" Seni yenmenin tek yolu sevgiydi . Sen her ne kadar zaman yok desende sevgi için zaman gerekmezdi. O tek başına sonsuzluk göstergesiydi."
Bir varmış bir yokmuş zamanın kısıtlı olduğu bu yaşamda nihayet her şey tüm gerçekliğiyle açığa çıkmış.
Hinzla o bir insan,
Aggef o bir kelebek.
Peki ya gerçekler sanıldığı gibi değilse, ve her şey bir anda olağan gücüyle değişse zaman yine galip çıkar mıydı?
Hadi devam edip bu sonsuzluktan biz de payımızı alalım. Ama unutmayın ki görünen ve gerçek arasında daima bir fark vardır.
Neleri göze aldığımı bir bilseydin işte o zaman gerçek dostluğumuzu unutmazdın. Ben senin en garip dostunum Hinzla. Beni hatırla ben Aggef.
Hinzla ' yı bulmuştum fakat o beni hatırlamıyordu. Camdan ona bakmaktan artık yorulmuştum. Beni hatırlasaydı , böyle davranmazdı. O kadar farklı görünüyordu ki sanki Hinzla değilmiş gibiydi. Camı açıp bir kez olsun beni dinlemeliydi. Fakat bu pekte mümkün görünmüyordu. Üstelik Hinzla' nın anne ve babası yaşıyorlardı. Ve Hinzla hasta da değildi. Cesur çiçekte yoktu. Belki de zaman haklıydı. Bütün bu yaşadıklarım gerçek değildi. Hinzla beni tanımıyordu bile.
Kalan süre 5dakika
Saate baktım adeta dakikalar birbirini kovalıyor ve bir maraton yarışına koşar gibi koşuyor yorulmak ya da durmak nedir bilmiyorlardı. Ah keşke insanlar saati icat etmeselerdi. İşte o zaman farkına varmadan geçip giderdi yaşamım. Bu gerçekten kelebekler için bir tehdit gibi. Durmadan tik tak ,tik tak ...
Beş dakika sadece bu kadar zamanım vardı. Eğer yaşadıklarımın gerçek olduğunu kanıtlamazsam kelebeklerin sonu benim yüzümden gelecek. Ne yapmam gerek?
" Hey Aggef sen hala gitmedin mi?"
Süslü kedi aşşağıda öylece bana bakıyordu. Bir tek o vardı. Beni umursayan bir o vardı.
" Şey ben seni kontrol etmek istedim."
Yalan dünyanın en kötü şeyi ve ben zaman yüzünden bunu da yapmıştım.
" Aggef ben doğru yerdeyim merak etme. Şimdi gitmem gerek çünkü Hinzla' nın çizim yapma saati geldi. O hergün bu saatlerde çizim yapar onu izlemek çok zevkli oluyor."
Süslü kedi gitmişti. Ben ise kalan süre karşısında çok tedirgindim. Sadece üç dakika. Son bir defa Hinzlaya baktım. Süslü kedinin dediği doğruydu. Hinzla 'yı resim çizerken izlemek gerçekten çok zevkliydi. İşte en sevdiği pembe kalemi aldı. Gözyaşlarım akarken Hinzla aniden ayağa kalktı. Ve dolabındaki bütün kutuların içine hızla baktı. Aradığı şeyi bulamamış olacak ki bütün kutuları yere devirdi. Ve içinden bir çizim cama doğru uçup yere ters düştü. Arkasında ise bir yazı vardı.
Hinzla kağıdı kaldırmadan yüksek bir sesle yazıyı okudu,
" Kavuşmak sanıldığı kadar zor değildir."
Kağıdı çevirdiğinde üstünde her ne gördüyse bu onu çok duygulandırmıştı. Hızla bana doğru baktı ve aceleyle camı açtı. Sonra öylece durup bana baktı.
" Aggef resmin yarım kalacak diye çok korkmuştum."
İşte bu cümle bir günlük yaşamımda duyduğum en güzel cümleydi.
" Hinzla sen gerçeksin. Seni buldum."
" Hayır Aggef beni bulamazsın."
" Hey Hinzla ama neden?"
" Yoksun Aggef."
" Kim bilir belki de sen yoksundur."
Varlık ya da yokluk , unutun gitsin...