Uykumu bu sefer erken saatlerde arayan Levent sonlandırmıştı.
"Efendim?"
Levent "Günaydın başkomiserim." Kısa kes Levent zira ben ayakta uyuyorum.
"Günaydın Levent."
Levent "Pervin uyandı başkomiserim. Uyanır uyanmaz ara demiştin."
"Tamam Levent sağol. Geliyorum oraya."
Telefonu kapattıktan sonra doğruldum yatakta. Hızlıca bir duş alıp hazırlandıktan sonra komodinimin üzerine bıraktığım silahımı belime yerleştirdim. Ardından telefonumu cüzdanımı ve anahtarımı da aldığım gibi çıkmıştım evden. Kardeşim muhtemelen Nazlı ile birlikte birbirlerine sarılmış uyuyordu. Benim çıktığım zaman genelde hiç seslenmezdim çıkarken ona. Zaten saat 7 ye geliyordu ve o saatlerde uyuyor olurdu. Alper in de daha mesai saati gelmemişti.
Arabama bindiğim gibi gaz verdiğim arabayı çıkardım yola. Ezbere bildiğim yolları geçerken radyodan hafif bir müzik açmıştım. Pervin in sorgusunu aldıktan sonra Zeynep in kafesine uğramalıyım. Karnım zil çalıyorken çalışmam imkansızdı. Ha birde kahve içmem gerekiyordu çünkü hala uyanamamış gibi hissediyordum.
Hastaneye vardığımda arabamı direkt bahçeye park edip indim arabadan. Aynı odada olduklarını düşünüp dünkü odaya çıktığımda yanılmadığımı anlamam kısa sürmüştü. Başka odaya geçseydi zaten bildirirlerdi bana. Ne şov yapıyorsun gerizekalı.
"Günaydın."
Levent ve yanındaki polis günaydın dediğinde "var mı birşeyler?" Diye sordum.
Levent "yok başkomiserim. Sen ben gireceğim dediğinden kimse girmedi içeri."
"Gel benimle."
Kapıyı tıklatarak içeri girdim.
"Merhaba." Kısaca kendimizi tanıtmıştık. Neden orada olduğumuzu anlattık.
Bir sandalye çektim yanına. "Yani kısacası bize dünden önceki gece neler olduğunu anlatmanız gerekiyor."
Pervin bir anda ağlamaya başladı. "B-ben neler olduğunu h-hatırlamıyorum. Arkadaşım gerçekten ö-ldü mü?"
"Malesef Pervin hanım." Mümkünmüş gibi daha fazla ağlamaya başladı. Gözlerim o sırada yüzündeki yaşları silmeye çalışan titrek ellerini buldu. Tırnakları kirli elleri. "Bakın acınızı anlıyorum ama biraz kendinizi zorlayın lütfen."
Levent "Başkomiserim," omzuma dokunduğunda cümlesinin devamını getirmemesi için elimi kaldırarak durdurdum onu.
Biliyorum birşeyler saklıyor.
Pervin "biz arkadaşlarla eğlenmek için bir gece kulübüne gittik. Biraz içtik sanırım sarhoş olduk. Hatırlamıyorum yemin ederim. Ben kimseyi öldürmedim."
Levent "Sana senin öldürdüğünü söylemedik zaten, sakin olur musunuz Pervin hanım.."
Pervin "Bana potansiyel suçluymuşum gibi bakıyorsunuz."
"Olayları anlatıp kendini aklamazsan suçlu olacaksın. Biz sadece olayı açığa kavuşturmaya çalışıyoruz."
Pervin "sanırım sıkıldığımız için çıktık oradan. Benim evime gittik. Ama yemin ederim ki sonrasını hatırlamıyorum!"
Bir süre yüzünü inceledim öyle. Olay yeri onun evini aramıştı ancak birşey çıkmamıştı. Ölen kadının da evi arandı orada da çıkmadı. E o zaman neredeydi bu suç aleti?
"Başka bir evin var mı?" Panikledi. Sırıttım. Vardı.
Pervin "h-hayır." Kekeledi.
"Tamam o zaman." Ayağa kalktım. "Levent delil tüpü getirebilir misin? Örnek alacağız."
Levent çıktığında Pervin "ne örneği?" Diye sordu.
"Hiç öylesine."
Levent un getirdiği delil tüpüne Pervin in tırnaklarından bir örnek alıp koydum. "Geçmiş olsun Pervin hanım. Ve başınız sağolsun."
Pervin "Teşekkür ederim."
