İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 49 · 13 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 49

Bölüm 49

İnci'nin Sarp'ı çağırmasının ardından beraberce aşağı kata indik. Vakit ilerledikçe bina kalabalıklaşıyordu ve böyleyece asansörde yalnız olmamış, benim bir pot kırmamam adına sessizliğimizi koruyarak Ferit Bey'in odasının kapısına ulaşmıştık.

Sarp kapının önünde bana son bir bakış attı ve sonra kapıyı tıklattı. Saniyeler içerisinde içeriden yükselen komutla kapıyı açarak içeri girdi.

''Baba,'' dedi onu takip ederek içeri girdiğimde. ''Beni çağırmışsın.''

Ferit Bey oğlunun sesini işitmesiyle başını kaldırarak ona baktı. ''Evet, oğlum,'' dedi çalışma masasının önündeki koltukları işaret ederek. ''Gel.''

Sarp babasının sözlerine uyarak koltuğa doğru adımlayıp saniyeler içerisinde yerini aldı. Bense onun ardından giderek birkaç adım gerisinde, ardımdaki duvara yakın bir şekilde durdum. Ferit Bey'in gözleri benim farkıma yeni varmış gibi üzerime döndü. Birkaç saniye bana baktı, sonra koyu bakışları Sarp'ı buldu. Bu bir süre daha böyle sürdü, gözleri ikimiz arasında gelip giderken bundan bile huylanarak, ''İşlerle alakalı konuşacağınızı düşünerek gelmiştim,'' dedim. ''Öyle değilse çıkay...'' diye devam edecektim ki, Ferit Bey'in gülümseyerek elini kaldırmasıyla sesim git gide bir fısıltıya dönüştü. Cümlemin gerisini getirmedim.

''Hayır kızım,'' diyerek itiraz etti Ferit Bey içten bir gülüşle. ''Kalabilirsin.''

Aynı tebessümle karşılık vererek, ''Kalayım,'' diye mırıldandım.

Kayınbabanla güzel anlaşacaksınız.

Araya kısa bir sessizlik girdiği esnada kapı tıklatıldı. Ferit Bey bakışlarını o yöne çevirerek, ''Gel,'' diye seslendiğinde kapının aralanıp Kaan'ın içeri girmesi uzun sürmedi. Onu görmemle sesli bir iç çektim. Sarp bu hareketimle başını bana doğru çevirdi. Göz göze gelmemiz kaçınılmaz olurken gözlerini kırpıştırarak endişe etmemem gerektiği mesajını verdi. Bu davranışı iyiydi, hoştu da, kuzenini benden daha iyi tanıyorsa Kaan'ın gelişiyle haksız yere gerilmediğimin de farkında olmalıydı.

''Ben geldim amca,'' dedi Kaan enerjik bir tonda. Millet pazartesi sendromunun dibine vururken bu adam nasıl böyle yaşama sevinciyle dolup taşabiliyordu?

Şirket girişinde onun soy adı yazıyor da, ondan.

İç sesime hak vermem gereken bir noktaydı. Sonuçta Kaan burada sıradan bir çalışan değil, söz hakkı olan ve yönetimde adı olan biriydi. O kimse için çalışmıyor, herkes onun için çalışıyordu. Elbette haftanın hangi günü olduğunun onun için bir önemi yoktu.

Ferit Bey eliyle ağır adımlarla odanın içine doğru ilerleyen yeğenine yaklaşmasını işaret ederken, Kaan'ın adımları hızlandı. Önce bana, sonra da Sarp'a bilmiş bir bakış atarak imalı bir şekilde gülümsedi ve, ''Sarpcığım ve Işılcığım da buradalarmış,'' dedi.

Kaan buradayken benim de aynı odadaki havayı solumamın pek iç açıcı şeylere yol açmayacağını anladığımda öne doğru bir adım atarak, ''Ben sizlere içecek mi getirsem,'' diye sordum. ''Çay? Kahve?''

Bu fikrin kurtarıcım olup imdatıma yetişmiş olduğuna inanarak ilk kez içeçek getimeye bu kadar hevesli bir şekilde teklifime olumlu yanıt almayı beklerken, ''Getirme, Işıl,'' dedi hayallerimi yıkan hayallerimin erkeği. ''Çay kahve istersek İnci halleder.''

Somurtarak öne doğru bir adım attım ve, ''Ama Sarp,'' diye itiraz ettim. Hemen ardından bir şey unuttuğumun farkına vararak aceleyle ve gereğinden yüksek bir tonda ekledim. ''Bey!''

