"Savunmasız olduğum anda bir güç belirti içimde, onu sen mi yaptın?"
Yapraklar rüzgarın etkisiyle çok yüksek sesler çıkarıyor sanki bir şeyler anlatıyor gibiydiler. Aslında ne kadar anlatsalar da anlamamız imkansızdı. Acı çekiyorlardı bunu yaparken. Asla vazgeçmiyorlardı. Çünkü buna mecburlardı. Bu bir düzendi. Karışık ve karmakarışık bir düzen. Rüzgar ne söylettiriyordu acaba yapraklara? Belki de onların da zamanı yoktu. Tıpkı benim ve diğer bütün kelebekler gibi.
Gözlerimi açtığımda ağaç kabuğunun içinde sıkışmış bir pozisyondaydım. Kanatlarım nihayet oluşmuştu. Ama az önce yaşadıklarım Bir rüya değildi artık buna emindim. Başka bir kelebek bulup onunla konuşmam gerekti. Belki de bu yaşadıklarım normal şeylerdi. Bunu diğer kelebeklerde yaşıyor olabilirdi. Yani biraz anlatırken zorlanacaktım ama anlatmak zorundaydım. Yoksa bu durumun içinden asla çıkamam.
Hızlı kanatlarıma zarar vermeden ağaç kabuğundan çıktım. Güneş hala parlak olduğuna göre zamanım vardı. Gerçi Güneş inatla batmamayı istiyor gibiydi. Bugünün bitmemesi için adeta savaşıyordu. Bana hayran olduğunu söyleyemem elbet ama sanki bitmesini istemiyor gibiydi bugünün.
Kanatlarımı hareket ettirip uçtum. Sanırım kelebek olmanın tek iyi yanı uçabilmekti. Bir de size hayranlıkla bakan insanları görmek. Bir yaşlı kadının hayranlıkla bana bakışından sonra az ileride bir kelebek görmenin sevinciyle hızımı arttırdım. Görünen o kim bu kelebek yemek yemeyi çok seviyordu. Durmadan yiyordu ve bana bakmıyordu bile. Galiba ne yediğine de bakmıyordu. Bu iğrençti. Ona uzaktan bakmayı kesip derhal yanına uçtum. Kelebeğin yanına vardığımda beni umursamadığını sezmiştim ama onunla konuşmam şarttı.
"Merhaba ben Aggef. Sana bir şey sorabilir miyim?"
Tuhaf görünen kelebek yediği şeyi yutup bana baktı.
"Sor."
Bu gerçekten egoist bir kelebekti. Hayır yani zaten öleceksin Bu neyin havası.
"Ben bir insanla konuştum.Sonra kelebekken tekrar tırtır oldum. Bunları sen de yaşadın mı?"
Bana uzun uzun baktıktan sonra gülerek konuşmasını sürdürdü.
"Sen kafayı mı yedin? Bunları hiçbir kelebek yaşamıyor tabii ki. Git hadi başımdan."
Oradan uzaklaştığımda bunların bir rüya olduğu kanısına vardım. Ben sıradan bir kelebektim hepsi bu kadardı.Hinzla diye biri yoktu. Bütün yaşadıklarım gerçek değildi. Bir günlük ömrü olan bir kelebektim. Sıradan bir kelebek.
Etrafıma baktığımda, bir grup karınca beni görünce hızla kaçıştılar. Ben de bir grup kuş görünce hızla o bölgeden uzaklaştım. Herkes birbirinden kaçma halindeydi. Bu bir düzen gibiydi, anlamsız ama gerekli bir düzen.
Sorun büyüyordu. Ve ben hala başladığım noktadaydım. Sanki hiç adım atmıyor öylece olanları izliyordum. Belkide ben bir kuklaydım. Kelebekten kukla olur muydu bilmem ama galiba oluyor. Sanki biri kanatlarımı tutmuş ve beni oynatıyor gibiydi. Ve bunu yapan kişi asla görünmüyordu. Aslına bakarsanız öyle biri yoktu.
Sorun neydi bilmiyorum yani bir şeyler var ama yok gibi. Mesela Hinzla gerçekten var mı ? Ya da ben gerçekten var mıyım?
Uzaktan görünen ışığa baktım. Sanırım bu karanlıktan kurtulabileceğim bir ışıktı bu ışık.
Ama bir sorun vardı. Ya bu ışık göründüğü gibi değilse ya beni karanlıkta kalmaktan daha kötü bir duruma sokarsa. Belkide bu ışığa güvenmeliydim.ama ben güvenmek nedir bilmiyordum.
Ve bunu asla öğrenemeyecektim. Korkarım ki buna zamanım da yok.
Çünkü öleceğim...




