Yeni haftaya başlamak için oldukça hevesliydim. Dün Sarp ile özel bir şey yapmamış, sahilde öylece gezmiştik. Kulağa basit geliyordu belki, ama elimde olsa zamanı durdurur bir daha asla yanından ayrılmazdım.
Şu düşüncelere şahit oldum ya, artık sana sesimi sonsuza kadar duyuramasam bile gam yemem.
''Ah keşke!'' diye mırıldandım kendi kendime, asansörlere doğru ilerlerken. Sarp her an burada olmalıydı ve ben o gelene kadar odasını toparlamış, ama kahvesini henüz yapmamıştım.
O gelene kadar biraz olsun soğusa bile kıyamazsın, değil mi?
''O kadar da değil.''
Kendime hakim olamayıp iç sesime verdiğim sesli cevabın ardından açılan asansör kapılarıyla hızla toparlandım. Duruşum kendinden emin bir şekilde dikleşirken gördüğüm yüzle gülümsemeden de edemedim. Oysa kendimi gülüşümü abartmamak konusunda uyarıyordum, ama işe yaramıyordu. Sarp da bana böyle güzel gülümserken ben ona nasıl mesafeli bakabilirdim ki?
Bakamazsın.
''Hoş geldiniz, Sarp Bey,'' dedim uygun kelimeleri bularak. Zira az daha konuşmadan birbirimize baksak oldukça kalabalık olan kattaki insanların dikkatini çekecek ve anında dedikodu malzemesi olacaktık. Sarp'ı bilmezdim, ama bana birkaç yolacak saç mutlaka çıkardı.
Sarp'ın gülümsemesi ışıltısını kaybetmedi. Etrafa kısa bir bakış attı ve üzerimizde hissettiğim bakışlara aldırmadan mümkünmüş gibi daha geniş gülümsedi. ''Hoş buldum.''
Kısa bir an duraksadım. Gülüşünde kaybolup öylece onu izlemek istedim. Ama bunu yapmak için uygun ortamda olmadığımızın da farkındaydım. Bir kez daha kendimi toparlanmaya zorladım ve, ''Ben kahvenizi getiriyorum hemen,'' dedim.
''Tabii,'' diyerek hafif ciddi bir bakış takındı Sarp. ''Bekliyorum,'' diye ekledikten sonra, ''Fazla uzun sürmesin,'' dedi.
Buna bir anlam veremedim. ''Ha?'' dedim kabaca.
Sarp yine etrafa baktı ve sesini hafifçe kıstı. ''Yapımı fazla uzun sürmesin.''
Ondan daha fazla ayrı kalmadan katlanamıyor.
Sarp'ın sözlerinden tam da iç sesimin söylediklerini çıkardım ve kendimi kıkırdamamak için tuttum. Başımı olumlu anlamda sallayarak, ''Hemen geliyorum,'' dedim. Bu sözüm Sarp'ın tek kaşını kaldırmasına neden oldu, ama bu hareketi uyarıcı bir hava verse de, gülmemek için kendine hakim olmaya çalıştığını görebiliyordum.
''Getiriyorum,''diye düzelttim. ''Kahvenizi hemen getiriyorum ben.''
Bu sırada henüz önünden ayrılmadığımız asansör kapıları bir kez daha aralandı. Ama Kaan'ın, ''Günaydın,'' diyen sesini işitene kadar bakışlarımı Sarp'dan ayırma gereği duymadım. Nihayetinde Kaan'a baktım ve yakalanmış gibi mahcup bir şekilde, ''Günaydın, Kaan Bey,'' dedim. ''Sarp Bey de tam buyuruyordu bana. Siz de buyurmak ister misiniz?''
''Hayır!''
Sarp'ın dudaklarından firar eden tek kelimeyle gözlerim tekrar onu buldu. Ben saçmalamış olduğumdan ötürü daha çok kendime kızarken, Kaan, Sarp'ın bu ani çıkışına şaşırmamış gibi duruyordu. Yeni haftaya bize keyifli gülüşlerinden birini bahşederek başlayan Kaan koyu gözlerini Sarp'dan alarak benim üzerime çevirdi ve, ''Hayır, Işılcığım,'' dedi muzip bir tonda. ''Buyurmak Sarp'ın işi. Bu noktada anlaştık sanıyordum.''