Ferit Bey bu sahneyi anlam veremeyen bakışlarla takip ederken ana besin maddesi kaos olan Kaan keyifle gülümsedi. Bakışlarını bizden ayırmayarak, ''Görüyor musun amca?'' dedi. ''Sarp,'' diyerek kasıtlı olarak duraksadı ve devam etti. ''Bey asistanını yormak istemiyor.''

Bu sözlerinin ardından Kaan'ın bakışları Sarp üzerinde takılı kaldı. Sırtı bana dönük olduğu için Sarp'ın Kaan'a ne tür bakışlar attığını net bir şekilde göremiyor, ama koyu harelerinde hiç güzel ifadeler barındırmadığını tahmin edebiliyordum.

Tahmin ettiğim ters bakışlar işe yaramış olacak ki, Kaan bu kez nazik bir gülüşle bana dönerek, ''Yani burası sizin kat değil, Işıl,'' diye hatırlattı. ''Rahat ol.''

Sen varken nasıl rahat olabilir ki?

Ben de gülümsedim. ''Estağfurullah, Kaan Bey.''

Kaan bir karşılık vermeye fırsat bulamadan Sarp olaya el atarak araya sessizliğin girmesine de müsaade etmedi ve, ''Konu nedir, baba?'' diye sordu.

Ferit Bey derin bir nefes alarak anlatmaya koyuldu. Hafta sonu gerçekleşecek bir davet vardı ve şirketi temsilen Kaan ve Sarp'ın katılmalarını istiyordu. Sarp babasını dikkatle dinlerken, Kaan'ın ifadesinden bu davete katılma konusunda hiç hevesli olmadığı okunuyordu.

''Ne kadar davetli bir sektör,'' diye mırıldandım kendi kendime. Ama umduğumdan fazla sesli konuşmuş olacağım ki, gözler bana döndü. Aceleyle gülümseyerek durumu toparlamaya girişemeden Kaan benden önce davrandı. ''Niye öyle dedin?'' diye sordu. ''Sen seversin davet.''

''Niye seveyim?'' diye sordum sorularına anlam veremeyerek. Soru soran gözlerle yüzüne baktığımdaysa yüzündeki ima dikkatimden kaçmamıştı. Sarp'a eşlik ettiğim davetlerden birinde ortalık karışmıştı ve bu Sarp için tehlike arz etse de, Sarp'ın canını kurtardığım müddetçe aksiyonsever yanım için bir nimetti.

Kaan soruma sesli bir yanıt vermedi. Bunun yerine Ferit Bey'e döndü ve, ''Amca bence ben hiç karışmayayım bu işe,'' dedi. ''Sarp ve Işıl gitsinler. Bir taşta iki kuş.''

Ferit Bey duyduğu bu sözlerle Kaan'ın sözlerini açıklamasını istermiş gibi ona baktı. Ben ise Kaan'ın ne demek istediğini anlamıştım. Benim aksime duyduklarına anlam veremeyen bir kişi de Sarp'dı. ''Bir taşta iki kuş?'' diye tekrar etti soru soran bir tonda.

Kaan boğazını temizledi. Duruşunu dikleştirerek, ''Ben işe yaramam,'' dedi ciddi bir tonda. Nasıl da biliyordu kendini!

Sonra bakışları beni buldu. Eliyle beni göstererek, ''Işıl gitsin işte,'' diye devam etti. Yüzünde ağır ağır o sinir bozucu gülüşü oluşurken, ''Biri bir şey derse not eder,'' dedi ve Sarp'ın alnını kaşımak için başını eğmesini fırsat bilerek oldukça belirgin bir şekilde, sessizce dudaklarını kıpırdattı. ''Biri bir şey yaparsa Sarp'ı korur.''

Ferit Bey yeğenine uyarıcı bakışlar yollarken ben de elimle işaret ederek Kaan'a tehdit dolu bakışlar sundum. ''Sus!''

Kaan canına susamış gibi davranmaya devam ederek Sarp'a döndü ve, ''Canın kahve isterse kahve yapar,'' dedi alayla. Ama bu Sarp'ın hoşuna gitmedi. Bunu ses tonuna yansıtarak, ''Işıl'ın tek meziyeti not almak ve kahve yapmakmış gibi konuşma,'' dedi sert bir tonda.

Canım ya.

İç sesime katılarak şapşalca sırıttım. Sarp'ın korumasına ihtiyacım olduğundan değildi, ama sözleri beni mutlu etmişti.

