İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 7 · 14 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 7

Bölüm 7

Şarkı: The Pretty Reckless - Make Me Wanna Die

*

Gece boyunca beynimin içerisinde 'nar' diyen bir ses yankılanıp durdu. Öyle ki tüm gece bir sağa bir sola dönüp durarak yastığımı kulaklarıma bastıracak raddeye geldim. Sarp kahramanımı oynarken kokumu duymuştu ve bunu farkına varmadan mı yapmıştı, yoksa kasıtlı bir hareket miydi bilmemek beni deli ediyordu.

Sarp ne yapsın senin nar kokunu?

Yıldızlarımızın barışmadığı çok sevgili iç sesim haklıydı. Kasıtlı olarak böyle bir şeyi neden yapsındı ki? Görünen oydu ki, içimde aklımı karıştırmaya çalışan bir Defne vardı ve ben onu bulmalı, sonra da acımadan başını ezmeliydim!

Bıkkın bir nefes alarak gözlerime kapattığım ellerimi iki yanıma serbest bıraktım. Odama yansıyan hafif güneş ışıklarıyla yattığım yerden doğruldum ve komodinin üzerinde duran telefonumu elime alarak saate baktım. Yediye geliyordu. Telefonumu elimden bıraktım ve biraz hareket etmenin zararsız olacağı kanaatine vararak üzerime rahat hareket edebileceğim şeyler geçirdim. Saçlarımı da sıkı bir topuz haline getirdikten sonra yüzümü yıkayarak çatı katından ayrıldım.

Bahçeye çıkıp temiz havayı içime çektiğimde aklımdan koşuya çıkmak geçiyordu, ama evden çıkmakta olan dayımı görmemle bir an duraksadım. O, adımlarını bana doğru yöneltmişken ben de önüne doğru yürüdüm.

''Oo,'' dedi dayım yaklaştığında, ''Siz bu vakitte ayaklanır mıydınız?''

Sırıtarak başımı belli belirsiz salladım. Bu vakitlerde değil ayaklanmak, gözlerimi açıp uykumdan kopmazdım bile. Ama bu şirket işi uyku düzenimi bile etkilemişti haliyle.

''Uyurdum da, rahat bir gece geçirmedim.''

Dayımın kaşları çatıldı. Hafif endişeli bir ifadeyle elini koluma doğru attı ve, ''Hasta mısın?'' diye sordu.

Kolay kolay hasta olan bir bünyem yoktu. Başımı olumsuz anlamda salladım. Sevgili patronumun anlam veremediğim bir şekilde aklımı karıştırdığını söyleyemezdim. Bu yüzden, ''Hayır,'' diyerek geçiştirmeye çalıştım. ''Oluyor ara sıra.''

Kısa sözlerim ikna edici olmuş olacak ki, dayım fazla üstelemedi. Yüzünde ağır ağır oluşan gülümseme dikkatimi çekerken soru soran bakışlarımı gözlerine yönelttim. Sorumu anlamış olacak ki, ''Biraz çalışalım da formdan düşme,'' dedi.

Ben de sırıttım. Neyi kast ettiğini anlamıştım. Dayım önden giderken ben de onu takip ederek tekrar eve girdim ve aşağıya inen merdivenlere yöneldim. Aşağı kata ulaşmamızla dayım tekrar bana döndü ve spor aletlerinin olduğu odanın kapısını aralarken konuştu. ''Gece uyumana her ne engel olduysa, gel hıncını çuvaldan çıkar.''

İşittiklerim aslen hoşuma gitse de somurttum. Anlaşılan bahçedeki geçiştirici sözlerim sandığım gibi ikna edici olmamış, dayım zihnimi kurcalayan bir şeyler olduğunu anlamıştı. Yan bir şekilde gülümsedim ve üzerimdeki ceketi çıkararak dayımın bana uzattığı eldivenleri giydim. ''Hay hay,'' diye mırıldandım ve omuzlarımı birkaç kez oynattıktan sonra konsantre oldum. Boks çuvalını arkadan sıkıca kavramış olan dayıma bir bakış attım ve onaylayıcı ifadeyle karşılaştığımda çuvala ilk yumruğumu geçirdim.

