İçeriğe geç

KELEBEK UYKUSU

Bölüm 16 · 11 dk okuma

KELEBEK UYKUSU

Bölüm 16

16

Üçümüz birlikte neredeyse bir tencere sarmayı doldurmuştuk, tabakta yalnızca birkaç yaprak kalmıştı.

Tam bu sırada kapı zili peş peşe çaldı. Leyla Abla yerinden kalktı ve kapıyı açmaya gitti. Annem mi gelmişti acaba, yoksa başka birini mi bekliyorlardı?

Mutfağın açık penceresinden bahçe kapısının kapanma sesi duyuldu. Leyla Abla'nın evin kapısını açtığını duydum. Hızlı adımlar merdivenleri adeta yararcasına çıkıyordu. Merakla oturduğum yerden kalktım ve mutfaktan çıktım.

Annemi nefes nefese son merdiven basamağında gördüğümde gözlerim büyüdü. Arkadan Atalay'ın değnekleriyle zıplaya zıplaya geldiğini işittim.

"Sezen ne oldu?" dedi Leyla Abla kapının ağzında. "Bu acelen ne?"

Annem derin bir nefes verdi ve son basamağı da çıktı. Üstünde siyah bir gömlek altında da mavi renk bir kot pantolonla beyaz spor ayakkabıları vardı. Topuz yaptığı saçları sanki koşarak gelmiş gibi birbirine girmişti.

"Erdem..." dedi nefes nefese. "Erdem kaza yapmış Leyla!" Gözlerim korkuyla büyüdü.

"Asuman..." dedi ardından. "Asuman'ı da alıp karakola gitmem lazım." Korkudan titremeye başlamıştım. Omzuma konan elin varlığı bile titrememi eksiltmedi.

"Anne sen ne diyorsun?" Leyla Abla şaşkınlıkla arkasında duran bana baktı. İkisi de konuşurken beni görmemiş olacak ki pat diye konuya girmişlerdi.

Annemi korkuyla dolan gözlerimin ardından bulanık görüyordum artık. Hızlı adımları kapıya yöneldi.

"Hemen gitmemiz lazım Asu." Ardından Leyla Abla'ya döndü.

"Kusura bakma Leyla, seni de böyle korkuttum ama..." dedi aceleyle. "Bana bir taksi arayabilir misin? Şu an aklım hiç çalışmıyor, araba sürebilecek gibi değilim."

Leyla Abla kafasını iki yana sallayarak reddetti. "Olmaz öyle şey." dedi hemen. "Sizi bu halde bırakmam ben. Hemen arabanın anahtarını alıp geliyorum, ben götüreceğim sizi."

Annem kafasını sallayıp minnetle tebessüm etmeye çalışırken gözleri dolmuştu. İçeri girdi ve kapıyı kapattı. Leyla Abla aceleyle arabanın anahtarını almaya gitti.

"Anne," dedim zorlukla. Artık ağlıyordum. "Ne olmuş?" Annem avuçlarını yanaklarıma yasladı ve beni yatıştırmaya çalıştı.

"Bilmiyorum kızım, bilmiyorum..." Beni göğsüne yasladı. Gözyaşlarım gömleğini ıslatıyordu artık.

Annem arkamda dikilen Atalay'ı fark etti. "Kusura bakma oğlum, sana da geçmiş olsun diyemedim."

"Olur mu öyle şey, Sezen Abla, ne kusuru?" dedi Atalay, üzgün bir sesle. "Eminim Erdem Abi'de iyidir, içinizi ferah tutmaya çalışın, olur mu?"

Annemin kafasını salladığını hissettim. "Sağ ol oğlum."

Leyla Abla üstüne siyah bir blazer geçirmiş ve arabanın anahtarıyla yanımıza dönmüştü. "Hadi gidelim." dedi hemen.

Tam Atalay'a bir şeyler tembih edecekti ki Atalay ona izin vermeden "Ben de geliyorum anne, boşuna kendini yorma." diyerek araya girdi. Leyla Abla tartışmaya vaktimiz olmadığı için hemen kafasını salladı ve hep birlikte asansöre doluştuk.

Annem hala derin nefesler alıp veriyordu. Merdiven çıkmak mı onu bu kadar nefes nefese bırakmıştı?

"Anne neden asansörle gelmedin?" dedim ağlamaktan akan burnumu çekerken. "Çok yorulmuşsun."

