" Sen benim için imkansız görünen her şeyi imkanlı hale getirdin. Unuttun mu Aggef?"
Evren sonsuz bir uyum içinde hareket ediyor ve beni her yüzüyle karşılaştırıyordu. Bu bazen acımasızca olurken bazen de çok güzeldi. Her şeyin karmaşık olduğu bir evrende zorluklarla mücadele etmek zorundaydık.kimimiz hayallerinin peşinden koşar kimimiz hayellerini peşinden koştururdu. Ama önemli olan bunların hiçbiri değildi. Önemli olan yaşamayı öğrenmekti. Çünkü öğrenilmemiş bir yaşam, yaşanmış sayılmazdı.
Oyunu kazanmıştım . Bazen zorlansamda çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Karıncalarla dost olmak muazzam bir duyguymuş. Hem zaten dost olmak varken neden düşman olunur hiç bilmiyordum. Hinzla bu süreçte hep benimleydi. O benim ilk dostum ve tek insan olan dostumdu. Onu çok özlemiştim. Oysa bu bir günlük bir yaşamdı.
Karıncaların yuvasına düştüğümde ordan asla çıkamıyacağımı düşünmüştüm. Her şey bitmişti. Ama öyle olmadı bitmedi. Sanırım biz kelebekler de insanlar gibi beynimizin uydurduğu korkunç senaryolara kanıyoruz.
İnsanlar fakirlikten dert yanar zengin oluncada zenginlikten dert yanarlardı. Bu durum aslında beynin doyumsuzluğunun ispatıydı.
Kara bir bulutun içine hapsolduğumda beni neyin beklediğini kesinlikle kestiremiyordum.
Gözümü açtığımda ıssız bir denizin ortasındaydım . Ve işin garip tarafı yüzüyordum. Ben bir kelebektim ama şu an bir denizin ortasında yüzüyordum.
Bu kesinlikle imkansızdı.
Bir kelebek nasıl olurda yüzerdi?
Kafam allak bullak olmuştu. Ama bu durumu kabullenip bir an önce denizden çıkmalıydım.
Az ileride bir ailenin yüzdüğünü görünce en azından düyada olduğumu bilmek beni rahatlattı. Biraz daha ilerleyince bu ailediki birinin tanıdık biri olduğunu farkettim. Bu Hinzla'ydı . Ve yanındakilerde anne ve babasıydı. Bu çok saçma Hinzla hastaneden çıkamazdı . Anne ve babası ise ölmüşlerdi. Denizde boğularak ölmüşlerdi. Ben geçmişe gitmiştim. Hizlanın o yaşadığı karanlık güne gitmiştim. Ve korkarım ki biraz sonra anne ve babası ölücekti.Ne yapacağımı bilmiyordum bu çok karışık bir durum bunun üstesinden nasıl geleceğim?
Karanlık beni yuttuğunda karanlığa ilk kez direnmemiş ona teslim olmuştum .
Hinzla'nın biraz sonra sevdiklerini kaybetmesini canlı görmek bütün karanlıklardan daha karanlık olurdu.
...
Yer: Zeki tavşanın evi
Gözümü açtığımda zeki tavşanın evindeydim. Sanırım az önce yaşadığım olayın etkisinden dolayı başım dönüyor ve midem bulanıyordu.
" Aggef sen hiç iyi görünmüyorsun. Ne oldu?"
Zeki tavşan konuşunca, zor da olsa kendime gelmeyi başarmıştım.
" Ben geçmişe gittim. Hinzla'nın anne ve babasının öldüğü o korkunç güne."
Gözlerimden yaşlar akıyor ve kendime engel olamıyordum. Hinzla ailesini kaybediyordu. Ve ben bir şeyler yapamıyordum. Bazı şeyler engellenemez. Ölüm gibi.
" Aggef o güne gitmenin bir sebebi olmalı. Buna eminim."
Zeki tavşanın söyledikleri kafamı çok karıştırmış,zaten yeterince karmaşık olan hayatım daha da karışmıştı.
" Ne için olabilir ki?"
Zeki tavşan yanağına elini koyup uzun düşündü. Ve sanırım cevabı bulmuş olacak ki yüzü birden düştü.
"Aggef sana söyleyebileceğim tek şey korkunç bir durumla yüzleşeceksin. Buna hazırlıklı ol."
Korkunç bir durum mu ? Ama bu çok garip.
Karanlık beni içine hapsettiğinde tekrar geçmişe gideceğimden emindim. Ama emin olmadığım ve kafamı karıştıran konu zeki tavşanın kesin konuşmalarıydı.
" Senin canını yaktim Hinzla. Beni neden seviyorsun?"
" Evet bu doğru canımı çok acıttın Aggef. Ama unuttuğun bir şey var."
"Unuttuğum şey nedir Hinzla?"
" Sen benim için imkansızı başardın . Ben bir şeylerin
imkansız olmadığını senden öğrendim Aggef."