''Evet dosya taşımayı da iyi beceriyor,'' dedi Kaan oyuncu bir ciddiyetle ve sonra imalı bakışlarını bana yöneltti. ''Seni duvara fırlatm...''

Gözlerim kocaman açılırken Sarp bir kez daha sesini yükselterek, ''Kaan!'' dedi.

Dudaklarımı birbirine bastırarak delici bakışlarımı Kaan'a diktim. Gözleri Sarp'dan bana kayarken elimdeki kalemi bir bıçağı kavrarmış gibi tuttum ve sertçe, göğsüme bastırdığım not defterimin arka kapağına saplarmış gibi yaptım.

Kaan tehditimi anlayarak yutkundu. Bu kez gerçek bir şekilde gülümsedi ve Ferit Bey'a bakarak, ''Çenem düştü çok pardon,'' dedi. Ciddiyeti gerçek bir hal alırken devam etti:

''Dediğim gibi amcacığım, Sarp gidecekse ona Işıl eşlik etsin. İstemezlerse ben seninle gelirim.''

Karşı koltukta oturan adamın saniyeler içerisinde büründüğü ciddiyet adeta gözlerimi yaşartırken, Kaan'ın bakışlarının ve sesindeki özgüvenin amcasını ikna etmek için kullandığı bir araç olduğunu anlamak da zor değildi. Bunu kısa bir an sorguladığımda saniyeler içerisinde değişen duruşunun nedenini anlamam uzun sürmedi. Kaan'ın şu an olgun düşündüğünü ve davetlerde Sarp'ın hedef olduğunu hatırladığını anlamıştım. Sarp ile benim gitmemi istemesi gerçekten de kuzeninin güvenliğini sağlamaktı ve şu an sözleriyle bunu amcasına belli etmeye çalışıyordu.

Ferit Bey yeğeninin sözlerini dikkatle dinleyerek düşünceli bir ifadeye bürünürken, ''Işıl'ı niye bu işe karıştırıyoruz?'' diye sordu Sarp. ''Biz üçümüz gidelim.''

''Aşk olsun, Sarp Bey,'' dedim birden. ''Ben sizi yalnız bırakır mıyım?''

Sakın alınma, Işıl. Kesin senin güzelliğini herkes görsün istemiyor. Kıskanıyor.

Bu çıkışım elbette alındığımdan değildi. Sadece Kaan'ı anlamış ve ona hak vermiştim. Eğer o davete Sarp da gidecekse, mutlaka ben de gitmeli ve onun güvenliğini sağlamalıydım.

''Bırakmazsın,'' diyerek beni destekledi Kaan.

''Bırakmasın,'' dedi Ferit Bey düşünceli bir şekilde. Sonra sırasıyla yeğeniyle oğluna baktı. ''Ben bu konu üzerinde bir düşüneyim.''

Kaan başını onaylayıcı bir şekilde sallarken, Sarp işittiklerine pek anlam vermiş gibi durmuyordu. Oturduğu yerden kalktı ve, ''Sizde bir haller var ya,'' diye mırıldandı. ''Neyse.''

Konuşma sonlanmıştı. Bu yüzden Sarp ile birlikte Ferit Bey'in odasını terk etmemize itiraz eden olmadı. Öğle arasına kadar olan vakitte ikimiz de işlere konsantre olduk. Her ne kadar birbirimize olan hislerimiz üzerimize bir şapşallık bırakmış olsa da, ikimiz de işlerin aksamaması gerektiğinin de farkındaydık. İş ve aşk arasında bir denge sağlamamız gerektiğini biliyorduk.

Sarp Kaan'ın peşimize takılma planlarını ustalıkla bozmuş ve kuzeninin bizimle birlikte gelmesine engel olmuştu. Kaan konusunda hiçbir zaman emin olunmayacağını öğrenmiştim, ama bu noktada Sarp haklı çıkmıştı ve Kaan'ın ilişkimizi bilmesi, onu bugün bizden uzak tutmak için yeterli olmuştu.

Daha önce gelmediğimiz şık mekanda dışarıda oturmuş, siparişlerimizi vermiştik. Birlikte çalıştığımız için yemeğe de her gün birlikte çıkmak gibi bir lüksümüz vardı, ama ilişkimizi gizli tutmak adına dikkat çekmememiz gerektiğinin de farkındaydık. En basitinden haftanın iki günü yemekleri Sena ile yemem faydalı olabilirdi.

