İçeriğe geç

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 12 · 7 dk okuma

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 12

Bir Dağınıklık Meselesi

Aklım başımdan gideli saatler olmuştu. Gediz’in odasından çıktıktan sonra babaannesinin ısrarları üzerine bir bardak çayı zorla içmiş kendimi eve atmıştım. Dolabında gördüğüm kelebek kanatları tıpkı iki yıl öncekilere benziyordu. Yüzündeki makyajdan tanımasam da ismini onu gördüğüm ilk gün yaka kartından okumuştum. Gediz Ö.

Kendimi koltuğa atıp birkaç çığlık attım. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Benim staj yaptığım okula gelen çocukluk arkadaşım ile yeniden karşılaşmış ve aynı yerde yaşıyorduk. Bunların tesadüf olma ihtimali ne kadardı? Yoksa her şey Gediz tarafından ayarlanmış bir oyun muydu? Son düşünceme delice kahkaha attım.

“Adamın işi gücü yok, senelerini senle oynamak için harcayacak öyle mi? Eslem, kızım sen iyice sıyırdın.”

Koltukta dikleşip düşündüm. Eğer benle oyun oynamıyorsa neden o günkü kişinin kendisi olduğunu söylemedi? Neden benden gizledi? Kabul ediyorum, çok tatlı bir tanışmamız olmamıştı ama yine de bana söyleyebilirdi.

Bütün gece aklımda, birbirini kovalayan düşünceler bunlardı. Gediz ve benim ilk kez karşılaştığımız an aslında buradan ibaret değildi. Uyuyup uyanmış olmama rağmen aklımdaki düşünceler değişmek yerine daha da karmaşık bir hal alarak sahilin yolunu tutmama neden oldu. Güneş tenimi yakarken düşüncelerim de beynimi yakıyordu. Aslında merak ettiğim tek bir şey vardı. Gediz benden bunu neden sakladı?

Saatlerimi, kıyıya vuran durgun dalgaları izleyerek geçirdiğim süre boyunca bu konuyu düşündüm. Kendi kendime düşünüp cevap aramaktansa Gediz’in karşısına dikilip aklımdaki bütün soruları ona sormak şu an yapmam gereken belki de en mantıklı hareketti. Tam onun evine doğru yürüyecekken aklıma gelen şeyle adımlarımı durdurdum. Ben, dün onun odasını darmadağın etmiştim. Bileğimdeki saate baktım, saat 10:50’yi gösteriyordu. Tahminimce nöbetten yeni gelmiş, odasına yaptığım şeyi görmüştü. Eminim ki çok kızmış hatta belki de hesap sormak için benim evimin yolunu tutmuştu. Bu yüzden onun yanına gitmektense kendi evime dönmeyi ve aklımdaki sorularla biraz daha mücadele etmeyi tercih ettim. Şu anda Gediz ile yüzleşecek kadar enerjiye sahip değildim. Evime gidip güzel bir kahvaltı yapmaktan başka bir şey düşünemiyordum.

Dakikalar sonra eve vardığımda kapattığıma emin olduğum kapının ardına kadar açık olduğunu gördüm. Bu durum tereddüt etmeme neden olmuştu. Yoksa kapıyı kapatmamış mıydım?

Adımlarım verandaya doğru ilerlerken bakışlarım içerideydi. Henüz verandaya ulaşmıştım ki gördüğüm yere saçılmış eşyalar adımlarımın hızlanmasına neden oldu. Kapıdan içeri girer girmez beni karşılayan dağınıklık karşısında donup kaldım. Her yer, kelimenin tam anlamıyla, her yerdeydi. Dudaklarımda peydah olan sinirli bir gülüş ile ellerim kendiliğinden yumruk oldu. “Sana bunu ödeteceğim Gediz!” dedim sıktığım dişlerimin arasından. Çevremde bunu yapabilecek başka hiç kimse yoktu. Odasını dağıttığım için benden intikam alıyor olmalıydı. Çok yanlış kişiye çattığını anlaması için daha ne yapmam gerekirdi?

Gediz’in evine o kadar hızlı ulaşmıştım ki söyleyeceklerimi düşünme fırsatım dahi olmamıştı. Bahçeden içeri girdiğimde onu kapının önündeki oturacakta otururken buldum. Sırtını geri yaslamış boynunu arkaya bırakmıştı. Gözleri kapalı olsa dahi yorgunluğu ve uykusuzluğu her halinden belliydi. Üzerinde hâlâ üniformasının olması henüz odasına çıkmadığı anlamına gelebilir miydi? Ya da odasına çıkmış, her şeyi görmüş ve intikamını aldıktan sonra yeniden o merdivenleri çıkacak gücü bulamayarak buraya kıvrılmıştı. Gölgem yüzüne düşerken yüzündeki serinliği hissetmiş olacak ki yavaşça araladı gözlerini. Bir elim belimde karşısında dikiliyor, anlamsız bakışlarını seyrediyordum.