''Daha iyisini yapabiliyorsun,'' dedi dayım. Beni eğitirken asla yumuşak davranmazdı. Bununla hiç mi hiç derdim yoktu. Biliyordum, eğer öyle davranmamış olsaydı şimdi olduğum kadar iyi olmazdım.

Derin bir nefes aldım ve çuvala bir yumruk daha geçirdim. ''Olmadı,'' dedi dayım. Başka bir ses ise 'nar' diye fısıldadı zihnime. Yutkundum. Aklım allak bullak olurken çuvala bir yumruk daha geçirdim.

''Seni öfkelendiren her neyse ona odaklan. Öfkenden güç al.''

Dayımın sözleriyle başımı onaylarcasına salladım. Bir an duraksadım ve tekrar derin bir nefes aldım. Beynimde yankılanan sesin beni zayıflatmasına izin vermek yerine ona odaklanarak öfkeme tutunmalıydım. Ortada anlam veremediğim bir şey vardı ve ben kızgındım.

'Nar' dedi zihnimdeki ses. Var gücümle çuvala saldırdım. Bir kez daha 'nar' diyen o sesi işittim, bir kez daha hıncımı çuvaldan çıkardım. Beynim bana savaş açtı ve kulaklarımı beynime itaat etti. 'Nar' diyen o tanıdık sesi duydukça daha çok vurdum çuvala. Bir yumruk, bir yumruk daha derken ne ara nefes nefese kalmış bir şekilde geri çekildiğimi bilmiyordum.

''Yalnız sen baya kızmışsın bir şeye.''

Dayımın sesiyle başımı yüzüne doğru çevirdim. Gözlerindeki sırıtan ifade dikkatimden kaçmazken, ''Evet,'' dedim soru sormamasını umarak.

''Bana mı kızgınsın hâlâ?''

Sorusuyla küçük bir kahkaha attım. Dayıma olan kızgınlığım geçeli çok olmuştu. Bir şeylerin arkasından fazla sızlanmaz, bir an önce yeni yola odaklanarak önüme bakmayı tercih ederdim. Hayatta her zaman her şey umduğumuz gibi gitmiyordu ve biz olayları istediğimiz yöne çevirmek için savaşmalıydık. Ben de sonunda kadar savaşırdım, ama yenilmekten de korkmazdım. Yenildiysem vakit kaybetmez, yeni bir yol çizerdim kendime. Bu yüzden dayıma olan öfkem de içimde yanmış ve kül olmuştu.

''Kaderime razı geldim,'' dedim şakacı bir tonda.

Dayım başını anladığını belli edercesine salladı. Ellerimi eldivenlerden kurtardım ve iki yanıma yerleştirdim.

''Sarp yüzünden mi?'' diye sordu dayım bu defa.

Bu sorunun cevabı olumluydu. Ama Sarp'ın davranışları beni sadece anlık öfkelendiriyor, onu önemsemediğim için beni uzun süreli rahatsız etmesine müsaade etmiyordum. Ama şu nar meselesi canımı oldukça sıkmıştı.

Neden bu kadar takıldığını sordun mu kendine, Defne?

''Nesini sorayım ki be!''

''Efendim?''

Dayımın garipseyen bakışlarıyla iç sesime sesli bir cevap verdiğimi anladım. Bu dudaklarına fermuar çekemeyen iç sesim bir gün başıma bela olacaktı.

Olsa da üstesinden gelirsin sen.

Şimdi de yağcılık yapan iç sesime içten içe göz devirdim ve dayıma doğru gülümseyerek, ''Yok bir şey, dayıcığım,'' dedim. ''Sarp denilen o adam biraz canımı sıkıyor evet.''

İlhan dayım bir kez daha anladığını belli etmek adına başını salladı. Sonra elini babacan bir tavırla omuzuma yerleştirerek, ''Sen bir yola girdin, Defne,'' diye hatırlattı. ''Evet, bu yeni görevin hoşuna gitmedi. Ama ilk değilsin. Senden önce de bu tarz işlerle ilgilenen arkadaşların olmuştu.''

