Kulaklarımı dolduran sözlerle neye uğradığımı şaşırdım. Bir yerlerden adımı işitmiştim, ama şansıma kimse açıkça beni işaret ederek söylememişti bunu. Hemen bir şeyler yaparsam durumu kurtarabilir, sesin sahibinin Sarp yakınımdayken bana yanaşmasına engel olabilirdim. Sakinliğimi korumak adına derin bir nefes alarak gülümsedim. Benimle aynı sözleri duyan ve gerilen Kaan ile Çisem'e bakmayıysa ret ediyordum.
Boğazımı temizledim ve Çisem'in kulağına doğru eğilerek, ''Ben kaçıyorum,'' diye mırıldandım. Bu tür olayların üstesinden gelme konusunda ben kadar usta olan Çisem de kendini hızla toparladı ve, ''Tamam canım,'' dedi gülümseyerek.
Tercümesi: Kaç kanka, kaç!
Bu kez oturduğum yerden kalktım ve, ''İzninizle,'' diyerek arkamı döndüğüm gibi mekanın içine doğru ilerledim. Sarp lavaboya gideceğimi düşünerek üstelemeyecekti ve ben rahatlıkla durumu kontrol altına alabilecektim. Hızlı adımlarla içeri girdiğimde ardımda adım sesleri işitebiliyordum, ama bir kez daha adımı seslenen olmadı. Çisem ve Kaan da en az benim kadar gerilmemiş olsalar bir an için yanlış işittiğimi düşünecektim, ama duyduğumdan da gördüklerimden de emindim. Lavaboya doğru ilerlemeden evvel arkamı döndüm ve iki kadının içeri doğru ilerleyerek oturacak masa aradıklarına şahit oldum. İkisi de benimle ilgilenmiyordu. Sanırım adımı seslenen kadınlar bunlar değillerdi. Şu saniye için üstünde durmayarak lavaboya girdim. Soğuk suyu açarak yüzüme çarptım ve bileklerime de su tutarak ferahlamaya çalıştım. Tekrar dışarı çıkmalı ve beni tanıyan kadınların beni görmelerine olanak sağlamalıydım. Sarp'ın yanında benimle konuşmalarındansa, bunu şimdi yapmaları daha iyiydi.
Aynadaki yansımama son bir bakış attım ve sonra aceleci adımlarla lavabodan çıktım. Adımlarım yavaşlarken etrafıma bakınarak oyalandım. Bir yandan da gözlerimi diğer masaların üzerinde gezdiriyor, tanıdık bir yüze denk gelmeyi bekliyordum. Lakin ne kadar dikkatli bakarsam bakayım, tanıdığım hiç kimseyi görmedim. Adımı seslenen kişinin dışarda olmamasını umarak, seslenilenin bir başka Defne olmasını umut ederek tekrar dışarı çıktım.
Buna cidden ihtimal veriyor musun?
İhtimal verip vermediğimi bilmiyorum, ama anlam veremediğim kesindi. Dışarıda oturuyorduk ve belki de yoldan geçen biri tanımıştı beni. Sanırım bu, içinde bulunduğum durum için oldukça mantıklı bir açıklamaydı.
Derin bir nefes alarak gülümsedim ve adımlarımı masamıza doğru yönelttim. Yokluğumda masaların birleşmiş olmasının farkına vararak yerimi aldığımda bizimle muhattap olmak istemediğini iddia eden Kaan'a imalı bir bakış attım. Göz göze geldiğimizde bakışlarımla ne demek istediğimi anlamış olacak ki, ''Çisem çok ısrar etti,'' dedi. ''Kıramadım.''
Anladığımı belli edercesine alaylı bir şekilde başımı salladım. Gözlerini üzerimde hissettiğim Çisem'e doğru döndüm. Gülümsediğinde bunun anlamını da anlamıştım. Her şeyin yolunda olduğuna emin olmasam da, onun bu yönde bir mesaj vermek adına geri gülümsedim. Bu sırada Çisem ve Kaan'ın siparişleri de servis edildi.
