" Bütün varlıkların arasında başkaymışız gibi hissederiz. Ama her varlık başka değildir. Sadece başkalaştırır."
Hareket etmeden doğaya bakıyordum. Çok güzeldi ama eksik gibiydi. Üstünde durduğum ağaç konuşunca epey şaşırdım.
" Tam yüz yaşındayım. Koca yüz yıl. Hiç kolay değildi.
Bu ağaç yüz yıl yaşamıştı. Her şeyi biliyor olmalıydı. Ondan yardım istemek hiç fena bir fikir değildi.
"Yaşlı ağaç ben Aggef. Bana yardım edebileceğini düşünüyorum."
"Ben de Tisla. Sana yardım edebileceğimi nerden çıkardın Aggef."
Kanatlarımın üstündeki tozları silkelenip, rahat bir pozisyon aldım.
" Yaşınızdan ötürü öyle söyledim."
" Peki söyle bakalım ne konuda yardım istiyorsun?"
Nasıl anlatmam gerektiğini bilmiyordum ama anlatmalıydım.
" Ben garip şeyler yaşıyorum. Sanki bazı şeyleri iki kere yaşıyorum. Ya da farklı dünyalar yaşıyor gibiyim."
" Garip. O zaman silkelen."
Ne söylemişti bu ağaç. Bir de yüz yaşındaydı. Çok saçma.
" Ne diyorsun sen ? Ne silkenmesi."
"Sana iyi geldiği için öyle söyledim."
Bu ağaç gerçekten ne dediğini bilmiyordu. Hemen oradan uzaklaştım.
Kara bir bulut beni yine içine çekmişti.
...
Gözümü açtığımda Hinzla'nın odasındaydım.
" Aggef yağmuru seviyor musun?"
Hinzla' yı tekrar gördüğüme çok mutlu olmuştum.
"Hayır Hinzla. Biz kelebekler yağmuru sevmeyiz."
Hinzla şaşırmış gibiydi. Biraz bekledikten sonra konuşmaya devam etti.
" Peki neden sevmiyorsun?"
"Kanatlarım ıslanıyor. Ve ağırlık yapıyor."
Hinzla gülümsemişti. Sanki benim bu sorunum çokta büyük bir sorun değilmiş gibi hissettirmişti.
" Silkelen o zaman Aggef . Bu sana iyi geliyor unuttun mu?"
Nerden biliyordu bunu ? Artık ne yaşıyorum demekten çok yorulmuştum.
"Peki sen sever misin yağmuru Hinzla?"
" Bilmem ben hiç yağmurda ıslanmadım Aggef."
" Neden ıslanmadın? Yoksa silkelenmeyi mi sevmiyorsun?"
" Hayır dışarı çıkamıyorum."
Bu da ne demek oluyordu. Dışarı çıkamamak çok saçma.
"Hinzla hayat senin için neyi ifade ediyor?"
Bu sorduğum soru garipti. Ama merak ediyordum. Bu odada bir hayat yaşaması çok garipti.
" Aggef hayat aslında benim için hayallerden ibaret. Sonsuz bir hayal gücüne sahibim ben."
" Ben hiç hayal kurmadım Hinzla."
" Neden Aggef?"
" Hayal kurmak gereksiz. Zaman kaybı. Benim o kadar zamanım yok."
Hinzla ayağa kalkıp, masada duran kağıda baktı. Sonra bana bakıp konuşmasını sürdürdü.
" Senin resmini çizeceğim Aggef."
Buna hiç şaşırmamıştım. Bu kız daha kaç kez beni çizecekti.
" Biraz küçük çiz bari."
" Neden küçük çizeyim Aggef?"
" Boşver Hinzla sen istediğin gibi çiz."
Hinzla resmi çizerken bir şey farketmiştim. Bana bakmadan çiziyordu. Bu çok garip.
...
Kapı çaldığında hızla saklandım. Gelen doktordu ve burası bir hastaneydi artık buna emindim.
" Hinzla sen iyi misin? Buraz durgun gibisin."
" İyiyim. Yani hayal kurmak bana iyi geliyor. Sana Aggefi tanıtmak istiyorum."
" Daha önce tanıştım zaten Aggefle. Hadi dinlen biraz unutma gece 12.00 'da her şey değişecek."
Neydi bize verilmiş zaman?
Bir ömür boyu mu?
Yoksa bir gün mü?
Peki hangisi yaşam sayılırdı?
Bir günde yaşadığımız anlar , bir ömre bedel olabilir miydi?
Bir gün bir ömürden daha büyük olabilir miydi?
Evet sevgili dostum Hinzla, senin için de zaman yoktu. Olsun yine de seni bulup veda edecektim.




