Bir yere doğru götürülürken "Ona dokunma!" Diye bağırdığımda aldığım karşılık tutulan kolumdan sarsılmak olmuştu.
Turan "Nereye götürüyorsunuz bizi?"
"Cevap versenize lan!"
Kulübe gibi bir yere itilip üzerimize kapı kapandığında hızlıca kendimi toparlayıp Meysa ya koşmuştum. Ellerimizi bağladıklarından dolayı dengemi sağlamakta zorlanıyordum. Bu yüzden onun yanına çökünce yere sürtünen dizlerim soyulmuştu pantolonumla hissediyordum.
"O kolu senin götüne sokmazsam!"
Turan "iyi misin kardeşim?"
Meysa "Neden buradayız biz? Neden buraya kilitlediler?"
Yarasını da yokladığımda iyi olduğuna kanaat getirince rahat bir nefes vermiştim.
"Kelebek dövmeli kadın, hani seni onun yerine aldığımız... işte oydu."
Turan "ne yapacağız? Silahlarımız da alındı."
Meysa "burada mı kalacağız? Öldürecekler bizi. Cesedimizi de bulamazlar. Çürüyüp gideceğiz."
"Meysa bir sakin olur musun lütfen? Hazırlıksız değiliz dışarıdan bizi koruyorlar. Çıkacağız buradan kimsenin burnu bile kanamadan. Tamam mı?"
Turan "beş dakika içerisinde helikopter havalanmış olur. Alıkoyulduğumuzu fark etmişlerdir."
Meysa "kurtulacak mıyız?"
Başımı salladım. Az da olsa sakinleşmişken eğdiği kafasını hızla geri kaldırdı. "Etek mi giydin sen?"
Turan kendini tutamayıp gülünce bende kıkırdamıştım.
Turan "Pek tarzım değil ama evet."
Meysa "operasyon icabı sanırım?"
"Hıhım." Turan a döndüm. "Çizmendeki çakıyı almam gerek." Başını sallayıp yaklaştı bana. "Dizin çok kötü olmuş lan." Dedi bana. Yırtılmıştı pantolonum da.
"Birşey olmaz." Zorlukla aldığım çakıyla arkamı döndüm ve elimi ona uzattım. Güç bela iplerden kurtulmuştuk.
Turan "etrafta işe yarar birşeyler var mı bir bakalım."
Kulübe kiler gibi bir yerdi. Kapı demirdi ve muhtemelen de açılmazdı. Başka birşeylere gerek vardı.
Meysa "beyler." Diyerek dikkati üzerine toplayınca döndüm ona. Elinde ne olduğunu bilmediğim şişeler tutuyordu. Sırıttı. "Bazı kimyasallar yanıcı olduğu kadar patlayıcıdır da."
Aklındakileri anlamıştım.
Turan "Yani?"
Meysa "eğer doğru kimyasalları karıştırıp güzel bir kokteyl hazırlarsan mükemmel bir bomban olur. Yanisi patlayıcı yapabilirim bunlardan."
Gülümsedim. "Sahne senin."
Meysa topladığı şişeleri ortaya koydu. "Pekala. Geri çekilin. Kimyasal karıştıracağım alışık olmadığınızdan sizi etkileyebilir." Bir iki adım geri çekildiğimizde kapakları açıp şişeleri sıvıları koklayarak iki gruba ayırdı. Muhtemelen işe yarayıp yaramayacakları ayırıyordu.
Kriminale alınması için CV göndermemiştim boşuna. O fazla iyiydi. Beykoz polis departmanı için gayet yeterliydi.
Meysa "Hazır. Bant lazım."
Etrafa bakındığımda bulduğum koli bandını ona uzattım. Şişenin birini kapıya bantladı. Diğeri elindeyken bize dönmüştü. "Saklanın birşey yapın. Patladığında zarar görmeyelim."
Meysa elindeki şişeyi bir anda kapıdaki şişeye boşaltıp yanımıza koştu. Onu korumak adına elimi başına siper edip eğmiştim. Kapının üzerinde büyük bir patlama ile alev çıktığında bir anda yere düşmüştü.
"İşte böyle."
Ortalık bir anda mahşer yerine dönmüştü. Kendi silahımı bulup karşılık vermeye başladığımda polis helikopteri de inmişti bahçeye. En büyük kargaşayı da o çıkarmıştı tabi.
Meysa yı korumaya çalışırken karşılık koymam biraz zorlasa da üstesinden gelebiliyordum. Biten şarjörün yerini yenisini takarken sağdan gelen silahsız kişiyi indirmişti Meysa. Dövüşte hatrı sayılır kadar iyi olduğunu da o an öğrenmiştim.
"Dikkatli ol!"
Göz ucuyla ekibime baktığımda Turan in bacağını tuttuğunu gördüm.