Odadan çıkar çıkmaz Levent e dönmüştüm. "Bir polis daha çağır yerine geçsin. Sende olay yeri inceleme ile sana vereceğim adrese gideceksin. Dinlen biraz o saate kadar."
Levent "ne adresi başkomiserim?"
"Net başka bir evi daha var. Onu bulacağız."
Arabama geri döndüğümde Zeynep in kafesine gidip oyalanmamak için direkt merkeze geçmiştim. Kriminal laboratuvara yöneldim hemen.
"Günaydın Sahra."
Sahra "Günaydın başkomiserim."
Elimdeki poşeti uzattım. "Hemen örneği incele. Maktülün arkadaşından aldığım tırnak arası örneği. Toprak olabileceğinden şüpheleniyorum ve belki de yaralarda bulduğumuz toprak kalıntısı."
Sahra elimdekini alıp başını salladı. "Hemen inceliyorum."
"Meysa gelmedi mi?"
Sahra "hayır başkomiserim. Zaten onun çalışmaya başlayacağı zamana birkaç gün daha vardı."
"Doğru. Neyse kolay gelsin." Neden gelmemişti? Hastalığı mı kötüleşmişti?
Odama ilerlerken yanıma bir başka polis gelmişti koşarak. "Günaydın başkomiserim." Dedi.
"Günaydın."
Polis "uzman arkadaş talep etmişsiniz. Geldi. Komiser Turan ile birlikte odanızda sizi bekliyorlar."
"Tamam sağol."
Odama geçtiğimde beni karşılayan ikiliye gülümseyerek tokalaştım.
"Başkomiser Yalın Turanboy."
Adam "Memnun oldum başkomiser Yalın. Bende Yavuz. Yavuz Kılınç."
"Bende memnun oldum."
Kısaca incelediği fotoğrafların analizini açıkladı. "Biz bu duruma pikarizm diyoruz Yalın bey. Partnerine kesici veyahut delici bir alet ile zarar vererek, kan akıtarak bundan uyarılmak ve haz duymak olarak açıklayabiliriz. Bunları yapanlara ise pikarist diyoruz. Kesikler atıyor zarar veriyor ve bundan büyük bir zevk duyuyorlar. Ama bunların en büyük özellikleri kendilerini direkt ele veriyor. Pikaristler eserlerine, yani attığı kesikler vs her daim kendilerine ait bir imza bırakır. Tıpkı bir ressamın eserine bir imza atması gibi. Pikaristler bunun farkına bile varmazlar hatta. Otomatikleşmiş bir davranış gibi düşün."
Turan "Nasıl yani?"
Yavuz "Bende oraya gelecektim tam da." Açık dosyadaki ölen kadına ait fotoğraflardan birini gösterdi. "Bak, tam da burada bir imza." Sayfaları çevirdi. "Ama yaralı bulunan kadında bunlar yok." Ölen kadının fotoğraflarını yeniden açtı. "Sanırım en büyük deliliniz bu olacak." Kadının boynunun ortasını gösterdi. Tuhaf bir şekil ile yazılı iki harfi okuyabilmiştim. PN.
"Tam da tahmin ettiğim gibi."
Turan ın anlamazca baktığını görünce ona sabah hastanede yaşananları anlattım hızlıca.
Turan "e gidip tutuklayalım o zaman? Sonra da bir güzel öttürürüz."
"Sahra sonuçları getirsin o zaman gider alırız Turan. Şimdi ben bilişime gidiyorum, oradan adres bulayım da cinayet silahını da bulalım."
...
"Gel." Diye seslendim önümdeki dosyayı incelerken kapı çalınca. Kafamı kaldırmadan dosyayı incelerken içeri giren kişi adımı seslenmişti.
"Meysa?"
Meysa içeri girip kapıyı kapattıktan sonra masamın önündeki koltuğa oturdu. "Şey Yalın... benim evimi böcek istila etti de."
"Hıhım?"
Meysa "ilaçlamacı çağırdım bende. Ama ilaçlamacı iki gün eve girmemem gerektiğini söyledi. Benim de gidecek bir arkadaşım falan yok da." Gözlerini kaçırdı. "Sende kalabilir miyim?"
"Direkt sende kalabilir miyim diye de sorabilirdin Meysa biliyorsun değil mi?"
Meysa "evet ama ne bileyim... rahatsız olacaksan polis evinde de kalabilirim. İki gün için ihtiyacı olan kişilerin önüne geçmek istemiyordum. Rahatsız olur musun?"