"Asansör en üst kattaydı, onu bekleyemedim." Sanırım asansörü en son kullanan kişi bendim, bu yüzden en üst katta olmalıydı.

Hepimiz hızlıca Leyla Abla'nın arabasına doluştuk ve yola koyulduk. Gittiğimiz karakol biraz uzak kalıyordu, ancak Leyla Abla bizi yetiştirmeye çalışarak ekstra hızlı sürmüş ve 20 dakikanın sonunda karakolun önünde durmuştuk.

Hepimiz telaşla karakoldan içeri girdik. Omzumun üstünden aceleyle arkama baktığımda Atalay'ın en arkada ne kadar hızlı olabilirse o kadar aceleyle gelmeye çalıştığını gördüm. Sakat ayağına rağmen bizi bir an olsun yalnız bırakmamasına minnettardım. Gerçekten hayatımda gördüğüm en vefalı insanlardan biriydi.

Annem koridordaki birkaç polisi babamın ismini söyledikten sonra bizi bir odaya yönlendirdiler. Yetkili bir polis memuru masasında oturuyor, babamsa önündeki koltuklardan birinde oturuyordu. Karşısındaki koltukta da tanımadığım orta yaşlarda başka bir adam vardı.

"Memur bey ne oluyor?" diye sordu annem. Babamın gözleri annemi gördüğünde büyüdü. Burada olmamızı beklemiyor muydu?

Polis memuru, babamı ve karşısında oturan adamı işaret etti. "Hanımefendi, taraflar kaza yapmış, anlaşamıyor. Birbirlerinden şikayetçiler, eğer böyle devam ederse iş daha da uzar, mahkemeye kadar gider. Eşinizle konuşun lütfen."

Annemin korku dolu gözleri babama döndü. "Ne oldu Erdem?"

"Yahu bir şey olduğu yok. Arabasına sürttüm sadece, herif gelmiş arabasını ikiye ayırmışım gibi tatava yapıyor. Resmen gideyim de kendisine sıfır bir araba alayım, onu bekliyor manyak."

"Kardeş," diye araya girdi karşısında oturan adam. "O diline hakim ol bak."

"Olmazsam ne olur lan, olmazsam ne olur!" Babam hararetlenerek koltuktan kalkmaya çalışıyordu ki annem omzuna bir tane yapıştırıp oturmasını sağladı.

"Erdem," dedi adeta tıslarcasına. "Sus."

Annem gözlerini adama çevirdi. "Beyefendi siz eşimi boşverin. Husumetinizi benimle halledin, gördüğünüz gibi o biraz fevri. Siz şimdi tam olarak ne istiyorsunuz?"

"Hasarımın giderilmesini. Verdiği hasarın tamamını ödemesini istiyorum."

"Ne kadar peki bu hasar?"

Adam "200 bin." dediğinde gözlerim büyüdü.

Annemin ağzından bir anda "Çüş!" kaçtı. Nerede olduğumuzu fark ettiğinde kendine çeki düzen vermeye çalıştı. "Yani, oha beyefendi. Ne diyorsunuz siz? Sadece küçük bir sürtmeden nasıl böyle bir fiyat söyleyebilirsiniz?"

"Arabam sıfırdı. Elbette fiyatı bu olacaktı. Ödeyemeyecekse sürtmeseydi kardeşim!" Annem içindeki cazgırı daha fazla tutamayarak adama dalacaktı ki kollarından tutup onu engelledim. Bir de yanlışlıkla adamın yüzünü çizerdi, oradan da bir 200 bin lira patlardı, uğraşamazdık.

Babam öfkeyle konuştu. "Ulan yalancıya bak. 98 model arabaya gelmiş, son model diyor. Senin araban yaşlı oğlum yaşlı!"

"O vintage olarak geçiyor bir kere. Bilmediğin şey hakkında ne kadar da rahat konuşuyorsun, cahil." Şuna bak, bir de babama cahil diyordu. Ben senin alttaki o varoş kokunuz almaz mıyım, iblis seni.

Annem neyse ki çok geçmeden sakinleşti. Omuzlarını dik tuttu. "Tamam o zaman, avukatımla halledin." dediğinde ne olduğumu şaşırdım. Bizim avukatımız mı vardı? Galiba havadan sudan, altta kalmamak için atıyordu.

Adam hafifçe kızarıp bozardı ancak belli etmemeye çalıştı.