Kurucu aileden olduğum için özel muamele bekleyemezdim. Madem babamların yolundan gitme kararı almıştım, madem görevlerimi dayımdan almayı en başta kabul etmiştim, o halde şimdi ne iş verilirse yapmalıydım. Bunu günler önce idrak etmiş olsam da, dayıma karşı bozuntuya vermedim.

''Öyle,'' diye tastikledim dayımı.

''Öfkene hakim olduğun müddetçe her şey gayet iyi gidecek, eminim.''

''Bunu bir de öfkeme söyle.''

Dayım güldü. Omuzumdaki eli artık kolumu sıvazlarken, ''Başaracaksın, kızım,'' dedi. ''Haftaya tekrar Ferit ile görüşeceğim. Senin de bize katılmanı istiyorum. Dikkat etmeni istediğimiz kişiler var.''

İşittiklerim Güvener ailesi için hoş olmasa da, benim hoşuma gitmişti. Dikkat etmem gereken insanlar demek, ortada bir işler dönüyor demekti ve benim içimde resmen aksiyona aç bir Defne yatıyordu.

''Peki,'' dedim, ''Ama bu kez başka bir yerde görüşelim. Ferit Beyin odası pek iyi bir seçim değil. Yeterince yalan söyledim Sarp'a. Ayağıma dolanmasın sonunda.''

Dayım beni başıyla onayladı. ''Hallederiz,'' dedi ve gülümsemesi genişlerken, ''Bu haftayı Sarp'ı boğazlamadan bitirirsen sana bir kıyağım olur,'' diye ekledi.

Kulaklarımı dolduranlar ilgimi çekerken duruşumu dikleştirdim ve, ''Nasıl bir kıyak?'' diye sordum.

''Ne olduğunu söylemem,'' diye yanıtladı dayım. ''Ama hoşuna gidecek.''

Oflamakta bir sakınca görmedim. Somurtkan bir ifadeyle dayıma baktım ve, ''Aşk olsun ama,'' diye mırıldandım.

Dayım ise koluma birkaç kez hafifçe vurdu ve sır vermemeye devam ederek, ''Hadi hazırlan da kahvaltı et,'' dedi. ''İşine geç kalma.''

Haklı sözlerine karşılık kıstığım gözlerimle dayıma baktım. ''İçten içe beni düşürdüğün durumdan keyif alıyorsun değil mi?''

İlhan dayım küçük bir kahkaha attı ve ellerini teslim olurcasına havaya kaldırarak, ''Yakalandım,'' dedi.

Sinsice sırıttım ve odadan çıkmadan evvel son kez ona döndüm. ''Ayağını denk al dostum, ben senden güçlüyüm.''

Kendi katıma çıkarak aceleyle hazırlandıktan sonra tekrar aşağıya indim. Giyeceğim kıyafetleri seçerken operasyonlarda giydiğim siyah giysilerim gözüme çarpmış, adeta bir Bihter Ziyagil edasıyla ömür boyu uzaktan bakacaksın bana demişlerdi. Allah korusundu!

Ailemle kahvaltı yaptıktan sonra şirketin yolunu tuttum. Yolda Güneş'e uğrayarak Müjgan abladan kahvemi almayı da ihmal etmemiştim. Bir yandan kahvemi yudumlarken bir yandan da şirkete ulaşmış, ajandayı kurcalayarak bugün nelerle uğraşmam gerektiğini anlamaya çalışmıştım.

Toplantılar, görüşmeler, mimarlar, mühendisler, Sarp ve nar.

Şansını zorluyorsun iç ses.

