İçeriğe geç

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 17 · 4 dk okuma

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 17

Kavga

Tribüne geçip Yalın’la aramda birkaç koltuk bırakarak oturdum. Çok geçmeden başlayan antrenmanı zevkle izlemeye arada Selim’e tezahürat yapmaya başladım. Antrenmanın sonunda maç yapma kararı alan takım, maçın sonunda doğru agresif bir oyun sergilemeye başladı. İçlerinden birkaç kişinin performansı oldukça hırslıydı. Bu durumun kötü bir şeye yol açması muhtemeldi ki açmıştı da zaten. Oyunculardan biri, Selim’e öyle sert girmişti ki neredeyse sakatlanmasına yol açacaktı. Bu tavrına öfkelenen Selim, hızla çocuğu itti ve yumruklu bir kavga patlak verdi. Göz ucuyla Yalın’a baktığımda ayağa kalkmış olduğunu gördüm. Sahaya atlayıp atlamamak arasında kalmış gibi gözükse de bir anda karar vermiş ve kavganın ortasına dalmıştı. O esnada yanımdan yükselen bir sesle bakışlarım Duru’ya döndü.

“Noluyor burada?”

Kavganın tam ortasına gelmişti.

“Bir tane çocuk Selim'e sert bir müdahale yaptı. Böyle oldu.”

Duru’nun bakışları iki metre adamların, kavga edenleri ayırmaya çalıştığı sahaya döndü.

“Hangisi sert müdahale yaptı?”

Bunun bir önemi var mıydı cidden?

Sahaya baktım. Gözlerim az önce Selim’in basket kariyeri ile oynayan çocuğu aradı. Bir grup insanın zor kullanarak bir köşeye çektiği çocuğu işaret ettim.

“Şuradaki esmer olan. Dokuz numara.”

Duru'nun bakışları o yöne döndü. Yüzündeki ifadeyi biliyordum. Hayal kırıklığıydı bu.

“Tanıyor musun?”

“Hiç tanımamış olmayı dilerdim.”

Kaşlarım çatıldı. Bakışlarım esmer basketçiye döndüğünde onun da kısa bir süre Duru’ya baktığına şahit olmuştum. Onun yüzündeki ifadeyi de biliyordum. Pişmanlık... Bu ikilinin arasında benim bilmediğim bir ilişki vardı.

Bakışlarım hâlâ esmer çocuktaydı. Onu tutan insanları güçlü bir şekilde itmiş ve hızla salondan çıkmıştı. O gittikten sonra kavga durulmuş, Yalın ve Selim yüzlerindeki yaralarla salonun ortasına yatmıştı. Duru da yanıma çökmüş, oturmuştu. Ona döndüm.

“İyi misin?”

“İyiyim, bir sıkıntı yok.”

“Emin misin Duru? Rengin atmış, bembeyazsın şu an.”

“İyiyim, iyiyim merak etme.”

Bakışları sahaya döndü. Ayağa kalktı ve yerde yatan Yalın ve Selim’in yanına gitmek için merdivenlere yöneldi. Ben de onu takip ettim. Uzaktan gözükmese de yanlarına yaklaştığımızda ikisinin de ciddi yaralarının olduğunu, pansuman gerektiğini gördüm.

“Hastaneye gitmemiz gerek.” dedim ikisine bakarken. O esnada salonda sadece dördümüz kalmıştık. Selim güldü. “Ufak tefek yaralar bunlar. Biricik sağlık sektörümüzü bununla meşgul edemeyiz.”

Yanına çöktüğümde Duru da Yalın’ın yanındaydı.

“Yüzündeki yaraların farkında mısın?”

Selim gözlerimin içine bakarak yüzünü benimkine yaklaştırdı.

Şaşırarak sordum. “Ne yapıyorsun?”

“Yüzümdeki yaraları ayna olmadan göremem ama belki bu kadar yakına girersem gözlerindeki yansımamdan yaralarımın ne derece kötü olduğunu anlayabilirim.”

Kıpırdamadan durdum. O esnada Selim’in göğsüne vurup yere düşen kocaman bir ayakkabı sayesinde birbirimizden uzaklaştık.

“Kalk lan acile gidelim.” dedi Yalın tek ayakkabısı olmadan.

Selim yavaşça ayağa kalktı ve yerde oturan Yalın’ı da kaldırdı.

“Hiç hastaneyle uğraşamam. Bana geçelim. Gediz’i arayın. O yapar pansuman mıdır nedir, onu.”