"Turan yaralı! Ona gitmeliyiz!"
Silahımı Meysa ya verdim. "Koru beni!"
Meysa "ben tabanca tutmayı bile bilmiyorum salak mısın!"
Bilsem de birşey demeden Turan a koştum. Bizi gören Levent de koşup önümüze siper almıştı. "Helikoptere götür onu ben sizi korurum."
Turan ı zorlukla helikoptere taşımıştım. "İyi misin?"
Turan başını salladı. "Geri git ve o kadını alıp gel!"
...
Rahatlamayla kendimi koltuğuma attığımda Turan a odaklandı gözlerim. Kurşunu çıkarttırmış, gerekeni yaptırıp gelmişti odamıza. İyiydi. Başka yaralanan da yoktu.
Turan "Senin Meysa nın da pansumanı yapılıyordu. Gelir şimdi."
"Benim Meysa?" Gözlerim kısıldı. "Ne diyorsun sen?"
Turan "hadi hadi. Fark etmedim mi sanıyorsun aranızdaki çekimi? Meysa ha yara alacak ha aldı derken deliye döndün."
Kısılan gözlerimin yerini bu sefer çatılan kaşlarım aldı. "Turan!"
Kapı çalındı. Gelmesini söylediğimde içeri giren Meysa ya gülümsedim samimice.
"Ah, gel Meysa. Bizde senden bahsediyorduk."
Mutluydum. Hem operasyonu başarıyla tamamlamıştık hem de Meysa nın laboratuvarda çalışması için gönderdiğim cvyi bugünkü maharetini de ekleyerek hızlandırmıştım. Artık kesin gözüyle bakıyordum Meysa nın işine. Çok işimize yarayacaktı.
Meysa "buraya gelmemi söylemişsin?"
Turan özel konuşacağımızı anlamış olmalı ki ayaklandı. "ben gidip bi Alper e bakayım."
O kaçtığında "otursana." Dedim Meysa ya.
Oturdu. Bende masadaki dosyayı önüne uzattım. Açıp okumaya başladığında bende konuşmaya başlamıştım. "Kriminalin kadrosunda açık varmış. Birime CVni yolladım."
Kaşları çatılmıştı. "Neden yaptın bunu?" Sinirlenmiş görünüyordu. Onun sinirine karşın ben gayet sakindim ama.
"Suçsuz yere alındığın gözaltı yüzünden bütün sicilini temizlemiş oldum Meysa. Kadroda açık olduğu için ve CVnin bizim için biçilmiş kaftan olduğunu düşündüğüm için gönderdim. Hepsi bu. Tebrik ederim, artık emniyet için çalışacak bir adaysın. İlk ay deneme ayın. Senin çalışmanı görecekler Meysa. Onay alırsan artık kadrolu çalışan olacaksın."
Dosyayı sinirle masama fırlattı. Bu tavrıyla tek kaşım havalandı. "Tavrına dikkat et." Sesim yüksek değildi ama sert çıkmıştı. Sakindim ama bu tavrı devam ederse bende sinirlenirim.
Meysa "senden torpil mi istedim ben?" Gözlerinin dolduğunu görebiliyordum.
"Torpil mi?"
Meysa "bu yaptığın ona denir Yalın!" Benim aksime onun sesi yüksek çıkıyordu. Çok öfkeliydi ama beni anlamamıştı. Yavaştan benim de sinirlerim yükseliyordu. Torpil diyecek son kişi bile değildim ben. Kendi öz kardeşime bile torpil yaptırmamıştım, yaptırmam da.
"Sesinin tonuna dikkat et Meysa. Seni bir daha uyarmayacağım."
Meysa "ben ne diyorum sen ne diyorsun ya? Ben senden torpil istemedim! Olan şeyi söyledim sadece! Neden yaptın bunu?!"
Sakin ol Yalın. Birşey yok.
Elimi masaya vurarak ayağa kalktığımda irkilmişti. "Torpil yaptığımı düşündüren neydi? Sana neden torpil yapayım? Herşeyden öte karşında bir polis olduğunu unutuyorsun Meysa!" Ağzı şaşkınlıktan açık kalmıştı. "Kendi potansiyelinin farkında değil misin? Sadece CVni etkileyici bulduğum için kriminale yolladım. Onlar da benim gibi düşünmüş olmalı ki onca CV arasında seni seçmişler. Hepsi bu!"
Sustu sadece.
Masa üzerinde duran telefonumu alıp Fatih in numarasını tuşlamıştım. "Odama gelir misin?"
Fatih "Hemen geliyorum başkomiserim."
Telefonu yerine koyduğumda "Fatih seni evine bırakacak. İşi kabul edip etmediğini üç gün içerisinde bildirmek zorundasın. Daha fazla oyalayamam."
