İçeriğe geç

Kelebek Sırrı

Bölüm 49 · 3 dk okuma

Kelebek Sırrı

Bölüm 49

49.Bölüm

"Merhamet cesurluksa merhametsizlik de korkaklıktır."

Doğmak var olmaktı. Evren vardı ve doğmuştu. Ağaçlar varladı ama dalları onu merhametli yapıyordu. Yaprakları da öyle. Karıncalar verilen yemeği kabul etmez ve durmadan kendileri yemek arayışına çıkarlardı. Çünkü onların çalışkan olarak adlandırdığımız bu özellikleri merhametten başka bir şey değildi. Onlar başkalarının hakkını yemezlerdi. Toprak her tohuma bir ev verirdi. Her tohumu yedirir içirirdi. Asla zarar görsünler istemezdi. Çünkü merhamatliydi. Güneş merhametliydi , kuşlar merhametliyidi ...

Her şey merhamet üzerine kurulmuşken istisnalar elbette vardı. Evren sonsuz merhamet sahiplerini sonsuz merhametle barındırıyordu. Güzellikler sunuyordu. Ama birileri düzene aykırı yaşamayı cesurluk zannedip durmadan kırıp döküyorlardı. Kendilerini cesur sanan bu varlıklar doğduklarına göre varlardı. Onları görmezden gelmek ise korkaklık sayılırdı. Evren bu saatten sonra bunları nasıl barındırabilirdi ki?

Kuştan aldığım bilgilerler ışığında Sevgi'nin evine gelmiştim. Ailesiyle konuşup onların bu yanlış durumdan dönmelerini sağlamam gerekti. Soylu bir padişahı kandırmak ne kadar kolay olmuş. Bunu yapan kimse bir çıkarı olan biriydi. Yani Hinzla haklı suçlu bu sarayda olsa gerek padişahın çok yakınında. Kapıda muhafızlar vardı ve saray korunaklıydı. Ama ben bir kelebektim buraya rahatlıkla girebilirdim. Onlar bana asla aldırış etmediler ve ben de hızlıca aralarından içeri girdim. Kocaman bir saraydı ve her yerde görevliler vardı. Aslında padişahlar şanslı gibi görünseler de durum aslında tam olarak böyle değildi. Sonuşta soylu olmak bir çok düşmanının olmasına sebepti. Sanırım padişahlara biraz acımış olabilirim. Bir ses duyduğumda yanında bulunduğum kapının önünde durdum. Ve sesleri dinledim.

" Padişah ölmeli ve ben onun yerine geçmeliyim. Anlıyor musun uşak? Yemeklerine bu ilacı koymayı asla unutma."

Duyduklarım beni çok korkutmuştu. Bu adam padişahı öldürmek istiyordu. Durum daha da ciddileşti. Hemen padişahın yanına gitmeliyim. Ama önce odadakilerin yüzünü görmem gerekiyordu. Kapı açılınca hızla kolonun arkasına geçtim. Ve iki adamında yüzünü net bir şekilde gördüm. Artık yapmam gereken tek şey gidip padişahla konuşmak. Padişahın bulunduğu odanın karşısına geldiğimde çok korkuyordum. Ya bana inanmazsa? O zaman ne yapacaktım?

Bana inanmasını umarak kapıdaki korumaların arasından içeri girdim. Padişah tahtında oturmuş çok düşünceliydi. Yanına yaklaşarak konuştum.

" Merhaba ben Aggef. "

Padişah şaşkınlıkla etrafa baktı . Cevap vermeden yine düşüncelere daldı.

" Hey konuşan benim karşında duran kelebek. "

Padişah yüzüme baktığında bağırmaya başladı. Ve içeriye bir sürü koruma daldı. Bu kadar korkacak ne vardı ki? Ben normal bir kelebektim. Tamam çok normal olmasamda sonuşta bir kelebektim. Korumalar her yere baktılar ve kimse olmadığına kanaat getirdiklerinde padişah konuştu.

" Hey tamam bir şey yok çıkın dışarı. Bir rüyaydı sadece."

Tabi ya padişah beni görmeyi bir rüyaya bağlamıştı. Madem benden korkuyordu o zaman ona gerçekleri bir rüyaymış gibi anlatabilirim. O zaman belkide bana inanır. Bu iyi bir fikir aksi takdirde beni dinlemez bile. Bir süre bekledikten sonra padişah istediğim gibi uykuya daldı ve ben de ona tekrardan yaklaştım. Benden asla şüphelenmemeli. Çok dikkatli olmam gerek.

" Merhaba padişah ben Aggef."

Padişah uyanıp tekrardan bana baktı. Bu sefer tam bağıracakken hemen söze girdim.

" Bu bir rüyadır. Korkmana gerek yok. Hem sen padişahsın. Sana haberlerim var."

Bu söylediklerimden sonra bağırmaktan vazgeçmiş ve beni dinlemeyi seçmişti.

" Ben sana çevrene dikkat etmen gerektiğini ve ayının kızına zarar vermediğini söylemek için geldim. Hatta belki de kızın yaşıyordur. "

Bu sefer padişah çok şaşırmış ve duyduklarına inanamamiştı.

" Peki suçlu kim?"

Bu cevabı biliyordum. O suçluların yüzünü bile görmüştüm. Üstelik onlar padişahı öldürmek istiyorlardı.

" Suçlu saraydan iki adam. Biri sizin veziriniz. Onlar sizi öldürmek istiyor."

Padişah bu sefer hızla ayağa kalktı ve bunun bir rüya olmadığını anlamış olsa gerek ki kapıya koştu.

Ben de hızla kolonun arkasına saklandım. Gerçekleri bir şekilde padişaha söylemiştim artık padişahın bana inanmasını beklemekten başka şansım yok.

Final bölümünden alıntı,

" Hinzla ben kimim?"

" Sen bir kelebeksin Aggef."

" Hayır ben sen neysen oyum unuttun mu Hinzla?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.