"Tamam. Getirin avukatınızı, tabi varsa o da." Al işte, derdimiz çok azmış gibi bir de bu adamı haklı çıkartacaktık. Ne olacaktı şimdi? Bir de bu kadar yüksekten attığımız için rezil rüsva olacaktık.

Annem açık kapının ardından koridora doğru "Leyla'cığım." diye çağırdı. Atalay ve Leyla Abla bizi koridorda bekliyordu. Bu yüzden Leyla Abla duyduğu gibi kapının ağzında göründü. Atalay'ın da duvarın kenarından merakla kafasını çıkarttığını gördüm.

"Efendim canım?" dedi Leyla Abla.

Annem, "Avukatımızın olaya dahil olması gerekiyormuş canım." dediğinde Leyla Abla hafifçe gülümsedi ve içeri girdi.

Ne yani, Leyla Abla şimdi bizim avukatımız gibi mi davranacaktı? Polisler bunu anlamaz mıydı?

Leyla Abla pantolonunun cebinden bir kart çıkartıp masada oturan yetkili memura uzattı. Adam gözlüğünü takıp elindeki kartı inceledi.

Leyla Abla ceketinin yakasını düzeltti ve konuştu. "Memur Bey, ben Leyla Özsoy, Ceza Avukatıyım."

Gözlerim hayretle kocaman oldu.

Şu an yaşanan şey gerçek miydi?

Leyla Abla ardından adama döndü ve gülümsedi. "Beyefendi madem anlaşma sağlamak istemiyorsunuz, o zaman dosyayı detaylıca inceledikten sonra müvekkilimle birlikte size, malınızın ederinden çok daha fazla bir meblağ istediğiniz için dolandırıcılık davası açacağımızdan emin olabilirsiniz."

Dudaklarımı birbirine bastırırken şaşkınlıktan dilimi yutmuştum sanki. Öyle hayret içindeydim.

Babamın karşısında oturan adamın yüzü kıpkırmızı oldu. Kendini sıkıyor olacak ki şakaklarındaki damarlar bile gün yüzüne çıkmıştı. Ardından belli belirsiz kafasını salladı.

Adam sesi adeta içine kaçmışçasına, "Gerek yok, anlaşma sağlayacağım." dediğinde zaferin bizim tarafımızda olduğunu neyse ki anlamıştım.

🦋

"Eve gidelim de soracağım ben sana." Hep beraber Leyla Abla'nın arabasına doğru yürürken annem o kadar sinirlenmişti ki babamın koluna bir çimdik daha attı. Babam ses çıkarmamak için acıyla dudaklarını dişledi.

"Sezen benim suçum ne? Adam dingilin teki işte, ne yapayım?"

Arabaya bindiğimizde bizim ailenin rahat durmayacağı belliydi. Malum annem, babam diye yanlışlıkla Atalay'ı falan tekmelerdi, belli olmazdı. Çocuğun ayağı da sakattı zaten. Bu yüzden tam arka kapıyı açıyordu ki kafamı iki yana sallayarak onu zorla ön koltuğa geçirdim.

Adeta bir cephe savaşçısı olarak annemle babamın ortasına oturduğumda derin bir nefes verdim. Bütün bağırışlar ve öfkeli çimdikler... Hepsi benim aramdan geçecekti. Kulaklarıma sabır diliyordum.

"Ne diye adamla dalaşıyorsun, kibarca anlaşmaya çalışsana? Bizi karakola Leyla bırakmasaydı ne olacaktı Erdem, söyle bana? Bugün yanımızda avukatla buraya gelmesek ne olacaktı, adamla mahkemelik mi olacaktık?"

"Gerekirse evet." dedi babam. Öfkeyle dişlerini sıkıyordu. "Ne gerekiyorsa yapacak ve hakkımı savunacaktım."

Annem histerik bir gülüş attı. "Öyle mi? Nasıl savunacaktın peki hakkını, adama hakaretler savurarak mı?"

"Bunu daha az önce adama dalmaya çalışan sen mi söylüyorsun Sezen?" Bu da doğruydu. Annemin de babamdan eksik kalır yanı yoktu.

"Ne yapayım çok sinirlendirdi beni."

"E ben de sinirlendim!" dedi babam da haklı olarak. "Ben ne yapacaktım?"

Annem oflayarak pes etti ve kollarını önünde bağlayarak arkasına yaslandı. Kulaklarım... Biricik kulaklarım neyse ki ucuz atlatmıştı.

