"Bir yolu yok. Aslında yol bile yok. Ama olsun sen varsın."
Zaman herkese farklı davranıyordu. Kimisini bıktırıyor, kimisini seviçten havalara uçuruyordu. Zaman herkes için karmaşık bir bilmece gibiydi. Ya da sonu mutlu mu mutsuz mu diye bitecek dedirten bir masal gibi. Bazen varlığını bile sana sorgulatacak hain bir dost gibi. Sahi zamanla konuşsanız ona ne derdiniz?
Keşke biraz uzun olsaydın ya da yeter artık bit gibi cümleler kurardınız. Peki zaman size ne derdi? Ya da size cevap verme gibi bir eylemde bulunur muydu? Bilemiyorum ama cevap verecek olsa bile bir çözüm yolu olabilecek miydi? Hiç sanmıyorum.
Gözümü açtığımda denizin ortasındaydım. Karşımda ise Hinzla ve ailesi vardı. Belkide birazdan Hinzla'nın ailesi ölecektiler. Bir şeyler yapmam gerekti ama ne yapmam gerektiğini hiç bilmiyordum. Belki de Hinzla ile konuşmam gerekti. Hızla onun yanına yaklaştım . Denizi de tıpkı cesur olan çiçeği gibi çok seviyordu. Nerden bilebilir ki anne ve babasını denizin alacağını.
" Hinzla benim Aggef."
Cevap vermek bir kenara beni görmüyordu bile. İşte şimdi her şey bitmişti. En iyisi buradan uzaklaşmak yoksa Hinzla'nın ailesini kaybetmesi benim kaldırabıleceğim bir durum değildi. Tam oradan biraz uzaklaşırken yine sanki içimden gelen bir ses duydum. Bu sesi daha önceden de bir çok kez duymuştum.
" Vay be Aggef demek dostluğun bu kadar ha? Hinzla'yı bu kadar kötü bir günde yalnız bırakıp gidecek misin? Gerçi hiç şaşırtıcı değil. Bu dostluk zaten gerçek bir dostluk değildi."
Bu ses neler söylüyordu? Çok kızmıştım ama benim elimden ne gelirki? Orda olmam neyi değiştirir ki?
Yine de onu orda öylece bırakamazdım. Hemen bulunduğum yerin tersine doğru yüzüp Hinzla'nın bulunduğu yere hızla varmaya çalıştım. Oraya vardığımda bir çığlık duydum. Karşıya baktığımda ise bir köpek balığı ile Hinzla yan yanaydılar. Hinzla o kadar korkmuş görünüyordu ki, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Hinzla'nın anne ve babası kızlarının çığlığını duyar duymaz ona doğru yüzmeye başladılar. Fakat çok uzaktalardı. Yüzüme gelen birkaç damla su yüzmemi engelledi. Ve bu su git gide artıyordu. Deniz adeta coşmuş gibi dalgalanıyor bütün sakinliğini büyük bir öfkeye teslim ediyordu. Bu dalgalardan dolayı Hinzla'nın anne ve babası suyun derinliklerine kapılıp gitmişlerdi. Hinzla ise ancak görünüyordu. Üstelik anne ve babasının denizde yok oluşlarına bizzat şahit olmuştu. Deniz durgunlştığında hızla Hinzla'nın yanına yüzdüm. Ve doğrusunu söylemek gerekirse yüzmek berbat bir şeymiş. Ama şu an bunu düşünecek bir saniyem bile yoktu. Hinzla köpek balığına yem oluyordu. Onu kurtarmak zorundaydım. Bu köpek balığı Hinzla'yı tek lokmada yutabilirdi. O kadar büyüktü ki, ben onun yanında küçücük kalmıştım. Gözleri büyük oldukları yetmiyormuş gibi bir de korkunçlardı. Ben bununla nasıl baş edecektim. Hinzla'nın söyledikleri aklımdan geçince kendime olan cesaretim arttı. O şöyle demişti " Gerçek güç zaaflarda gizlidir." Bu köpek balığının zafı ise ağzını büyük açması.
Köpek balığı tam Hinzla'yı yemek için ağzını açtığında ben tüm gücümle köpek balığının ağzının içine atladım. İşte her şey o zaman başladı. Karanlık beni içine hapsettiğinde, duyduğum tek ses Hinzla'nın sesiydi.
" Aggef sen bir katilsin."
Bu sözden sonra karanlık bana aydınlık gibiydi. Çünkü hiçbir karanlık su içinde olduğum karanlık kadar olamazdı.Ben bu karanlığı hak etmiştim.
"Beni nasıl affettin Hinzla?"
" Seni affetmedim ki Aggef."
" Ama beni affetiğini sanmıştım Hinzla."
" Sen bir şey yapmadın Aggef."
" Ben bir katilim, unuttun mu Hinzla?"