İçeriğe geç

KELEBEK

Bölüm 14 · 8 dk okuma

KELEBEK

Bölüm 14

14

Ferit "22 yaşında bir kadın. Çoğu kesikler yaklaşık 5mm derinliğinde. İyileşme hızına bakılırsa kesikler öldükten 1 saat sonra bir falçata ile oluşturulmuş. Karın bölgesinin yedi santim üzerinde sağ taraftan sivri bir cisim ile deşilerek öldürülmüş. Tornavida olabileceğini düşünüyorum."

"Kanında herhangi birşey çıktı mı Ferit bey?"

Başını salladı. "Evet Yalın bey. Bir çeşit uyuşturucu tespit ettik. Başka da birşey tespit edilmedi. Muhtemelen uyuşturucunun etkisindeydi kesikler yapılırken. Karşı koyulma ya da boğuşma izi yok."

"İşimiz zor görünüyor bu defa."

Ferit "aynen." Birkaç saniye duraksadı. "Birde iki yarasında bir toprak kalıntısına rastladım. Örnekleri aldığım gibi hemen analize gönderdim."

"Umarım o analizden birşeyler çıkar. Sağolun Ferit bey, iyi günler."

Ferit "iyi günler."

Laboratuvardan çıkıp adımlarımı bu sefer kriminal laboratuvara yönlendirmiştim.

"Merhaba." Dedim Sahra ile birlikte çalışan Meysa nın yanına vardığımda.

Sahra "merhaba Yalın bey."

Meysa "merhaba Yalın..." duraksadı. "Bey." Sanırım alışmaya çalışıyordu bu duruma. Güldüm. Şuana kadar ismimle seslendiğinden o şekilde alışmıştı tabi. Hoş, Yalın dese de umursamazdım zaten. Ama anlaşılan Meysa işini şimdiden ciddiye almaya başlamıştı.

"Gelişmeler neler?"

Sahra "Meysa sana özet geçer Yalın bey. Kusura bakmayın yetişmem gereken bir yer var da."

Başımı salladım. "Görüşürüz Sahra." Demiştim arkasından.

Meysa ya döndüğümde bir dosyayı gösterdi. "Alınan parmak izi örneklerinden birşey çıkmadı. Gönderilen toprak örneğinin ise bir çeşit torf olduğunu fark ettik. Kesiklerin ölümcül darbeden sonra yapıldığı göz önüne alınırsa cinayet silahının bir saksının içine atılıp saklanmış olabilme ihtimali çok yüksek."

"Elimizde tek bir mekan var. Olay yeri inceleme ekiplerini gece kulübüne gönderiyorum o halde. Tüm saksıları araştırsınlar."

Başını salladığında telefonu çıkarıp gerekli yerleri arayarak bilgilendirdim. Birşey çıkıp çıkmayacağı kesin olmasa da en azından elimizde ufak da olsa bir iz vardı. Hiçbir delil bulunmayan tam bir buçuk yıl sonra çözdüğüm vakalar bile vardı. Delil yetersizliğinden düşüp kapatmak zorunda kaldığımız dosyalar da.

"İyi işti Meysa."

Suratını inceledim. "Sen iyi olduğuna emin misin?" Elim istemsizce yanağına gitmişti. Hafifçe baş parmağımı gezdirdim olduğu yerde. Ateşi vardı sanki biraz.

Başını salladı. "İyiyim." Çektim elimi. Ne oluyor bana? Niye bu kadar endişeleniyorum söz konusu Meysa olunca?

"Turan normalde hafta başı başlayacağını söyledi. Dinlenebilirdin. Hoş şeyler yaşamadın neticede."

Meysa birkaç defa öksürdü. Galiba hasta oluyordu. Üzerindeki solgunluğun sebebini açıklardı bu. "Gelip biraz görmek istedim. Bir anda başlayıp şoka uğramamayım dedim."

"O zaman gel bir kahve içelim. Benim de molamdı birer kahve iyi gelir."

Meysa "Şey... olur."

Turan a haber verdikten sonra emniyetin yanındaki kafeteryaya gitmiştik ikimiz. Şimdi ise karşılıklı oturuyorduk masada. Masada duran bardağın etrafına dayamıştı ellerini.

Meysa "her gördüğümde elinde bir kahve var. Günde kaç bardak tüketiyorsun ki?" Diye sordu kollarını bedenine sararak. Üşüyor muydu o?

"Bilmiyorum. Sanırım bir 8-9 bardak tüketiyorum."

Meysa "bu çok fazla değil mi?"

Omuz silktim. Hafifçe sağa dönerek baktığım tarafta garson ile göz göze gelince yanımıza çağırmıştım. Örtü istemiştim ondan.

"Ayakta kalabilmem için içmem gerek. Bazen hiç uyumadan bir dosya üzerinde çalışıyoruz. O zamanlarda 8' i de aşıyor malesef."

Meysa "kendine hiç iyi bakmıyorsun ama."

Garson örtüyü getirdiğinde Meysa yı gösterdim ona. Örtüyü ona verip gitti. "Teşekkür ederim." Dedi.

