İçeriğe geç

Kelebek Sırrı

Bölüm 16 · 2 dk okuma

Kelebek Sırrı

Bölüm 16

16. Bölüm

"Kimse yoktu yada yokmuş gibi yapıyorlardı."

Saklı bir cennet gibiydi çiçekler diyarı. Her türlü çiçek vardı. Mavi, yeşil, pembe...

Adeta renkler konuşuyordu. Onlar sayısız fakat kendilerince özellerdi. Bu kadar güzel çiçeklerin mutsuz cennet gibi bu diyarı eksik kılıyordu.

Burada sineklerden başka hayvan olmaması beni tedirgin etsede Papatya Luli'ye yardım etmeliydim.

Bir tane sineğin kulağına yaklaşıp konuştum.

"Merhaba beni duyuyor musun?"

Sinek bana baktığında beni durmasını diledim.

"Evet duyuyorum."

İşte bu beni duymuştu. Şimdi bana yardım edebilirlerdi.

Luli'nin sorununu anlattım ve onlardan yardım istedim. Onlar ise kabul ettiler.

Sinekler küçük ama iş bitirici hayvanlardı.

Ve insanlardan daha merhametlilerdi. Bir sineğin anlatımına göre insanların en çok öldürdüğü yada sakat bıraktığı hayvan sineklerdi. Bu yüzden insanları hiç sevmezlerdi.

Bütün insanlar beni duysaydı onlara şunu söylemek isterdim:

"Lütfen sinekleri üzmeyin."

Sineklerle beraber uzun bir yolculuğa çıktık papatyaların yoğun olduğu tek bir yer vamış. Oraya ulaşıp yeterince polen alıp Luli'yi mutlu edecektik. Luli mutlu olunca diğer çiçeklerde mutlu olacaktılar.

Saatler geçtikçe daha iyi anlıyordum, ben farklıydım. Onlar gibi olamazdım. Bazen zor olsada bu duruma alışmak zorundaydım. Ben Aggef sayısız kelebekler gibi bir kelebek olmadığımı kabul ediyorum.

...

Gözümü açtığımda Hinzla'nın odasındaydım. Ve saat acımasızca ilerliyordu. Sanki bitsin isterken aslında bitmesin diye yalvaran biri vardı içimde. Aslında böyle yaşamak zor geliyordu ama ben galiba Hinzla sayesinde mutluydum.

"Aggef sana yaşadığım bir olayı anlatmak isterim dinler misin?"

Hinzla'nın söylediğinden sonra kendime biraz kızmıştım. Hinzla hakkında çok az şey biliyordum. Evet zamanım yoktu fakat Hinzla ile sadece birgünü yaşamak isterdim. Ve zaman bunada izin vermiyordu.

Dediğim gibi zaman yoktu.

" Tabiki dinlerim. Hem bu hayatta en çok senin hayatını merak ediyorum."

Bu söylediklerimden sonra gülümsedi. O gülünce kısa olan yaşamım upuzun oluyordu.

"Bir gün denizde yüzüyordum ve çok mutluydum. Annem, babam yanımdalardı. Sonra deniz onları benden alıp çok uzaklara götürdü. O gün bir şeyi çok iyi anladım, acılar zamanla geçmez zaman acılarla geçer. Bu yüzden sakın bir günüm var diye üzülme."

Hinzla'nın anlattığına çok üzülmüştüm. Keşke insanlar gibi ağlayabilseydim.

O zaman içimdeki acı hafiflerdi. O mutsuz olunca dayanılmaz bir ağrı girmişti içime. Sanki onun içinde boğuluyordum ya da o benim içimde boğuluyordu.

Neydi bu his?

...

Gözümü açtığımda sineklerle yolculuk halindeydik. Çok az yolumuz kalmıştı. Hinzla aklımdan çıkmıyordu. Onun sevdiklerinden ayrılması çok zor bir durumdu. Bu yüzden Luli'ninde de sevdiklerinden ayrılmasını asla istemiyordum.

Polenlerin olduğu yere geldiğimizde çok yoğun bir yağmur başlamıştı. Bu yağmurda asla polen toplayamazdık. Başka bir yolu olmalıydı. Yağmur durana kadar bekleyemezdik zaman yoktu.

Yağmur tüm şiddetiyle yağıyordu. Ve bizler artık polen toplayamayacağımızdan artık emindik. Keşke bir yolu olsaydı. Papatya Luli sevdiklerinden ayrı yaşayamazdı. Onu mutlu etmek bu kadar zor olmamalıydı. Bir ağaç kavuğunda dakikalarca bekledik fakat yağmur azalmadığı gibi git gide artıyordu. Artık umudum bitmişti.

Bazen engel çıkarsa da hayat, duramazdık. Hep son bir adım daha atmak için mücadele verirdik. Aslında bakarsanız adımlar hiç bitmezdi. Bizim son diye gördüğümüz aslında sonsuzdu...

Bölüm sonu

6 yorum