''Burada şirketten birileri takılıyor mudur ki?'' diye sordum etrafıma bakınırken.

''Sanmam,'' diyerek yanıtladı Sarp. ''Onlar bu kadar uzaklaşmazlar şirketten.''

Duyduklarıma hak verdim ve sözlerine doğru manayı yüklediğime emin olmak istercesine, ''Sonuçta öğle arası bitince vakitlice geri işlerinin başında olmalılar,'' dedim. ''Haklısın. Ama bu o zaman benim için de geçerli.''

Dudaklarımdan dökülenler Sarp'ın tek kaşını kaldırmasına neden oldu. Sözlerime ne tepki vereceğini merak ederek onu dikkatle izlediğimde yine o aşırı özgüven saçan haline büründü ve, ''Değil,'' dedi. ''Çünkü sen benimlesin.''

Kulaklarımı dolduran sözleri kıkırdamama neden oldu. Çocuksu bir edayla parmaklarımla dudaklarımı örttüm ve, ''Bu hiç profesyonel bir bakış açısı değil,'' dedim yapmacık bir kınamayla.

Sarp bu kez gözlerini şüpheyle kıstı. ''Kahve yapmamak için ortalığı ayağa kaldıran kız mı söylüyor bunu?''

Işıl, diyince adamın aklına kahve yapmamak için mızmızlanman geliyor resmen!

''Hiç unutmayacaksın değil mi?''

Başını sağa sola salladı ve alayla sırıttı. ''Zihnime bunu bu kadar kazıyan sensin.''

Ona hak vermeden edemedim. Başta en çok dikkat çeken davranışım kahve kavgalarım olsa gerekti. Oysa Sarp'ın yanındaki görevimden evvel zaten Güneş'de çalışıyor, orada da millette kahve servis ediyordum.

İş Sarp'a gelince pençelerini çıkardın işte.

Aramızda kısa bir sessizlik oldu. Bu sırada Sarp'ın bakışlarını üzerimde hissettim, ama ondan yana dönmedim. Bunun yerine içeceğimi kavrayarak bir yudum aldım. Bardağı yerine bırakarak karşımdaki adama baktığımda dikkatli bakışları üzerimdeki varlığını korudu. Nedendir bilmem, o an huzursuzca yerimde kıpırdanarak kendimi gerçek bir gülümsemeye zorladım. Sarp sessizliğini bozdu ve beklemediğim bir alandan soru sordu.

''Burcun ne?''

''Boğa,'' diye yanıtladım.

İşittiğinden memnun kalmış gibi dudaklarını büzdü. Sonra ortaya yeni bir soru daha attı. ''Nisanda mı doğdun. Yoksa mayıs mı?''

''3 Mayıs,'' diye yanıtladım sorusunu. Bu gerçek doğum günümdü.

Sarp başını yine memnun olmuşçasına salladı ve, ''Doksan?'' dedi bu kez devamını getirmemi isteyerek.

Gülümsememi kaybetmemeye çalışarak, ''Altı,'' diye cevapladım.

Ufal da cebime gir!

Sarp'ın ifadesinde bir değişiklik oldu. Birkaç saniye öylece yüzüme baktı. Sonra başını sallayarak öne doğru eğdi. Bu sırada siparişlerimiz geldi. Garsona teşekkür ederek tekrar Sarp'a döndüm ve, ''Niye öyle baktın?'' diye sordum.

Gülümsemeye çalışarak, ''Yanlış anlaşılmak istemem,'' dedi.

Sözleri aklından geçenleri oldukça merak etmeme neden olurken, ''Söyle,'' dedim sadece. Yine kısa bir an bana baktı ve, ''Daha olgun duruyorsun,'' diyerek ağzındaki baklayı çıkardı.

Neden acaba?

Kısa bir an huzursuz oldum. Üç yaşın kendini bu kadar belli etmesi normal miydi? Buna takılmamaya çalışarak oldukça rahat bir şekilde sırıttım. ''Ha, o mu?'' diye mırıldandım. ''Sık duyuyorum bunu, sorun değil.''

Anladığını belli edercesine başını salladı. Sonra bana güzel bir bakış attı. Çatal ve bıçağını yemeğine daldırırken, ''Sen bana sormayacak mısın?'' diye sordu.

Kendimden emin bir şekilde sırıttım. Saçlarımı havalı bir şekilde geriye doğru attım ve, ''Ben biliyorum ki,'' dedim. ''Dersime iyi çalıştım. 28 Mart 1991.''