"Hasta oluyorsun galiba." Son yudumumu da kafama dikip bıraktım masaya. "İstersen bir revire götürelim seni."

Meysa "olsun. Geçer yarına."

Peki diyerek üstelemedim. "Kardeşin ne yapıyor?" Nasılsa ilerleyen vakitte dediğime gelecek.

Meysa "Simon ailemizin yanına gitti. Artık orada yaşayacak." Suratı daha da düştü. "Aslında bir bakıma da kırgınlığımın sebebi de bu. Uzun zamandır evde onunla yaşamaktan alışmıştım."

"Zor olmalı. Peki sen? Sen burada tek başına mı kalacaksın?"

Meysa "evet. Bende evimi emniyete yakınlarda bir yere taşıyabileceğimi düşündüm."

"İyi yaparsın. Baya uzak çünkü. İstersen sana yardımcı olabilirim. Tanıdığım bir emlakçı var."

Meysa "Başımın çaresine bakamazsam mutlaka arayacağım seni."

"Polis evinde kalabilirsin bu arada bir süre. Hani evin uzak ya. Ya da lojmanda?"

Meysa "Pek rahat edemem ya. İlla kendi evim olacak."

Molamın dolduğunu fark ettiğimde ayaklanmıştım. "Yani, sen biliyorsun."

O da kalkınca hesabı ödeyerek çıktık oradan. Direkt emniyete yönelmiştik. "Evine gidebilirsin sen buradan. İşin bitti."

Meysa başını salladı. Öğlenki halinden daha kötü görünüyordu. "Gitsem iyi olacak sanırım."

"Kötüleşirsen beni ara. Sakın çekinme. Zaten ben seni ararım daha kötü olduğunu sezersem gelirim."

Meysa "Teşekkür ederim Yalın. Herşey için."

Yatağında uzanan sevgilisinin kollarının arasına giren Zeynep onun düşünceli hali için endişeliydi. Cinayet büroda polis olan biriyle sevgili olurken hesaba onları da katmıştı elbette. Ama onun kendini bu kadar harap etmesi birşey diyemese de içten içe üzüyordu Zeynep i. "Sorun ne?" Ellerini onun kaslı göğsünde dolaştırırken bunu sormuştu.

Turan da derin bir nefes aldı. "Aklıma kurcalayan şeyler var bugün gelen olay ile ilgili."

Zeynep "anlatmak istersen dinlerim. Birilerine anlatınca üzerinde daha iyi düşünebilirsin belki."

Turan "bu sanırım öyle birşey değil güzelim." Saçlarını okşamaya başladı. "Teşekkür ederim."

Zeynep "ne yaptım ki?"

Turan "her türlü yanımda oluyorsun." Bı sefer hafifçe eğilip o çok sevdiği sarı saçlara bir öpücük kondurdu. "Seni o kadar çok seviyorum ki... karşında kelimeler bulamıyorum anlatacak."

Gülümsetti sarışını. "Bazen ne düşünüyorum biliyor musun?"

Turan "ne?"

Zeynep "Senin yakışıklı, başarılı ve kendi benliğinin farkında birisi olduğunu. Sonra aklıma sevgilim olduğun geliyor. Diyorum ki neden benimle birlikte?" Telaşla başını kaldırdı. "Yanlış anlama sorgulamak değil niyetim. Seni çok seviyorum."

Gülümseyerek onun dolgun dudaklarına ufak bir öpücük bıraktı. "Bende aynılarını senin için düşünüyordum. Çok güzelsin Zeynep. Bakmalara doyamıyorum sana." Önüne gelen sarı tutamları geriye doğru attı. "Başarılısın, naziksin, her zaman kendinden önce başkasını düşünüyorsun -ki bunu yapmandan nefret ediyorum ama... en önemlisi de çok güzel seviyorsun. Bazen sana yetemediğimi bile düşünüyorum."

Zeynep oyuncu bir edayla karnına vurdu. "Bir daha sakın yetemediğimi düşünüyorum deme bana. Döverim yoksa."

Turan "kelepçelerim ve jopum emrine amade güzelim."

...

Telefonumun çaldığını fark ettiğimde yüzlerce kez okuduğum yazılı ifadeleri masaya bırakmıştım. Ekranda yazan kardeşimin adı ile cevapladım vakit kaybetmeden.

"Efendim bebeğim?"

Aslım "abi! Neredesin? Ne zaman geleceksin?"

"Merkezdeyim nerede olacağım? Çıkacağım birazdan."

Aslım "ha iyi. Gelirken sana söyleyeceğim mağazaya uğrayabilir misin? Çok güzel takılar ayırtmıştım kendime ama gidip almaya fırsatım olmadı."

"Olur uğrarım. İsmi ne?"

Aslım "Cartier."

Verdiği isim ile gözlerimi devirmiştim. Kim bilir ne kadar bayılmıştı o takılara.

"İyi tamam. İstediğin başka birşey var mı?"

Aslım "yok abilerin en yakışıklı ve en mükemmeli. Zaten geçen hafta siparişini vermiştim, stoğu kalmamışrı da o gün."