Bir karşılık vermedim. Zira ağzımı açtığım takdirde bir pot kıracağımdan neredeyse emindim. Sarp ile olan ilişkimizi gizlemekten öyle strese giriyordum ki, Sarp'dan asıl kimliğimi saklama konusunda nasıl bu kadar başarılı olduğuma şaşırıyordum.
''Sen niye geldin?''
Sarp'ın kuzenine yönelttiği soruyla dikkatimi karşımdaki ikiliye verdim. Kaan aldığı bu soruyu yadırgadığını gizleme gereği duymayarak afallamış bir bakış attı ve, ''Yanına geliyordum,'' dedi.
''Ne için?''
Kuzeninden gelen yeni soruyu, ''Öylesine,'' diye yanıtladı Kaan.
Sarp'a yardımcı olma gereği hissederek kendime daha bir dakika önce verdiğim sözü unutarak, ''Öylesine gelmeyin,'' dedim.
Sarp bana soru soran gözlerle bakarken Kaan bunu sözlü olarak yaptı. ''Ne?''
Verecek bir karşılık bulamadım. Kaan'a Sarp'ın odasına gelmemesini, yalnız kalmak istediğimizi söyleyemezdim sonuçta!
Alınan derin bir nefesin sesini işittiğimde bakışlarımı Sarp'a çevirdim. Ben ona yardımcı olayım derken saçmalamıştım, ama o benim aksime bu konuda daha başarılı oldu ve, ''Işıl, sen işine bak,'' dedi ve cümlesini yumuşatmak istercesine ekledi. ''İstersen.''
Altın gibi bir kalbin var. Kuyumcu mu baban senin?
Sırıtmadan edemedim. Zira o son kelimeyi sözleri bir emir gibi durmasın diye sarf ettiğini bliyordum. Yine de memnuniyetimi Kaan'a karşı ele vermek istemeyerek kendime hakim oldu. Ama gözünden hiçbir şey kaçmayan Kaan rahat durmadı ve, ''Ne oluyor size?'' diye sordu. Seçtiğimiz kelimelerin bile Kaan'ın dikkatini çekmek için yeterli olduğunu anladığımda ciddi bir ifade takındım ve Sarp'ın söylediğine uymanın en doğrusu olacağına karar vererek, ''Hiçbir şey,'' dedim geçiştirmek istercesine. ''Bakayım ben işime.''
Daha falza Sarp ve Kaan'ın yanında oyalanmayarak birkaç adım ötemde olan mutfağa girdim. Sarp'ların henüz kapının önünde olmaları durumunda Kaan'ın dışardan beni gözetleyeceğini biliyordum. Bu yüzden hiç oyalanmadan kahve yapmaya konsantre oldum. İçten içeyse Sarp'ın Kaan'ı odasına postalamakta başarılı olmuş olmasını diliyordum.
Mutfaktaki işim bittiğinde günlük rutinimi devam ettirerek kavradığım tepsiyi alarak Sarp'ın odasının yolunu tuttum. Kapıya ulaştığımda kısaca kulak kabarttım ve içeriden herhangi bir ses duymadığım için Kaan'ın burada olmadığına kanaat getirdim. Bunun verdiği rahatlıkla tepsiyi tek elimle tuttum ve kapıyı tıklatma gereği duymadan içeri girdim.
''Kahven geldi,'' dedim melodik bir sesle. Lakin gördüğüm manzarayla bir an duraksadım ve anında, ''Geldiler,'' diye saçmaladım. ''Kahveniz geldiler.''
Saçma sözlerim yüzümü buruşturmama neden olurken Sarp güler bir ifadeyle bana bakıyordu. Beni baştan ayağa süzen Kaan'ın ise eğlenen ifadesini gizlemek gibi bir niyeti yoktu. Elini dikkatimi üzerine çekmek istercesine havalandırdı ve, ''Kahveniz geldi,'' diyerek düzeltti sözlerimi.
