"Ne demişler bir varmış bir varmış ve hep varmış ama aslında hiç yokmuş."
Güneşin ısısına baktım adeta yakıyordu. Bu çok acımasizcaydı. Ama o olmadan da birçok varlık olamazdı. Neydi bu?
Çelişki desem değil düzen desem değil. Ama her şey birbirine bağlıyken birbirinden bu kadar uzak ve alakasız görünmeleri doğanın bir sırrıydı sanırım.
Karşıdan gelen seslere odaklandım insan sesleriydi.
"Hey dostum bu sefer av sayısında seni geçeceğim."
" Yanılıyorsun beni kimse kuş avlamada geçemez."
Bu saçma konuşmaya şahit olduğum için hiç mutlu değildim. Avlanmanın nesi keyif verirdi ki?
Bu insanlar çok gariplerdi. Bazen hırsları onların vicdanlarının önüne geçebiliyordu.
"Bak tam orada bir kuş var. Sakın ses etme bu av benden kaçmaz."
Adamın gösterdiği tarafa baktım. Yaşlı bir kuş öleceğinden bir haber öyle uykusundaydı. Hayat kuşları güzeldi. Onlar biz kelebeklere benziyorlardı ama zaman onlar için sonsuz gibiydi. Biz ise zamandan müzdariptik.
Adam tüfeğini doğrultu kuşu öldürmekte kararlıydı. Kuşlar biz kelebekler için birer tehdittiler. Ama içimde bu kuşun ölüme böyle gitmesini istemeyen bir his vardı. Onu kurtarmalıydım.
Hızlı kuşa doğru uçtum kulağına doğru eğilip fısıldadım.
"Hey uyan seni vuracak."
kuş gözlerini açmış bana bir aptalmışım gibi bakıyordu. Resmen beni bir lokmada yiyecek kuşa yardım etmeye çalışıyordum. Bu durum pek normal değildi. Kuş olanları anlayıp benim uçtuğum yöne doğru o da hızla uçtu.
Kurşun sesi geldiğinde sanırım altı hiç kaybetmeyen bir avcı ilk yenilgisini yaşamıştı.
Bu böyleydi birileri mutluyken birileri mutsuzdu. Birileri kazanırken birileri kaybedebiliyordu. Bunlar birbiriyle alakalıydı. Düşünsenize bu adamın kaybetmesi bir kelebeğe bağlıydı. Çok alakasız değil mi? Ama kamera arkası böyle.
Soluğum kesilmişti. Biz kelebekler uzun süre uçamayız. Bu bize hiç iyi gelmez. Bu yüzden saatlerce uçan kuşları hep kıskanmışımdır. Durup dinlendiğimde, kuşta durmuştu.
"Senin gibi kelebeklere ne deniliyor biliyor musun?"
yanımda duran kuşa baktım, bana küçümser bir yüz ifadesiyle bakıyordu.
"Ne denir?"
"Aptal denir tabii ki. Unutuyorsun herhalde ben senin gibi böcekleri yiyerek hayatta kalıyorum. Ve şimdi seni yiyeceğim."
pes gerçekten ama haklıydı bu bir düzendi. Ben düzene uymuyordum. Ve bunun sonucuna da katlanmalıydım. Düşünsenize az önce hayatını kurtardığım kuş benim hayatıma son vermek üzereydi.
...
"Aggef beni duymuyor musun? Hey soruma cevap versene."
Bu nasıl olurdu Hinzla beni hareket ettirdiğinde ormanda olmadığımı anladım.Bu çok saçma az önce bir kuşa yem olmak üzereydim.
"Aggef oyun oynamayı bırak ve soruma cevap ver."
"Ne sordun ki?"
Hinzla duruşunu düzelttikten sonra bana bakıp konuştu.
"Soru şu, sence zor durumda olan birine yardım etmeli miyim?"
Bu soru az önce yaşadığım anı tekrar beynimde canlandırdı. Ne cevap vermem gerektiğini gayet iyi biliyordum.
"Yardım etmeliyiz Hinzla."
"Ya o kişi doğru kişi değilse ve sonunda bize zarar vermek isterse yine de yardım etmeli miyiz?"
"Evet. Etmeliyiz. Çünkü hikayenin tamamını yaşamadan doğru bir sonuç elde edemeyiz. Bize yanlış gelen şey belki de doğrudur. Bunu bilemeyiz. Ancak sonucunu cesurlar bilir.
...
"Beni duymuyor musun kelebek? Yoksa küstün mü? Sadece sana şaka yapmıştım. Tabii ki sana zarar vermem."
kuş karşımda durmuş sırıtıyordu. Ben ise iki dünya yaşıyor gibiydim. Hinzla vardı az önce şimdi yok. Kuşa umursamaz bir bakış atıp oradan uzaklaştım. Güneş hala sıcaktı ama az önceki kadar yakmıyordu. Bu benim için hiç iyi değildi. Zaman tükeniyordu ve yaşadıklarım beni bilinmezliğe sürüklüyor ne yapmam gerektiğini asla bilmiyordum. Sanırım düzene aykırı hareket etmeyi bırakıp bu son saatlerimi normal bir kelebek gibi geçirmeliydim.
Bir bedene kaç yaşam sığar ki? Bir iki üç belkide sonsuz... Ama mühim olan bu değildi. Asıl mühim olan hangi yaşamda var olduğunu hissettiğindi. Benliğini bulduğun bir beden bir gün olsa bile sonsuz bir yaşamdı.aşam sığar ki? Bir iki üç belkide sonsuz... Ama mühim olan bu değildi. Asıl mühim olan hangi yaşamda var olduğunu hissettiğindi. Benliğini bulduğun bir beden bir gün olsa bile sonsuz bir yaşamdı.





