İçeriğe geç

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 5 · 6 dk okuma

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 5

Şartlar

İstasyona geldiğimizde ambulansı kapıda görmek içimi rahatlatmıştı. Bilekliğim acilde düşmemişse muhtemelen ambulansın içerisinde düşmüştü. Görevliler kesinlikle bulmuş olmalıydı. Ona kavuşmama az kalmıştı.

Ben hızla ambulansa koşarken Sinem, istasyonun kapısına doğru gidiyordu. Arabanın kapıları kilitliydi. Ne bekliyordum ki sanki? Devletin ambulansının gecenin bu vaktinde açık olmasını mı? Sinem, kapıyı çaldığı esnada onun olduğu yöne gitmeye başlamıştım. Kapı şişman bir adam tarafından açılınca arkadaşım benim konuşmama müsaade etmeden konuşmaya atıldı.

“İyi akşamlar memur bey. Bizi hatırladınız mı? Bugün, sahildeki kızlardık.”

Adam ikimize de kısaca göz gezdirdikten sonra bana baktı. “İyi gözüküyorsun. Geçmiş olsun, ucuz yırttın.”

“Abi bırak şimdi geçmişi falan,” elimi havaya kaldırdım ve diğer elimin parmağıyla bileğimi işaret ettim. Sabırsızdım. Biliyorum.

“Bilekliğim vardı benim. Ambulansta düşmüş olabilir. Siz buldunuz mu? Bakabilir miyiz?”

Adam başını olumsuz anlamda salladığında yüzümün korkunç bir ifadeye büründüğünden emindim. Şu anki halim ve bu mimiklerimle korkuluğu andırdığımdan hiç şüphem yoktu.

“Ambulansı her vakadan sonra temizler ve düzenleriz. Bulunsaydı haberim olurdu. Kimse öyle bir şey söylemedi.”

Sinem adama teşekkür ederken lafa atıldım. “Diğerleriyle de konuşmak istiyorum. Belki bulmuş, size söylememişlerdir.”

“Böyle bir şey mümkün değil. Ambulansta kalan kişisel eşya olmaz bile. Ha diyelim oldu. Birbirimize bunu bildiririz ki anında hastaya teslim edelim.”

“Ben yine de diğerleriyle konuşmak istiyorum.”

“Küçük hanım.” dedi adam uyarı dolu bir ses tonuyla. “İçeride ekip şu an dinleniyor. Onları uyandıramam zaten yoğun bir gündü.”

“Öyle mi efendim? Demek ekibi uyandıramazsınız! Demek yoğun bir gün geçirdiniz! Bundan banane! Siz isteyerek seçmediniz mi bu mesleği! Yoğun günleriniz olacak tabi! Çünkü etraf benim gibi anlayışsız insanlarda dolu!”

Sinem, kolumdan tutup beni götürmeye yeltendiğinde kulağıma “Bizi rezil ediyorsun, kes şunu!” diye soludu. Ama onu dinlemeyip bağırmaya devam ettim.

“Ambulansa binerken kolumda olan bilekliği nasıl olurda bulamıyorsunuz ya? Hastanede yok, burada yok! Nerede bu bileklik? Yer yarıldı da içine mi girdi?”

Bağırmalarım sonuç vermiş, içeriden kadın bir sağlıkçı çıkmıştı. Kahverengi kıvırcık saçları dağınık, tepesinden yayılan ışıktan gördüğüm kadarıyla gözlerinin altı torba torbaydı. Yorgunluğu her halinden belliydi. “Ne oluyor burada?” diye sordu orta yaşlardaki kadın sağlıkçı. Sesi uykulu ve sinirliydi.

Sinem yeniden söze atıldı. “Çok, çok özür dileriz verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı.” Kadının bu bitap haline acıdığı için midir bilinmez defalarca kez özür dilemişti. Bu kızın her şeye özür dileyen damarlarını kesmek istiyordum!