Söze atıldım. “Hastaneye gitmeniz sizin için daha iyi olmaz mı? Ya ciddi bir şey olursa?”

Selim gülümsedi ve bana doğru geldi. “Benim için endişelendin mi sen?”

Gözlerimi devirdim. Her lafı flört evresine nasıl taşıyabiliyordu bu çocuk? Sessiz kalmayı tercih ettiğimde Yalın konuştu. “Böyle mi geleceksin?” diye sordu Selim’e.

“Birkaç eşyam var, dışarıda buluşuruz.” dedikten sonra beni kolunun altına aldı.

“Biliyor musun? Yürümem için yardımcı olacak birine ihtiyacım var.”

Kolunun altından çıktım.

“Neredeyse benimle aynı boy olan iki adet bacağın var, onlar yardım edebilir.”

Söylediğim şeye kahkaha attığında acımış olacak ki yüzünü ekşitti. Selim bizden uzaklaşırken Yalın’a döndüm. Onda ufak tefek kızarıklıklar vardı. Selim’e göre durumu daha iyiydi.

“Sen iyi misin?” diye sorduğumda olumlu anlamda kafasını salladı. Duru kulağına götürdüğü telefonu ile yanımızdan uzaklaşırken biz de biraz gerisinden yürüdük.

“Bu kavganın tek sebebi Selim’e yapılan faul değil dimi?”

“Siz kızlardan da bir şey kaçmıyor.”

“Her şey zaten ortada, anlamamak için salak olmak gerek.”

“Ne anladın mesela?”

“O esmer adamla sizin aranızda bir gerginlik vardı ve bu da Duru ile alakalı.”

Yalın aniden durdu ve bana baktı. Şaşırmışa benziyordu.

“Cinlerin falan mı var kızım senin?”

“Ya saçmalama! Gözlem yeteneğim var sadece. Bana ne olduğunu anlat ki Duru’nun yanında yanlış bir şey söylemeyeyim.”

“Sen Duru’yu bu kadar düşünür müydün? Pardon, sen kendinden başkasını düşünür müydün hiç?”

Konu neden hep buraya geliyor? Benim bencilliğim...

“Bu yüzden bana böyle davranıyorsun dimi? Bencil olduğumu söyleyip duruyorsunuz. Bencilsem kendime bencilim, bunun sizinle ne alakası var?”

“Benim sana özel olarak takındığım bir tavır yok.”

Hâlâ inkâr etmesi gerçekten sinirimi bozuyordu. Ama konudan sapmak yerine Duru meselesine döndüm.

“Duru’nun o basketçiyle olayı ne? Anlatacak mısın?”

“Burada sana kardeşimin özelini dökemem. Olayı anladığını belli etmez ve bu konuyu açmazsan Duru’ya yanlış bir şey söylemiş olmazsın.”

“Anlamıyorsun. Kızlar içini sıkan olayları uzun uzun anlatmak ve karşısında onu dinleyecek birinin olmasını ister. Konunun ne olduğunu bilmek Duru’nun bana anlatacaklarına hazırlıklı olmamı sağlayabilir.”

“Duru bu konu hakkında konuşmayı sevmez. O yüzden endişelenmene gerek yok.”

O esnada yanımıza gelen Selim, konunun kapanmasına neden olmuştu. Yalın’a Gediz’in arabasının anahtarını teslim ettikten sonra ben Selim’in arabasına binmiş, Duru ve Yalın Gediz’inkine binmişti. Yarım saatlik bir yolculuğun ardından Selim’in devasa evine ulaşmıştık. Arabadan inerken “Evin gerçekten güzelmiş.” dedim.

“İçi daha da güzel.”

Selim bu cümlesinin üzerine bana göz kırpmış, eve doğru yürümeye başlamıştı. Evde kimse yoktu. Devasa evin içindeki tek canlılar her odada olan onlarca bitki ve bizdik. Bir de her defasında üzerime atılıp beni korkutan Venüs vardı. Selim'in cins köpeği...

Selim’in evine girdiğimde bu yalnızlık oldukça dikkatimi çekmişti ve bu konuda biraz bilgi edinmiştim. Tüm bunları bu olaydan haftalar sonra ikimizin de en yalnız zamanında Selim sarhoşken anlatmıştı. Ve Selim’e olan bakış açım haftalar sonra değişmişti. O, sevgisiz bir babanın herkesi seven masum oğluydu. Bu yüzden Selim’in az sonra yapacağı şeyi affetmiş, hayatıma öyle devam etmiştim.

Bölüm sonu

6 yorum