''Haydi, yemeğin soğuyacak,'' dedi Sarp. Bakışlarım nihayetinde onu buldu. Ona doğru en güzel gülümsememi takındım ve tabağına baktım. O da yemeğine dokunmamıştı.
Sen gelmeden boğazından geçmemişse demek.
''Belki de sadece Çisem'lerin yemeği gelmedi diye görgü kurallarına uymuştur,'' diye mırıldandım kendi kendime.
''Bir şey mi dedin?''
Sarp'ın sorusuyla bakışlarım onu buldu. Sonra kendi kendime konuştuğumu işitenin sadece o olmadığının farkına vararak yanımızdaki ikiliye döndüm. Kaan alaylı gözlerle beni süzerken Çisem'in bakışlarında açık bir uyarı vardı.
''Perileriyle konuşuyordur yine,'' dedi Kaan ve Çisem'e doğru döndü. Arkadaşımın tabağını işaret ederek onu yemeğe teşvik etti ve sonra yemeğine odaklandı.
''Kusura bakma, Işıl,'' dedi Sarp, kuzenine yandan bir bakış atarak. ''Kaan ilişkimizden yüz bularak senin hakkında böyle rahat konuşabiliyor. Eğer rahatsız oluyorsan...''
''Yok yok,'' diye itiraz ettim hemen. ''Kaan Bey'in espri anlayışına alıştım ben. Sorun yok.''
''Aa,'' diyerek bana doğru döndü Kaan. Gülüşündeki oyuncu kırıntılar sırıtmama neden oldu. ''Bey yok bundan sonra. Rica ediyorum.''
Aramızdaki resmiyeti sanki çoktan kaldırmamışız gibi gülümsedim. Aynı karşılığı almamla önüme döndüm ve ben de yemeğime odaklandım.
''Şu davete biz mi katılsak, Işıl?''
Sarp'ın sorusuyla başımı tekrar kaldırdım. Açıkcası davetlere katılıp ne süslenmek istiyordum, ne de Sarp'ı hedef haline getirmek istiyordum. Ama Sarp'ın babası ve Kaan ile gitmekte diretmesindense, benimle katılmak istemesini kabul edebilirdim.
Bir yanıt vermek adına dudaklarımı aralamıştım ki, ''Evet, evet. Gidin,'' diyerek araya girdi Kaan.
Görmezden geliver.
Sarp gözlerini benden ayırmadan Kaan'a hitaben konuştu. ''Işıl'a sordum.''
''Bana uyar.''
''Uyuyormuş bak.''
Sarp, Kaan'ın sürekli araya girmesinden rahatsız olarak dişlerini sıktı. Derin bir nefes aldı ve, ''Kaan,'' dedi uyarıcı bir tonda. Kaan buna elbette aldırmazdı. Normal anlarda bizi delirtmeye yemin etmiş gibi davranması yeni bir şey değildi, ama bugün Çisem buradayken bile ilgisini üzerimizden çekmemesi cidden inanılmazdı. Kurtarıcım olmasını umarak Çisem'e döndüm. Bakışlarımi hissederek o da bana döndü. Bu bizim aramızda olan bir şeydi, birbirimize seslenmemize gerek kalmaz, bu şekilde diğerimize bir mesajımız olduğunu anlatırdık. Göz göze geldiğimizde arkadaşıma anlamlı bir bakış atmam yeterli oldu. Anladığını belli edercesine Kaan'a dönerek ona seslendi. Böylece Kaan burada olsa bile, ilgisini üzerimizden çekmeyi başarmıştım.
Bakışlarımı tekrar Sarp'a çevirdiğimde beni izlediğini gördüm. Gözlerinde imalı bir ifade, dudaklarında da bir sırıtış vardı. Bakışları benim de aynı ifadeye bürünmeme neden olurken, ''Sen çok fenasın,'' dedi.
