Huzur evine yaklaşık iki saatlik bir yolculuğun ardından ulaşmıştık. Arabadan indiğimde uzunca bir ismi olan mekanı görmem derin bir nefes vermeme neden olmuştu.
“Bu kadar yolu ne için geldik cidden merak ediyorum.”
Gediz, arabanın bagajına doğru yürüdü ve bir şeyler çıkardı.
“Boya mı onlar? Sakın bana boya yapacağız falan deme çünkü hiç sevmem kokusunu.”
“Ben boya yapacağım, sana da illaki yapacak başka şeyler buluruz.”
Gediz, boyalarla birlikte huzurevine doğru ilerlerken peşine takıldım. Birkaç kişi bizi karşılarken hepsi ile selamlaştıktan sonra boyanacak odanın yolunu tuttuk. Tam o esnada koridorun uzak tarafından duyulan bir kadın sesi ile herkesin bakışları o yöne döndü.
“Hayırsız muzaffer, sonunda geldin he?”
Bakışlarım, hasta bakıcılarda dolaştığında gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Bunlardan hangisi hayırsız Muzaffer’di acaba?
Kadın, bastonu ile bize doğru gelirken Gediz’in yüzündeki dehşete şahit oldum. Omzuna bastonu yediğinde önce şaşırsam da sonrasında oluşan diyaloglar kahkaha atmama neden olmuştu.
“Hayırsız Muzaffer, şimdi mi geldin beni ziyarete? Uydun o çırpı bacaklı Nermin’le tıktın anacığını bu rutubet kokan yere. Bu yaşta bu kadın ne yapar, ne yer içer hiç demedin. Yazıklar olsun sana.”
Kadın birkaç baston darbesi daha indirdiğinde Gediz görevlinin arkasına kaçmıştı.
Görevli, “Yine mi muzaffer? Nebahat hanım, o Muzaffer değil. Senin oğlun yurt dışında, buraya gelemez.” dedi.
Kadın bu sefer görevliye bir baston darbesi indirdiğinde kahkaham bütün koridorda yankılandı.
“Geldi işte, arkanda saklanıyor Muzaffer’im.”
Lafa atıldım. “Muzaffer, çıksana adamın arkasından.” dedim gülerek. O esnada yaşlı kadının bakışları bana döndü.
“Bu çırpı bacaklıyı da mı getirdin? Nerrmmiiinnn Nermiiinnn, çırpı bacaklı Nermiiinn.” diye kadın üzerime gelmeye başladığında yüzümdeki gülümseme solmuştu. Kadın bana ulaşamadan Gediz araya girdi ve bastonunu yakaladı.
“Nebahat teyzeciğim. Hele bir sakin ol. Tansiyonun çıkacak yine.”
“Benim tansiyonlarımı senle bu çırpı bacak çıkarıyor hep!”
Kadın bana böyle söyleyince ister istemez bakışlarım bacaklarıma kaymıştı. Tamam zayıftım da çırpı bacak değildim.
Öne atıldım. “Bana bakın teyzeciğim, belli ki sizin aklınız uçmuş. Herkese saldırıyorsunuz. Ama benimle böyle konuşamazsınız.”
Kadın bir elini beline koydu. Alttan alttan bakarak “Öyle mi süslü Nermin, çırpı bacaklı Nermin. Oğlumu benden çalarken aklın neredeydi senin? Demedin mi bu gariban kadın yalnız nasıl durur? Aldın oğlumu götürdün gavur memleketlerine!” dedi. Kadın tekrar üzerime atılacak gibi olduğunda Gediz tarafından bir kez daha zapt edildi.
“Anacığım, annem tamam sakin ol. Biz buraya Nermin’le kendimizi affettirmek için geldik. Değil mi Nermin?”
Gediz beni kolunun altına alınca onu itmek istedim. Kulağıma “Kafana gelecek olan bir sonraki bastonu tutmam haberin olsun. Ayak uydur bana.” diye fısıldadı.
