İçeriğe geç

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 14 · 3 dk okuma

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 14

Kahvaltı

Güne telefonumun zırıl zırıl çalmasıyla başladım. Henüz saatin çok erken olduğunu birbirine yapışmış göz kapaklarım sayesinde anlamış olsam da inatla çalan telefonumu açıp kulağıma götürdüm.

“Ne var sabah sabah?”

“Eğer biraz daha uyursan huzur evine seni aç götüreceğim. Aşağı gel kahvaltı edelim.”

Yatakta dikleşip camdan dışarı baktım. Bir anlığına Duru’nun odasında uyuduğumu unutmuş, afallamıştım.

Duru uyanmasın diye sessizce konuşmaya devam etsem de uyku sesim iyice boğunuklaşmış anlaşılmaz hâle getirmişti.

“Ne saçmalıyorsun sabah sabah? Bunadın mı? Ondan mı gideceksin huzur evine?”

“Anlaşmamızı her zaman hatırlatmam mı gerekiyor. Belki de bilekliğini geri almana çok az kalmıştır.”

Geri kapattığım gözlerimi bileklik kelimesini duyunca yeniden açtım. Sessiz kaldığım ve cevap vermediğim için Gediz bana seslendi.

“Geliyorum, geliyorum. Çatlama!”

Telefonu yatağın dibine fırlattım ve kalktım. Duru, “N’oluyor sabah sabah?” diye yarı uykulu bir sesle mırıldandı.

“Bir şey yok uyu sen.” dedim ama benim dememe kalmadan çoktan uyku hâline geçmişti. Dolaba yerleştirdiğim kıyafetlerimden giydim ve lavaboya uğradıktan sonra Gediz’in yanına indim. Merdivenlerden inerken mutfağa doğru gittiğini gördüm. Peşine takılıp “Sabah sabah eşekler mi tepti sizi Gediz bey! Herkes uyurken biz neden ayağa dik-” Konuşarak mutfağa girdiğim esnada babaannesi ile göz göze geldim. Bunlar yaşlı insanlar, tabi ki erken kalkarlar!

“Günaydın kızım. Bakıyorum da enerjin yerinde maşallah.”

Zoraki bir gülümseme dudaklarıma yerleşti. Masanın başında, bıyık altından gülen Gediz’i yok saymak için kadına çevirdim bakışlarımı.

“Nasıl enerjik olmam, nasıl? Güne kıymetli torununuzun sesi ile uyandım.”

Kadın ikimiz arasında dolaştırdı bakışlarını. Gözlerinde muzip bir ifade vardı. Elindeki tavayı masaya koyarken gözüme yaptığı menemen çarptı.

“Menemene bayılırım!” dedim konuyu değişmek için.

“Gediz’imle senin menemen hastası olduğunuzu biliyordum. Çocukken koca koca tabaklar bitirirdiniz. Geç bakalım masaya , çaylarınızı koyayım.”

Hızla öne atıldım. “Yeterince zahmet ettiniz zaten ben koyarım çayları.”

Kadına fırsat vermeden hızla demlikleri alıp masaya adımladım. Hemen Gediz’in önünde duran bardaklara çayı doldururken bakışlarım masanın altındaki bacağına kaydı. Dudağım çarpık bir şekilde yukarı kıvrılırken babaannesi “Cemal’in aç karnına ilaçlarını vereyim bari.” dedi. Tam ikinci bardağı doldururken babaannesinin de gitmesini fırsat bilerek bileğimi yanlışlıkla (!) burktum ve birkaç damla çayın bacağına dökülmesini sağladım. Gediz ayağı fırladığında korkup geri adım attım. Acı dolu bir inleme dudaklarından dökülünce yaptığım harekete biraz pişman oldum. Eğlenirim sanmıştım ama canını yaktığım adam üzülmeme neden olmuştu.

“Bilerek mi yaptın sen onu?”

“Hayır tabii ki. Bilerek yapar mıyım hiç?” diye yalan söyledim. Çaydanlıkları ocağa geri koydum ve ona doğru döndüm.

“Tabi, kesin. Yapmazsın. Üzerimi değişinceye kadar vaktin var. Karnını doyur, sonra hemen çıkacağız.”

“Emredersiniz paşam.”

“Emir değil bu, tavsiye. Bugün yorucu olacak.”

Bir yandan benle konuşuyor bir yandan bacağına pantolonu ile rüzgar yapıyordu.

“Gerçekten huzur evine gitmeyeceğiz dimi?”

“Gerçekten huzur evine gideceğiz. Hadi otur.”

Sandalyemi çekip beni masaya oturttuğunda sakinliğine şaşırdığım için boş bulunmuştum.

“Ne yapacağız orada?”

“Gidince göreceksin.”

Hızla ayağa kalktım böylelikle masa ve sandalyeme yasladığı iki kolunun arasında kalmış, yüzlerimiz aynı hizaya gelmişti. Bu yakınlıktan rahatsız olsam da konuşmaya devam ettim.

“Neden bu kadar sakinsin? Az önce resmen seni yaktım. Biraz tepki versene.”

“Kavga mı edelim istiyorsun?”

“Edersek seninle gelmem gerekmez değil mi?”

Güldü. “Rüyanda görürsün.”

Kalktığım yere geri oturduğumda ellerim hızla masadaki kahvaltılıklara uzandı. Gediz, birkaç saniye bana baktıktan sonra pantolonunu değişmek için odasına çıktı. Sonrasında bir şeyler atıştırıp yola koyulduk.

Bölüm sonu

14 yorum