Ha şunu bileydin.
Başımı sağa sola sallayarak itiraz ettim. ''Değilim, zorluyorlar beni.''
Sarp bir şey demedi. Yüzündeki gülümsemeyi koruyarak yemeğine döndü. Öğle yemeğimizin devamında Çisem sayesinde Kaan'ın bombardımanına uğramamış, sanki yalnızmışız gibi rahatça sohbet edebilmiştik.
Yemeğin ardından tekrar şirkete dönmüş ve kimseye bir şey belli etmemeye çalışarak art arda iki toplantıya girmiştik. Toplantı sonrası soluğu Sarp'ın odasında aldık. O, kendisine getirdiğim kahvenin tadını çıkarırken ben de toplantı esnasında aldığım notları çözmeye çalışıyordum. Not not değil de çözmesi imkansız bir şifreydi sanki!
''Şu mimarların bahsettiği adamın adı neydi?''
Sarp'ın sorusuyla ona doğru kısa bir bakış attım. ''Hemen bakıyorum,'' diyerek not defterimin diğer sayfasını açtım. Ama burada da durum aynıydı ve aceleyle yazdıklarımı şu an hiç mi hiç okuyamıyordum.
''Ay Sarp Bey,'' dedim ağlamaklı bir sesle. ''Yazdıklarımı okuyamıyorum ben!''
Masanın diğer ucundaki adam sesli bir nefes aldı. ''Bey mi olduk şimdi yine?''
Helal Defne, Allah'ın işkoliği yazdıklarını okuyamamana değil de, ona hitap şekline takılıyor artık.
Sorusuyla ona doğru mahcup bir bakış attım. ''İki saattir bir açık vermemek için Sarp Bey diye diye koşuyorum peşinden, dilim alışmış ne yapayım?''
''On kez Sarp de, dilini bu yönde alıştır,'' diye yanıtladı Sarp sorumu ciddiye alarak. Peki ben cevabını ciddiye almalı mıydım?
Alsana. Güleriz.
İç sesime göz devirmek istedim. Ama o lanet sesi bir tek ben işittiğim için Sarp bu hareketime bir anlam veremez ve muhtemelen bu çocuksu davranışımı üstüne alınırdı. Bunu istemezdim.
''Niye bu kadar takılıyorsun ki?'' diye sordum. ''Şirketteyiz sonuçta. Disiplinini takınmıyor muydun sen burada?''
''Orası öyle,'' dedi Sarp. ''Ama ilişkimizi saklamak isteyen sensin. Yani aramıza resmiyeti dikkat çekmemek için koyuyorsun. Ben istediğim için değil.''
Bu noktada haklıydı. O yüzden üstelemedim. Ne şifresi olduğu belli olmayan yazımı çözdükten sonra şirketten ayrıldık. Sarp beni eve bırakma konusunda üstelese de, ona Çisem ile bir iki mağazaya uğrayacağımı sonra da yemek yiyip eve geçeceğimi söyledim. Alışveriş merkezlerinin inşa edilmesinde seve seve büyük bir rol oynayan Sarp, alışveriş merkezini turlama fikrine hiç sıcak bakmayarak yakamı bıraktı. İçim rahat sayılırdı. Zira alışveriş için olmasa da Çisem'i görecektim ve muhtemelen günü gerçekten onunla yemek yedikten sonra sonlandıracaktım.
Dayımı görmek adına merkeze geldiğimde büyük adımlarla karşımdaki binaya doğru ilerledim. Karar verilmişti, davete Sarp ile ben katılacaktım ve bunu dayıma bildirmeliydim.
*
Üzerimdeki elbiseyi düzelterek aynadaki yansımama son bir bakış attım. Davet günü gelip çatmıştı ve Sarp dakikalar sonra beni almak için burada olacaktı. Annemin benim için seçtiği elbisenin eteklerinden tutarak çantamı aldım ve silahımın eteğimin altına güzelce yerleştiğinden emin olduktan sonra aşağıya indim. Bu akşam evde kimse yoktu, bu yüzden kimseye takılmadan evden çıktım. Sarp'ın arabasını görmemle adımlarım büyürken yanına ulaşmam da uzun sürmedi.