Kaan karşısında suçluluk hissederek bu kadar aptallaşmayı kendime yakıştıramazken,''He işte ondan,'' dedim. Sonra daha fazla bozuntuya vermedim ve asıl duruşuma geçerek Sarp'ın masasına doğru ilerledim. Tepsideki kahveyi önüne bıraktığımda bana gözleriyle teşekkür etti. Gülüşüne varla yok arası bir tebessümle karşılık vererek varlığını unutturmayan Kaan'a döndüm. ''Siz de ister miydiniz?''
''Almayayım ben,'' diyerek başını sağa sola salladı Kaan ve keyifli bir şekilde arkasına yaslandı. Yüzündeki ifade bir an olsun solmazken imalı bakışlarını önce Sarp ve benim aramda gezdirdi, sonra gözleri sadece beni hedef aldı. ''Gülmekten bir şey içebileceğimi sanmıyorum.''
İşittiğim sözlere bir anlam veremeyerek afalladım. Önce Sarp'a kaçamak bir bakış attım, ama o başını eğerek elini ensesine attı. Gözleri şüpheyle kısılırken tekrar Kaan'a döndüm ve, ''Gülmekten?'' dedim sorarcasına.
Kaan başını olumlu anlamda salladı ve sonra ellerini ortada olan bir şeye işaret etmek istercesine açtı. ''Halinize.''
Yutkundum. Kalp atışlarım birden hızlandı. Ben Kaan'ın bir şeyleri sezmiş olduğundan şüphelenirken bile bu kadar kendimi kaybediyorsam, Sarp gerçekleri öğrendiğinde ne hallere düşecektim?
Tüm düşüncelerime rağmen bozuntuya vermemeye çalıştım ve, ''Ne varmış halimizde?'' diye sordum gereğinden hırçın bir şekilde. Sonra durumu açıklamasını istermiş gibi tekrar Sarp'a döndüm. ''Sarp Bey?''
''Sirp Biy.''
Kaan'ın beni taklit etmesiyle şaşkınca ona baktım. Bir kez daha Sarp'a dönmüştüm ki, o sesli bir iç çekerek, ''Boşuna çırpınma, güzelim,'' dedi.
Bunlar iyi hoş sözler de, Kaan'ın yanında söylenir mi?
''Söylenmez!'' diye adeta haykırdım. Ama kimse buna takılmadı. Kaan çoktan kendi yolunu bularak, ''Ooo,'' yaptı sınıfın haylaz çocuğuna özenerek. ''Güzeli de olmuşsun.''
''Olmadım,'' dedim. ''Ben değil, bana demedi.''
Sarp gergince geriye doğru yaslanarak bu sahneyi izlemeye koyulurken, kontrol çoktan Kaan'a geçmiş gibiydi. Kaan cıkcıklayarak başını sağa sola salladı ve parmağıyla beni işaret ederek, ''Sana dedi,'' dedi. ''Boşuna dedi. Çırpınma dedi.''
Kaan'ın durumu anlamış olmasını çözmek zor değildi. Bu itirazlarımın üzerine, bir de Sarp'ın bana hitabının ardından inkar etmek gibi bir şansım kalmamıştı. Sarp'ın aramızdakini kuzenine anlatma hakkı olduğunu düşünerek ona döndüm ve, ''Anlattın mı?'' diye sordum daha sakin çıkan sesimle. Kaan'ın bizimle bol bol uğraşacağının farkındaydım, ama eğer anlattıysa Sarp'a kızamazdım.
Sarp daha soruma bir yanıt veremeden, ''Ben kendim anlarım,'' dedi Kaan havalı bir şekilde.
''Anlamaz mısın?''
Sarp oturduğu yerde öne doğru eğilmiş, elini yumrak haline getirmişti. Dişlerinin arasından sarf ettiği bu sözlerin arından Kaan ona bilmişçe bakmaya devam etti. Kuzeninin şerrinden pek korkan bir halini yoktu.
Ben ise seslice ofladım. Elimdeki tepsiyi Sarp'ın çalışma masasına bıraktım ve, ''İki dakika kahve yapmaya kayboldum işler sarpa sarpmış,'' dedim ve ellerimle önce Kaan'ı sonra Sarp'ı işaret ederek ekledim. ''Daha doğrusu Kaan, Sarp'a sarmış.''