"Tamam." Kısık sesle ağzından bir tek bu çıktı. Sonra da zaten Fatih gelip Meysa yı alarak gitmişti.
Dirseklerimi masaya koyarak başımı ellerime gömdüm. Yine başım çatlıyordu. Oldukça kötü hissediyordum kendimi.
Torpil yaptırmamıştım ki ben. Sadece CV yollamıştım. Çünkü özgeçmişi, yaptığı işler, katıldığı etkinlikler, aldığı sertifikalar, okuduğu okulu dereceyle bitirmesi ilgi çekiciydi. Meysa nın potansiyelini onlar da fark etmişti benim gibi. Emniyetin içinde pişmeliydi. Torpil demesi bana hakaretti bir kere.
Nasıl böyle bir his vermiştim ona?
Nefret ederdim ben böyle şeylerden. Bok gibi bir param vardı babadan kalma. Eğer polis olmayı seçmeseydim benim önümde hazır bir şirket bile vardı. Babam ölüp gittiğinde herşeyini bana ve kardeşime bırakmıştı. Buna rağmen ben o şirketin başına geçmedim. Anneme verdim. Onu bile annem yönetiyordu mesela. İsmini duyurmuş sağlam bir şirketim varken baba parası, babası sayesinde buraya geldi, tek vasfı babası gibi şeyler söylenmesin diye ben şirketimizi tepmişken gelip bana torpil yapıyorsun demesi sinirlerimi fena halde bozmuştu. Aman ne büyük bir ironi.
Şuan kafamı takmam gereken daha büyük bir sorun vardı. Alper gibi. Problemi vardı ve bu da benim kafamı fena halde meşgul etmişti gün boyu.
Ayağa kalkıp kapıyı kilitledikten sonra hızlıca yedek kıyafetlerimi giyip masama geri döndüm. Silahımı geldiğimde cüzdanımla birlikte masaya bırakmıştım. Onları da alıp çıktım odadan. Yeni amirimiz Alper in odasına geçmiştim direkt. İçeridekileri çıkartıp oturdum karşısına.
"Konuşalım mı artık?"
Alper "İçelim mi?" Diye sordu. "Burada konuşursak kendimi tutamam."
Kolumdaki saate bakıp ona döndüm. "Zeynep in yerine geçelim alkol alıp." Derin bir nefes aldım. "Nazlı yı nereye bıraktın?"
Alper "buraya gelmeden önce size uğramıştım. Aslım ın yanında."
Başımı salladım ayağa kalkarak. "Mesaimiz bitti. Çıkalım?"
Alper "Çıkalım."
Adım attıkça başıma saplanan ağrıyı yok saymaya çalışıyordum. İlaç içmemeliydim bu sefer. Alkol alacaktım çünkü. Belki içince baş ağrım dinerdi. Ya da başka bir acı onun yok olmasını sağlardı.
Alper in sorununu dinleyip çözebilmemiz için de ayık olmalıyım.
Evet.
Turan ı da alıp çıktık merkezden. Benim arabama binmiştik. Yaklaşık bir yarım saatlik yolculuktan sonra Zeynep in mavi tonlarıyla bezeli kafesinin önünde durunca "Geldik." Dedim. Bi ara markete uğrayıp bira ve viski almıştık. Yemekler Zeynep in kafesinden olacağından mezelere vs hiç bakmamıştım bile. Eli oldukça lezzetliydi.
Dalgındı Alper. Bundan hiç hoşlanmamıştım. Bir sorun vardı ama sorunun ne olduğunu deli gibi merak etsem de bir yandan da sormak istemiyordum. Selin hakkında olduğu belliydi çünkü. Alacağımız haberin bizi sarsacağı belliydi. Peki ben hazır mıydım duymaya?
Zeynep ile selamlaştık önce. O da mutlu olmuştu Alper in buraya taşındığına. Ama onun mutsuz olduğunu görünce düşmüştü suratı.
"Mezeler tamam mı?"
Zeynep "iki tanesi tam değil yardımcı olur musun?'
Mutfağa ikimiz girip birşeyler hazırlamaya başladık. Genelde Turan olurdu ona yardım eden. Ama o yaralıydı ve fazla hareket ettirmemesi gerekiyordu bacağını.
Zeynep "onun nesi var?"
"Bilmiyorum Zey. Geeçekten bilmiyorum ama her neyse aslında öğrenmek istemiyorum."
Zeynep "Neden?"
"İçimden bir ses bunu söylüyor çünkü. Selin ile alakalı olduğu belli."
Bıçağı elinden düşürdü. Gözleri irileşti. "B-başına birşey gelmemiştir d-değil mi?"
"Dua edelim de öyle olmasın."
.
.
.
.