''İyi akşamlar,'' diyerek telefonuyla ilgilenen Sarp'ın dikkatini üzerime çektim.
Umduğum gibi başını telefonundan kaldırdı. Elindeki aleti cebina attı ve dudaklarında bir gülümseme oluşurken bakışları üzerimde gezindi. ''Çok güzel olmuşsun.''
İşittiklerimle kıkırdadım. Ona doğru bir adım attım ve, ''Teşekkür ederim,'' dedikten sonra içimden gelen saf sevgiyle yanağına bir buse bıraktım. Bu hareketim Sarp'ı bir an için afallattı. Kısa bir süreliğine şaşıran ifadesi git gide yerini bir gülümsemeye bıraktı.
Defne Hanım level atlıyor sayın seyirciler.
Sarp bana daha kaç saniye öylece baktı bilmiyorum. Ama nihayetinde boğazını temizledi ve, ''Gel hadi,'' diyerek sırtını yaslandığı arabadan ayırdı. Şoför koltuğunun yanındaki koltuğa açılan kapıyı benim için aralayarak ekledi. ''Vakit kaybetmeyelim.''
Sözlerini desteklercesine başımı salladım ve oyalanmadan benim için arladığı kapıdan geçerek araca yerleştim. Sarp da vakit kaybetmeyerek arabanın önünden dolaşarak yerini aldı ve yola koyuldu.
Yolculuğun ilk dakikalarından aramızda bir konuşma geçmedi. Sarp'da dikkatimden kaçmayan bir durgunluk vardı. Bunu ara ara ondan tarafa döndüğümde ifadesinden okuyabiliyordum. Havadaki şu tuhaf atmosfere bir son vermek adına, ''Davete katılmak için pek gönüllü değilsin galiba,'' diyerek bir tahminde bulundum. ''Bıraksaydın da baban ve Kaan gitseydi.''
Bana doğru kısa bir bakış attı. Yüzünde yine o güzel gülümsemelerden biri vardı. Bu içime su serpip, bana her şeyin yolunda olduğu izlenimini verirken, ''İyiyim ben,'' dedi Sarp.
Dudaklarımı alaylı bir şekilde büzdüm ve, ''Peki,'' demekle yetindim.
Yolculuğun geri kalanında pek konuşmadık. Hafta sonunu birlikte geçirebileceğimiz planlar yapmakla meşgul olurken çoktan davetin olduğu mekana gelmiştik. Sarp'ın kolunda, karşımdaki yapıya doğru ilerlerken aklıma gelen şeyle, ''Hiç sormadım, bu ne daveti?'' diyerek Sarp'a döndüm.
O da tıpkı benim gibi bakışlarını benden tarafa çevirdi. Yüzünde değişik bir gülümseme oluşurken, ''Bilmek için sormana gerek var mı?'' dedi soruma soruyla karşılık vererek. Buna bir anlam veremeyerek güldüm. Başımı olumlu anlamda salladım ve, ''Yoksa nasıl bileyim?'' diye ortaya yeni bir soru daha attım.
Bu da Sarp'ın gülmesine neden oldu. Elini belime yerleştirerek beni içeri doğru yönlendirdi ve başımın üzerine bir buse bırakırken, ''Sektörün önde gelenlerinden biri,'' diye açıkladı. ''Her yıl düzenliyor böyle bir daveti.''
Ben bu noktada topuklu ayakkabıyla bile Sarp'dan kısa olmana takıldım.
Göz devirememek o an ciddi bir eksik gibi hissettirirken, ''Rakiplerini bir araya mı topluyor?'' diye sordum bu defa.
''Öyle gibi.''
