" Saklı birer hazineydi içimdekiler, fakat hazineleri herkes bulamaz. Bulsa bile kazarken vazgeçer, olmadığını düşünür. Varlığından daima şüphe duyar. Sen bul beni Hinzla. Tıpkı benim seni bulduğum gibi."
Siyah kapının deliğinden içeri çekildiğimde, baya korkmuştum. Burası normal dünya gibiydi. Tek fark ise burada sadece çiçekler vardı. Ve hepsi çok güzellerdi. Onlarla hayran kalmamak elde değildi.
" Çiçekler diyarına hoşgeldin. Ben papatya cinsinden Luli."
Papatya konuşunca çok şaşırmış fakat mutlu da olmuştum. Bizden farklı olan kişiler her zaman merak uyandırır. Onlarla konuşmak tanışmak özel bir ayrıcalık.
" Merhaba Luli. Ben de Aggef. Sayısız kelebekler gibi bir kelebeğim."
Luli ile tanıştıp anlaşmıştık . Fakat bir sorunu vardı. Papatyaların polenleri azalıyor , ve yok olma tehlikesiyle yüzyüzeydiler. Bu yüzden Luli çok mutsuzdu. Ona yardım etmenin , onu mutlu etmenin bir yolu olmalıydı.
Karanlık beni içine çektiğinde, gözümü nerede açacağımı hiç bilmiyordum.
...
" Hinzla başkalarını mutlu etmek için ne yapabilirim?"
Hinzla'nın vereceği cevap çok önemliydi. Papatya Luli'yi mutlu etmek istiyordum.
" Aggef başkalarını mutlu etmek zor değil. Sen mutluysan karşındaki de mutlu olur."
Mutluluk parfüm gibidir. Sık her yere ,o zaman mutlu edersin herkesi.
...
Çok canım acıdı görmediler. Ruhum paramparça oldu umursamadılar. Bir de üstüne onlar yaktı canımı . Oysa ben sadece mutlu olmak istemiştim. Bazen düşünürdüm mutluluk neden hep başkalarında ?
En sonunda buldum cevabını, meğer onlar mutlu değillermiş. Mutluluk onların üstünde ki değilmiş. Geç de olsa anladım.
Siyah kapının deliği beni yutunca sevinmiştim. Çünkü burası çiçeklerin diyarıydı. Burda mutlu olmamak elde değildi. Fakat bir sorun vardı. Papatya Luli mutsuzdu. O mutsuz olduğu için diğer bütün çiçeklerde mutsuzdu. Burada ki bütün çiçekler papatya Luli' yi çok seviyorlardı. Ona yardım etmek en çok istediğim şeydi.
Etrafa baktım, kocaman bir evren ve sadece çiçekler vardı. Papatyalara polen taşıyabilirsem o zaman nesilleri tükenmezdi. Ama ben tek başıma asla yeterince polen taşıyamazdım. Yardıma ihtiyacım vardı.
Uzaktan gelen sese odaklandım.
" Yalnız değilsin Aggef . Hadi dostlarını çağır."
Bu da ne demek oluyordu benim dostlarım mı vardı? Biraz düşününce, aslında bu ses haklıydı. Benim dostlarım vardı.
Hinzla
Yaşlı dede karınca
Tembel karınca
Hinzla'nın cesur çiçeği
Yaşlı ağaç tisla
Hayatını kurtardığım kuş
Bunlar benim dostlarımdı. Hemen sesin dediğini yaptım ve gökyüzüne bakıp, doslarımı tek tek çağırdım. Ama ne cevap veren oldu nede gelen . İşte şimdi her şey bitmişti.
" Aggef onları aramana gerek yok . Onlar hep yanında."
Bu çok doğruydu. Onlar hep yanımdaydılar. Pes etmemeliydim . Luli'nin bana ihtiyacı vardı. Etrafa tekrardan göz gezdirdim. Mutlaka başka birileri olmalıydı.
" Hey sen burada ne yapıyorsun?"
Sesin geldiği yöne heyecanla baktım. Tam karşımda bir grup sinek vardı. Yani pek haz etmesemde , onlar bana yardım edebilirlerdi.
Sinekler can yakardı ama çok hızlı uçar ve çokta fedakar hayvanlardı. Merhamet ve cesurlar onların en önemli özellikleriydi. Yardım edeceklerinden emindim. Fakat bir sorun vardı. Onlar beni duymayacak kadar küçük kulaklara sahiptiler. Onlar ile iletişime geçip, papatya Luli' ye yardım etmeliydim. Aksi takdirde çiçekler diyarındaki bütün çiçekler mutsuz olacaklardı.
Hinzla haklıydı mutluluk bir kişinin mutluluğuna bağlı olabiliyormuş.
Sana söz Luli seni mutlu etmek için her şeyi yapacağım.