"Herkes bir sakin olsun." dedi Leyla Abla arabayı sürerken, haklı olarak. Canım Leyla Abla'm... Bizi kocaman bir dertten kurtarmıştı bugün.

Gözleri dikiz aynasından bize kısa bir bakış attı. "Geçti mi geçti. Bitti mi bitti. Anlaşmaya varıldı, neden hala tartışmak için uğraşıyorsunuz?"

Çok doğru söylüyordu. Adam, Leyla Abla'nın lafından sonra anlaşmaya varmış ve gerçek hasar fiyatında karar kılınmıştı. 10 bin liraydı. Adamın arabasındaki hasar 10 bin liralıktı ve 200 bin diyerek resmen bizi soyup soğana çevirmeye çalışmıştı. Fırsatçı iblis.

İmzalar atıldıktan sonra karakoldan çıkmıştık. Ancak ben hala hayran hayran Leyla Abla'ya bakıp duruyordum. Leyla Abla'mdaki marifetler saymakla bitmezdi. 99'daki güzellik yarışması derecesi, başarılı bir avukat olması ve yaptığı yemeklerin güzelliği... Daha Atalay gibi düşünceli birini yetiştirmesini ve şekerden tatlı bir insan olmasını içine koymamıştım bile. İleride olmak istediğim kişi belliydi.

O olmak istiyordum.

Annemle babamın didişmesinin neyse ki bitmiş olduğu bir araba yolculuğunun ardından, Leyla Abla bizi eve bırakmıştı. Karakolda birkaç saatimiz geçmişti. Bu yüzden hava çoktan kararmış ve sokak lambaları yanmıştı.

Arabadan inerken Leyla Abla'ya bir kez daha teşekkür ettik ve eve girdik. Her şey öyle üst üste gelmişti ki Atalay'la konuşmaya hiç vaktimiz olmamıştı bile.

Leyla Abla bu misafirliği saymadığını ve en kısa sürede tekrar gelmemi söylemişti. Ona söz vermiştim. Zaten istediğim de buydu. Onun güzel yemeklerini yemek ve ondan yeni şeyler öğrenmek istiyordum. Hem Pamuk Şeker'i görmeye de vaktim olmamıştı bugün. Onu da çok özlemiştim.

Lavaboya girip elimi yüzümü yıkadım ve dişlerimi fırçaladım. Yorgundum ve kendimi yatağa atmak için dakika sayıyordum artık.

Eşofmanımı ve tişörtümü çıkarıp pembe puantiyeli pijama takımımı giydim. Nefret ettiğim beyaz ışığı kapattım ve komodinin üstündeki abajurun kırmızı ışığını açıp direkt uyku modumu ayarlayıp yatağımın içine girdim.

Hala olanların hayreti içindeydim. Leyla Abla gerçekten avukattı. Hatta kendine ait avukat bürosu olan bir avukattı. Ne zamandır tanışıyorduk ve mesleğini sormak aklımın ucundan geçmemişti. Onunla ilgili bildiğim şey, annem gibi güzellik yarışmasında derece yapmasıydı. Tek düşündüğüm ihtimal, onun da gençliğinde annem gibi mankenliğe devam etmesiydi.

Annem o yarışmanın ardından gençlik yıllarında birçok tasarımcının mankenliğini yapmış ve ben doğana kadar pembe dizilerde küçük rollerde oynamıştı. Ancak benim ansızın gelişimle mesleğini arkasında bırakmıştı. Ne demişti? Ekranlar insana acımaz. Gördükleri güzel bir yüz ve ince bir vücuttan fazlası değil. Bu yüzden tepkimi koyup bıraktım bu işleri, seninle alakası yok demişti bana. Bence tüm bunları beni rahatlatmak için söylemişti. İçten içe sevdiği şeyden, daha çok sevdiği biri için vazgeçmişti. Beni büyütmek için her şeyden elini eteğini çekmişti. Kendi hayatını yaşamayı bırakmış ve benim için yaşamaya başlamıştı.

Bunun için ona her zaman minnettar olacaktım; ancak çocuğu, kanı canı dahi olsam bunu yapmamalıydı. İnsanın hayattaki en büyük dayanağı hayalleriydi. Çocuğun dahi olsa, kimse, zihnini hayallerin kadar kaplayamazdı.