“Bir sorun mu var?” diye sorduğunda diklenmiş, ayılmaya çalışır gibiydi.

“İntikam almak için yaptın dimi? Ben senin odanı dağıttım, sen de intikam için evimi komple darmadağın ettin.”

Gediz’in anında çatalan kaşları bir sorun olduğunu hissetmeme neden oldu. Hızla ayağa kalkıp karşımda dikildiğinde başımı geri yaslayıp yüzüne baktım.

“Neyden bahsediyorsun sen? Biri evini mi dağıttı?”

Alaycı bir kahkaha attım ve aramızdaki bu yakınlıktan rahatsız olarak bir adım geriye gittim.

“Dalga mı geçiyorsun benle? Senden başka kim evimi dağıtır? Bas baya sen yaptın işte! Bir de utanmasan inkâr ediyorsun.”

Gediz kısa bir an için sessiz kaldıktan sonra hızla bahçenin kapısına doğru koşmaya başladı. Benden mi kaçıyordu o?

Durumu her zamanki gibi yanlış anlamıştım. Ne zaman sinirle hareket etsem sonunda haksız çıkıyor ve özür dileyen pozisyona düşüyordum. Ama ısrarla devam ediyor, hatalarımdan ders almıyordum. Bu da benim karakterimdi. Hatalarımdan ders almaz, tekrar tekrar aynısını yapardım.

Gediz evime doğru koşarken ben de onu takip ediyordum. Bu adamın sorunu neydi?

İkimiz de eve girdiğimizde o, tek tek tüm odaları dolaştı; en son karşımda durdu.

“Dün gece burada bir komşunun evine hırsız girmiş.”

“Bu da yeni numaran mı? Şimdi de suçu hırsıza mı atıyorsun? Sen dağıttın işte.”

“Ben neden böyle bir şey yapayım?”

“Çünkü...” Ona odasını dağıttığımı söylediğime eminim, sanırım gözden kaçırmıştı. Yani cidden odasına henüz uğramamıştı. O zaman evime bu hainliği yapmasını gerektirecek bir nedeni yoktu.

“Beni sevmiyorsun, ondan.”

“Saçmalama istersen Eslem. Evine hırsız girmiş olabilir! Kayıp bir şeyin var mı kontrol et. Ben de polisi arayacağım.”

Gediz, ciddiydi. Evime gerçekten başkası girmişti. Hızla aklıma ilk gelen teknolojik aletlere baktım. Telefonum zaten yanımdaydı. Bilgisayarımı aradı gözüm, yerinde yoktu. Tabletim ve fotoğraf makinem de yoktu. Hızla yatak odama koştum. Takılarım da yoktu. Para edebilecek her şeyim çalınmıştı. O anda bacaklarımdaki his tamamen yok oldu ve olduğum yere çöktüm. Resmen gündüz vakti soyulmuştum.

Gözlerim dolmuş, ağlamama ramak kalmıştı. Bakışlarım odamdaki çalışma masama kaydığında kumbaramın bile yerinde olmadığını görünce daha fazla kendimi tutamayıp ağlamaya başladım.

“Polis yolda, geliyor.”

Bakışlarım odaya giren Gediz’e döndü. Yaşlar gözümden hücum ederken şaşkın yüzü ile bana doğru geldi. Bir dizinin üzerine çöküp benimle aynı hizaya geldi. Ellerini iki yanağıma koydu ve baş parmağıyla yaşlarımı sıvazladı.

“Her şeyimi çalmış. Bilgisayarımı, tabletimi, fotoğraf makinemi, babamın doğum günümde aldığı kumbaramı bile!”

“Polisler geliyor, adamı bulup eşyalarını geri alacaklar. Üzülmene gerek yok.”

Gediz beni teselli etmeye çalışsa da en çok kendi aptallığıma ağlıyordum. Karşımdaki olgun adamın benim çocukça işlerime kapılıp benden intikam almak için evimi dağıttığını düşünecek ve bunun hesabını soracak kadar aptaldım ama o yine de karşıma geçmiş beni teselli ediyordu.

Ellerini tutup yanaklarımdan çektim. “Teselli edilmeyi hak etmiyorum.”

“Hayır,” dedi ve sarıldı. “En çok sen hak ediyorsun.”

Gediz bana sarıldığı an burnuma dolan hastane kokusu hiç olmadığı kadar güzel gelmişti. Nefes alıp verdiğimde hissettiğim göğsüyle olan temasımı arttırmak için daha hızlı nefes alıp veriyordum, bu da nabzımın artmasına neden oluyordu.

Gediz, yerden kalkmama yardımcı oldu.

“Polis birazdan burada olur. İfademizi verdikten sonra seni bize götüreceğim. Hırsız yakalanana kadar bizde kalman daha iyi olur. Seni burada yalnız bırakamam.”

Bu teklifi kabul etmek istemesem de evde yalnız kalabileceğimi sanmıyordum. En azından hırsız yakalanana kadar Gediz’in bu fikrini onaylayabilir, aramızdaki savaşa kısa bir anlığına dur diyebilirdim.