Gözlerimi devirdim. “Senin yüzünden ne hâllere düştük?”
Bana gülüşüyle cevap verdiğinde Nebahat teyze tarafından Gediz’in kollarından alındım.
“Madem affedilmek için geldiniz, bu çırpı bacak hiç yapmadığı gelinliği yapsın bakalım.”
“Nasıl yani?”
“Gel, gel de görürsün.”
Görevliler bizi kadınla yalnız bırakıp gittiğinde onun yattığı odaya gelmiştik. Bastonu ile sakince odadaki koltuğa gitti, oturdu.
“Gelinim olarak bu odayı temizlemeni istiyorum.”
Bakışlarım hemen Gediz'e döndü. Kaşlarım çatılmış, yüzümü dehşet verici bir ifade kaplamıştı. Başımı olumsuz anlamda salladım. Gediz de bu durumdan rahatsız olmuşa benzese de beni kurtarmak için herhangi bir hamlede bulunmayacağı kesindi.
“Kusura bakmayın, bu benim işim değil.” dedim beni anlamasını umarak.
“Öyle mi hanımefendi? Peki ya kimin işi? Sen benim gelinim değil misin?”
“Değilim.”
Kadın bastonu ile öne doğru atılınca geri kaçmıştım. Sinir kat sayım şu an uzayın en derinliklerine doğru yükselmişti. Kendimi zor tutuyordum. Eminim ki yüzüm sinirden kıpkırmızı olmuştu.
“Önce banyoyu temizle. Sonra odanın içini temizler camları silersin.”
Bakışlarım kadından Gediz’e döndü. Muhatabım oydu, bu bunak kadın değil.
“Sana kolay gelsin Muzaffer. Boşanma evraklarını sonra yollarım.” dedim ve odadan çıktım. Gediz de peşimden geldi ve koridorda beni durdurmayı başardı. O kadar sinirliydim ki daha fazla içimde tutamayıp bağırdım.
“Ne var!”
Bu tepkim afallamasına neden oldu. Yüzüne düşen bir gölge bakışlarını koyulaştırdı.
“Biraz sakin olur musun?”
“Sakin mi olayım? Kadın resmen bana tuvaletini temizlettirecekti. Sakin mi olayım yani?”
“Eslem, o kadın hasta. Ne yaptığını ya da dediğini bilmiyor.”
“Sırf bilmiyor diye ona ayak mı uyduralım? Tuvalet mi temizleyeyim ben?”
“Seni buraya getirirken ki amacım bu değildi.”
“Artık amaçlarınla ilgilenmiyorum Gediz. Anlaşmamızı da şu saatten itibaren yok sayıyorum. Seninle hiçbir alakam kalsın istemiyorum. Bilekliğim de kalsın. Yeter ki benden uzak dur.”
“Aşırı tepki vermiyor musun? Sırf insanlara yardım etmeni istedim, buna vesile oldum diye hata mı yaptım?”
“Hatan da bu! Beni neden bu işlere bulaştırıyorsun? Benim burada olmamın ne gereği var?”
“Şu bencilliğini kırmak istiyorum.”
“Sanane benim benciliğimden! Seni ne ilgilendirir benim bencilliğim? Madem sevmiyorsun bu özelliğimi uzak dur o zaman benden.”
Yüzü bulutlandı. Bakışları yere düştü.
Kalbini kırmıştım ama o an onu anlamadım. Tek düşüncem kendi duygularımdı. İşte böyle oluyordu. Bir insan karşısındakinin kalbini kırdığını anlamadan geri adım atmak nedir bilemiyordu.
“Duramıyorum.” dedi yere bakarken. Sonra kaldırdı kafasını gözlerime baktı. Bakışlarındaki kırgınlık kalbimi sızlattı ve ritmiyle oynadı.
“Senden uzak duramıyorum.”