Nedense Sarp'dan aldığım yanıtlar da, bunları dile getirme şekli de hoşuma gitmiyordu. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Eğer öyleyse bunda benim de parmağımın olması ihtimali ne yazık ki büyüktü, hem öyle bir gerçek vardı ki, ortaya çıkması yarı yarıya yalan olan şu hayatımı alt üst etme gücüne sahipti.
Derin bir nefes aldım ve olduğum yerde durdum. Bu Sarp'ın da yerinde kalmasına neden olurken soru soran gözleri beni buldu. Artık gülümsememi korumak benim için de zorlaşırken, ''Sen iyi misin?'' diye sordum bir kez daha şansımı deneyerek.
Sarp'ın gözleri gözlerimi buldu. Nedense kendimi onun karşısında ilk kez git gide küçülüyormuş gibi hissettim.
Oysa bunca yalanla burun farklıyla geçmeliydin Sarp'ı.
Karşımdaki adam sesli bir iç geçirdi ve ellerinin ceplerine daldırırken, ''Öyle olduğumu söylemiştim,'' dedi.
Kendimi gülümsemeye zorladım. Ama hafif bir öfkenin bedenimi ele geçirdiğini de hisseder gibiydim. İyi olmadığının farkındaydım.
''Öyle gibi davranmıyorsun ama,'' dedim hafif alaylı bir tonda. ''Dikkatimden kaçmadı. Günlerdir yer yer durgunlaşıyorsun. Seni sıkan bir şey varmış gibi.''
Günlerdir farkında olmama rağmen üstüne düşmeyerek dile getirmediğim bu sözler onun da bana alayla bakmasına neden oldu. Bir şeyler söylemek istediğinin farkındaydım. Dudaklarını kısa bir anlığına araladı, ama sonra sanki tereddüt ederek konuşmaktan vazgeçti. Şu an delirmenin hiçte zaman ve ortamı değildi belki, ama olacağın önüne geçilmezdi ya, ''Söyle hadi,'' diye direttim.
Başını salladı. Gözlerini kısarak bana baktı ve, ''Biliyor musun,'' dedi. ''Apta...'' diyecekti ki, duyulan silah sesiyle lafının gerisi gelmedi.
Zihnimin içerisindeki tehlike sirenleri harekete geçti. Titrek bir nefes aldım ve Sarp'ın koluna yapıştım. Kendi derdime öyle dalmıştım ki, burada karşımıza çıkabilecek sorunları unutmuştum. Bu kadarına izin vermemeliydim, işlerin bu noktaya gelmesine fırsat tanımamalıydım. Yapamamıştım.
''O da neydi?'' diye sordum endişeyle. Başım her bir noktaya dönüyor, gözlerim insanları tarıyordu. Tehlikenin hangi tarafta olduğunu bulmalı ve gerekiyorsa Sarp'a siper olmalıydım. ''Nereden geldi o ses?'' dedim Sarp'dan çok bunu kendime sorarak.
Sarp kollarımı kavradı. Gözlerim ona dönmeyi reddedip etrafta gezinmeyi sürdürürken, ''Tamam sakin ol,'' dedi. ''Sana bir şey olmasına izin vermem.''
Bu sırada Sarp'ın omuzunun üzerinden bakarak bize doğru yaklaşan adamı gördüm. Bir ateş sesi daha havada yankılandı ve insanlar çığlık çığlığa oradan oraya koşturmaya başladı. Adamın belindeki silaha uzandığını görmemle her şeyi unuttum. Gizliliği, gerçekleri, yalanları. Sadece Sarp kaldı. Ona bir şey olması düşüncesi içimi öyle yaktı ki, canına zarar gelmesindense hakkımdaki gerçeği bilmesini yeğledim. Her şeyi bilmesi artık küçük ve önemsiz bir ayrıntıydı.