Ya da ben sevgiyi fazla yüzeysel buluyordum, emin değilim.

Yatakta bir o yana bir bu yana dönmeyi bıraktım ve içine girdiğim düşünce girdabından çıkmak için gözlerimi kapattım. Ancak salondan gelen fısıldamaya çalışırken bağrışan ebeveynlerimi duymamak elbette ki imkansızdı. Ne oluyordu yahu, bu yeni nesil müteahhitler sırf masraftan kısmak için evlerin duvarlarını daha mı ince yapıyordu?

Sabretmeye çalışarak sesli bir nefes verdim ancak fısır fısır, cırrık kuşu gibi bir türlü susmak bilmediler. Tabii, sabahın sekiz buçuğunda okula gidecek kişi onlar onlar değildi. Bu evde kimse gariban Asuman'la empati kurmuyordu.

Tüm gücümle "Uyumaya çalışıyorum!" diye çığlık attığımda sesler kesildi. Çok geçmeden annem, ucundan açık kapı kenarından tek gözünü çıkarmış bana bakıyordu. Eğer on saniye içinde kapımda belireceğini bilmesem o gördüğüm göz hakkında çok ama çok korkunç tahminlerim olabilirdi. Ve bu da, bu geceki uykumun zehir olmasından başka bir işe yaramazdı.

"Asu," diye fısıldadı. İşine gelince nasıl da sessiz konuşuyordu ama. "Uyudun mu?"

Gözlerimi sıkıca yumdum ve "Uyudum." diye mırıldandım. Herhalde uykusunda bile anneme laf yetiştirebilen üstün yetenekli bir kızdım...

"Fırıldak seni. 10 saniye önce bütün apartmanı ayağa kaldırıyordun." Hiçte öyle bir şey olmamıştı. Biz en üst kattaydık ve alt katımız boştu. Etki alanım bununla sınırlıyken yine kendimden başka kimseye zararım dokunmamıştı. Attığım çığlık yüzünden boğazım yanmaya başlamıştı bile.

Pes ederek, "Niye fısır fısır bağırışmaya çalışıyorsunuz?" diye sordum.

Annem kapıyı yarısına kadar açtı ve pervaza yaslandı. Odadaki kırmızı ışıkla ayakta dikilen bir öcü gibiydi. Uzandığım yerde kafamı yatağın başlığına yasladım ve onu dinleme pozisyonuma geçtim.

"Araba ortada yok." dediğinde gözlerim büyüdü.

"Ne?" Al işte, kaçmıştı uykum. Keşke ne olduğunu sabah sorsaydım.

"Araba ortada yok işte kızım. Polisler gelince bir tane çekici gelmiş, almış arabayı gitmiş. Sivri zeka baban da adamın numarasını, hiçbir şeyini almadan direkt karakola gelmiş. Bir saattir ona sayıyorum." Gerçi doğru, babam da bizimle birlikte Leyla Abla'nın arabasında gelmişti. Araba yanında olsa neden arabasını orada bıraksın ki? Bunu daha önce bilseydik, en azından karakoldan arabaya kayıp ihbarı falan yapardık.

Ama biz ne yapmıştık? Canım ailemle arabamızı çayıra salmış gibi rahat rahat eve gelmiştik.

"Neden arabasını arayıp sormak yerine rahat rahat bizimle geldi bu akşam, onu da anlamadım?"

"Dalgınlıkla unutmuş, öyle söylüyor." dedi annem sinirle. "Ya yemin ederim, bu adamın kafasında kan yerine pekmez pompalanıyor. Sinir hastalığına bıraktı beni şu birkaç saatte."

"Deme öyle anne. Şu iblis adam ne hale soktu babamı görmüyor musun? Onun stresiyle gerçekten uçup gitmiştir belki de aklından."

Annem kafasını salladı. "O da doğru. Neyse tamam, sen uyu şimdi. Ben de yarın sabah kavga ederim babanla." Odaya girdi ve alnımdan öptü. Duygu geçişleri öyle hızlıydı ki hangisine yetişeceğimi şaşırıyordum valla.

"İyi geceler bir tanem." Hafifçe gülümsedim.

"İyi geceler anne." Odamın kapısı kapatıldı. Sesli bir nefes verip tavana baktığımda yarın bizi nelerin beklediğini düşünmemeye çalışıyordum.

Bölüm nasıldı? 🦋🤍

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.