İşittiklerinden memnun bir şekilde bana baktı. Gülümsemesi neredeyse gururlu bir hal alırken, ''İyisin,'' dedi. Sonra bakışlarını tabağına eğerek mırıldandı. ''Daha benim bilmediğim neler biliyorsun acaba?''

Göğüs kafesimde değişik bir his oluştu o an. Neydi bilmiyordum, ama rahatsız ediyordu. Gülümsemem donmasın diye özel bir çaba sarf ettim ve, ''Ne bilebilirim ki?'' diye sordum gerçekten gülmeye çalışarak. Artık endişelerim ve Sarp'ı kaybetme korkum öyle büyümüş olmalıydı ki, en ufak, en normal sözünden bile nem kapar olmuştum.

''Bilmek iyi olur diye patronum hakkında küçük bir araştırma yapmıştım başta,'' dedim. Yalan sayılmazdı. Sonra yine de kendimi daha iyi hissetmek adına konuyu değiştirmeye çalışarak, ''Şu Ferit Bey'in bahsettiği davet ne olacak?'' diye sordum.

''Davet...,'' dedi Sarp bu sorum üzerine. Başını kaldırdı, ama gözleri bana değmeden bir başka noktada takılı kaldı. ''Kaan.''

Dudaklarından dökülen isimle kaşlarımı çattım. Ona doğru eğilerek ellerimi gözlerinin önünde salladım ve, ''Hayır,'' dedim. ''Işıl.''

Sarp kaşlarıyla baktığı tarafa işaret ederek bir kez daha, ''Kaan,'' dedi.

Ellerim sandalyemin kolluklarından tutunurken arkamı döndüm ve içeri giriş yapmakta olan Kaan ile yanındaki kızı gördüm. ''Ve Çisem.''

Bizi görmeleriyle adımlarını bizden tarafa yönlendirmeleri bir oldu. Gözlerim bir saniye olsun ikili üzerinden ayrılmazken arkadaşım içten bir şekilde gülümsüyordu. Kaan'ın yüzündeyse sinsi bir ifade vardı.

Şu çocuğun ipini çek diyeceğim, ama yan yana baya güzel olmuşlar.

''Selam,'' dedi Kaan yanımıza ulaştıklarında. Çisem de onu taklit edercesine tekrarladı. ''Selam.''

Sarp ikiliyi başıyla selamladı. Ben ise ikisine de hayretle bakıyordum. Çisem açısından kendimi ihanete uğramış gibi hissederken, Kaan'ın da beni oyuna getirdiğini düşünüyordum. Bu, berbat ve neredeyse hiç tatmadığım bir histi.

Ee nasılmış?

Kaan'ın bu hamlesi karşısında sessiz kalmam onu keyiflendirmiş olacak ki, ''Çekinmeyin çekinmeyin,'' dedi sanki çok çekiniyormuşuz gibi. Bakışlarını bana çevirdi ve, ''Yengeciğim?'' diyerek devam etti. ''Çisem her şeyden haberdardır diye düşünüyorum.''

Ona ters bir bakış attım. Dişlerimin arasından konuşmama mani olamayarak, ''He yengeciğim, he!'' dedim.

Sarp taraf değiştirmiş gibi sırıtmamak için kendini tutarken ona doğru alıngan bir bakış attım. Çisem ve Kaan hemen yanımızdaki, arada yarım metre bile boşluk olmayan masaya yerleştiler. Bu sırada Çisem bir açıklama yapma gereği hissetmiş olacak ki, ''Ben yakınlardaydım,'' diye anlattı. ''Kaan arayınca buluşalım dedik.''

Vay be sarı şeker. Demek senin de Kaan'a ilgin vardı, ha?

İçimdeki ses öfkemi körüklerken, ''Siz ne ara kaynaştınız?'' diye sordum bastıramadığım bir suçlayıcılıkla.

Çisem dudaklarını ısırdı. Bu nedense benden gizlediği şeyler olduğu hissine kapılmama neden olurken bilip bilmeden kendi kendimi gaza getirmemeye çalıştım. Kaan memnuniyetle sözü ele alarak, ''Bir şeyin olacağı varsa olur sevgili, Işıl,'' dedi bilmişçe. ''Mani olunamaz.''

Başımı olumlu anlamda sallayarak alayla karışık bir sinsilikle güldüm. ''Göreceğiz.''

Kaan da meydan okurcasına başını salladı ve ellerini ortada olan bir şeyi göstermek istercesie açtı. ''Görüyoruz.''