Derin bir nefes aldım. Kahvemden koca bir yudumu mideme yolladım ve artık pekte sıcak olmayan sıvı kendine bir yol çizerken elimdeki bardağı masama bıraktım. Kendi kahvem iyi güzeldi de, bir de Sarp Efendinin kahvesi vardı. Mutfağa doğru yönelecekken aklıma gelen şeyle yerime oturdum. Sarp'ın kahvesini yapsam yine soğuk olduğunu iddia ederek beni bir kez daha mutfağa yollayabilirdi. O yüzden en güzeli gelmesini beklemek olacaktı. Bu fikir aklıma yattığında kendi kahveme uzandım ve titreşen telefonumla dikkatimi ekrana verdim. Çisem'den gelen mesajı görmemle uygulamayı açtım.

Nasıl gidiyor.

Sırıtarak telefonu elime aldım. Zihnim anında şiddet içeren binbir türlü cevapla dolup taşarken tuşlara sarılmam uzun sürmedi.

Sonsuza kadar iyi taraftayım. Ama her an katil olabilirim de...Karışık.

İşittiğim kapı sesiyle başımı hızla telefonumdan kaldırdım. Biraz ötemde kapanan kapı Sarp'ın geldiğinin habercisi olurken oturduğum yerden kalktım ve ne yapacağıma karar vermeye çalıştım. Önce kahvesini mi yapmalıydım, yoksa yanına mı gitmeliydim?

Ben kahvesini hazırlayana kadar Sarp yerleşebilirdi. Bu yüzden ona zaman kazandırmayı amaçlayarak ilk önce mutfağa yöneldim ve kahvesini hazırlayarak tekrar odasının yolunu tuttum. Bugün kendisini bekleyen tüm randevular aklımdaydı ve rahatlıkla karşısına çıkabilirdim. Kapıya ulaştığımda derin bir nefes aldım ve dayımın bahsettiği kıyağın beni motive etmesini umarak kendime sakin kalacağım sözünü verdim. Sakin kalamazdım belki, ama en azından deneyecektim.

''Hadi kızım Defne. Gülümse.''

Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim ve önümdeki kapıyı tıklattım. İçeriden gelen sesle kapıyı aralayarak içeri girdim. Güler yüzlü olmakta sandığımdan daha kararlı ve daha başarılı olacağım ki, ''Günaydın, Sarp Bey,'' diye şakıdım.

Sarp gelir gelmez kağıtlara gömmüş olduğu başını kaldırarak bana baktı. Bu bir başlangıçtı. Demek ben farklı davranınca onun davranışları da değişebiliyordu. Sonuçta karşımdaki adam ilk gün yüzüme bakma zahmetini göstermeyen adamla aynıydı.

Patronum bir süre garipseyen gözlerle bana baktı. Dudaklarından henüz bir karşılık dökülmese de masasına doğru yaklaşmakta zarar görmedim. Kahveyi tepsiden alarak masasına bıraktım ve, ''Kahveniz,'' diye mırıldandım.

Sarp'ın gözleri masasına bırakılan fincandan tekrar bana kayarken, ''Günaydın,'' dedi. ''Teşekkür ederim.''

İçimdeki Defne sinsice sırıtırken, iç sesim ara sıra yaptığı üzere mantıklı konuştu.

Böyle böyle adam olacaksın Sarp Efendi.

Mükemmel asistanı oynamaya devam ettim ve, ''Afiyet olsun,'' dedim. Elimdeki tepsiyi dizlerime doğru sarkıtarak geri geri birkaç adım attım ve, ''Dilerseniz bugünki programınızdan bahsedeyim,'' diye ekledim.

Sarp başını sallayarak fincanı önüne doğru çekti ve geriye doğru yaslanarak, ''Dinliyorum,'' dedi. Bir dakikadır da olsa anlaşabiliyor olmamız beni motive ederken, aklımdaki bilgilerin dilimden dökülmesine izin verdim.

''Bir saat sonra Ankara'lı ortaklar gelmeden önce son kez mimar ekiple toplantınız var. Öğle arasından hemen sonra da Ankara'lılar gelecekler. Teklifinizi kabul ettikleri taktirde onlarla çıkıp araziye gideceksiniz.''

''Gideceğiz.''

''Gideceğiz?'' dedim sorarcasına.

Sarp kahvesinden bir yudum aldı ve, ''Ben nereye, sen oraya. Unuttun sanırım,'' dedi.

