim.
“Asuman iyi misin?” Sesinden kim olduğunu tanıdım çünkü acıdan gözlerimi açamıyordum.
Durmadan şakaklarımı ovalıyor ve hissettiğim acı yüzünden sıkıca dişlerimi sıkıyordum.
“Oradan iyi gibi mi görünüyorum Hakan?” En son top Hakan’daydı. Bu yüzden kafama yediğim topu atan oydu.
“Görünmüyorsun.” diyerek sorumu cevapladı. Bir de ciddi ciddi şu an benimle konuşuyordu. Ben acıdan her an yanardağ gibi patlayabilirken benimle konuşmaya çalışıyordu!
“Valla kusura bakma, yanlışlıkla oldu—“ parmaklarımı şakaklarımdan çektim ve acıya dayanmaya çalışarak gözlerimi açtım.
“Senin yüzünden yanlışlıkla ölsem ne olacak!” Kafamı kaldırdım ve başımda ayakta dikilen ona baktım. Acıdan istemsizce gözlerimden yaşlar akıyordu. “Başlayacağım sizin oynayacağınız oyuna ya! Burası futbol sahası mı gerizekalı!”
Tüm gücümle bağırdığımda sessiz olmamı istediği bakışlarından belliydi. Sınıfta top oynadıkları duyulursa ceza alacağını o da biliyordu çünkü.
Yerde öylece oturup kafamdaki acının geçmesini bekliyordum. Belma sırtımı sıvazlıyordu.
Hakan hiç beklemediğim bir anda, “Ne bağırıyorsun lan!” diye kükredi. “Adam gibi özür diledik kızım, sen kime atar gider yapıyorsun!?” Tam üstüme doğru yürüyordu ki başka bir beden önünü kesti.
Sinan’dı.
“Hakan.” dedi keskince. Sinan ince ve uzundu. Atalay kadar kalıplı olmasa da o da uzun zamandır spor yapıyor ve kendine bakarak güçlü kalmaya çalışıyordu. Hakan’la karşı karşıya durduğunda ondan daha uzun ve daha güçlü duruyordu. Hakan’da kasın k’si yoktu ancak özgüveni tavandı. Kendini çok güçlü sanıyor ve biri bana laf söylese de kavgaya girişsem diye bekliyordu.
“Ne var ulan!” Elinin tersiyle Sinan’ı göğsünden ittirdiğinde Sinan bir adım geriledi. Sesli bir nefes aldığını işittim. Tedirginlikle onları izliyordum. Artık kafamdaki ağrıyı düşünemiyordum bile.
Belma bir şeyler olacağını anlamış gibi arada kalmamamız için kolumdan tutup kalkmama yardım etti. Beni kendi sırasına götürdü ve Selin yana kaydığında üçümüz sıraya oturduk. Sınıftaki herkes pür dikkat önündeki sahneyi izliyordu, kimseden ses çıktığı yoktu.
Sinan ders çalışırken gözünü dinlendirmek için taktığı siyah kemik çerçeveli gözülüğü çıkardı ve katlayıp gömleğinin göğsündeki cebe astı. O gözlüğü takmasını çok seviyordum çünkü ona çok yakışıyordu.
Gözünün önüne düşen yumuşak siyah tutamları eliyle geriye attı ve yakışıklı yüzünü daha da ortaya çıkarttı. İçimi çekmemek için kendimi zor tuttum.
Hakan, “Sana söylüyorum oğlum!” deyip Sinan’ı bu kez daha sert ittirecekti ki Sinan sert bir yumruğu Hakan’ın yüzünde patlattı.
Hakan yumruğun şiddetiyle öğretmenler masasının üstüne düştüğünde elim ağzıma kapandı. Sınıftaki kızlar korkuyla çığlık atmıştı. Yerimden kalkıp Sinan’ın yanına koşacaktım ki Belma kolumdan tutup izin vermedi ve beni yerime oturttu.
Hakan’ın yanına az önce sınıfta beraber top oynadıkları arkadaşları yanına koştu. Eli, yumruk yediği yanağındaydı ve öfkeyle Sinan’a bakıyordu. Sinan ise onun bakışlarını hiç üstüne alınmamış gibi rahattı.
“Nasılmış yüzüne sert bir şey yemek, güzel miymiş?” Kafama yediğim topa karşılık misilleme yapmış, aynı acıyı Hakan’ın da çekmesini sağlamıştı.
“Bittin oğlum sen.” dedi Hakan dişlerinin arasından. “Sadece sen değil,” kafasıyla beni işaret etti “O or—“ diyordu ki Sinan bu sefer üstüne atladı ve Hakan’a bir yumruk daha attı. Hakan’ın arkadaşları bile tutamamıştı onu. Sanki ne yapacağını çok iyi biliyordu.
Sinan “O dilini keserim senin!” diye gürlediğinde sınıftaki diğer çocuklar onu Hakan’ın üstünden almaya çalışıyorlardı. Beş kişinin birlikte tutmasıyla en sonunda Sinan’ı Hakan’ın üstünden çekebildiler.
Dehşet içindeydim. Sinan’ın değil üstüne atlaması tek bir yumruk dahi atmayacağını, yalnızca konuşacağını düşünmüştüm. Ancak o, ondan hiç beklemediğim şeyler yapıyordu.
Korkudan elim ayağım titriyordu ancak sadece bu değildi. Başım, olanlardan sonra daha çok ağrıyordu sanki.
Belma’nın elini ittirip yerimden kalkıp onlara doğru yürüdüm. Sinan hala onu tutanlardan kurtulmaya çalışıyordu. Tam bu sırada onlara doğru gelen beni gördü ve debelenmeyi kesti. Yalnızca ona bakıyordum. Sanki heceleyerek Asu diyordu. Ona doğru yürürken yer ayaklarımın altında kaymaya başlamıştı.
Sinan’ın gözlerinde ne vardı?
Ona doğru bir adım daha atmaya çalıştım, ancak olmadı. Ayağım yere değmemiş gibi hissetmiştim. Bir sis bulutu etrafımı sarmıştı. Yer çekimine yenik düşüp kafamı sertçe yere çarptığımda Sinan’ın gözlerinde ne gördüğümü bulmuştum.
Korkuydu.
Benim için korkmuştu.
Bu beni mutlu ettiğinde gülümsemeye çalıştım.
Ve gözlerim kapandı.