Polise ifademi verdikten ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra üstün körü evi toparladık. Kendime küçük bir çanta hazırlayıp Gediz ile birlikte onların evine gittim. Evdekilere olan biteni anlattığımızda hepsi benim kadar üzülmüş, burada istediğim kadar kalabileceğimi söylemişlerdi. En nihayetinde Duru’nun odasına yerleşmiş, onun yatağında yatmayı kabul etmiştim.

“Nasıl olur böyle bir şey ya? Aklım almıyor. Gündüz gözüyle hırsızlık mı olur?”

“Polislere göre evde yalnız yaşadığımı bilen biri dışarı çıkmamı kollayıp eve girmiş.”

“İnanmıyorum ya.”

Duru yatakta otururken ben de kırışacak elbiselerimi onun dolabına yerleştiriyordum.

“Burada kalmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim. Siz olmasaydınız muhtemelen evde korkudan kafayı yiyor olurdum.”

Duru ayağa kalktı ve bana sarıldı.

“Biz arkadaşız ve her zaman senin yanında oluruz.”

Yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşirken ben de ona sarıldım. O esnada aniden açılan kapıyla Duru'nun kolları arasından adeta sökülürcesine alındığımda kolumu kavrayıp beni peşine sürükleyen Gediz’e ayak uydurmak zorunda kaldım.

“Noluyor ya?”

“Gel sen gel. Göreceksin ne olduğunu.”

Beni odasına çıkardı ve bedenimi ileri doğru savurdu. Anında anlamıştım bu hareketinin nedenini. Odası...

“Buranın hâli ne böyle?”

Yüzümde zoraki bir gülümseme oluştuğunda Duru'nun kapıdan bizi izlediğini gördüm. Ona bakışlarımla ‘Yardım et’ diye seslensem de beni anlamadı ve kendini odanın dağınıklığına kaptırdı.

“Abi, bu ne hâl?”

“Duru, dışarı çıkar mısın? Eslem’le yalnız konuşacağım.”

“Duru, hayır. Sakın çıkma. Sen varken de konuşabiliriz.”

“Duru dedim! Dışarı.”

Duru’nun şaşkın bakışları ikimiz arasında gidip geldikten sonra abisinden korkmuş olacak ki dışarı çıktı ve kapıyı ardından kapattı. Bakışlarım Gediz hariç her yerde dolaşıyordu. O an odasını gerçekten mahvettiğimi anlamıştım. Öyle bir dağılmıştı ki etraf Gediz bile belki bir çok eşyanın aslında nerede olduğunu bilmiyor olabilirdi.

“Bu yüzden mi evini dağıtan kişinin ben olduğumu düşündün?”

“Ne yapayım? Ufak bir kâğıt parçasıyla resmen dalga geçtin benle.”

“Seninle dalga geçmeye çalışmıyordum. Sana, seni tanıdığımı göstermeye çalışıyordum sadece.”

“Beni tanısaydın sinirlenince odanı yerle bir edeceğimi bilirdin.”

“Her neyse. Nasıl ben sana evini toparlamanda yardım ettiysem sen de benim odamı toparlayacaksın. Ben duşa gireceğim. Çıkana kadar her şeyi yerine yerleştirsen iyi olur.”

“Eşyalarının yerini bilmiyorum ki!”

“Onu dağıtmadan önce düşünecektin.”

Gediz, dolabından birkaç parça eşyasını aldı ve dış kapıya doğru yöneldi. O esnada dolaptan bana göz kırpan kanatları gördüğümde durumu lehime çevirmek için fırsat yakalamış gibi gözlerim parladı. Gediz’in odadan çıkmasına müsaade etmeyerek “Bir dakika.” dedim ve onu durdurdum. Bana dönen bedeni adımlarımı takip ettiğinde elime aldığım kanatları gördü.

“Bunlar nedir?”

Kanatları hatırladığımı anlamış gibi bir ifade ile bana baktı.

“Kelebek kanadı.”

“İki yıl önceki kelebek kanadı. Senin kanadın.”

“Ne olmuş?”

“İki yıl önceki kelebek adam sendin. Benim staj yaptığım okula gelen. Neden benden bunu sakladın?”

“Senden bir şey saklamadım. Konusu açılmadı ben de söylemedim.”

“O gün, orada da söylemedin. Beni tanıdığını neden sakladın?”

“Aslında söyleyecektim. Bu yüzden sınıfa gelmiştim ama beni kovulmaktan beter ettin. Bu yüzden söylemedim.”

“Söyleseydin, kovulmaktan beter olmazdın.”

“Şimdi öğrendin işte. Ne değişti?”

Yıllardır zihnimin bir köşesinde dolaşan kelebek adamın sen olduğunu öğrenmek neyi mi değiştirdi? Belki de her şeyi!

Bölüm sonu

10 yorum