İçeriğe geç

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 10 · 5 dk okuma

KELEBEK ETKİSİ

Bölüm 10

İlk Görev

Bazen insan, yalnız kalınca normalde hiç hissetmediği bir boşluk hissiyle mücadele etmek zorunda kalır. Yalnız hissettiğimde ne yapmam gerektiğini öğrenmiş olsam da içimde bastıramadığım birtakım duygular belirmiş ve hiç olmadık bir şekilde kendimi kötü hissetmeye başlamıştım. Sinem’i Ankara yolcusu etmiş olmak o geceyi hüzünle geçirmeme neden olmuştu. Yaklaşık yirmi gün sonra babamın beni ziyarete geleceğini öğrendiğim an, biraz da olsa rahatladığım andı fakat bu uzun sürmemişti. Henüz canım arkadaşımı yolcu edeli bir gün olmuştu ki sabahın altısında telefonum çaldı ve anlaşmamız bu telefon görüşmesiyle başladı. Gediz’in beni çağırdığı yere vardığımda saat yediyi gösteriyordu.

“Sabahın köründe ne işimiz var burada?”

Elinde tuttuğu çantadan birkaç eldiven ve çöp poşeti çıkardı.

“Bunlar ne?”

Bakışlarını, önümüze serilen muhteşem derecede güzelliğe sahip koyda dolaştırırken “İnsanlar burada piknik yapmaya geliyor. Ama maalesef etrafı fazla kirletiyorlar. Defalarca kez uyarmama, buraya pankart asmama rağmen her seferinde çöplerle karşılaşıyorum. Bugün buradaki çöpleri toplayacağız.”

“Kafayı yedin herhalde? Milletin çöpünü biz mi toplayacağız?”

“Bilinçsiz vatandaşların burayı çöpe çevirmesine müsaade edemem.”

“Kusura bakma ama çöp falan toplamayacağım.”

Ellerimi göğsümde birleştirmiş ona sırtımı dönmüştüm. Arkamdan poşet sesleri yükseliyordu. Anlaşılan Gediz bu işten vazgeçmeyecekti. Omzumdan doğru uzattığı mavi eldivenler görüş alanıma girdiğinde “Bunları ambulanstan yürüttüm.” dedi.

“Bana çöp toplatmak için ambulanstan eldiven mi çaldın? Ne zamandır aklında var bu plan?”

“Çaldım denmez ona. İyi bir amaç için ödünç aldım diyelim.”

“O zaman sana başarılar diliyorum ve gidiyorum.”

“Bilekliğini gözden çıkardın herhalde?”

“Bu anlaşmayı kabul ederken çöp toplayacağımı düşünmedim açıkçası.”

“Ne düşündün tam olarak?”

Biriyle tartışırken soru işaretlerinin hedefi olmak her zaman sinirimi bozardı. Cevap vermek yerine elindeki eldivenleri asabi bir hareketle aldım ve ellerime geçirdim. Poşeti de alıp sinirle yerdeki çöpleri toplamaya başladım.

Uzanıp yerden bir şişe aldım. “Pikniğe kim alkol getirir ki?”

“Muhtemelen gece içmişlerdir.”

“Sayende alkoliklerin pisliğini temizliyoruz.”

“O şişeyi orada görmektense alkoliklerin pisliğini temizlemeyi tercih ederim. Ben bunu onlar için yapmıyorum. Doğa için yapıyorum.”

“Doğayı ben de severim Gediz. Temiz olmasını da isterim. Ama bu iş belediyenin işi bizim değil. Neden biz yapıyoruz.”

“Belediye genelde şehir içleri ile ilgileniyor. Buradaki çöpleri toplaması oldukça nadirdir. Ayrıca bu koyu çok seviyorum. Her zaman temiz olmasını istiyorum. Ayda bir buraya gelip çöpleri topluyorum, biraz yüzüp eve dönüyorum. Benim de terapim bu.”

“Terapi yöntemlerimiz oldukça farklılık gösteriyor.”

“Sen neler yapıyorsun?

“Yani müzik dinlerim, kitap okurum, dizi izlerim, yürüyüşe çıkarım. Bu tarz şeyler. Gidip de çöp toplamam.”

Bunu söylerken elimdeki ezilmiş kola kutusunu ona doğru uzatmış ardından elimdeki çöp poşetine atmıştım.

“Hem de sabahın köründe hiç toplamam!”

“Eğer buraya daha geç gelseydik sıcaktan yanardık.”

“Akşam üzeri gelebilirdik.”

“Olmaz, başka işlerimiz var.”

“Başka iş falan yok. Her gün bir tane. Ayrıca hafta sonları tatil.”

“Bir de sabah dokuz akşam beş olsun mu?”

“Sabah on bir, akşam beş olabilir.”