Güldüm. "Tamam, kapatıyorum ben o zaman. Görüşürüz." Telefonu kulağımdan çekecekken bana seslenince duraksamıştım.

Aslım "Meysa nın yeni işi için ona da bir hediye al."

"Niye alıyormuşum? Kapat hadi şansını zorlama."

Aslım "alt tarafı küçük bir incelik yap dedim ne bağırıyorsun? Hem birkaç gün sonra da yılbaşıydı."

O hatırlatana kadar unutmuştum bile. Tüm emniyet kura çekmiştik. Kime kim çıktıysa ona bir hediye alacaktı. Bana Turan çıkmıştı. Neyseki bir ay önceden almıştım onun hediyesini. 37 yıllık bir Lagavulin viskisi bulmak zamanımı almıştı ve epey de pahalıya patlamıştı bana. Erteleseydim unuttuğumdan alamazdım.

Yani. Alkol koleksiyonu olan bir adama alabilecek en iyi hediye buydu. Hem Turan benim en yakınımdı. Onun için değerdi.

"Görüşürüz güzelim."

Birşey demesini beklemeden kapattım telefonu. Birde hediye al diyordu şuna bak. Niye alacakmışım? Neyimdi ki o benim? Hiçbir şeyim.

Masadaki telefonumu ve diğer eşyalarımı alıp kalktım sandalyemden. Turan çoktan gitmişti evine. Alper de aynı şekilde. Sadece ben biraz daha kalmak istemiştim.

Barda hiçbir şey çıkmamıştı. Orada çalışanlar ve kamera kayıtlarından da birşey çıkmamıştı. Diğer kızın uyanmasını beklemek zorundaydık. Arkadaşlarına ulaşmak zorundaydık. Yoksa işimiz gerçekten çok güçtü.

Öte yandan da birinin ölüp diğerinin ölmemesi de aklımı kurcalıyordu.

Birde yarın gelecek uzmanın fotoğrafları inceleyip yorum yapması da gerekliydi. Belki o bizi bir çıkışa götürebilirdi. Yani umarım.

Emniyetten çıkıp arabama atladığımda yönümü Aslım ın dediği mağazaya çevirmiştim. Kardeşim tam bir takı delisi olduğundan her hafta binlerce liralar bayılıyordu saçma sapan takılara. Anlamıyordum gerçekten.

Ne gerek vardı?

Beni karşılayan görevlilere bir baş selamı vererek girdim içeri.

"Merhaba." Dedim içerideki çalışana.

O da merhaba dediğinde bir tokalaştık.

"Aslım Turanboy adına siparişimiz vardı. Onları alabilir miyim acaba?"

Çalışan suratındaki gülümsemeyi bozmadan "tabi efendim. Şöyle oturursanız hemen hazırlayacağım. Birşeyler içmek ister misiniz?"

"Yok hayır. Hazır olsun da hemen alıp gideceğim, teşekkürler."

O göremediğim birşeyler yaparken etrafı süzdüm bir güzel. Gözüme çarpan bir kolye ile duraksadım olduğum yerde. İnce zarif bir zincir iç içe geçmiş bir çift kelepçenin uçlarına bağlıydı kolyede. Metaldi. Tıpkı benim taşıdığım polis kelepçesi gibi.

Aklıma Aslım ın dedikleri doluştu. Alsam mutlu olur muydu acaba? Yoksa rahatsız mı olurdu? Kızar mıydı?

Alsam abes kaçar mıydı?

Çalışan baktığım kolyeyi görmüş olacak ki yanıma geldi. Vitrinden o kolyenin takılı durduğu standı çıkardı. "Böyle daha rahat bakarsınız efendim."

Uzattığı kolyeyi ellerim arasına almıştım. İnce ve küçük olduğundan çok zarif duruyordu. Ayrıca bunun Meysa nın boynuna da çok yakışacağından emindim. Almak istiyordum evet ama ters tepki almaktan da korkuyordum sanırım.

"Güzelmiş."

Çalışan "anahtarı da var. Kelepçeleri birbirinden ayırıp çift kolyesi gibi kız arkadaşınız ile kullanabilirsiniz. Yani... o şekilde tasarlandı. Çok özel bir koleksiyon."

"Sevgilime almıyorum."

Çalışan "ah çok özür dilerim. Ben önceki siparişleri veren kişi için alıyorsunuz sandım benim hatam." Ona da almıyordum ki.

"Sorun değil." Kolyeyi ona uzattım. "Bunu da alıyorum."

Gülümseyerek aldı elimden. Birkaç dakikanın ardından bir elimde Aslım ın takıları diğer elimde de Meysa ya aldığım kolye ile çıkmıştım mağazadan.

Kelepçelerin anıları olduğundan almak istemiştim. O güzel esmer tenine çok yakışacağını düşündüğümden değil. Evet.

Onunla ilk tanışmamız bileklerine kelepçe takıp merkeze götürmem ile olmuştu. Eğer kabul ederse, taktıkça beni hatırlardı. Beğenip beğenmeyeceğini de bilmiyordum gerçi. Belki de saçma bulacaktı. Bildiğim tek şey bir anda ona bir hediye alma isteği ile dolduğumdu.

.

.

.

.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.