Dayımın bahsettiği şeyler arasında bu da vardı. İş yemeklerine ve görüşmelere ben de katılacaktım. Bunu unutmamam gerekirdi.

Başımı olumlu anlamda salladım ve, ''Tabii,'' dedim bozuntuya vermeyerek. Sonra tekrar gülümsedim ve, ''Bir isteğiniz var mı?'' diye sordum. Bu sırada 'nar' dedi içime hapsolup kalan o ses. Gülümsemem dudaklarımda donup kaldı.

''Önerdiğin değişiklikleri kontrol ettin mi?''

Bana yöneltilen soruyu işitsem de bir tepki veremedim. Kulaklarımı tıkayarak ayaklarımı yere vurmak, nar kokusunu yayan saçlarımı kazımak istiyordum!

''Işıl?''

Eskiye nazaran biraz daha çok üstüme alındığım isimle, ''Buyrun,'' dedim zoraki bir şekilde. Bir dakika öncesinin aksine şimdi koşarak bu odadan çıkmak istiyor, karşımdaki adamı görmek istemiyordum.

''İyi misin?''

''İyiyim,'' diye cevapladım ve az evvel aldığım soruyu kendi kendime tekrar ettikten sonra, ''Az sonra bakacağım arkadaşlara,'' dedim.

Sarp bana şüpheci bir bakış attı ve, ''Güzel,'' diye mırıldandı. Bu sırada odanın kapısı tıklatıldı, ama Sarp daha bir yanıt vermeden kapı aralandı ve içeri Kaan girdi.

''Selam,'' diyerek içeri doğru adımladı Kaan ve yanımdan geçerken bana dönerek gülümsedi. ''Günaydın.''

''Günaydın, Kaan Bey.''

Kaan, Sarp'ın karşısındaki koltuklardan birine yayılırken Sarp'ın ters bakışları kuzeninin üzerindeydi. Sonrasında bakışları beni bulduğunda, bugün içime hangi mutluluk canavarının kaçtığını sorgulamaya son vererek, ''Bu planda yoktu,'' dedim Kaan'ın gelişini kastederek.

Sarp bana alaylı bir bakış attı ve, ''Unutmuş olmayasın,'' dedi.

''Hafızam kuvvetlidir,'' dedim ve hemen ardından Kaan'a dönerek, ''Kaan Bey?'' dedim sorarcasına.

Kaan'ın bakışları anında bana dönerken, ''Işıl?'' dedi tıpkı benimle aynı tonda. Sesinden akan keyif dikkatimden kaçmazken, ''Çay veya kahve alır mısınız?'' diye sordum.

Karşımdaki adam başını olumsuz anlamda salladı ve, ''Yeni içtim,'' dedi. ''Teşekkür ederim.''

Başımı sallamakla yetindim ve tekrar Sarp'a döndüm. Ters bakışları bu kez beni hedeflemişken neyi yanlış yaptığımı anlamaya çalıştım. Umursamaz olsam yaranamıyordum, o kesindi. İşimi düzgün yapınca da mı memnun edemeyecektim ben bu adamı? Dengesiz şey!

Ne yapmam gerektiğini soracaktım ki, Sarp benden önce davranarak, ''Çıkabilirsin,'' dedi. ''Toplantıdan önce dosyaları getir. Üstünden geçmek istiyorum.''

''Tabii efendim,'' dedim ve içimden ekledim. Getireyim de kafana fırlatayım.

Hızla arkamı dönüp odadan çıkarken son anda tekrar kabalaşmış olmasının verdiği bir kızgınlık vardı içimde. Dengesiz olan o muydu, yoksa ben miydim? Adamın işlerini yapmak için buradaydım sonuçta, elbette sürekli benden bir şeyler isteyecekti. Ama en azından insan gibi yapamaz mıydı bunu?