Hızla elbisemin eteklerinin altındaki silahıma davrandım ve, ''Hayır,'' diyerek başımı acı bir gülümseme eşliğinde sağa sola salladım. ''O benim görevim.'' Bize doğru gelen adamın koluna doğru hedef aldım ve bir elimde var gücümü kullanarak Sarp'ı arkama doğru ittim. ''Dikkat et.''
Adamın koluna ateş etmemle tabancası elinden düştü. Boştaki elini acıyla yaralanan koluna götürerek dizlerinin üzerine düştü. Bakışlarım tehlike arz eden diğer kişilerin arayışına çıkarken omuzumun üzerinden Sarp'a doğru seslendim. ''Hedefleri sensin, kaç git buradan.''
Ben süper kahraman değildim, sayılarını bilmiyordum ve bu adamların hepsiyle baş edemezdim. Yol yakınken Sarp'ı buradan uzaklaştırmalıydım. Şarjör muhtemelen bitecekti ve önceliğim adamların hakkından gelmek değil, Sarp'ı buradan götürmekti.
''Saçmalama,'' diye bağırdı Sarp. Elinde silahla Sarp'ı hedef alan bir adamı daha öldürücü olmayacak bir şekilde vurdum. Belimde hissettiğim el beni geri geri sürüklerken, ''Gitsene!'' diye bağırdım. Sarp ise bir yanıt vermedi. Beni geniş bir sütunun ardında çektiğinde adamların birinin peşimizden geldiğini gördüm. Sarp'dan yana döndüğümde elinde silahla gelen bir adam daha dikkatimi çekti. Ayağımla hızla eline vurdum ve silahının düşmesini sağladım. Benim görevim öldürmek değildi, bu yüzden mümkün mertebe kimseye ateş etmek istemiyordum. Peşimizden gelen diğer adama dönmem gerektiğini hatırlayarak yere düşen silahı ayağımla uzak bir noktaya ittim ve Sarp'a dönerek, ''Umarım yumrukların güçlüdür,'' dedim. ''Gerisi sende.''
Hızla sütunun ardına baktım ve bize doğru gelen adamı bir diğerinin takip ettiğinin farkına vardım. Arkadakinin bacağına iki kez ateş ettim ve sonra yanıma ulaşanın karnına hızla dizimi geçirdim. Adam kısa bir an için iki büklüm olsa da, çabuk toparlandı. Tekrar üzerime doğru atıldığı sırada yumruğumu yüzüne doğru savurdum, ama adam oldukça yapılı ve güçlüydü. Yumruğumu yakaladı ve yüzünde sinsi bir gülümseme yer edindi.
Aptal.
''Bak arkadaşım,'' dedim. ''Silahımı kullanmak istemiyorum. Yol yakınken defol.''
Adam pis pis sırıtmaya devam etti ve, ''Yok ya,'' dedi.
Başımı olumlu yönde sallayarak tıpkı onun gibi sırıttım. ''Peki madem,'' dedim ve karnını tekrar dizimi geçirdikten sonra silahımla başının hassas bir noktasına vurarak yere serilmesine neden oldum.
''Seninle mi uğraşacağım gerizekalı!''
Arkamı döndüm ve Sarp'ın da bir adamı yere sermiş olduğunu gördüm. İkinci bir adamın da geldiğinin farkına vararak ben daha harekete geçmeden tıpkı az evvel yaptığım gibi adamın silahının düşmesine neden oldu ve üzerine doğru atıldı.
Sarp hassas değilmiş arkadaşlar.
Bu olanlardan sonra bugünün sonu bir hüsranla sonlanacaktı belki, ama Sarp'ın adama savurduğu yumruğu sırıtarak izledim. Resmen sevdiğim adamla birlikte düşmanların hakkından geliyorduk!
''Allah'ım sana şükürler olsun bugünü de gördüm!'' dedim sevinçle. ''Muhteşem ya!''
Psikopatsın sen.