“Abi neden uğraşıyorsun? Polisi arasana.” diyen tok bir erkek sesiydi. Bakışlarım kapıdan bize bakan ikiliye döndüğünde “Tabi ki, tabi ki arayabiliriz polisi. Ben de tam olarak onu yapacaktım.” dedim. Tam Sinem’den telefonumu isteyecektim ki o, kapıdan çıkan genç adama yöneldi.

“Gediz Bey, gerçekten üzgünüm. Arkadaşımın lütfen kusuruna bakmayın.”

Ne diyordu bu kız? Gediz Bey mi? Yok artık daha neler!

“Kusurlu olan ben miyim yani?” Gerçekten şok içerisindeydim. Bir yandan da ihanete uğramış gibi hissetmekten kendimi geri tutamıyordum. En yakın arkadaşım sanki benim tarafımda değil gibiydi. Bunun hesabını ona sonra soracaktım ama önceliğim bilekliğimdi.

“Sorun nedir?” diye sordu genç adam. Bakışlarım, uykudan yeni kalktığını belli edercesine dağılmış kumral saçlarından kahverengi gözlerine yöneldi.

“Bugün beni ambulansa bindirdiniz. Kolumda bir bileklik vardı. Ambulansta düşmüş olmalı. Siz buldunuz mu?”

Kadın sağlıkçı bir şey görmediğini söyledikten sonra kumral saçlı, canım arkadaşımın bey dediği, adama baktım umutla. Adam arkadaşlarının arasından geçip beni kolumdan tuttu, yaşça büyük, muhtemelen şoför olan memura seslendi. “Abi anahtar.” Çevik bir bilek hareketiyle anahtarı havada kaptıktan sonra beni ambulansa doğru sürüklemeye başladı. Bu tavrı karşısında ikinci bir şok daha yaşadım. Bana böyle davranma hakkını ona kim veriyordu? Ona tepki göstermek istesem de beni ambulansa yönlendirmesine izin verdim. Bilekliğim şu an gördüğüm muameleden de kıymetliydi. O ambulansa bakmalı, onu bulmak adına bir şeyler yapmalıydım. Bilekliğimi bulduktan, koluma taktıktan sonra ona haddini bildirecektim!

Sinem ekibin kalanından özür dilerken adam bana çoktan ambulansın kapısını açmış aramama izin vermişti. Ben ambulansta bilekliğimin düşmüş olabileceği yerlere bakarken Gediz Bey (!) dakikalar sonra konuştu.

“Boşuna uğraşıyorsunuz. Bulamayacaksınız.”

Hızla eğildiğim yerden kalkıp ambulanstan indim. Karşısına dikildiğimde koyulaşmış gözlerinin odağı olmuştum. Tam ona cevap verecekken tekrar konuştu.

“Bulamayacaksınız çünkü bilekliğiniz bende.”

Sinirle kahkaha attığımda ellerini göğsünde birleştirmiş, ambulansa yaslanmıştı.

“Bu kadar yaygarayı boşuna koparmadım o zaman.”

“Bir bileklik için mi bu kadar yaygara yapıp ekibimi meşgul ettiniz?”

“Siz onun benim için ne ifade ettiğini nereden bileceksiniz? Derhal onu bana geri verin!”

Elimi uzatmış, bilekliği elime koymasını beklemiştim. Yarım bir gülüş dudağında parladıktan sonra anında kayboldu. Bir saniye bile sürmeyen bu gülüşün ardından gecenin karanlığında bile beyazlığı belli olan düz dişlerini görmüştüm. Dişleri yeniden dudakları tarafından perdelenince yüzünü duygusuz, sabit bir ifade kapladı.

“Bilekliğinizi size zaten verecektim.”

Kollarımı göğsümde birbirine doladım. “Nasıl olacaktı o?” diye sordum dalga geçerek. Aynı tavrı ben de takındığımda gülmüştü.

“Ne o komik bir şey mi var?” diye sordum.