Derin bir nefes alarak mutfağa doğru yöneldim ve elimdeki tepsiyi yerine bıraktıktan sonra asansöre yöneldim. Geçen toplantıda işlerine maydonoz olduğum mimarları kontrol etmem gerekiyordu. Bunu özenle yerine getirerek tekrar kendi katıma ulaştım. Son toplantıya yarım saat kalmıştı ve umuyordum ki, bu süre Sarp'ın dosyalarını incelemesi için yeterli olurdu. Daha fazla vakit kaybetmeden gerekli dosyaları aldım ve Sarp'ın odasına girdim. Kaan'ın henüz burada olduğunu görmemle ağır adımlarla ikiliye doğru ilerledim ve ses çıkarmadan konuşmalarının sonlanmasını bekledim.

''Yengem ile görüştüm ben,'' diye açıkladı Kaan. ''Akşam için hazırlıklı olacak.''

Aklıma Kaan'ın geçen sefer bahsettiği yemek gelirken, Sarp'ın aklında da bu olacak ki, işittiklerine karşılık olarak başını olumlu anlamda salladı. Kaşlarını çatmış, ciddi bir ifade takınarak kuzenine bakıyordu. Arkasına yaslanmış ve dirseğini koltuğunun kenarına yaslamıştı. Bir elinde döndürüp durduğu kalemse dikkatimden kaçmadı.

Nar!

Pislik iç sesim yine devreye girdiğinde, ''Kes sesini,'' diye mırıldandım.

Oluşan sessizlik nedeniyle duyulmuş olacağım ki, ''Bir şey mi söyledin?'' dedi Sarp.

Sorusuyla vakit kaybetmeyerek elimdeki dosyaları havaya kaldırdım ve, ''Dosyalar,'' dedim.

''Getir.''

Öne doğru bir adım attım, ama sonra duraksadım. Ya yine kokumu alırsa ne olurdu? Ya yine 'nar' derse, ya gece yine uyuyamazsam?

Saçmalama, Defne.

Gerçekten saçmalıyordum. Öne doğru birkaç adım daha atarak Sarp'ın yanına yanaştım. Beyefendi lütfedip dosyaları elimden almaya yeltenmediği için dosyaları önüne bırakmalıydım. Bunu masasına çarparcasına yapmak istemiyorsam mecburen masaya, dolayısıyla Sarp'a doğru eğilmeliydim.

Eğil kız. Ne olacak?

''Ya kokumu alırsa?''

''Ne kokusu?''

Sarp'ın sorusuyla gözlerimi kocaman açtım. Bir kez daha lanet olası iç sesim yüzünden pot kırmıştım. Nedendir bilmem, kollarımdaki dosyalara iyice sarıldım ve, ''Şey,'' diye mırıldandım.

''Ne?'' dedi Sarp sorarcasına. Son dakika yalanları konusunda üstüme yoktu, ama Sarp'ın bu delici bakışları altında işim zordu.

''Yangın,'' dedim birden.

Sarp'ın kaşları iyice çatıldı. ''Ne yangını?''

''Mutfakta. Yakmışlar. Bir şey yakmışlar...Beceriksizler.''

''Kim ne yakmış?''

''Ben de bilmiyorum,'' diye gevelemeye devam ettim. ''Mutfakta ağır bir koku var o yüzden.''

Karşımdaki adam bana garipseyen bakışlar attı. Yine de ortada bir tehlike olmadığından geri kalan bilgilerle ilgilenmiyor olacak ki, fazla soru sormadan, ''Bunun konumuzla ne alakası var?'' diye sordu sadece. Sıkıca sarıldığım dosyalara bir bakış attı ve, ''Alabilir miyim artık?'' diyerek yeni bir soru daha attı ortaya.

''Alabilirsiniz,'' dedim. Ama Sarp'ın dosyaları alması adına bir yardımda da bulunmadım.

Bana neler olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu, ama dengemi bozanın karşımdaki adamın burnundan girip dudaklarından çıkan o 'nar' meselesinin olduğunu biliyordum.

Sen zayıf değilsin dedi iç sesim, ilk kez bana destek olarak. Kendine gel.

Derin bir nefes aldım. Kendimi toparlamam gerektiğinin farkına vararak daha fazla düşünmedim ve dosyaları Sarp'ın önüne bıraktım.

