"Her zaman uçurumdan bir şey olsun diye atlamayız. Bazen de bir şey olmasın diye atlarız."
Ne garipti sadece bir gün, sanki sonsuzlaşıyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse bunu hak etmiştim. Ne de olsa zamansızlıktan şikayet eden bendim. Şimdi ise sonsuzluk beni korkutuyordu. Peki ama neden? Hani her şeyin bir nedeni vardı. Böyle söylemişti zeki tavşan. O zaman bu durum yani bütün bu olanlar sebepsiz olamazdı.
"Aggef ne düşünüyorsun?"
Kendime gelmem uzun sürmedi. Artık bu senaryolara alışıyordum. Bu benim bir günlük yaşamımın değişmeyen bölümüydü. Yani kara bir bulutun beni hapsettikten sonra gözümü Hinzla'nın yanında açmak.
"Hinzla ben çok kararsızım."
Hinzla yerinden kalkıp ilaç kutularının olduğu dolabı açtı. Ve içindeki mavi renkli olan ilaçtan bir tane içti. Bu beni üzüyordu. Durmadan ilaç içmek zorundaydı. Hinzla da benim gibi iyi değildi.
" Aggef seçimler yapmak her zaman zordur. Ama doğru seçimi yapmak daha da zordur. Bazen bir şeylerden vazgeçmek zorunda kalabiliriz. Ama unutma doğru olanı seçmek bize acı versede bunu yapmak zorundayız."
Doğru olanı yapmak gerekiyordu. Peki ya doğru yanlıştan nasıl ayrılırdı ki? Onlar birbirlerinin parçaları gibiydiler. Doğru ve yanlış her zaman birlikteydiler. Daima rekabet içindeydiler. Savaş her yerde savaştı. Ve bu savaş asla barışla son bulamazdı. İnsanlar doğruyu seçmek gerektiğini söyleyip daima yanlışı seçerlerdi. Ve yanlışı seçmek onlar için bir hata olurdu. Peki ya sonra?
Sonra da doğruyu seçmek en iyisidir derlerdi. Ama asla bunu uygulayamazlardı. Hayvanlar için ise doğru ve yanlış yoktu. Bu bizim için asla bir sorun değildi. Biz insanlardan farklıydık.
" Hinzla ya yanlış yolu seçersem, o zaman ne olur?"
Hinzla etrafına hızla baktı. Tedirgin davranıyordu. Sanki bir şey arıyordu. Ama bulamıyor, bulamadıkça da daha fazla tedirgin oluyordu. Daha fazla dayanamayıp onu durdurdum.
" Hey Hinzla ne arıyorsun?"
Bana uzun uzun baktıktan sonra konuştu.
" Aggef onu bulamıyorum. Ben onsuz yapamam. Onu bul Aggef. Lütfen Aggef bul onu."
Bu da ne demek oluyordu? Neyi bulmam gerekiyordu?
Tam ona neyi bulmam gerektiğini söyleyecekken, karanlık beni yuttu.
...
"Aggef sana bir hikaye anlatmak istiyorum."
Başımı olumlu anlamda salladım ve Hinzla anlatmaya başladı.
Bir varmış bir yokmuş bir zamanlar şehrin en büyük ve güzel yerinde bir kız yaşarmış. Bu kız güzel olduğu kadar da iyi biriymiş. Çiçekler, böcekler, atlar onun dostuymuş. O her zaman insanlara yardım eder. Onları mutlu etmek için durmadan çabalarmış. Birgün kız ormanda bir ayıyla karşılaşmış fakat ayından hiç korkmamış. Çünkü kız annesinin dediklerini hatırlamış " Sevgili kızım eğer sen iyiysen , karşında kim olursa olsun o da iyidir." Bu sözler kızın her anında hayatına yerleştirdiği sözlerdi. Ve yine annesinin sözünü dinleyip, kocaman vahşi olan ayıdan korkmamıştı. Ona yaklaştıkça yaklaşmış, hatta yiyeceklerini onunla paylaşmak istemişti.Bu kız dediğim gibi çok iyi kapliydi. Asla yanlış olan yolu seçmez daima doğru olanın peşinden giderdi.Ayı şaşkındı ve çokta aç. Hiç düşünmedi çünkü hayvanlar düşünmezdi.
Peki sonra ne mi oldu? Kız öldü....
Peki ya ayıya ne oldu? O yaşıyor....
Sizce katil kim? Yaşayıp görelim....
Hinzla'nın anlattığı bu hikaye beni çok üzmüştü. Kız ölmüştü. O zaman onun ayıya yaklaşması doğru değil miydi?
Bir yanlış, bir yanlış daha, bir tane daha ve bir tane daha ve sonsuz yanlış.... Bir doğru ve sonsuz yanlı
şın yok olması.
Karar sizin.