Arkamda işittiğim sesle hızla o yöne döndüm. Gelen adamın farkına varmamla üstüne yürüyerek hızla silahını kavradım ve elinden çekip aldım. Sarp tüm adamları mıknatıs gibi çekiyordu ve bu çekimin gücü kuvvetlenmeden Sarp'ı buradan götürmemin vakti gelmişti ve geçiyordu.
''Ben sizinle güzelce ilgilenip iki gözünüzü de çıkarıp elinize tutuştururdum ama,'' dedim yakalarından kavradığım adama ve sonra başımla Sarp'ı işaret ettim. ''Sevdiğim beye bir şey olmadan onu buradan götürmeliyim.''
Adam haline bakmadan güldü. ''Çok beklersin,'' dedi.
''Beklemeyi sevmiyorum canım. Sabırsızım ben,'' dedim ve dizimi adamın karnına geçirdim. Öne doğru eğilmesiyle bu kez dirseğimi sırtına bastırdım ve ensesini kavrayarak yere eğik bir şekilde kalmasını sağladım. Dizimi kırarak bu kez birkaç kez art arda yüzüne geçirdim ve sonra bırakıp yere yığılışını izledim. Sütunun arkasına bakarak bize doğru gelen kimsenin kalmadığını görerek Sarp'a döndüm. İki adamın işini bitirmiş hiç müdahale etmeden beni izlemişti.
Gözlerinde şaşkınlık yoktu. Gizlemeye çalıştığı bir hayranlık ve bolca miktarda öfke vardı. Öfkesinin onu bu adamlaraysa, bini banaydı. Biliyordum.
Hızla ona doğru atılarak elini tuttum ve, ''Seni buradan çıkarmam lazım,'' dedim neredeyse nefes nefese bir şekilde. ''Çıkmamız lazım buradan,'' diye tekrar etim ve elimi açarak, ''Anahtarlarını ver,'' dedim.
Sarp bir şey demedi. Sadece onu arka çıkışa sürüklememe müsaade etti. Son birkaç adımda önümüze çıkan iki adamla hızla üzerlerine doğru koştum ve, ''Bakalım piyango kime çıkacak?'' diye sorarak ilk nişan aldığım omuza ateş ettim. Adam acı dolu bir sesle dizleri üzerine çökerken diğerine doğru atıldım ve, ''Sana kafa atcam, gel,'' dedim.
''Işıl,'' dedi Sarp.
Ona doğru döndüm ve gülümsedim. ''Geliyorum canım bekle.''
Tabii bu akşamdan sonra canın olmayı kabul ederse.
Adamı yakalarından kavradım. Yüzüne doğru sırıttım ve, ''Ben sözümü tutarım,'' diyerek onu bekletmeden kafa attım. Adamı bırakarak yere düşmesini bekledim ve sonra ensesinden kavrayarak hafifçe kaldırdım. Kulağına doğru eğildim ve, ''Ben Sarp'ı size yem eder miyim?'' diye sordum. ''O patronuna da selamımı söyle.'' Sonra adamın başına silahımla vurdum ve kendinden geçtiğinden emin olduktan sonra Sarp'ın kolunu kavradım.
''Gel hadi,'' diyerek elindeki anahtarları aldım ve arabasına ulaşmamızla ikimizinde yerlerimizi almamızı bekledim. Merkeze haber vermeliydim. Sarp'ı buradan götürmeliyim. Artık ifşa olduğuma göre onu dayıma götürebilir, her şeyi anlattırabilirdim. Fırtınaya hazırlıklı mıydım bunu bilmiyordum.
Aracı çalıştırarak yola çıktım ilk beş dakika hiç konuşmadık. Ne Sarp bir şey sordu, ne de ben konuştum. Ara ara ona kaçamak bakışlar attım, ama yüzünde zerre şaşkınlık yoktu. Bakışlarına hakim olan en büyük his, öfkeydi.
Kelimelerimi toparladım ve derin bir nefes aldıktan sonra, ''Sana her şeyi anlatacağım,'' dedim. ''Gördüklerine inanamadın, biliyorum. Ama her şeyin bir açıklaması var.''