Sözlerim Kaan'ı güldürdü. Ona ters bir bakış attım ve bakışlarımı Sarp ile buluşturdum. O ise şirket çatısı altında gülmemeye yemin etmiş gibi hafif garipseyen ama bir o kadar da sırıtan bir ifadeyle bana bakıyordu. Tek kaşını kaldırıp hafif bir alayla baktığında kalbime bir şey oldu, ama görmezden gelmeye çalıştım.
''Espri yapabildiğine göre rahatsız değilsin.''
Başımı sağa sola salladım. Kaan felaketi denilen bir şey vardı ve bu şey resmen tüm gücüyle üstüme geliyordu. Görev ve Sarp derken Kaan'ın birçok puan almasına izin vermiştim. Kendimi bir an önce toparlamalı ve tüm galbiyetlerini Kaan'ın kursağında bırakmak için kolları sıvamalıydım.
İşte beklediğim intikam yemini.
''Öyle bir şey demedim,'' diye itirz ettim hemen ve sakinleşmeye çalışarak Kaan'ı işaret ettim. ''Bunu sindirmeliyim. Çıkıyorum ben.''
Arkamı dönüp kapıya yöneldiğim anda, ''Işıl, buraya gel,'' diye adeta bağırdı Sarp. Haddinden fazla ve gereksiz yere yükselen sesiyle hızla ona döndüm ve çattığım kaşlarımın altındaki koyu harelerimle ona baktım. O ise yaptığının farkına varmış bir şekilde yüzünü ekşitmişti.
''Ne bağırıyorsun be!'' diye çemkirdim oldukça çirkef bir tonda. Göz ucuyla Kaan'ın eğlenen ifadesinin geri geldiğini görebiliyordum.
Adam resmen kaosdan besleniyor.
Sarp daha sakin bir ifade takındı ve,''Çıkmanda bir mahsur yok,'' dedi yumuşak bir tonda. ''Kalabilirsin.''
Sesini anın gerginliğiyle istem dışı yükselttiğini anlamış olsam da, ''Çıkmak istiyorum ama,'' dedim inatlaşır gibi.
''Sen çıkma ben çıkarım.''
Sarp, Kaan'ın sözüne hemen atıldı. ''Çık.''
''Çıkmayacağım,'' dedi Kaan bu defa.
Gözlerimi devirmemek için kendimi tutarak tekrar odayı terk etmeye yeltenmiştim ki, ''Işıl, kal lütfen,'' dedi Sarp.
Kaan'ın sesini de işitmem uzun sürmedi. ''Evet, Işıl. Kal lütfen. Dünden beri özlemiştir seni.''
''Utandırma kızı.''
''Işıl mı utanacak?''
Odadaki varlığım sürmesine rağmen hakkımda devam eden bu konuşmayla kaşlarımı çattım ve daha farklı bir noktaya takılarak Sarp'ın masasına doğru adımladım. ''Dün görüştüğümüzü nereden biliyor?'' dedim hesap sorarcasına.
Sarp ters ve bıkkın bakışlarını kuzenine çevirerek dişlerinin arasından konuştu. ''Peşime adam mı taktı ne yaptı kim bilir.''
Kaan hakkında sarf edilen bu kelimelerle ikimize de kınayıcı birer bakış attı. Kendisinin Sarp'ı gözetlemesi için birilerini tutmuş olma ihtimali Sarp kadar benim de aklıma yatmıştı. Ama görünen oydu ki bizim böyle bir şeye ihtimal vermemiz Kaan'ın gözünde yadırganacak bir şeydi. Kendisiyle hiç karşılaşmamış olmalıydı.
''Yok o kadar delirmedim henüz,'' dedi Kaan ve sonra kendinden emin bir şekilde güldü. ''Ben kimsenin peşine adam takmam. Millet kendi kendini ele verir.''
Bu iddialı sözlerin aslı varsa Kaan'ın aramızdaki ilişkiyi öğrenmesine şaşmamak lazımdı. Yine de nasıl anladığına dair güçlü bir merak hissediyordum. Sarp, Kaan'a ters bakışlar atmaya devam ederken, ''Manyak herif,'' diye söylendi. Sinirlenince bile ayrı bir sevimli mi oluyordu ne?
Çok tatlısın güzelsin. Şekerci mi baban senin?
