" İmkansız gördüğün her şey düşündüğün kadar imkansızdır."
Güneş freni patlamış araba gibi yokuş aşağı iniyor ve duruşunu hiç bozmuyordu. Ben ise diğer canlılar gibi bu duruma asla aşina değildim. Sonuç itibariyle sadece bir günüm vardı ve güneş benim için bir kere doğup bir kere batacaktı. Aslında başta zor olsada kabullenmiştim.
" Hey Aggef ne yapmayı planlıyorsun?"
Kuşun sesi, acımadan batan ve hayatıma son vermek için can atan güneşten gözümü almasına neden oldu.
" Padişahı buraya getirmeliyiz işte o zaman bize inanır. "
Kuş düşüncelere boğulmuştu. Sanırım o da benim gibi korkuyor ve padişahın bizimle gelmeyi kabul etmiyeceğini düşünüyordu. Ama vazgeçemezdik.
" Bir fikrim var Aggef. "
Kuş az önceki umutsuzluğunu bırakıp büyük bir umut içine bürünmüştü. Öyle ki ben bile daha fikrini duymadan heyecanlanmıştım.
" Nedir seni bu kadar umutlandıran şu fikir."
Kuş heyecanla konuştu sesi heyecandan titriyordu.
" Dağ farelerinden yardım isteyeceğiz."
Bu fikir kabus gibiydi ama denemeye değerdi. Kuş konuşmasını sürdürdü.
" Fareler saraya girip padişahı buraya kadar kovalayacak ve padişah mağaraya geldiğinde kızına kavuşacak."
Plan gayet iyiydi fakat kuşun atladığı bir kısım vardı ve bu kısım en önemli kısımdı.
" Kuş, mağaraya giremedik .Biliyorsun ki vezir büyü yaptı. Padişah oraya giremez ki . "
Kuş bana onay verir gibi başını salladı. Yine de plan gayet iyiydi uygulayacaktık. En azından Sevginin orda olduğunu öğrenirse ayıyı serbest bırakırdı. Sevgi'yi nasıl kurtaracağımızı da sonra düşünürdük.
En zor kısım mağaranın büyülü olması demiştim fakat dağ farelerini ikna etmek de hiç kolay olmayacaktı. Karanlık beni yuttuğunda kafamda deli sorular vardı ama karanlığa teslim olmayı seçtim.
Yer: Hinzla' nın odası
Saat: 16. 45
Gözümü açtığımda Hinzla pencereden güneşi izliyordu.
Öyle dalgındı ki beni fark etmemişti. Sanki üzüldüğü bir şey vardı güneşe anlamsız bakışlar atıyor ve yüzü sitemli olduğunu gösteriyordu. Sanki o da benim gibi güneşi son kez görecekmiş gibiydi. Çok yüksek bir ses duyduğumda telaşla etrafıma baktım. Ses odadan geliyordu fakat kimse yoktu. Korkuyla Hinzla' nın yanına uçtum. Ve korku dolu bir sesle konuştum.
" Hinzla bu sesler de ne ?"
Hinzla bana cevap vermesi gerekirken o pencereye bakmaya devam ediyordu. Tekrar tekrar konuşsam da beni asla duymuyor ve bana baktığında da beni görmüyordu. Ama bu nasıl olurdu Hinzla beni görmeliydi. Sesler susmuyordu kulaklarım ağrıyor ve canım çok acıyordu. Bu bir büyü gibiydi. Adeta bir şeyler birbirimizi görmemizi ve duymamızı engelliyordu. Hinzla pencereden yüzünü çevirmeden tanıdık bir şarkıyı fısıldadı.
" Ben bir kızım ormanları çok severim. Atlar ve böcekler benim dostumdur. Yeterince iyi biriysen kimse kötü olmaz. Kimse kötü olmaz."
Hinzla şarkıyı söyledikçe odada ki sesler azalıyordu. Ve sesler tamamiyle kesildiğinde Hinzla bana baktı ve uzun uzun gülümsedi. İşte beni görmüştü.
" Hinzla beni bir daha hiç görmüyecek ve duymayacaksın sandım."
Hiznla bir damla gözyaşı döktü ve ardından göz yaşını silip konuştu.
" İmkansız gördüğün her şey düşündüğün kadar imkansızdır Aggef."
Hinzla haklıydı ve hiç bir büyü bizi ayıramazdı. Şimdi sıra padişahın kızını kurtarmakta. Ne de olsa hiçbir büyü Sevginin önünde duramaz. Onun adı bile Sevgi.