Dosyayı kapatıp geriye yaslandım. "Olmam Meysa. Sana daha önce de söyledim birşeye ihtiyacın olursa falan benden isteyebilirsin diye. Kalabilirsin tabi." Sinirlenmiştim aslında karşımda rahat olmayışına. Ben niye bundan rahatsız olayım ki?
Gülümsedi. "Teşekkür ederim."
Yine kapım çalındı ve içeri Turan ile birlikte Sahra girdi.
Sahra "merhaba başkomiserim, merhaba Meysa."
Turan sandalyesine oturup değneğini kenarıya bırakırken "hoşgeldin Meysa." Dedi. Hala kol değneği kullanıyordu bacağı tam iyileşmediği için.
Meysa "merhaba Sahra. Hoşbuldum komiserim."
Sahra "sizin gönderdiğiniz örnek ile kesiklerde bulunan toprak parçalarını inceledim. Tam da tahmin ettiğiniz gibi bulgular birbirini tutuyor."
"Kolay oldu bu." Telefonumu çıkarıp hızlıca Levent in numarasını buldum. "Sen çıkabilirsin Sahra."
Levent "Efendim başkomiserim?" Diye açtı telefonu.
"Tırnak diplerinden aldığımız örnek ile maktülün kesiklerinde bulunan toprak parçaları birbirini tutuyor Levent. Pervin i de al gel merkeze. İtiraf ettirme işi sende."
Levent "tamam başkomiserim."
Telefonu kapattım.
Meysa "ben gideyim o zaman."
"Nereye?"
Meysa "Hastaneye gidecektim. Yaram biraz ağrı yaptı da bugün. Sanırım sargıyı yenilememi istiyor."
"Bizde hastaneye gideceğiz. Hem Turan kontrole girecek hem de bir arkadaşımız var hastanede, ona gideceğiz."
Meysa "olur mu öyle? Rahatsız olmayın?"
Turan "ne rahatsızlığı Allah aşkına?"
"Sorma Turan, bugün ellinciye söylüyor."
Meysa "napayım? Rahatsız olursunuz benden diye korktum." Yine sinirlendim ama belli etmedim sinirimi. Bozulmuştum sanırım biraz. Arkadaşım sanıyordum onu.
Bu sefer odama giren Alper olmuştu. "Selam." Diyerek Meysa nın karşı koltuğuna oturdu.
"Selam. Gidelim mi hazırsak?"
Alper "benimkini okuldan alacağız. Huysuzluk yapmış yine."
Turan "adapte olmakta zorlanıyor. Bence bir süre gönderme. Önce buraya alışsın."
"Turan haklı. Merkezin bakıcıları var biliyorsun ki. Bir süre orada oyalanır. Huysuzluk yaparsa sana ya da bize getirir en azından."
Alper "kafam çok dolu gençler. Merkezin çocuk bakım odası hiç aklıma gelmemişti."
"Tamam olsun. Gidelim de daha fazla bekletmeyelim prensesimi."
Meysa "Şey... kim?"
Alper gülümsedi. "Benim kızım Meysa."
Meysa "ya..."
Turan "Kalkalım o zaman? Burada daha fazla işimiz kalmadı."
Merkezden çıkıp otoparka geçmiştik direkt.
"Nereye?" Diye sordum bizden ayrılan Meysa ya.
Meysa "Arabam şurada ileride. Onu alacaktım."
"Bir sürü arabayla gitmeyelim. Turan ve Alper de benimle. Sende benimkine bin."
Meysa "Peki. Çantamı alsaydım bir."
"Koş al gel bekliyoruz."
Üçümüz arabaya binip Meysa yı beklemeye başlamıştık.
Alper "ne iş?"
Turan "hakket?"
"Evi ilaçlanıyormuş gidecek yeri olmadığını söyledi. Bende kalacak."
Alper "he iyi." Sırıttı. İmasını anlamıştım pek tabii. "Güzel kız."
Fazlasıyla.
"Yani?"
Turan "Yani Alper diyor ki yakışırsınız baya."
Güldü ikisi.
"Saçmalamayın isterseniz."
Şimdiden böyle diyorlarsa ona hediye olarak Cartier den bir kolye aldığımı duysalar neler diyeceklerdi kim bilir. Söylemedim bunu onlara.
Alper "ne saçmalaması canım? Gerçekleri söylemek de suç olmuş Turan."
Turan "yıllardır tek bir kişiyle bile görünmediğinden dalga da geçemiyorduk. Bırak da tadını çıkaralım dimi Alp?"
"Susun artık Meysa geliyor."