Gediz, kahkaha attığında eğildiğim yerden kalkmadan bakışlarımı ona çevirdim. Hem konuşuyor hem de çöp topluyorduk. Hızlı hareket ediyordum ki bir an önce eve dönüp kendimi banyoya atabileyim. Ama onun dalga geçer gibi konuşmalarına maruz kalmak sinirimi bozduğundan ikide bir öldürücü bakışlarımın odağı oluyor, işimi kesintisiz yapmama engel oluyordu. Bu gidişle işimiz ancak öğleye biterdi. O saate kadar da kahvaltı etmediğimden açlıktan bayılır, yeniden acilde açardım gözlerimi. Aslında bu fikir fena değildi. Bayılırsam beni hastaneye götürmek zorunda kalırdı. Ama hastanedeki doktorlar... Bu sefer beni tedavi etmeseler yeridir.

“Hop, ne o? Daldın gittin.”

“Bir şey mi dedin?”

“Devlete memur almadım seni dedim. Gönüllülük esası işler bu şekilde olur. Ne saati bellidir ne de ne kadar süreceği.”

“Ben gönüllüsü değilim bu işlerin.”

“Bilekliğin için olmak zorundasın.”

“Gönüllülük bu demek değil ki. Bir şeyi kendi isteğinle karşılık beklemeden yapmak demek. Bunu ve bundan sonra yapacaklarımızı asla isteyerek yapmıyorum ve karşılığında bilekliğimi senden almayı bekliyorum. Bu gönüllülük değil bu şantaj, dolandırıcılık ve adam kullanma.”

“Sonuç olarak gün sonunda burası temizlenmiş olacak bu yüzden gönüllü olup olmaman pek bir önem arz etmiyor. Dediğin gibi olsun. Seni kullanıyorum, dolandırıcılık ve şantaj yapıyorum. Şuradaki otların arasında plastik bir şişe var alır mısın?”

Sıkıntılı bir nefes verdim. Hiçbir şey söylemeden dediğini yaptım. Onunla olan muhabbetimi bu dakikadan itibaren keserek daha uzak yerlerdeki çöpleri toplamaya başladım. İstemeyerek topladığım bu çöpler, poşeti doldurdukça ve arkamda eskisinden daha temiz bir kumsal bıraktıkça az da olsa bir tatmin duygusu hissetmiştim. Yorulup bir ağacın gölgesinde bedenimi bıraktığımda Gediz’i aradı gözlerim. Önündeki kumsala göz gezdirdikten sonra arkamdaki ağaçlık alana baktım. Görünürde yoktu. Omuz silkip geriye yaslandım. Madem yoktu, biraz gözlerimi dinlendirebilirdim.

“Yeterince topladım zaten, bir şey demez.” diye mırıldandığım esnada gözlerimi yumdum. Kulağıma, hafif esen rüzgâr sayesinde birbirine sürten yaprakların ve kıyıya vuran dalgaların sesi doluyordu. O şekilde ne kadar kaldım kestiremesem de birinin beni dürtmesi ile gözlerimi araladım.

“Çöpleri uykuya mı toplattın.”

Diklenip kendime gelmeye çalıştım. Aslında öyle derin uyumuşum gibi hissetmesem de uyandığımda güneşin neredeyse bana kadar gelmiş olduğunu gördüm.

“Abartmasan mı? Koca bir poşet topladım.”

“Tabii ki, yorulmuşsundur. Hadi kalk bir şeyler yiyelim.”

Gediz önümden kalkıp sol tarafımdan geriye doğru yürüdüğünde gittiği yöne baktım.

İki tane kamp sandalyesi ve önünde seyyar bir masa duruyordu. Ayağa kalkıp onu takip ettiğimde masada ikişer adet bardak tabak olduğunu gördüm.

“Acıkırız diye babaannem bizim için hazırladı bunları.”

Sandalyelerin birine oturacakken kolumdan tutup beni durdurdu ve peşinden sürüklemeye başladı. Bir iki adım attıktan sonra yerdeki su şişesini bana doğru uzattı.

“Ellerini yıkayalım önce.” dediğinde hareketlerini yeni idrak edebilmiştim. Gediz öne eğildiğinde ben de vücuduma su sıçramasın diye bir adım geri gittim ve öne eğildim. Ellerimi su dökmesi için ona doğru uzattığımda bir çeşit çeşme görevi gördü ve ellerimin yıkanmasına yardım etti. Aynı şeyi ben de ona yaptığımda sandalyelere geçip oturmuştuk.

“Burada piknik yapmayı hep sevmişimdir.” dedi hevesli bir nefes alıp denizi seyrederken. Bakışlarım ona döndüğünde yüzünde özlem dolu bir bakışın olduğuna şahit oldum. Belki de uzun zaman sonra ilk defa buraya geliyordu?

Etrafıma bakındım. Manzara gerçekten güzeldi. Doğanın içinde olmak, yüzüme vuran rüzgârı ciğerlerime doldurmak inanılmaz bir histi. İlk defa kalbimi kuşatan huzuru her zerresine kadar hissettim ve bu ânın sürmesini diledim. Fark ettiğim en önemli şeyse bir amaç uğruna yorulduktan sonra dinlendiğiniz ve bir şeyler yediğiniz o anın sıcaklığı ve anlamıydı.

Bölüm sonu

12 yorum