''Sağa çek.''
Ne duymayı beklediğimi bilmiyordum, ama bunu kesinlikle hesaba katmamıştım.
''Şimdi olmaz,'' dedim itiraz ederek. ''Nereye gideceğimizi biliyorum.''
''Çek sağa,'' dedi Sarp sakin, ama buz gibi bir sesle.
Ona doğru döndüm ve sesini ilk yükselten ben oldum. ''Sarp!''
Benim sesimi yükseltmemden güç bulmuş gibi elini sertçe önündeki torpidoya geçirdi ve, ''Durdur arabayı!'' diye bağırdı.
Korktuğumdan değildi, ama daha fazla öfkelenmesini önlemek istedim. Dediğini yaptım ve sahilin tenha bir kıyısında olmamızı görmemle dediğini yaparak arabayı durdurdum. Sarp bundan yararlanarak hızla arabadan indi. Onu takip etmem hiç uzun sürmedi. Peşinden gittim ve, ''Ne oluyor, Sarp?'' diye sordum. Beni duymazdan gelerek adımlarına yenilerini ekledi. Ben de durmadım ve ona ulaşarak kolunu yakaladım. ''Bir dursana!''
''Ne mi oluyor?'' diyerek kolunu benden kurtardı. Bunu yapması, yaparkenki bakışları hiç hoşuma gitmedi. Hoşuma gitmemesi de neydi ki? Resmen içim acıdı. ''Sen anlatmak ister misin?''
Yutkundum. Kaçınılmaz sona gelmiş olduğumun farkındalığı benliğimi ele geçirirken dağılanları nasıl toparlayacağımı bilmiyordum. Ben bu anı çok kez kara bir hayal olarak canlandırmıştım zihnimde, ama içine düşünce neler olacağını, hissedeceğim çaresizliği hesaba katamamıştım.
''Bak,'' dedim Sarp'a doğru bir adım atarak. ''Her şeyin bir açıklaması var.''
Koluna dokunmak için ona doğru uzandım, ama o ben daha kendisine dokunamadan elimden kurtuldu. ''Neyi açıklayacaksın ki?'' diye bağırdı kollarını iki yana açarak. ''İçinde sanki başka bir kişilik saklıyorsun, bir anda hayatıma giriyorsun. Nereden geldiği belli olmayan bir gücün var, az önce o adamların karşısında ki halin, kimsenin karşı koymadığı bana gösterdiğin cesaretin... '' dedi ve duraksadı. Gözleri beni baştan ayağa süzdü ve sonra devam etti.
''Olduğum yerde bir felaket gerçekleşse bile sen varken o bela bana değmiyor.'' ''Kimsin sen? Kimsin?''
Tekrar ona doğru güçsüz bir adım attım. Kalbimi Sarp'ın ellerine bıraktığım günden beri içimi sıkan ne varsa bir bir omuzlarıma bindi. Ben o yüklerin altında ezildikçe ezildim. Hep coşkulu olan hikayem, bir anda acı bir mateme dönüştü sanki.
''Sarp lütfen,'' dedim.
Bana hayal kırıklığıyla baktı. O an kalbime bir şeyler oldu.
Sarp'ın elleri çaresizce indi ve, ''Yolun sonundasın farkında mısın?'' diye sordu.
Başımı sağa sola salladım. Bir kez daha, ''Sarp,'' dedim. Ama haklı olduğunu biliyordum.
Sesi az evvelki kadar olmasa da yine yükseldi ve, ''Bu hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri aptal yerine konmaktır, Işıl,'' dedi. Sonra durdu. Yüzüne alaylı bir ifade yerleştirdi ve, ''Ha veya dur ya,'' dedi gözlerini oyuncu bir düşünceyle kısarak. Ardından zihnimin ortasına kocaman soru işaretleri atan o soruyu sordu.
''Yoksa Defne mi demeliyim?''