''Görürüz.''

''Gördük.''

''Evet hepimizin gözlerinin olması cidden güzel bir olay.''

Çisem'in sözleriyle ona doğru döndüm. Sarp'dan küçük bir gülüş yükseldi. Sonra elini masanın üzerindeki elimde hissettim ve bu hareketiyle kalp atışlarıma bir şeyler olurken, ters bakışlarımı Çisem'den çekerek Sarp'a çevirdim. Sarp'a bakmak şu an kesinlikle hain arkadaşımın yüzüne bakmaktan daha güzeldi!

''Bari şu masaları birleştirin,'' dedi Sarp, Kaan'a doğru. O ise kuzenine huysuz bir bakış attı ve, ''Biz sizinle daha fazla muhattap olmak istemiyoruz,'' diyerek gözleriyle birleşmiş olan ellerimizi işaret etti. ''Kasıtlı mı yapıyorsun?''

Sarp daha bir cevap veremeden masanın üzerindeki telefonundan bir ses yükseldi. Ekrana bir bakış attı ve başparmağı hafifçe elimin üzerinde gezindikten sonra telefonunu aldı. Bakışlarıyla benden izin aldıktan sonra yerinden kalkarak masadan uzaklaşlaştı. Bunu fırsat bilerek dizlerimin üzerindeki peçeteyi top haline getirdim ve bulunduğum ortamı da, yaşımı da, görgü kurallarını da umursamayarak Kaan'a fırlattım. Ona hafifçe değerek yere düşen peçetenin ardından bana hayretle baktı. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, ''Sen arkadaşım üzerinden benden intikam almaya mı çalışıyorsun yoksa?'' diye sordum. ''Seni yanımızda getirmedik diye mi bu? Çocuk musun sen?''

Kaan bana hakarete uğramış gibi baktı. Önce Çisem'e sonra bana dönerek, ''Saçma saçma konuşmasana kızım!'' diye söylendi. ''Çisem yanlış anlayacak.''

Olanlara anlam veremeyen masum, ama bir o kadar da hain arkadaşım sessizliğini bozdu. ''Niye kızıyorsun, Defne?''

Hiddetle ona doğru döndüm ve parmağımı salladım. ''Seninle de görüşeceğiz,'' dedim ve gözlerimi tekrar Kaan ile buluşturdum. ''Madem Çisem ile buluşuyorsun ne diye buraya getirdin?''

''Sana mı soracağım?''

''Soracaksın!''

Kaan bu sözümle yüzünü ekşitti. ''Bak bak bak, laflara bak,'' dedi ve oturduğu yerde aramızdaki boşluğa doğru eğilerek sesini kıstı. ''Allah'ın ajanı!''

Sözleriyle hızla etrafıma bakındım. Sarp'ın henüz uzakta, insanların da kendi hallerinde olduğunu gördükten sonra tekrar Kaan'a yöneldim ve, ''Kaan, o kafanı masaya geçiririm şimdi,'' diyerek olasılığı yüksek bir tehdit savurdum.

Karşımdaki adam başını beni destekleyerek salladı. ''Geçirirsin sen. Sarp'ı da duvara yapıştırmıştın,'' dedi ve ben bu işittiklerimle hayrete düşerken beni ispiyonlamak istercesine Çisem'e döndü. Bana sinsice bakan gözleri Çisem'e bakarken masum bir hal aldı. ''Duvara sıkıştırdı kuzenimi.''

Çisem meraklı gözlerle bana baktı. ''Duvar mı?''

Ne diyeceğimi bilemeyerek yutkundum. Sarp'ın tekrar yanımıza dönüyor olduğunun farkına varmamla oturuşumu düzelttim ve Kaan'a küçük bir bakış atarak mırıldandım. ''Duvarlar arasında ezil inşallah!''

Kaan bana doğru sinsice sırıttı. Bu sırada Sarp tekrar yanımıza ulaştı ve yerine yerleşmek için sandalyesini çekerken Kaan'a imalı bir bakış attı. ''Kaan seni sıkmadı umarım.''

Tarafını belli etmesiyle sırıtarak bir karşılık verecektim ki, ummadığım bir yerden gol yeme tehlikesiyle karşı karşıya kalarak neye uğradığımı şaşırdım. Zira işittiğim kelimeler acilen bir şey yapmam gerektiğinin sinyallerini veriyordu.

''Aa, Defne değil mi o?''

Bölüm sonu

2 yorum