Sarp'ın varlığının beni asıl meseleden saptırmasına izin vermeyerek aklımdaki soruya cevap bulmaya çalıştım. ''Nasıl anladın sen?'' diye sordum Kaan'a. ''Hem de bu kadar çabuk.''
Kaan bu sorum üzerine sesli bir iç çekti. Haline bakılırsa kendisine bu sorunun yöneltilmesini bekliyor olmalıydı. Bu halini garipseyerek ona kıstığım gözlerle bakarken o, koltuğuna iyice yayıldı ve gururla anlatmaya başladı:
''Geçen akşam yerinde durmadın ki,'' diyerek Sarp'ı işaret etti. ''Sürekli bir telefon kurcalamalar, kaçıp kaçıp gitmeler,'' dedi ve bana doğru dönerek sır verircesine ekledi. ''Şahsen ben en son lisede bu halde gördüm Sarp'ı. Bir Yasemin vard...''
Sarp'ın başına doğru fırlattığı kalem Kaan'ın sözünü böldü. Zihnim çoktan Yasemin'e odaklanmış, duyduğum bu isim etrafında birçok senaryo üretmeye başlamıştı. Yasemin Sarp'ın sevgilisi miydi? Aralarında ne vardı?
''Ah! Acıdı,'' diye söylendi Kaan bedenini Sarp'a çevirerek.
Sanki Sarp ile anlaşmış gibi aynı anda, ''Acısın!'' diye bağırdık.
Gereksiz Kaan ikimize de birer bakış attı ve başını ovdu. ''Siz senkronize şekilde konuşmaya da başlamışsınız.''
Sarp'a kaçamak bir bakış attığımda kısa bir anlığına göz göze geldik. Gülecek gibi oldum, ama bunu yapmadım. Beynimin içerisinde kıskanç bir Defne vardı sanki ve Yasemin adını işittikten sonra silahlarını kuşanmış savaşa hazırlanmıştı.
Savaşa gerek yok trip atsan yeter.
Elbette böyle bir şey yapmayacaktım. Yasemin aklımı kurcalamış olabilirdi, ama Sarp'ın lisede kimden hoşlandığı beni ilgilendirmiyordu ki.
Kaan ortamı gerdiğinin farkına varmış olacak ki, atmosferi düzeltmek adına mantıklı bir hamlede bulunarak, ''Her neyse ne anlatıyordum?'' diye sorarak sorusunu kendi yanıtladı. ''Ha, işte Sarp baya ele verdi kendini,'' dedi ve sırıtarak bana baktı. ''Sana ölüp bittiğini de bildiğimden taşların yerine oturması uzun sürmedi.''
''O taşlar başına düşeydi,'' diye mırıldandım vahşi gözlerle Kaan'ı tehdit ederken.
O ise oyuncu bir alınganlıkla bana baktı ve sonra beni şikayet edercesine Sarp'a yönelerek, ''Yengem iyi güzel de,'' dedi. ''Şiddete pek meyilli.''
İşittiklerimle anın gerginliğinin verdiği bir hisle parlamam uzun sürmedi. Dişlerimi birbirine bastırdım ve ellerim Kaan'ı haklı çıkarmak için yemin etmişler gibi yumruk halini alırken, Kaan'ı vurabileceğim en doğru yerden vurmaktan çekinmedim.
''Sen var ya sen, Çisem'i rüyanda görürsün!''
Kaan anında bana döndü. ''Deme öyle,'' dedi ve sonra imalı bir şekilde sırıtarak sadece benim görebileceğim bir şekilde Sarp'ı işaret etti. ''Ne kadar sıcaksın, Işıl. Hemen sizi unutup sene geçti.''
Bu sözlerin ne anlama geldiğini anlamıştım. Kaan'ın dudaklarından dökülenler bir uyarıydı. Zira biz çoktan Kaan ile aramızda bir samimiyet kurmuştuk ama Sarp'ın bundan tamamen haberi var sayılmazdı. Sarp yanımızda oldukça Kaan ile aramdaki resmiyeti bozmamıştım. Ta ki Kaan bizi bildiğini açıklayana kadar.
Aldığım uyarıyla, ''Affedersiniz, Kaan Bey,'' dedim.
''Şaka kız.''