Gelişini izledim bir süre. Esmer, gerçekten alımlı bir kızdı. Çok da başarılıydı aslında bir erkeğin isteyebileceği herşey vardı onda. Ama o benim arkadaşımdı, bu yüzden hayatta olmazdı o iş. Meysa gelip arkaya Turan ın yanına oturduğunda elindeki büyük çantayı ortalarına koymuştu.
Otoparktan çıkarttım arabayı.
"Doktorla en son ne zaman konuştun?"
Alper "dün. Hala aynı durum. Uyutuyorlar güzelimi. Uyandırmak gibi bir planları da yok şuan."
Turan "zaman kolluyorlar. Selin güçlü kadın biliyorsun değil mi?" Başını salladı Alper. "Savaşı kazanıp geri katılacak aramıza."
Nazlı yı okuldan aldıktan sonra Alper in söylediği özel hastaneye geçmiştik. Ardından otoparkına arabamı park ettikten sonra inmiştik arabadan.
Meysa "Yalın." Diye durdurdu beni diğerleri yürümeye başlarken.
"Sorun ne?"
Meysa "şey... ah herneyse."
Ne olduğunu anlamak istercesine yüzünü incelediğimde aklıma dank etmişti.
"Eğer ücretini sıkıntı e-"
Meysa "hayır hayır!" Diyerek sözümü kesti. "Sanırım hastanelerden korkuyorum."
Kaşlarım çatıldı. "Zaten hastaneye gelmeyecek miydin?" Başını sağa sola salladı. "Eczaneye gidecektim."
"Pekala. Önce yukarı çıkıp Selin e bakalım. Sonra pansuman odasına geçeriz." Hafifçe eğilip kollarını tuttum. "Yanında bende gelirim. Olur mu?" Şuan olduğumuz duruma inanamıyordum.
Meysa "sakıncası yoksa..."
"Tamam. O zaman gidelim mi?"
Yukarı çıkıp Selin in olduğu odayı bulmuştuk. Önünde bizim ikili yanında minik Nazlı ile bekliyordu.
Alper "burada işte." Diyerek cam pencereden odanın içerisini gösterdi. Oraya adımlamıştım. Camdan gördüğüm yüz içimi paramparça etmişti. Oldukça soluk olan suratındaki yeni yeni iyileşmeye başlayan yaralar bile Selin in güzelliğini engelleyememişti. Hala kusursuz görünüyordu o. Beyaz tenli bir kadındı. İyice soluk görünüyordu buradan...
Kim bilir uykusunda bile nasıl acılar çekiyordu. Yaşıyordu ama buna yaşamak denirse tabi.
"Hala çok güzel görünüyor."
Alper "öyle. Ben gidip doktoru bulayım." Ağlamamak için kaçtığını anlayacak kadar iyi tanıyordum onu. Turan ile göz göze gelmemiz de bu yüzdendi.
"Yalın amca," diyerek pantolonumun paçalarını çektirdi Nazlı.
"Efendim güzelim?" Diye sorarak dizlerimin üzerine çökmüş ve onun boyuna inmiştim.
Nazlı "ben annemi göremiyorum da. Kucağına alır mısın?"
Birşey demeden kucakladım onu. Elini pencereye dayamıştı. "Onu çok özledim biliyor musun?"
"Biliyorum güzelim biliyorum. Bende çok özledim."
Nazlı "babam da çok özledi bende bunu biliyorum. Ama ona annemi soramıyorum. Üzülüyor çünkü. Annem ölecek mı?
Birkaç dakika öylece durduktan sonra Meysa nın yanındaki sandalyeye oturdum. Nazlı yı da dizlerimin üzerine oturtmuştum.
Başına öpücük kondurup saçlarını okşamış sıkıca sarılmıştım ona. Bende ağlamamak için zor duruyordum.
"Annen ölmeyecek." Saçlarını geriye doğru taradım. Ardından alnına bir öpücük kondurmuştum. Dolan gözlerini sildim. "Sakın böyle birşey düşünme tamam mı? Eğer senin ağladığını onun için üzüldüğünü öğrenirse o da çok üzülür. Eğer ağlamak istersen benim yanıma gel. Beraber ağlarız tamam mı bebeğim?"
Başını salladı.
"Annen sadece uyuyor. Biraz yara aldı ve o yaraların hemen iyileşebilmesi için uyutulması gerekiyor."
Nazlı "Gerçekten mi?"
"Hıhım. Gerçekten."
Bana sarılıp başını göğsüme koyduğunda bu sefer benim gözlerimden bir yaş süzülmüştü. Meyss ile göz göze gelsek de başımı çevirdim.
Selin hepimizin hassas noktasıydı.
.
.
.
.