“Beni gerçekten tanımadınız.”

“Tanımam mı gerekiyordu? Ünlü falan mısınız yoksa?”

Ambulanstan bedenini çekip bana doğru elini uzattı.

“Gediz Özkan. Yalın ve Duru’nun abisiyim.”

Bakışlarım adam ve bana uzattığı elinde gidip gelirken şaşırdığımı belli etmemeye çalıştım.

“Yoksa çoktan kim olduğumu biliyor muydunuz?”

“Hayır, bilmiyordum. Konuyu değiştirmek yerine bilekliğimi verseniz? Çünkü Duru ve Yalın’ın abisi olmanızla zerre ilgilenmiyorum.”

O an aklıma salıncak mevzusu gelmemişti bile. Duru’nun bana bunu söylediği günün akşamı babamla bu konuyu konuşmuştuk. Salıncağımı gerçekten o kurmuş, bana söylememeleri için herkesi tembihlemişti. Neden böyle yaptığını da bu jestin kıymetini de ben çok sonralardan anlayacaktım ama o an tek düşüncem, annemin çocukluğundan beri kolundan bir kez olsun çıkarmadığı bilekliği geri almaktı.

Adam ambulansın sürgülü kapısını sertçe kapattığı esnada konuştu.

“Umurunuzda olmadığını tabi ki de biliyorum. Kendinizden başka birini düşündüğünüz oldu mu hiç?”

“Ne demeye çalışıyorsunuz?”

“Ne demeye çalıştığım gayet açık değil mi? Çocukluğunuzdan kalma bencilliğinizi hâlâ üzerinizde taşıyorsunuz. Ne zaman dünyada sadece sizin olmadığınızı anlayacaksınız?”

“Herkesin kendine ait bir dünyası vardır ve orada da sadece kendisi vardır.”

“Öyle mi? O zaman ben de bana ait dünyamda bir yere bilekliğinizi koydum. Orada yalnız olduğumdan dolayı bilekliğinizi alamayacaksınız.”

“Bunu yapamazsın. Bu yaptığın bir suç!”

“Sizin yaptığınız suç değil mi? Gece gece istasyon basıyorsunuz. Sağlık memurlarını meşgul ediyorsunuz. Şu anda bir vaka gelse, sizin yüzünüzden geciksek, başınıza neler gelir düşünebiliyor musunuz?”

“Sadece bilekliğimi geri istedim.”

“Bu üslupla mı?

“Ne varmış üslubumda ya?”

“Ne kadar kaba konuştuğunuzun farkında mısınız? Kafanıza estiği gibi davranıp aklınıza gelen her şeyi söyleyemezsiniz!”

Ellerimi göğsümün önünde birleştirip avuçlarımı birbirine bastırdım. “Tamam, aklıma gelen her şeyi söylemeyeceğim ve kafama eseni de yapmayacağım. Lütfen artık bilekliğimi geri alabilir miyim?”

“Tabi ki alabilirsiniz.”

Yüzüme yapmacık bir gülümseme yerleştirip elimi uzattım.

“Tabi, öncelikle şartlarımı yerine getirmeniz lazım.”

“Ne?”

“Beni duydunuz. Bazı şartlarım var. Kabul ederseniz ve yaparsanız bilekliğinizi geri alabilirsiniz.”

“Bakın, o benim annemden hatıra. Lütfen verin onu bana.”

“Merak etmeyin. Annenizin hatırası emin ellerde.”

Ellerimi sinirle saçlarıma geçirdim. Yerimde sağa sola birkaç adım atıp sakinleşmeye çalıştım. Onu burada öldüresiye dövemem gerekirdi!

O esnada ekibin kalanı gelmiş, vaka çıktığını söylemişti. Sinirim resmen içimde patlamıştı!

Gediz denen sağlıkçı ambulansa atlamadan öne son kez bana baktı.

“İyi düşünün, şartlarımı yerine getirecek misiniz?”

Bölüm sonu

14 yorum