Kaan'ın gülerek söylediği sözler üzerine Sarp araya girdi. Kuzeninin tam aksi bir tonda, ''Kaan, çık,'' dedi.
''Ne?'' diye sordu Kaan şaşkınca. Sarp da tekrar etti. ''Çık.''
Kaan bu sözü üçletmedi. Oturduğu yerden kalktı ve bana doğru muzip bir bakış attıktan sonra Sarp'ı işaret ederek, ''Sevgiliyi buldu beni unuttu,'' dedi. Bu canımı sıktı. Ona ters ters bakarak gözlerimle Kaan'ı açıkça tehdit ettim. Sarp'ın da benden aşağı kalır yanı yoktu.
''Tamam tamam,'' dedi Kaan. ''Kızmayın,'' diye ekledi ve ikimizi de işaret ederek devam etti:
''Sizin adınıza çok sevdim. İyi buldunuz birbirinizi.''
Bu sözler Sarp'ı memnun etmiş gibi sırıttı. Kendinden emin cevabı gecikmedi. ''Biliyorum.''
''Havalara bak,'' dedi Kaan ve daha fazla konuşmayarak odadan çıktı. Ben ise neredeyse sesli bir iç çekecektim. Sarp'daki de nasıl özgüvendi ya rabbi!
Gözün yüksekte senin. Burnun havada senin. Geziyor bulutlarda pilot mu baban senin?
Kaan'ın ardından kapanan kapıya minnetle bakarak ağır çekimde ve afallamış bir ifadeyle Sarp'a döndüm. Oturduğu yerde kalkmış, küçük adımlarla masasının önüne ilerlemekteydi. Dudaklarımı birbirine bastırarak mahcup bir şekilde ona baktım ve, ''Şükürler olsun dersem ayıp etmiş olur muyum?'' diye sordum.
Ciddi bir hale büründü. Bir an için ileri gittiğimi düşündüm, ama Sarp başını sağa sola salladı ve, ''İkimizin yerine de söyle,'' dedi.
Kulaklarımı dolduran sözlerle kollarımı önümde bağladım ve, ''Kahveni bana yaptırdığın yetmiyormuş gibi bir de senin yerine de mi konuşacağım?'' diye sordum kaşlarımı soru sorarcasına havalandırırken. ''Yakında nefesini de ben alırım.''
Sözlerim Sarp'ı şaşırtmış olacak ki, benden bunları işitmeyi beklemediği ifadesinden harfiyen okunur hale geldi. Hafif bir şaşkınlık biraz da bıkkınlıkla bana bakarak, ''Bu kahve meselesini aştık sanıyordum,'' dedi düz bir sesle.
Adam seni istemeye gelse, utanmadan kahveni kendin yap diyeceksin!
''Yuh!'' diyerek iç sesime karşılık verdim. Karşı yanıt Sarp'dan geldi.
''Ne oldu?''
''Hiç,'' diyerek geçiştirdim ve beceriksizce gülümsedim. ''Aştık tabii. Şaka yapmıştım.''
Bir daha yapma.
Sarp küçük açıklamama karşılık olarak başını salladı. Sonra ellerini ceplerine daldırarak, ''İyi,'' dedi. ''Gelsene buraya.''
Ona doğru ufak adımlar atarken dışardan bakan biri için yaramazlık yaparken annesine yakalanan bir çocuğu andırdığımı tahmin edebiliyordum.
''Kahven mi bitti?'' diye sordum merakla. Sarp'ın beni neden yanına çağırdığına anlam arıyordum.
Bu kafayla daha çok ararsın. Bulur musun bilinmez.
Beni yerden yere vurmayı görev bilen iç sesimi duymazdan gelerek Sarp'a odaklandım. O ise umursamazca yarısı dolu olan fincana bir bakış attı ve, ''Ağız tadıyla içemedim ki,'' dedi.
İçimi anında yabancısı olduğum bir his doldurdu. O, o kahveyi içebilsin diye dağları bile delerdim sanki.
''Yapayım mı yine?'' diye sordum aceleyle.
Bu sözlerim Sarp'ı şaşırtmış olacak ki, ''Bunu sen mi söylüyorsun?'' diye sordu hayretle.