''Şükürler olsun,'' diye mırıldandı Sarp. Dişlerimi birbirine bastırdım, ama bir karşılık vermedim. Konuşursam yine sinir bozucu bir karşılık alacak ve kendi ellerimle öfkemi körüklemiş olacaktım.

Önümüzdeki yirmi dakika dosyalar üzerinde çalışan Sarp ve Kaan'ın yanındaydım. Konuştukları şeyleri dikkatle dinleyerek proje hakkında bilgi edinmeye baktım. Daha ne kadar burada çalışacaktım bilmiyordum ve işlerin nasıl yürüdüğünü bilmek kesinlikle yararıma olacaktı.

''Tamamsak geçelim toplantıya,'' dedi Sarp oturduğu yerden kalkarken, Kaan da ayaklanırken Sarp'ın ister istemez bana doğru yaklaşmasını engellemek adına hışımla arkamı döndüm, ama masasının ucuna çarpmamla geriye doğru sendelemem bir oldu. Klasik sahnelerden biri gerçekleşip Sarp beni dirseklerimden yakalarken aklımda sadece saçlarım ve nar vardı.

''Sen yine su içmedin mi?'' diye sordu Sarp. Sendelemiş olmamı farklı yorumlamıştı.

''İçtim,'' dedim. Bir yandan da Sarp'ın saçlarımdan uzak durmasını diledim. Nefesini neredeyse saçlarımda hissediyordum ve bu dileğimin pek gerçekleşmediğine işaretti.

''Emin misin?''

''Elbette,'' diyerek hızla başımı salladım. ''O kadar çok su içtim ki midemin içi her an dördüncü okyanus ilan edilebilir.''

Kaan'ın kahkahası kulaklarımı doldururken kaşlarımı çattım. Başımı hafifçe ona doğru çevirdiğimde yan gözle Sarp'ı da görür hale geldim. Başımı tamamen yüzüne doğru çevirsem, gerçekten gülümseyip gülümsemediğini çözebilirdim, ama yapmadım.

''Siz beni bir bıraksanız mı?'' diye sordum.

''Evet kardeşim,'' diye destekledi beni Kaan. Ses tonundaki eğlenir tını dikkatimden kaçmadı. ''Işıl'ı bir bıraksan mı?''

Sarp dirseklerimi bıraktı. Masadaki dosyaları hızla toparlayarak bu kez doğru bir şekilde geriledim ve yine de düşmeme fırsat vermediği için Sarp'a teşekkür etme gereği duyarak, ''Teşekkür ederim,'' dedim sert bir tonda.

Ellerini ceplerine daldırmış bir vaziyette hareketlerimi takip eden Sarp yan bir şekilde sırıttı ve, ''Rica ederim,'' dedim.

Sarp'ın yüzündeki eğlenir ifade canımı sıkmaya yeterken, bir benzerinin de Kaan'ın yüzünde olduğunu biliyordum. Aynı şekilde biraz daha bu odada kalırsam iki adamın da gözlerini morartacağımın da farkındaydım. Bu odayı terk etmeliydim.

Duruşumu dikleştirdim ve, ''Ben toplantı odasına geçeyim,'' dedim katı bir tonda.

Sarp başını salladı. ''Geç bakalım.''

Ona son kez ciddi bir bakış attım ve hızlı adımlarla kapıya doğru ilerledim.

Kaan yeterince sessiz olduğunu sandı, ama ben onu duydum. ''Çok acayip bu kız.''

''Çok...çok...,'' dedi Sarp duymadığımı sanarak, ama bunu da işittim. Devamında ne söylediğiniyse asla bilemeyecektim, zira kapıya ulaşmış, çıkmazsam dikkat çekecektim.

Odadan dışarı doğru bir adım attım ve kapıyı ardımdan kapattım. Yeterince sakin kalmış, sinirlenmeyeyim derken gereğinden fazla saflaşmıştım.

Umarım yapacağın kıyak tüm bunlara değer sevgili dayıcığım!

BİTTİ! Sevdiniz mi?

Bölüm sonu

5 yorum