Haklıydı da. Sonuçta ona kahve yapması gerektiği için haftalarca bir isyan etmediği kalan bendim. Ama şimdi de böyleydi işte. Değil kahvesini yapmak, ellerimle içirirdim.
Sende başka sihir var büyücü mü baban senin?
''Hı hı,'' diye mırıldandım Sarp'a cevap olarak. Aldığı yanıttan memnun bir şekilde gülümsedi. Sesli bir nefes aldı ve, ''Kahveyi boşver,'' diyerek elimi kavradı. Beni kendine doğru yanaştırarak, ''Gel,'' dedi bir kez daha. Tam önünde durduğumda alnıma bir buse bıraktı. Bu ise kıkırdamama neden oldu. Keyifli halim Sarp'ı da gülümsetirken, ''En büyük engelimiz Kaan'dı,'' dedi. Bunu söylerken yine nazikçe çenemi kavramış yüzüne bakmamı sağlamıştı. ''O da bildiğine göre rahat olabiliriz. Öğlen rahat rahat yemeğe çıkarız. Takılmaz peşimize.''
İşittiklerimle tereddütlü bir biçimde dudaklarımı ısırdım. Kaan'dan bahsediyorduk. Bizi rahat bırakacağından çok bırakmayacağının garantisi vardı.
Sarp bu halimi yakalamış olacak ki, soru soran gözlerle bana baktı. Cevabını geciktirmedim ve, ''Emin miyiz?'' diye sordum son sözlerini kast ederek.
Kısa bir an ciddiyete büründü. Ama gerçek bir ciddiyetten ziyade oyuncu bir hal vardı üzerinde. Sorumun yanıtını biliyor, iş olsun diye düşünüyordu sanki. Sabit bir noktaya dikmiş olduğu gözleri tekrar bana döndü. ''Değiliz.''
Güldüm. Bu sırada kapı tıklatıldı ve anında birkaç adım geriledim. Sarp araya yeterli mesafe koyduğumdan emin olduktan sonra boğazını temizledi ve tekrar kendi ciddiyetine bürünerek, ''Gir,'' diye seslendi kapıya doğru.
Kapı aralandı ve içeri Ferit Bey'in yardımcısı olan İnci girdi.
''Günaydın, Sarp Bey,'' dedi kız geniş bir gülümsemeyle. ''Ferit Bey sizinle görüşmek istiyor.''
Sarp kaşlarını çatarak kıza dikkatle baktı. Sonra başını hafifçe eğdi ve, ''Daha bir saat önce birlikte kahvaltı ettik,'' diye mırıldandı sadece benim duyabileceğim bir tonda. Saniyeler içerisindeyse başını tekrar kaldırarak kıza baktı ve çıkabileceğini işaret ederek, ''Peki geliyorum,'' dedi.
Kapı kapandı ve İnci dışarı çıktı. Sarp ise kapıya yöneldi. Yanımdan geçerken yine o sahte ciddiyete büründü ve, ''Siz de gelin bari asistan hanım,'' dedi. Gülümsememek için kendine ustalıkla hakim olurken. ''Ama not defterinizi unutmayın.''
''Niye?'' diye sordum bacaklarımı Sarp'ı takip etmek adına harekete geçirirken. ''Foyamız ortaya mı çıkar?''
Sarp kapının koluna uzanırken, ''Yok,'' dedi. ''Aklını yormanı istemem.'' Sonra kapıyı açtı ve tekrar ciddiyete bürünüp odadan çıkmadan evvel bana kendinden emin bir gülüş bahşetti.
''Ben yeterince işgal ediyorum zaten.''
Dudaklarım şaşkınca aralandı. Buna rağmen güldüm. Sarp odasından çıkıp, sesimi yükseltmediğim takdirde beni duyamayacak olsa da, ben Kaan'ın dakikalar önceki sözlerini taklit ederek arkasından gittim. ''Havalara bak!''
Sarp'ın sergilediği bu hareketler benim için çok yeniydi ve bu haline ayak uydurabilecek miyim, dengemi tutturabilecek miyim bilmiyordum. Ama emin olduğum bir şey vardı, bu çatı altında bu hallerinin bana özel olduğunu bilmek kalbimin hoplaması için yetmişti.
